
İslamiyet'in Çıkış Koşulları - Bölgenin Sosyo-Ekonomik Durumu
B- İslamiyet'in Çıkış Koşulları
1- Bölgenin Sosyo-Ekonomik Durumuna Genel Bir Bakış
İslamiyet’in doğup geliştiği bölgenin coğrafi, ekonomik, sosyal, siyasal durumunun ele alınması, sonradan gelişmiş bulunan sürecin hangi temeller üzerinde yükseldiğini anlamak açısından önemlidir.
Arabistan yarım adasını coğrafi temelde ele aldığımızda, Arabistan topraklarının üretim, ulaşım ve dolayısıyla da insan yaşamı ve kültürel gelişimi açısından elverişsiz olduğunu görürüz. İlginç olan bütün bu konularda imkan sunması ve elverişli olması beklenen doğudan ve batıdan bölgeyi kuşatan denize kıyı bölgelerde aynı pozisyondadır. Kızıl Deniz ve İran körfezi bu temelde değerlendirilebilir. Kızıl denizin mercan kayalıklarıyla dolu oluşu ve İran körfezinin sığ kayalıklardan oluşması nedeniylede yarımadanın limanları yoktur, sahip olduğu kıyılar ürkütücü, dar ve düz bir şerit halinde uzanırlar. Kıyıları ve limanlarıyla kullanılan tek yer Aden’dir.
Arabistan yarım adasında güneydeki Hecer nehri dışında çöller doğu bölgesindeki stepler ve batıdaki eksi volkanik kayalıklar kütlesini temsil eden engebeli dağlık bölgeler arasında ulaşım ve haberleşmeyi sağlayacak olan tek bir nehir yoktur. Yarım adanın çeşitli bölgelerini birbirine bağlayan Şirhan, Rumma, Devasir ve Hedramevt gibi önemli vadileri bu konumları nedeniyle önemlidir. Yarım adada iklime bağlı olarak bazı yerler suken bazı yerlerde susuz kalmıştır. Kıyılarda ve güney batıya doğru uzanan muson bölgelerinde yağış alırken göl ve nehirlerin bulunmadığı diğer kesimleri ise kurak kalmışlardır. Bu durum bölgeyi köklü biçimde ikiye ayıran objektif koşulları oluşturmaktadır. O kadar ki verimli ve bereketli güney adeta bir Aden cennetiyken, bölgenin kuzey doğusu uçsuz bucaksız çölleriyle tam bir yeryüzü cehennemidir.
İslam’ın çıkış sürecinde yarım adanın yaşam tarzını belirleyen temel öğe ticareti saymazsak, topraktır. Fakat yarım adanın büyük kısmı çöllerle kaplıdır. Böyle olunca gerçekte çobanlığa da çok fazla elverişli olmamasına rağmen, tarıma özellikle elverişsizliği nedeniyle hakim yaşam tarzı göçebe çobanlıktır. Araplar bu göçebe toplulukları Bedevi olarak adlandırırlar. Bu toplulukların temel ulaşım aracı devedir. Yağışların bol olduğu ilkbahar mevsimi bolluk dönemi olurken yağışların durup kuraklığın başlamasıyla kıtlık dönemleri de başlar ve insanlar küçük topluluklar halinde seyrek ağaçlık yerlerde su başlarında toplanırlar. Tahıl üretimi yapılan bölgeler çok fazla değildir. Arabistan’ın asıl ürünü hurmadır. Vahalarda yaşayan topluluklar hurma ağacına “ağaçların sultanı” derler. Hurmadan ve ağacından bir çok yönlü yararlanılması onun bu biçimde nitelenmesini haklı kılar. Bedevi topluluğun temel besin maddeleri, hurma ve deve sütüdür. İç içe ve ortaklaşa yaşayan nüfusu ise hurma yetiştiricileri, tahıl, meyve ve sebze yetiştiricileriyle, köylü ve şehirliler teşkil eder. Göçebe çobanlık yapanlar vahalardaki küçük topluluklar üzerine askeri üstünlük kurmuşlardır. Bu yüzden tarımcı topluluklar göçebe çobanlara sığınmak zorunda kalırlar. Ve buna karşılık onlara “Havva” adında bir vergi verirler.
