AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Din ve İnançlar

Mitolojik Düşüncenin Çıkış Koşulları Ve Toplumlar Üzerindeki Etkisi


Mitolojik Düşüncenin Çıkış Koşulları Ve Toplumlar Üzerindeki Etkisi
Günümüz insanlığının düşünsel düzeyini ve toplumların gelişim seyrini doğru analiz edip, yaşanmakta olan sorunları ve çözüm arayışlarını gerçekçi belirleyebilmek için tarihsel kökenlerini irdelemek ve oluşum koşullarıyla birlikte ele alıp değerlendirmek gerekmektedir.

İleride de göreceğimiz gibi Sümerler ile başlayıp çağımızda Batıda zirveleşen Ben merkezci düşünce karakteri tarihi doğru ele almamız önünde en büyük engelleyici güçtür. Geçmişi ele alıp değerlendirirken bu gerçeği her zaman göz önünde bulundurmak ve bundan sıyrılmaya çalışmak daha doğru değerlendirmeler yapmamıza ve daha gerçekçi sonuçlar açığa çıkarmamıza yardımcı olacaktır.

Tarihi ele alırken dikkat etmemiz gereken bir başka nokta Doğu mu yada Batı mı sığ ikilemine düşmemektir. Konuyu bu ikilem çerçevesinde ele almak güncel sorunları daha baştan yanlış tahlil etmeye ve çözümsüz bırakmaya götürecektir bizi.

Hem tarihin hem de günümüzün birbiri içinde gizlenen gerçekliğinden hareketle mitolojik düşünceyi ele almak önem kazanıyor. Mitolojik düşüncenin kaynağı olması açısından Sümer örneği üzerinde durmak insanlığın daha sonra ulaştığı düşünce düzeylerini ve uğradıkları kırılmayı anlamak açısından önem taşır. Çünkü Sümerler ile birlikte başlayan uygarlık tarihi öyle bir zihniyet yapısıyla şekillenmiştir ki, ondan önce varolan yüz binlerce yıllık toplumsal tarihi adeta görünmez kılmış yada yarattığı zihniyet yapısıyla tarihi çarpık ele almaya götürmüştür. Günümüz Batı uygarlığının Ben merkezci yaklaşımının temelini atması açısından da Sümer mitolojisi önemlidir.

Genelde Avrupa dışı, özelde Doğu toplumlarının kendi tarihsel rollerini doğru kavramaları günümüzde özgüven geliştirme ve kendi doğru gelişimlerini yaratma imkanını ortaya çıkaracaktır. Batı uygarlığının emperyalist yanının en tehlikeli yönü, ideolojik egemenlik yönüdür. Bu egemenlik kırılmadan, siyasal ve ekonomik gelişme yoluna özgürce girmek ve sağlıklı, hakça bir dünya düzeninden pay sahibi olmak mümkün olmayacaktır. Avrupa uygarlığının temel bir dayanağı olan bireysel insan hakları kavram ve hukukuna da resmiyet kazandıran bireycilik oluşmadan önce yüz binlerce yıl süren primatlardan çıkan maymunsulaşan bir grubuna çok yakın insanı toplumsallaştırmak için çok büyük çabalar harcanmıştır.

