AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Din ve İnançlar

Köleci Topluma Karşı İdeolojik Kimlik Arayışlarının Doğuş Koşulları


Köleci Topluma Karşı İdeolojik Kimlik Arayışlarının Doğuş Koşulları
Sümer mitolojisi ve ona dayalı şekillenen köleci uygarlık verimini kanıtladıkça kölenin zihinsel ve ruhsal yapılanması üzerindeki etkisini korumuş ve yaygınlaşmıştır. Başlangıçta yarattığı refah düzeyinin tüm toplum açısından daha gelişkin bir yaşam düzeyini ifade etmesi nedeniyle çelişkili karakteri açığa çıkmamıştır. Ancak sistemin oluşması ne kadar iknaya dayalı gerçekleştiyse sonraki kurumlaşma ve yayılma süreçleri de aynı oranda başlangıçta saklı olan çelişkili karakterinin açığa çıktığı süreçler olmuştur. Gerek üretim biçimlerinden kaynaklı hammadde ihtiyacının karşılanması sürecinde etnik yapılarla yaşadığı çelişkiler, gerek üretimden kopan yönetici sınıfın giderek artması ve sömürü karakterini derinleştirmesi hem sistem içi, hem sistemin dışından sisteme yönelik birçok mücadelenin gelişmesine neden olmuştur.

Başlangıçta belirleyici rol oynayan rahipler giderek önemlerini yitirmiş, başta politik, daha sonra askeri komutanlık önem kazanmıştır. Önceleri tüm üst tabakanın çıkar birliğinin ifadesi olarak Panteon’dan tanrılar arasında var olan kolektivizm de, artan çelişkiler nedeniyle değişmiş, yerini tanrılar arası çatışmalara bırakmıştır. Başlangıçta rahip kimliğinin temsilcisi olan tanrı Enlil’in yerini giderek politik sınıfın etkinliğini arttırmasına paralel olarak Enki almıştır. Sistemin yürütülmesinde kurnaz tanrı Enki şahsında politik sınıfın yükselen konumunun ideolojik gerekçesi yaratılmıştır. Aynı şekilde askeri komutanlığın öne geçmesi süreçlerinde de bu, mitolojik ifadeye kavuşturulmuş, Babil tanrısı Marduk, babası Enki’nin yerine geçerken en belirgin özelliğini ve en temel uygulama yöntemini aynı zamanda annesi olarak da mitolojilerde ifade edilen ana tanrıça Tiamat’a ölümcül darbeyi vurarak ve gövdesinin parçalarını bir daha birleşmemesi için yer ve göğe savurarak ideolojik bir kılıfa büründürmüştür. Marduk’la birlikte köleci sistemin monark, despot, imparator süreçlerine geçiş yapılmaktadır. Köleci sistemin gelişim aşamalarında bir diğer önemli özellik, başlangıçta insan biçimli de olsa yönetici sınıf şahsında ancak temsil edilebilen tanrının yerini, giderek asalaklaşan sömürü karakteri derinleşen tanrı-kralların almasıdır. Panteonlar artık üretim merkezleri değil, tanrılar savaşının kızgınlaştığı, iktidar mücadelelerinin yoğunlaştığı bir yerdir. Ancak Panteon’da gerçekleşen savaşımdan çok daha fazlası halkların yaşam gerçeğinde ifadeye kavuşmuştur.

Sistemin iç ve dış çelişkileri büyüdükçe giderek tutuculaşmış ve zor devreye girmiştir. MÖ 2 binlerde 3. Ur Hanedanı ve Orta Hanedan dönemlerinde restorasyon denemeleri olmuşsa da, restorasyon öze ilişkin olmadığından sonuç alamamıştır. Sistemin iç ve dış karakterli çelişkileri sürekli büyüme göstermiştir. “Sargon’un acımasız ve zorba yöntemleriyle sistemi dışarıya taşırma çabaları sülalesinin yüz yıldan fazla sürmesine imkan vermemiş, aynı zorbalıkla tasfiye olmaktan kurtulamamıştır. Orta hanedanın ömrü de çok kısadır.”