Tüm bu gerçeklik içinde toplulukların her şeye rağmen barış içinde yaşamalarını gerekli kılan asıl önemli olgu ise ticarettir. Gerçi ticaret aynı zamanda bir çatışma nedenidir de. Ama buradaki barışı özgür koşulların doğurduğu bir barış böyle bir kardeşçe ruhun yarattığı barışçı bir atmosfer değil de koşulların dayattığı ve güçlünün koşullarını gözeten ve güçsüze ihtiyaç duyduğu için onu da yaşatamadan edemeyeceği bir ilişki düzeni olarak algılamak en doğrusudur. Yani bu barış esasta zorunluluğun imkanların sınırlılığının yarattığı bir barıştır. Ticaretin gelişmesini sağlayan en temel araç “çöl gemisi” olarak nitelendirilen devedir. Öyle ki on yedi gün hiç su almadan elli yedi derece sıcakta yürümeyi başarabilen bir özelliğe sahip olan deve ile olumsuz çöl koşulları ve kızgın sıcağa rağmen seyahat yapılabilir. Bu seyahat-ulaşım imkanın varlığından ötürüdür ki, ticaretin yapılması mümkün olabilmektedir. Ticaret kervanları güney Arabistan’la Mezopotamya arası yine Akdeniz ülkeleri Doğu Afrika ve Uzak Doğu arasında mal getirip götürmektedirler. İki yönlü gelişen bu ticari etkinlik Pazar ve panayır yerleri gerektirmiştir. Bu Pazar ve panayırlarda daha çok bir kaynağın ya da tapınağın yakınında kurulmaktadır. Yine aynı anlayış doğrultusunda vahalarda kurulan küçük şehirlerin yanı sıra çölde de kasabaları andıran yerleşim yerleri oluşturulmuştur. Bu kasabalar tüccarlar, zanaatçılar ve köylülerden oluşur. Zamanla göçebe kabilelerde daha uygun ve güvenilir bir yaşam sürmek için gelip bu kasabalara yerleşmişlerdir.
Yaşamsal zorluklar nedeniyle bir araya gelen bu küçük topluluklar kabile temelinde örgütlenmişlerdir. Her kabilenin bir atası bulunmaktadır. Ve yine her kabile alt örgütlere, ailelere ayrışmıştır. İlişkiler kendi içinde görece özgürlükçü ve barışçı dışa karşı kapalı ve çatışmalıdır. Çatışmalar eşitsiz maddi kaynaklardan, zenginlik farklarından, kıskançlıktan kan davası haline gelen kısır tarihsel düşmanlıklardan, dinsel aykırılıktan aynı dinin değişik kabilelerinin birbirlerine karşı düşmanlıklarından merkezi otorite yokluğu nedeniyle süregelen diğer kabileler üzerinde etkinlik kurma çabasından vs. kaynaklanır. Bu çatışmalarda can kaybı sınırlı bir amaç iken asıl amaç “gasp”tır. Bunun o zamanın Arabistan’ındaki adı, “gaza”dır. Adam öldürmenin bedeli yine bir ölümle ödendiğinden hoş görülmezken gasp olumlanan bir özelliktir. Bir yazılı devlet hukuku bulunmazken geçerli olan hukuk, kabilelerde bin yıllardan bu yana süre gelen “cana can, göze göz, dişiye dişi yaralamada ödeşmeye” kısasa kısas kuralıdır. Bu ise sürekli yenilenen bir öç alma mekanizması doğurmuştur.
Kabile içi eşitlik objektif bir durumdur. Gerçekte eşitlik hep çiğnenegelen bir ilkedir. Her kabilenin değişik üyeleri servet ve zenginliklerine göre statülendirilirken, kabileler erkek gücüne -savaşçı sayısına- göre eşitsizliklerini pekiştirdikleri gibi özgür yurttaşlar, mevali, (kölelikten kurtulmuş ancak özgür yurttaşlarla eşit haklara sahip olmayan alınıp satılmayan suç işleyince hürlerin yarısı kadar bir cezaya çarpıtılan ara gruplar) ve köleler (bunlara cariyeler dahildir) biçiminde bir genel sınıflandırma da mevcuttur. Öte yandan mal varlıkları itibariyle güçlü kadın kabile üyeleri bulunsa da kadın ile erkek üyeler arasındaki eşitsizlik yoksul ailelerin kız çocuklarından kurtulmasını meşru gören bu anlamda ölüme gönderen bir anlayışı onaylayacak kadar derindir. Fakat yaşanılan bir kuraklık kıtlık ya da beklenmeyen bir savaş durumunda bu eşitsizlik yine herkesin yoksulluğu temelinde eşitlenir. Köle sahibi olmak meşru görüldüğü halde göçebe toplumda yerleşik toplum gibi iş gücü yoğun bir organizasyonun bulunmayışı nedeniyle köleler çoğunlukla serbest kalırlar.
Tüm bu yaşama düzeni içinde Arapların kültürel yoksunluğundan bahsedilebilir. Sanat ve edebiyat tek düze ve geridir. Bundan dolayı olsa gerek yol göstericilere büyük değer biçilmektedir. Edebiyat daha çok şiir temelindedir ve şairler tanrısal bir ruhun aracısı gibi görülürler. Ayrıca put tapımı yaygın olduğu için bir heykelcilik ticaretinden ve dolayısıyla da bir heykel sanatından söz edilebilir.
Konu başlıklarına geri dön - İslamın Demokratikleşmesi
Gulbahar Koker
|
|
|