kEditor - Yararlı Bilgiler / Din ve İnançlar / İslam ve Demokratikleşme

http://www.keditor.com/bilgi_din_ve_inanclar_176.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Din ve İnançlar

İslam ve Demokratikleşme


Giriş

“Bir inanç sahibinin diğer dinler hakkında söylediği hiçbir ifade o dinlerin taraftarlarınca doğru olarak tastik edilmedikçe, doğru değildir.”
Cantwel Smith

“Çocuklarınızı kendi ahlakınıza göre eğitmek için zorlamayınız. Çünkü onların doğduğu çağ sizin doğduğunuz çağdan farklıdır.”
Hz. Ali

“Her biriniz için bir kanun ve bir yol tayin ettik. Allah dileseydi, hepinizi bir tek ümmet yapardı. Fakat sizi, her birinize verdiği şeylerde imtihan edecek. O halde durmayın, hayırlı işlerde yarışın.” (Maide 48)

Demokrasi tartışması çağdaş dünyanın en temel tartışma konularından biridir. Siyasal bir araç olarak başvurulan bir kavramsallaştırma olduğu gibi, ilkesel düzeyde ele alınışı da güçlüdür. Bir “emperyalist demokrasiden” bahsedilebileceği kadar; bir “halkların küresel demokrasisinden” de bahsedilebilir. Halklar açısından “emperyalist demokrasinin” istenir bir şey olmadığı kesindir. 'Halkların küresel demokrasisinden bahsedilirken anlatılmak istenilen olay ise daha özgürlükçü, daha eşitlikçi ve katılımcı bir siyasal yapıdır. Elbette demokrasiyi bir siyasal yapıdan ibaret görmek yanlıştır. Siyasal yapı tarafından içerildiği kadarıyla kültürel hoşgörü ve çoğulculuktur da.

İslam tartışması da en az demokrasi tartışması kadar doğuda ve batıda gündemi oluşturan diğer temel tartışmalardan biridir. İslamiyet’in doğu ve batı için aynı şeyi ifade etmediği kesindir. Batı açısından İslamiyet enerji kaynaklarını kontrol eden, aynı zamanda büyük bir pazar da teşkil eden bu nedenle ekonomik olarak ilişkide bulunulması gereken ikincil önemde bir konudur. 11 Eylül eyleminde olduğu gibi batının içine kadar sızabilse de İslamiyet batının her şeye rağmen bir iç sorunu değildir ve batı açısından İslamiyet’in demokratik dönüşümü, İslamiyet’in savaşla kontrol altına alınması gibi sıradan bir seçenektir.

Doğu için ise İslam’ın demokratik dönüşümü bir iç sorundur ve birincildir. Doğu gerek batıyla gerekse de kendi içinde girdiği savaşlar nedeniyle harabeye dönüşmüştür. Savaş doğu için bugün artık bir seçenek değildir. Bu doğunun teslim olmaması anlamına gelmemelidir. Ama doğunun teslim olmaması için öncelikle bir irade haline gelmesi gereklidir. İradesi olmayan ve direnişi bir kuru gürültüden öteye gidemeyen bir Ortadoğu kendini teslim olma ayıbından kurtarabilir mi? Nitekim halkların iradesini ortaya çıkaramayan, güce dönüştüremeyen Ortadoğu, Afganistan ve Irak örneğinde olduğu gibi savaş temelinde bir çıkışı başarıya taşıyamadı ve en kötüsünden bir teslim olmayı yaşadı. Türkiye ve Suriye örneklerinde olduğu gibi “ne savaş, ne barış” temelinde bir direniş seçeneği ortaya koymaya çalışan ülkelerde irade beyanlarından daha kötü, daha olumsuz bir iradi konuma düştüler ve bu ülkelerin bir iradesinin olmadığı açığa çıktı.