Sistemi restorasyonlarla sürdürmenin koşullarının kalmamasının en önemli nedeni, üretim pratiği içinde yetkinleşen ve gücünü tanıyan köle için rahip yaratımlarının eski olağanüstülüğünü yitirmesidir. Başlangıçta mucizevi bir güç olarak kabul gören ve köleyi büyük bir iknayı yaşatarak yeni bir toplumsal sisteme sürükleyen mitolojiler, giderek sömürü karakteri derinleşen egemen sınıfın maskeleme aracına dönüşmüştür.

Kölenin üretim pratiğinden aldığı güç ve yaşadığı değişim karşısında tanrı-kralların öldüklerinde kendileriyle birlikte diri diri mezara gömdürdükleri kölelerin varlığını anlatan dev mezarlar kabullenilmesi zor bir çelişkiye dönüşmüştür.

Etnik yapılar Sargon’la başlayan sürecin uygulamalarının giderek yetkinleştirilmesinin baskısı altında kalmışlardır. Babil ve Asurlular dönemi Sargon’u aratmayan Hammurabi’yle başlayan (m.ö. 1900) ve Assurbanipal ile sona eren (m.ö. 625) 1300 yıllık saldırı konumlarıyla Ortadoğu’nun tüm etnik yapılarını dehşete boğmuşlardır. Özellikle Asurlular etnik varlıkların alt-üst edilmesini, etnik hareketlerin kurutulmasını temel amaçları olarak görmüşlerdir. Adeta sistemin hammadde gereksinimi katliamlara dayanmadan gerçekleştirilemez duruma gelmiştir. Dış baskılar yoğunlaştıkça, etnik yapılarda etnik bilinç gelişmiş ve bu bilinç çerçevesinde gelişen direnişler karşısında uygulanan baskı ve zulüm de katmerleşmiştir.

Sistemin yozlaşmasına ve baskıcı karakterinin yoğunlaşmasına paralel olarak giderek toplumun daha geniş kesimlerini kapsayan zihniyet devrimi ihtiyacı kendisini dayatmıştır. Buna paralel olarak isyanlarda artışlar yaşanmıştır. İçine sokulan cendere her geçen önemli süreçte daha da zorlanmakta, inanç malzemesine kuşku artmaktadır. Tanrıların bu kadar vicdansız olmamaları gerektiği artan tempoda zihinde ve ruhlarda yankı bulmaktadır. Yalvarma ve isyan duyguları derin acı mırıldanmaları giderek tahammülsüz bir hal almaktadır. Sistemin ‘Eyüp’leri çoğalmaktadır. Acı ve sabrın peygamberi Eyüp, ruh ve zihniyet yapısındaki tarihi değişikliğin peygamberidir. Bu süreci temsil etmektedir.

Bir başka açıdan kendilerini tanrılaştıran ve tanrıların başlangıçta gözükmeyen cezalandıran sıfatını, uygulamalarında yoğunca gösteren tanrı-krallar iyice tanınmış ve insan oldukları anlaşılmıştır. Yalnızca inanç değişikliği de değil, mitoloji ve teolojinin yetersizliğe düşmesinden kaynaklı felsefi düşüncenin de başlangıç tohumları bu tarihsel zeminde atılmıştır.

Giderek tutuculaşan sistemin baskıcı karakteri, karşı direniş cephesini genişletmekle birlikte, ideolojik çıkışlarla verilen yanıtlar toplumsal kültür ve düşünüş özelliklerine göre farklılıklar taşımaktadır. Örneğin Aryen topluluklarda Zerdüşt çıkışı şekillenirken, Greklerde felsefe, İbrani kabilelerinde tek tanrılı din anlayışı ön plana çıkmıştır. Farklı çıkışlar gibi görünse de özünde aynı tarihsel zeminde şekillenmiş, birbirlerini etkilemiş ve köleci sistemin ideolojik üst yapısının kırılmaya uğratılıp aşılmasında her bir çıkış kendi cephesinden pay sahibi olmuştur. Tek tanrılı dinler daha da gelişerek yeni bir çağın -feodal çağın- şekillenmesine damgalarını vurmuşlardır.

Yazının Devamı >> Zerdüştlük ve Etkileri
 
Gülbahar Köker
gulbahar, Son Güncelleme: 21.04.08