Tüm ilkel fetişizm, animizm, totemizm, çok ve tek tanrılı dinsel yapılar esasta insan türünü düzene ve topluma bağlama savaşını yürütmüşler, bu konuda çabalarını eksik etmemişlerdir. Anaerkillik, ataerkillik, büyücülük, Şamanizm, rahiplik ve peygamberlik kurumları hep insanı hayvani güdülere tabi olmaktan çıkarıp, toplumsal kurallara ve düzene tabi kılmak içindir. Bunun için seçilen yöntemler çok acılı, acayip ve anlaşılmaz gibi gelebilir. Başta insanın kurban edilmesi olmak üzere, çeşitli sunular ve törenler ilkel eğitim sürecinin bir parçası olarak görülüp hep türün toplumsal gücünü ortaya çıkarmak içindir. Vahşi toplum deyip geçmemek gerekir. Uygarlığı doğuran, hayvanlıktan çıkmak ve doğayı hizmetine uygun hale getirmek için insan soyunun büyük soylu çabaları olarak görülmelidir. Bu çabalar olmasaydı biz olmazdık. Bilinçsizliğin her an cehenneme dönüştürebileceği doğa koşullarından bir cennet dünyasına yol almak, bu çok acılı ve zahmetli toplumsallaşma yolundan geçmektedir. İtici zorlukları anlatan cehennem kavramı insan zihnine ilk temel kavramlardan biri olarak yerleşirken, cennet kavramı hep umuda, geleceğe ve gerçekleşen insanca dediğimiz yaşama çağrı kavramıdır.

Gülünç bulduğumuz mitolojiler ve dinler yaratılırken, bu insanın nasıl insan olduğu hikayesinin hiçbir zaman unutmamak gerekir. Fizikten bir kanunla karşılaştırırsak, güneş enerjisini oluşturan Hidrojen atomlarının birleşip Helyum atomuna dönüşmesi gibi toplumsal enerji ve patlamanın ortaya çıkması için bu toplumsallaştırma olgusuna ihtiyaç vardır. Ana, ata, totem, tanrı, büyücü, rahip ve peygamber kişilikleri bu sürecin yaratıcı kurumları olarak anlaşılırsa, toplumsallığı daha doğru kavramış olacağız. Batı veya Avrupa uygarlığının temel bir özelliği olarak yaklaşık ve ağırlıklı olarak geliştirdiği bazı yönleriyle bu ters süreç, yani kendi çıkarına uygun görmediği toplum yapılarını dağıtıp, bireyi özgürlük adı altında şahlandıran deneyimidir. Tarihin tüm kralları ve zenginlerinden daha otoriter ve zengin kapitalist kişi ve kurumları bu ters felsefenin ürünüdür.

Bugüne kadarki köleci toplum teorileri bu ters felsefenin de etkisiyle soyut kalmış, fazla açıklayıcı olmamıştır. Özellikle Sümer somutu çözümlenmediği için sınıflı toplum oluşumu olduğu gibi ortaya konulamamış, günümüz çelişkileri de doğru çözümlenememiş, alternatiflerini yaratmada zayıf kalınmıştır. Roma ve Atina köleciliğine bakılarak genel bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu örnekler köleliğin olgunlaşma ve çürüme aşamasında taşıdığı özellikleri tanımlamak açısından bir anlam ifade edebilir. Ama uygarlık tarihini ve sınıflı toplumu oluşumunun ana kaynağında inceleyemezsek dolayısıyla çok büyük farklılıklar içeren özelliklerini olduğu gibi somutun ana hatları içinde gerçekçi ve doğru gözlemleyemezsek, doğru bir tarih bilincine ulaşmak mümkün olmayacak, yapılacak tanımlamalar birçok hayati eksiklik ve yanlışlık içerecektir. Sümer toplumunun üzerinde önemle durmamızın nedeni, tarihin kendisinde başladığı gelişim çizgisini somutta olduğu gibi kavramak içindir.