Bu objektif durumun nedeni bu güçlerin batıya direnmek istemesi değildir. Aksine bu ülkeler ve tabii diğer Ortadoğu ülkeleri de, kendi içinde parçalı ve zayıf düşmüş durumdadırlar. Birleşirse dünyanın en temel siyasal güçlerinden olabilecek Arap toplumu yirmi iki ülkeye bölünmüştür. İran kendi içinde yaşadığı sorunları şiddetle çözümlemekten vazgeçmemiştir ve parçalanma tehlikesi halen bir ihtimal olarak varlığını sürdürmektedir. Türkiye, İslam-anti-islam, Kürt-Türk olarak bölünmüş durumdadır ve birlik anlamına gelecek barışçıl gelişmeden mümkün olduğunca uzak durmaya devam etmektedir. Geriye kalan ulusların tümü kendi içi9de çakışmalıdır ve bu ulusların kendi iç çatışmalarının yanısıra bölgenin değişik uluslarının birbirleriyle çatışmaları bölgeyi güçten düşürmektedir. Bütün Kuzey Amerika’yı ve bütün Avrupa’yı tek bir çatı alında toplayan bir siyasal bir oluşum, Ortadoğu için yakın gelecekte görünmemektedir.

Ortadoğu’da önümüzdeki on yıllar için görünen durum ise daha fazla şiddet, çatışma , parçalanma ve tüm iddialarının aksine daha fazla bağımlılıktır. Bu durum elbette bir kader değildir ve buna karşı mücadele etmek gerekmektedir.
Birliğin zemininin halkların birliği olduğu açıktır. Mevcut bölünme halkların yararına değildir ve Türk-Kürt, Kürt-Arap, Arap-Fars, Şii-Sünni çatışmasından da halkların elde edecekleri bir yarar bulunmamaktadır. Bölünmenin nedeni parçalanmış halk kitleleri üzerinde egemenliklerini sürdüren batıya yaslanmış siyasal rejimlerdir. Bu rejimler milliyetçilikleri ve sözde ulusal bağımsızlıkçılıklarıyla halkların parçalanmasının ve sömürgeleştirilmesinin en başta gelen mümessilleridirler. Bu oluşumların ve şiddete dayalı siyaset anlayışının aşılarak çok uluslu , çok kültürlü hoşgörüye ve uzlaşıya dayalı bir demokratik Ortadoğu federasyonunun oluşturulması Ortadoğu’nun mümkün olan tek çıkış yoludur.

Ortadoğu kimliği tartışılırken, İslamiyet’in görmezden gelinmesi mümkün müdür? Yarattığı siyasal yapıdan, yol açtığı kültüre kadar doğru bir İslam tartışması yapmak demek, her kesin üzerinde görüş birliğine vardığı bir İslam tanımına ulaşmak demek değildir. Öncelikle hepimizin farklı bir İslam tanımının olabileceğini kabul etmektir. İkinci, üzüncü kaynaklara baş vurmaya gerek kalmaksızın bütün Müslümanların üzerinde anlaşabileceği bir Kur-an metni çatın vardır. İmanın şartları, İslam’ın ilkeleri olarak ortadadır ve bu konuda her hangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Geriye kalan Kur-an’ın pratik konularda yorumu sorunudur ki, Kur-an, açıtça bireye hitap etmiştir ve kitlesel olarak bir cennet cehennem vaadi ya da azabından bahsedilmemiştir. O halde dinin yorumunun bireysel düzeyde ele alınması ve dinin tanrı ile kul arasındaki özel ilişki olarak yorumlanması hem en dorusudur, hem de dini, etnik, iktisadi cemaatlerin çakışmasının sona erdirilmesinin an pratik çözümüdür. Diğer yandan eşitlik ve özgürlük ilkelerini odağına alan demokratik bir toplumun dayanak noktasının açığa çıkması açısından da İslam’ın bireyi esas alan vurgusu çok önemlidir.
Kuşkusuz din bireyi kuşatan ama topluma değmeyen ve devleti etkilemeyen bir olgu değildir. Toplumsal yaşamda ve siyasal süreçte de kendini hissettirecektir. Ancak bireyin özgürlüğünün her anlamda garantiye alındığı ve birey olarak süreçlere katılımının yeterli mekanizmasının oluşturulduğu, insanların bireyler olarak birbirleriyle ilişkiye geçebildikleri ve böylece hem birbirlerini ve hem de siyasal yapıları etkileyebildikleri bir ortam şarttır. Dinin yorumlanması sürecinden onun yaşama aktarılmasına kadar
bireyin güçlü temsili en önemli husustur.

