AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Din ve İnançlar

Yunan Mitolojisi Ve Etkileri


Yunan Mitolojisi Ve Etkileri
Sümer uygarlığı gün ışığına çıkana kadar Yunan uygarlığı sınıflı toplum oluşumunun kaynağı olarak değerlendirildi. Buna bağlı olarak köleci toplum çözümlemeleri bir çok yetersizlik ve yanılgıyı içinde taşıdı. Zaman ve mekandan kopuk Grek uygarlık çözümlemeleri bir yandan Avrupa’nın benmerkezci yaklaşımının tarihsel dayanağı haline getirildi, bir yandan da kapitalizme alternatif olma iddiasıyla ortaya çıkan sosyalizmin sınıflı toplum çözümlemelerinde yetersizliklere yol açarak, alternatif ideolojik kimlik oluşumunda ciddi yanılgıların ortaya çıkmasına ve en somut örneğini reel sosyalizmde gördüğümüz gibi karşıtına dönüşmeye yol açtı. Sümer mitolojisinin yerleştirilip, özgürleştirilmesiyle diğer uygarlık oluşumlarına kaynaklık ettiği kanıtlanmış olmakla birlikte bunun çok kapsamlı bir araştırma konusu olduğu açıktır. Ancak Grek mitolojisine ana hatlarıyla da olsa değinmek tarihsel dayanaklarını doğru değerlendirmek, güncel olarak da yaşanan bir çok yanılgıyı gidermek açısından önem taşıyor.

Avrupa’nın güneydoğusunda Yunanistan yarımadasının coğrafik yapısı onun tarihsel, toplumsal gelişiminde kuşkusuz ki, etkin bir role sahiptir. Günümüzde bilgi, iletişim ve ulaşım tekniğinin ulaştığı düzey ile coğrafik konum belirleyici olmaktan çıkmış ve ancak üzerinde şekillenen kültürle bir anlam ifade eder hale gelmiştir. Kapitalizm öncesi toplumsal sistemlerde ise hem üretim biçimi üzerindeki etkisi, hem de diğer uygarlıklardan etkilenme biçimi ve düzeyini belirlemede oynadığı rol nedeniyle coğrafik konum genellikle belirleyicidir.

Yunanistan yarımadasının engebeli dağlık coğrafyası, denizlerle çevrili oluşu, yerleşim ve yaşam biçimi üzerinde önemli bir role sahiptir. Bahçe, bağ tarımı, yaygın olmayan hayvancılık, su ürünlerinin bolluğu Yunan mitolojisinin önemli bir dayanağıdır. Öte yandan bir yarım ada ve adalar bütününden oluşan Yunanistan Asya-Avrupa ve Kuzey Afrika’ya da deniz ve kara yoluyla ulaşım kavşağı konumundadır.

Grek uygarlığının doğuşunda bu konumlanışın payı büyüktür. M.Ö. 5000 li yıllarda, Verimli Hilal neolitik devriminin dalgaları tüm Avrupa’ya yansımıştır. Dolayısıyla Verimli Hilal neolitik devrim yaratımlarıyla geç de olsa tanışmış, bu konuda hazır değerlere kavuşmuşlardır. Neolitik devrimin yayılmasında göze çarpan en belirgin özellik coğrafik konumlanışı ve özelliklerinden kaynaklı olarak tarımın Mezopotamya’da olduğu kadar yaygınlık kazanmamış olmasıdır. Neolitik kültür etkileri de bu nedenle Mezopotamya’daki kadar güçlü değildir. Toplumsal zihniyetin şekillenmesinde daha az bağlayıcı etkileri vardır. Grek özgülünde geçerli olan daha çok neolitik değerlerle özümsenme yanıdır. Bu dönemde Hint-Avrupa dalgası adıyla tarihe geçen neolitik yayılmanın kaynaklık ettiği diğer önemli bir gelişmede genel bir halklaşma ve kavimleşmeye doğru gelişmenin Avrupa’da yaşanmasıdır. Ortadoğu topluluklarında daha MÖ. 6000 lerde yaşanan özgünleşmeye dayalı etnik grupların oluşması 1-2 bin yıllık bir gecikmeyle MÖ. 4000-5000 yıllarında Avrupa’da tekrarlanmaktadır.

Grek uygarlık biçimlenmesinde daha da önemle üzerinde durulması gereken nokta uygarlık oluşumunun beslendiği kaynaklardır. Nasıl ki, Sümerler neolitik devrimin yaratımları üzerinde muazzam bir çıkışa yol açıp şehir devrimine ve diğer uygarlık yaratımlarına damgasını vurmuşsa; Grek de Sümer kaynaklı Mezopotamya değerleri üzerinde mükemmel uyarlamalarla uygarlık tarihinde farklı bir gelişim çizgisine öncülük etmiştir. Sümerler nasıl neolitik değerlerin özümsenmesi kadar inkarının da kaynağı olmuşsa, Grek uygarlığı da Ortadoğu kaynaklı uygarlık değerlerinin güçlü özümsenmesinde orijinal bir örnek olmuş, bir o kadar da beslendiği kaynakların inkarı mantığını güçlendirmiştir. Grek uygarlığı deyim yerindeyse Avrupa’da kapitalizmin çıkışında önemli rol oynayan sentez yeteneğini daha uygarlığa adım atarken göstermiştir.