Şimdi Sümer somutunun doğru incelenmesi hem Sümer öncesi neolitik topluma ait yaratılan değerleri tespitimize, hem de günümüz toplumlarına yaptığı kaynaklığı ve bıraktığı mirası doğru tanımlayabilecektir. İnsanlığın oluşum seyrinde nasıl ki Dicle ve Fırat’ın yarattığı alüvyonlu toprak üzerinde Mezopotamya gerçekliği hem doğuya, hem de Batıya kaynaklık etmişse Sümer de; Doğudan batıya dünyanın birçok merkezine sadece mitolojik değil, bu temelde ideolojik döl yatağı olmuştur. Dinler tarihi incelendiğinde kısmi özgünlükler ve biçimler dışında Sümer Mitologyasından bir milim bile şaşılmadan izlendiği ve onun ruhuna sadık kalındığı şaşırtıcı bir biçimde ortaya çıkar. Yine sınıfsız toplumun doğal gelişiminin ve yaratıcılığının aksine sınıflı toplumun toplumcu bir dogmatizm olarak adlandırabileceğimiz bir gelişim çizgisine sıkı sıkıya bağlı kaldıklarını göreceğiz. Kapitalizmin,hatta reel sosyalizmin de etkisinde kaldığı ne denli etkileyici bir zihniyet yapısı oluşturduğuna tanık olacağız. Tarihin tüm özgürlüksel çıkışlarına rağmen değişmeyen ne kadar çok şey olduğunu Sümer örneği kadar çarpıcı açıklayan bir örnek daha -en azından şimdilik- bulmak zor herhalde. Sınıflı toplumu sadece başlatan değil, aynı zamanda gelişen tarihin sınıflı karakterini de garantiye alan bir zihniyet yapılanmasının oluşum merkezidir Sümerler.

Hiçbir ideoloji Sümer mitolojisi kadar insan üzerinde bu kadar etkili olma şansına kavuşmamıştır. Sümerlerin bu mitolojileri nasıl oluşturup teoloji haline getirdiklerine, buna bağlı olarak bir devlet ve ideoloji olarak düzenleyip nasıl daha sonraki tüm dinsel ve felsefi akımların, dolayısıyla bilimlerin dayanağı ve başlangıç kaynağı yaptıklarına,yine edebiyat ve sanata da çatı ilkeler biçimleri olarak nasıl anlam bulduklarına şaşmamak işten bile değildir. Kaynak çok önemlidir. Bu kaynak çözümlenmedikçe, tüm tarihler eksik kalmaya ve yanlış yazılmaya mahkumdur. Sümer bu nedenle çok önemlidir. Ve ne yazık ki, bu önem yeni yeni anlaşılmakta ve çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. S. N. Kramer’in “.... olgunlaşmış ve düşüncelerini yansıtan Sümerli düşünürlerin çoğu evrenin kökeni ve işleyişiyle ilgili olanlar da dahil her sorun üstünde mantıklı ve tutarlı bir biçimde düşünecek zihinsel yeteneğe sahiptirler. Onları engelleyen şey, ellerinde bilimsel veri olmayışıydı.” (S. N. Kramer, Tarih Sümer’de Başlar Syf. 110) Diyerek Sümerli düşünürlere hayranlığını dile getirmek kadar bilim çağı olarak adlandırılan çağımız üzerinde ne denli güçlü bir etki bıraktıklarına da işaret etmiş olmaktadır. Yine Joseph Campbell, “....Sümer çamur bahçesinde sanki bu küçük kentlerin çiçekleri aniden açıyormuş gibi dünyanın bütün gelişmiş uygarlıklarının tohumunu oluşturan bütün kültürel işaretler görülür. Bu gelişimi basit köylülerin zihni çabasına bağlayamayız. Maddi sanatların ekonomik belirlenimle doğurduğu mekanik bir sonuç da olamaz. Açıkça ve gerçekten insanlığın yeni düzeninin ürettiği zihin ve bilimin insanlık tarihinden daha önce görülmemiş bir biçimdeki bilinç ürünüdür. - bu kadarı güvenle söylenebilir-. Yani profesyonel, tam zamanlı çalışan, eğitim gören ve katı bir biçimde örgütlenmiş olan tapınak rahibinin ürünüdür. Uygar yaşamın yeni esini öncelikle uzun ve titiz dikkatli deneme ve sınamalarla yapılan gözlemlerle ortaya çıkarılan keşfe dayanır.”(J. Campbell, İlkel Mitoloji, 2. Baskı Syf. 150) sözleriyle aynı sonucu doğrulamaktadır.

Yazının Devamı >> Sümer Mitolojisi ve Etkileri

Gülbahar Köker
gulbahar, Son Güncelleme: 28.06.08