AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Din ve İnançlar

Hıristiyanlık Ve Etkileri


Hıristiyanlık Ve Etkileri
Hıristiyanlık da, İbrani geleneğine dayalı olarak şekillenmekle birlikte Yahudilikten oldukça farklı karakter taşıyan bir dindir. Babilli Nemrutların geleneğinde yetişip onlara karşıtlık temelinde farklı bir dine yönelmesine benzer bir şekillenme söz konusudur. İsa da Yahuda geleneğinden etkilenmekle birlikte resmi kahin Yahudiliğinden kopuşun ifadesidir.

Tek tanrı fikri evrenselliğe açık bir kavramlaştırma düzeyini ifade eder. Yahudilik kavimle özdeşleştirilmiş olduğundan dar kalmıştır. Evrensellikten çok, şovenizmi doğurmuştur. Köleci Roma imparatorluğunun genişleyen sınırları (Akdeniz bir Roma gölü konumundadır.) içinde yaşanan çelişkiler karşısında yanıt olacak verimlilikte değildir. Kavimsel niteliği nedeniyle ağırlık kazanan sınıfsal çelişki karşısında da bir çözüm gücü niteliğinde değildir. Yahudiliğin özünde köleciliğe karşıtlığın olmadığı On Emir’den de anlaşılmaktadır. On Emir’den birinde belirtilen “soydaşının evine tamah gözüyle bakmayacaksın, komşunun karısına, kölesine, cariyesine, öküzüne, eşeğine ve onun malı olan hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin” buyruğunda bu durum açıkça ifade edilmektedir. Dolayısıyla Yahudilikte gerçekleşen daha çok bir kavmin varlık ve güçlenme sorununun çözüme kavuşturulmasıdır. Ancak sınıflaşmaya dayalı olarak kavimsel özellikteki dar yapılanması Yahudiler için bile çözüm olma gücünden uzak olmasını beraberinde getirmiştir. Mesih inancı Eski Ahit’te de vardır. Çünkü kavimsel gelişmeye paralel olarak yaşanan sınıflaşma yeni çelişki ve çözümsüzlükleri de beraberinde getirmiştir. Daha Greklerden etkilenme süreçlerinde aristokrat kesim Sadukiler mezhepleşmesine giderken, Roma’da gelişen işbirlikçi Yahudi kahinliği bu gelişmenin yaygınlaşmış ifadesi olarak rol oynamıştır. Köleci toplumun derinleşen baskılar karşısında resmi Yahudi kahinliği Roma İmparatorluğu’nun Yahudilere dönük baskıları sürdürmesinin bir aracı konumuna gelmiştir. Yahudilik başlangıçta özgürlükçü özelliklerini yitirmiştir.

Köleci Roma’nın üstünlük dönemlerinde yoksulların arayışını ifade eden Esseniler adlı hareketin gelişmesi de bu tarihsel zamanla yakından bağlantılıdır. Hareketin Yahya adlı önemli bir vaizinin öldürülmesiyle İsa’nın isyan dönemi başlamıştır. Daha önce de Partizanlar olarak isimlendirilen çeşitli karşı çıkışlar olmuşsa da, çarmıha germe cezasıyla ölüme mahkum edilmekten kurtulamamışlardır. İsyan döneminden önce İsa çarmıh yapan bir marangozdur. Bu dönem İsa’nın vicdani sorgulamasında önemli bir role sahiptir. Tüm bu vicdani sorgulamaların ve Esseniler tarikatının etkilenmeleri sonucu Milat olarak kabul edilen başlangıçlara kaynaklık edecek düzeyde önemli bir çıkışa yol açmıştır.

İsa’nın yol açtığı hareketin dünyayı giderek etkilemesi, genelde Roma köleciliğinin sınırlarının genişliğine paralel olarak kültürel alışveriş ve etkilenmelerinde artışı, özelde yoksullara dayalı evrensel ideolojik kimlik şekillenmesi ile yakından bağlantılıdır. Köleci toplumun yoğunlaşan çelişki ve arayışları İsa ile bir çıkışa dönüşmüştür.