Adeta Sümer, Mısır ve ikinci elden etkiledikleri uygarlık değerlerinin bileşimi Yunan uygarlığında ifadesini bulmuştur. Burada hakkı teslim edilmesi gereken bir nokta varsa o da, özümseme yeteneğidir.

Grek mitolojisinin şekillenmesinde en belirleyici kaynak Sümer mitolojisidir. Sümer kaynağını Anadolu ve Fenike üzerinden alırken, uğradığı değişim ve dönüşümden de yararlanmıştır. Yakın doğudaki en eski tanrıça kültürü olan Kibele (Luvi dilinde ve Kültepe tabletlerinde Kubaba olarak da geçer) kültürü, tanrıça Artemis olarak şekillenmiştir. Yine Anadolu mitolojisindeki şarap ve meyve tanrısı Tarhuzza, “Dionysos” olarak özümsenmiştir. Yine Afrodit’in mitolojilerde Kıbrıs kıyılarındaki köpüklerden doğması da mitolojik bağlılığı yansıtan önemli bir örnektir. Hitit ve Hurrilerdeki gök tanrısı Telepiniu ve hava tanrısı Teşup geleneği de Batı Anadolu’dan Grek’lere taşınarak, giderek ana tanrıçaya karşı üstünlük kazanan Apollon’a dönüştürülmüştür.(Apollon, Yunanca’da “parlak” ya da “saf” anlamına gelmektedir. Yunan mitolojisindeki en etkili ve saygın tanrılardan biridir) Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür. Ancak Yunan mitolojisindeAntik Yunan Mitolojisi tanrılar tanrısı olarak tanımlanan Zeus’un Girit doğumlu olması daha fazla örneklemeye gereksinim duyurmayacak kadar mitolojik bağımlılığın güçlülüğünü kanıtlayacak bir örnektir. Mitoloji alanında yürütülen araştırmalar Yunan mitolojisindeki Zeus’un Babil tanrısı Marduk’la, Kronos’un Enki ile ilişkili tasarımları olduğunu kanıtlamaktadır.

MÖ. 1500lere kadar adı bile duyulmayan Grek mitolojisi beslendiği kaynakların zenginliğine denk bir zenginlikte bir mitoloji olarak geliştirilmiştir. Uygarlığın en az maddi değerleri kadar, hatta ondan daha fazla manevi değerlerinin zaptı gerçekleştirilmiştir. Çoğu zaman neredeyse dünyanın en zengin mitolojisi olarak kabul edilen Grek mitolojisinin dayandığı zemin çözümlendikçe “yaratılış” değil, “oluşum” gerçeğinin söz konusu olduğu açığa çıkmaktadır. Zaten Yunan mitolojisinde tanrılar Sümer mitolojisinde olduğu gibi varlıklarını dayandırdıkları bir zemin olmadan birden bire ortaya çıkmış değildir. “Kaos denilen başlangıçtaki boşluktan ilk üç ölümsüz varlık olan Gaia (Toprak ana), Eros ve Uranos’un oluştuğu ve daha sonraki tanrıları doğurdukları biçiminde daha kapsamlı bir izaha gereksinim duyulmuştur.

Grek mitolojisinin beslendiği kaynaklardaki evrene ve tanrılara ilişkin inanışlar (ve doğal olarak etkileri) burada söz konusu olmazdı. Çünkü, daha MÖ. 2000lerde Sargon’la başlayan köleci emperyalizm süreci etnik yapılar üzerinde baskıcı yüzünü göstermeye başlamış ve etnik yapıların direnişleriyle karşılaşmaya başlamıştı. Babil tanrısı Marduk’ta en net ifadesine kavuşan tanrı karakterinin neolitik toplulukları tarafından kabul görmesi beklenemezdi. Özellikle Sümer’de ve öteki Mezopotamya uygarlıklarında yine Mısır’da mitolojik düşünce sınıflı toplumun oluşmasında öyle bir zihniyet yapılanması oluşturmuştur ki, sistemin akılcı eleştiriye tabi tutulması coğrafik konumunun da etkisiyle bu zihniyet yapılanmasından daha az etkilenen Yunanistan’da bile başarılamadı. Greklerin de yaptıkları daha çok bu maddi koşulların da etkisiyle bir çok kanaldan ithal ettikleri mitolojik düşünceyi kendi koşullarına uyarlamak ve bir Grek Mitolojisi “oluşturmaktı”. Daha önce var olduğu söylenen eski tanrılar var olan koşullara yanıt veremeyip verimliliklerini yitirdiklerinden Girit’ten, Tanrılar Tanrısı Zeus ithal edilerek yeni yaratım kaynağına dönüştürülecektir. Zeus son Titan Kronos’un oğlu olmakla birlikte aynı zamanda onunla yoğun bir savaşım içinde olduğu da anlatılır. Bu savaşımın anlatıldığı Kronos-Zeus miti Grek dünyasına ithal edilen mitolojilerin nasıl bir evrime uğradığının da öyküsüdür aynı zamanda. Grek düşünce dünyasının değişim sürecini anlatması bakımından birer tarihi belge olarak da değerlendirilebilir. Tanrılara içerilen karakter o dönemdeki toplumsal yaşayış, toplumsal hafıza ve ütopyanın ana hatlarını oluşturur.