Bu çalışmanın amacı bu temelde tanımlanabilecek bir “Demokratik İslam” anlayışına ulaşmaktır.
Birinci bölüm daha çok genel olarak dinin evrimi ve dinsel düşünenin gelişimi, bu dinsel gelişim sürecinde İslamiyet’in yeri, İslam’ın çıkış koşulları ve İslam’ın dayandığı temel dini ve felsefi akımlardır. Bütün bunlar İslam’ın ne olduğunun anlaşılabilmesi için gerekli olan konulardır.

İkinci bölümde İslam’ın demokratik yorumu temelinde; İslam toplumunun siyaset, iktidar, demokratik yapılanma, liderlik anlayışı ve kadın, şiddet, birey, toplum konularındaki yaklaşımı değerlendirilmek istenmiştir. Elbette 1400 yıllık monarşik gelenek İslam’ın anti-demokratik yorumunun da mümkün olduğunu bize göstermektedir ve bu anti-demokratik yorum genelde Ortadoğu insanının iliklerine kadar işlemiştir. Ancak İslam’ın tek doğru yorumu bu değildir. İslam bugün demokratik bir anlayışla yeniden dirilebilir ve İslam’ın yeni, doğru ve demokratik bir yorumu Ortadoğu insanına güç verebilir, katkı sunabilir.

İslam’ın demokratik yorumunu ele almadın önce İslam’ın demokrasiyle bağdaşamayacağını iddia eden yaklaşım ve eğilimleri, amaçları ve yöntemleri boyutuyla ele aldık. Coğrafyamızda anti-demokratik kişilik yapılanmaları ve kısa vadeli çıkarları nedeniyle demokrasi karşıtlığı yapan çok geniş katı dinci ve anti-dinci kesimler var. Bunlar İslamiyet’in demokratikleşmemesi için ne gerekiyorsa yerine getiriyorlar. Bizler tabi ki, siyasal anlayış olarak bu kesimlerin teşhirinden ve onlara karşı mücadeleden yanayız.

Demokratikleşme bir niyet değil mücadeleyle ulaşılması gereken bir hedeftir. Aynı zamanda bir mücadele biçimidir.
İslam’ın demokratikleştirilmesinden kastettiğimiz şey, Kur’an’ın reformdan geçirilmesi yada demokratikleştirilmesi değildir. Kur’an tabi ki, ilahi bir kelamdır ve değiştirilemez, yeniden düzenlenemez, reforme edilemez. Ancak Kur-an yorumlanabilir. Bu güne kadar ki, Kur-an yorumlarını gözü kapalı kabul etmemiz ya da reddetmemiz için bir neden yok, içinde yaşadığımız koşullarda Kuran’ın ruhuna uygun bir siyasal örgütlenme, toplumsal yaşam nasıl oluşturulabilir bunu tartışmak istedik. Başta bu tartışma süreci olmak üzere tartışmanın pratikleşmesi sürecine kadar bütün süreçlere bütün Müslümanlar katılmalıdırlar. Dinin yorumundan uygulamasına kadar bütün süreç Müslümanların tümünün orak iradesini yansıtabilmelidir. Düşünme hakkı, karar verme hakkı tanınmayan bir Müslüman’ın bizimle din kardeşi olduğunu iddia etmemiz bizim kardeşlik anlayışımızın yanlış olduğunu gösterir.

Sadece Müslümanlar için değil Müslüman olmayan insanların da süreçlere tartışma ve karar alma temelinde katılması ve uygulamaya dahil olması bir zorunluluktur ve ilkesel değeri vardır.

Son olarak demokratikleşme ve laiklik konusunu ele aldık. Demokratikleşme tartışmasının devletten bağımsız ele alınamayacağı açıktır. Anlamlı bir din devlet ilişkisinin tanımlanması açısından bu zorunluluktur da. Öte yandan Ortadoğu’da dinin algılanışı nasıl anti-demokratik temelde ise laikliğin algılanışı da anti-demokratik temeldedir. Laikliğin dine karşı cihat anlamından çıkarılarak demokratik bir temelde yeniden yorumlanması da bir zorunluluktur.

Konu başlıklarına geri dön - İslamın Demokratikleşmesi

Gülbahar Köker
gulbahar, Son Güncelleme: 29.06.08

     

 Yukarı çık