İsa’nın çıkışında özellikle başlangıç aşamasında dönemin Roma valiliğinden çok işbirlikçi Yahudi kahinliğine karşıtlık vardır. Hatta dünyevi iktidarın “Sezar’ın hakkı” olduğundan bahsetmiştir. Yahudi kahinliği çoktan özünü yitirmiş, köleci Roma imparatorluğuna maddi çıkar bağları ile bağlanmış ve yoksullar üzerinde yürütülen sömürü ve baskı düzeninin etkili bir ayağı konumuna gelmiştir. Tek tanrılı din inancı Roma karşısında direniş ve mücadeleye kaynaklık edecek önemli bir zihinsel gelişim aşamasını ifade eder. Buna rağmen katı bir şovenizm yalnız Yahudilere özgü sayıldığından dönemin çelişkilerine yanıt olmaktan çok kendisini tıkayıcı bir faktör konumuna getirilmiştir. Museviliğin üstün kabile ve kavim anlayışı nedeniyle yeni sosyal gelişmelerin etnik köken dışına taşması engellenmiştir. Oysa aynı dönemde daha çok öne çıkan aynı etnik kökene mensup olma değil, aynı maddi koşulların ortaya çıkardığı sosyal gruplara mensup olma hususudur. Hz. İsa’nın etkilendiği Esseniler böyle bir gruptur. Sınıflaşma derinleştikçe Yahudi toplumu da bu temelde daha fazla parçalanmış, bu parçalanma ideolojik alana da yansımıştır. Essenilerin doğuşunda da bu ideolojik parçalanma önemlidir. MÖ 2.yy.da oluşan Esseniler Yahova’nın niteliklerinden olan mutlak adalet düşüncesini temel alıp geliştirmişlerdir. Kişisel mülkiyetten vazgeçmiş, altın ve gümüş kullanımını kendilerine yasak etmişlerdir. Yiyecek, giyecek vb. gibi maddelerin kullanımında kolektivizm vardır.

Esseniler arasında savaşa yarayabilecek silah ya da başka eşya yapan zanaatçılar yoktur. Tarım ve balık avı temel geçim kaynağı olarak benimsenmiş, ticaret kazanç tutkusuna ve buna bağlı olarak soydaşına zarar verme duygusunun gelişmesine yol açtığı gerekçesiyle yapılmamıştır. Esseni’lere özgü sıralayabileceğimiz daha birçok özellik Yahudiliğin kahinsel niteliğinin aşıldığını gösterse de, ideolojik anlamda bir alternatif oluşturmada güçsüz kalındığından asıl etkisinin İsa’nın çıkışına yol açmak olduğunu vurgulamak yerinde olacaktır. Aynı ideolojik boşluk dönemi ve Esseni’lerin yoksullara yakın duruşu İsa’nın yeni bir ideolojik çerçeveye ulaşmasında en önemli etkenlerdir.

Hz İbrahim ve Musa daha çok kabilelerin kavimsel birliğine büyük önem vermiş, ve buna göre ideolojik eylem geliştirmişken, İsa geleneği kavimsel birliği ikinci planda tutarak, hatta karşısında yer alarak bir ilki gerçekleştirmiştir. Yahova’nın Yahudi kavmiyle sınırlı karakteri aşılmış, evrensel bir tanrı anlayışına ulaşılmıştır. Dönemin koşullarında Roma’nın yoğun baskılarına yanıt olabilmesinin tek yolu evrensel özelliklerle donatılmış tanrı düşüncesidir. Bu nedenle Yahudilerle sınırlı kalmaz, tüm insanlığa seslenir. Esas olan acı içindeki insanların kurtuluşudur. Çok keskin bir iktidar arayışından söz edilemezse de, İbranilerin yoksul kesimi iktidar yolunu açmak istemiştir. Hareketini siyasi ve askeri olarak değil, inanç ve ahlak temeline dayalı bir sosyal hareket olarak yaymıştır. Burada da Yahudilikten önemli ayrışma yaşanmıştır. İbrani kabilelerinin kavim bilincine ulaşması ve kavimsel birliğin oluşması nasıl yönetim sorunlarını öne çıkarmış ve bu koşullar ideolojik kimlik oluşumunda etkili olmuşsa daha sonra işbirlikçileşen resmi Yahudilikten temel ayrım noktası da aynı konu üzerinden geliştirilmiştir. İsa’nın tanrısı üstünlüğün değil adaletin, sevginin ve barışın müjdecisidir. Kudüs’te sırtını Roma valisine dayamış işbirlikçi resmi Yahudi kahinlik kurumu karşısında bile yakalandığında, Petros’un kılıç kullanmasına izin vermemesi Essenilerin etkileri kadar, yeni oluşan ideolojik kimlikle yakından bağlantılıdır.