Tüm bunlardan ortaya çıkan en önemli sonuç, ithal ile edinilenin akılcı sentezinin gerçekleştirildiği ve bunun sonucunda düşünce dünyasında felsefeye daha yakın duran bir mitolojik izaha kendini kavuşturmadır. Titanları mitolojide yenilgiye uğratmada en temel güç kaynağı Zeus ve tanrılar kurulundaki diğer tanrıların daha gelişkin yetki ve yeteneklerle donanmasıdır. Öyle ki, Homeros Zeus’u “insanların ve tanrıların babası”olarak niteler.

Yunan mitolojisi Mezopotamya’da ve Mısır’daki gibi rahipler tarafından yaratılmamıştır. Mitolojinin sistemleştirilmesini daha çok ozanlar üstlenmişlerdir. Zaten Grek’de rahip kastı yoktur. Aslında tanrılar da öyle bilinmez, erişilmez olmayıp insan tasarımlı- insan biçimlidirler. Grek tanrılarıyla çoğu zaman alay edilebilir. Korkutucu özellikleri daha azdır. Elbette bu etkin olmadıkları anlamına gelmez. Ancak Zeus örneğinde de görüldüğü gibi en etkili silahları kılık değiştirmeleridir. Aslında Ortadoğu’da halkların direnişiyle karşılaşan ve meşruluklarını yitirmeye başlayan tanrı modellerinin zayıflığı kavranmakta, bir anlamda değişim yeteneği ile donatılarak kendisini ayakta tutması sağlanmaya çalışılmaktadır.

Grek mitolojisi özellikle Yunan şairi Hesiodos ile felsefeye yakın açıklamalara kavuşmuştur. Hesiodos özellikle Babil Yaratılış Destanı (Enuma Eliş) başta olmak üzere dönemin bir çok mitolojik kaynağından beslenerek, “Theologia”sını (Tanrı bilimi) yazmıştır.

Ticarette elverişli konumu ve ticaretle yoğun gelişen fikir alış verişleri Ortadoğu kazanımlarının giderek yoğunlaşan bir düzeyde Yunanistan’a taşınmasında en temel etkenlerden biri olmuştur. Bir yandan köleci toplum birikimleri bir yandan da köleci sistem karşıtı direniş ve arayışlar Yunanistan’a taşınarak Batı uygarlığının temel karakterlerini şekillendirmiştir.

MÖ 7. Ve 6.yy.larda Grek yarımadasında etnik yapılı federasyondan sınıf temeline dayalı merkezi bir köleci devlet yapısı doğar. Sümer, Mısır ve hatta tüm Ortadoğu köleci kent devlet yapılanmalarında rahip sınıfının etkin rolünün aksine Yunan’da rahip sınıfı ikinci plandadır. Şüphesiz bunda mitolojinin ithal yoluyla oluşturulmasının önemi büyüktür. Ortadoğu’da dogmatik zihniyetin köklü oluşundan kaynaklı giderek hanedanlık kuruluşları önem kazanırken, Grek ve İtalya örneğinde cumhuriyetçi yön ön plana çıkar.

Ortadoğu devlet yapılanmalarının baskıcı karakteri karşısında neolitik değerlerin de etkisini yoğun taşıyan halklar tüm mücadelelerine rağmen-dogmatizmin etkisinden kaynaklı- buna denk sonuç alamamakta, Grek uygarlığı adeta bu mücadelelerini asıl ürünlerinin açığa çıktığı yer olmaktadır. Grek uygarlığının tarımın yanında ticaretin kazandığı öneme paralel olarak daha rasyonel bir ideolojiye sahip olması da bu gelişmede kendisine ait kolaylaştırıcı özelliklerdir. Özellikle tüccar sınıfı için laikliğe yakın diyebileceğimiz bir konumlanış, rahip ve hanedan yönetim tarzından çok daha fazla çıkarlarına uygun düşmektedir.

Kısaca tanımlamaya çalıştığımız Grek uygarlığının en önemli başarısı şüphesiz felsefi düşünce tarzına ulaşmasıdır. Ortadoğu’da ve dünyada köleci uygarlığa karşı direniş ve reformlar tek tanrılı dinlerle sonuçlanırken Grek uygarlığı bunda felsefi düşünce tarzına ulaşarak sonuç çıkaracaktır. Zerdüşt’ün peygamberce olduğu kadar- hatta daha fazla- filozofça arayışları Ortadoğu’nun tek tanrılı dinlere giden yolu açarken Grek onun filozof yanını felsefi düşünce tarzına ulaşmanın basamağı yapacaktır.

Yazının Devamı >> Köleci topluma karşı ideolojik kimlik arayışlarının doğuş koşulları

Gülbahar Köker
gulbahar, Son Güncelleme: 28.06.08