İsa halk önünde verdiği ilk vaazlarda mutluluktan söz eder. Köleci toplumun körelttiği insan vicdanına ve kirlettiği duygulara karşı, “Sizler küçük çocuklar gibi olamazsınız. Gökler ülkesine asla giremeyeceksiniz” sözleri yeni kişilik şekillenmesinin eksenini oluşturur.

Yahudilikte olduğu gibi Hıristiyanlıkta da dini anlayış olarak Sümer’in etkisi vardır. Baba-Oğul-Ruh ül Kudüs aslında üçlü tanrı anlayışının bir kalıntısıdır.* kökeni Enki-Tiamat-Marduk geleneğine kadar eskiye uzatılabilir. Anne Meryem, Tanrıça Tiamat kültünün çok zayıflamış bir yansımasıdır. Ancak ruhuna üflenilerek Tanrının oğlunu doğurabilecek bir etkinliğe sahiptir. Sümerlerde baba tanrı-Ana tanrıça ve oğul tanrı kavramları daha da gerilerinde tanrıça-oğul-eş kültüne dayanmaktadır. Yahudiliğin tanrısı olan Yahova’nın şekillenişinde Babil tanrısı Marduk’un karakteri ağır basarken, İsa'nın rabbinde Sümer mitolojisinin daha eski biçimleri ile Yehova inancının karma karakteri söz konusudur. Roma köleciliğinin doruk noktasına vardırdığı maddi koşullarda insan acılarına ağırlık verilmesi, adalet ve sevgi arayışları İsa’yı neolitiğin etkilerinin nispeten daha güçlü olduğu dönemlerin mitolojilerinden etkilenmeye götürmüştür. MÖ. 70lerde Spartaküs isyanıyla ifade edilen köle isyanı yeni bir ideolojik çerçeveye bu biçimde kavuşturulmaya çalışılmaktadır. İsa ‘da insana yabancı, ona hükmeden ve cezalandıran tanrı yerine, kendini tanrısıyla birleştiren "Tanrının Oğlu" anlayışı neolitiğin insan dostu tanrı anlayışının bir uzantısıdır.

Spartaküs isyanına göre ileri bir aşamayı ifade etse de İsa’nın çok planlı ve örgütçü olduğunu söylemek güçtür. Bunda Roma imparatorluğunun gücü kadar toplumun içinde bulunduğu çaresizlik önemli rol oynamıştır. Bu nedenle İsa somutunda asıl gerçekleştirilen devrim daha çok inançlı ve sağlam bir ahlaka sahip insanın yaratılmasıdır. Kendisi bunun gerçekleştirilmesinde zirvedeki bir kişilik konumundadır. İnançlarında samimidir ve pratik yaşamını tümüyle buna adamış bir kişidir. Tanrı’nın sözleri insanlığı saran lanete karşı sonuna kadar kendisini adamasını gerektirmiştir. Musa da yönetme zorunluluğunun yarattığı politik zenginlik İsa’da yoktur. Siyaset ve taktik geliştirmekten çok ideolojisinin topluma mal edilmesi İsa açısından daha önemlidir. Hıristiyanlığın diğer tek tanrılı dinlerden temel ayrım noktalarından biri de budur. İktidarlaşmada zayıf bırakan bir yan gibi görünse de, ideolojik esaslara göre oluşan toplumsal şekillenmenin yeniliklere daha açık olması ve nispeten yozlaşmaya karşı daha dirençli olmasını sağladığından aslında en güçlü özelliktir. İsa’nın Rabbi insanlarla daha çok inanç, sevgi ve umut bağlarıyla bağlandığı için daha dirençli bir mücadele karakteri kazandırmıştır. Hıristiyanlığın 300 yıllık bir yayılma sürecine rağmen süren mücadelesi ideolojik kimliğin taşıdığı bu karakterde yakından bağlantılıdır.

Ancak önemli olan bütün yoksulluk ve acı çekenlerin özlemlerini temsil ettiğinden toplum tarafından sahiplenilmiş, beklenen Mesih misyonunu yüklenmiş olmasıdır. Politik gücünden çok ideolojisindeki saflıkla toplum için birleştirici güç konumuna gelmiştir. Egemenlerin lanet ve öfkeleri de İsa’da yoğunlaşıp çarmıha gerilme olayı gerçekleşince, İsa tüm toplum adına çekilen acıların ve cezaların yüklenmesi konumuna gelmiş ve asıl etkisini bundan sonra gerçekleştirmiştir. Roma’nın olgunlaştırdığı maddi-sosyal gerçekler dünyası, kendi büyük peygamberini İsa’yı bir anlamda böylece yaratmıştır. Biri ihanetçi Yahuda İskaryot olmak üzere 12 havariden ibaret olan küçük bir gruptan, giderek büyük bir insanlık hareketi doğmuştur. İsa’nın kimliği ekseninde İsevilik Grek kültüründen, Zerdüştlükten ve Stoacıların doğal inanç ve yaşamlarından etkilenerek şekillenmiştir. Bu anlamda sınıfsal, ahlaki ve inanç yönüyle bir sentez olarak köleci sisteme karşı en büyük hareket olarak gelişmiştir. İdeolojik kimlik özelliğine içerilen evrensellik nedeniyle her kavim arasında yayılmış, geniş bir sosyal hareketliliğe yol açmıştır. 300 yıllık mücadele ve yayılma sürecinde gelişmesi Roma imparatorluğunun çözülüş sürecine de girmesini ifade etmektedir.

Musevilik kavimsel niteliği nedeniyle feodal uygarlığın şekillenmesinde direkt rol sahibi olmaktan çok diğer tek tanrılı dinler olan Hıristiyanlık ve İslamiyet’in şekillenmesinde yarattığı etkilerde rol sahibidir. Hıristiyanlık ise sınıf karakteri nedeniyle Roma’nın çözülüşünde oynadığı rol ile feodal toplum şekillenmesinde tarihi bir rol oynamıştır. İnsan acılarına sahip çıkması, barışçıl çalışma tarzı, kolektif manastır yaşam düzeni insanlığın en güçlü ve köklü bir ahlaki yapıya kavuşmasında pay sahibidir. Saf bir ideolojik akım olarak harekete geçtikleri uzun süre siyasetin ve şiddetin dilinden uzak durdukları için yönetim gücünden ve biçiminden çok, toplumsal yapıda yarattığı değişikliklere dayanarak güç olmuştur. Kolektif ve çileye dayalı manastır ve kilise yaşamları, Sümer rahiplerinin köleciliği doğuran tapınak düzenlerinin oynadığı role benzer bir rol oynamışlardır. Manastır ve kiliseler yeni toplumun şekillendiği, alternatif yaşam ve iktidarın hazırlandığı okullar olmuşlardır. İbadet yeri olma misyonu arka plandadır.

Hıristiyanlık teolojisi başlangıçta ikinci plandaydı. Daha sonra Skolastik dönemde siyasal ve maddi bir güç haline gelindikten sonra papalık tarafından ön plana çıkarılmıştır. İsa’da esas olan inanç değil, ahlaki tutumdur. Maddi değil, manevi güçtür.

Hıristiyanlığın yayılma süreçlerinde Roma’yı çözecek bir güç açığa çıkarmakla birlikte, Roma’dan etkilenme de söz konusu olmuştur. Başlangıçtaki saflığını yitirmiş, giderek Roma’ya benzeşmiştir. Roma İmparatorluğunun Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesinin bir nedeni yayılma düzeyi ise diğer bir nedeni de, Roma’ya benzeşen yönleriyle imparatorluğun bir süre daha ayakta kalmasını sağlayacak olan birleştirici etkisidir. Bu etkinin dayandığı temel neden başlangıçtaki eşitlikçi özelliğin yitirilmesi ve uzlaşma noktalarının açığa çıkmasıdır.

Hıristiyanlığın teolojisinin oluşturulduğu dönem olan 5. yüzyıl, Hıristiyanlığın çıkışından itibaren uğradığı bir yığın değişikliğin gerçekleştiği bir dönem olmuştur.

İlkel kilise de, diyebileceğimiz mücadele yıllarının kilisenin yerini resmileşen Hıristiyanlıkla birlikte Katolik kilisesi alınca, iktidar yaklaşımında zamanla yaşanan değişimler politik ifadeye kavuşmuştur. Katolik kilisesi kendisini Roma devletinin mirasçısı saymıştır. İmparatorluk kurumlarının benzerleri ve zihniyet yapılanmasının güçlü yansımaları olmuştur. En üstte papalık vardır ve Tanrısaldır. Sonra papa ruhani bir devletin başındadır. Ortaçağ’da ruhani iktidarın üstünlüğünün ilan edilmesiyle, kilisenin iktidardaki rolü de güçlenmiştir.

MS 500-1000 yılları Hıristiyanlığın kurumlaşma süreci olarak değerlendirilebilir. Ortaçağ yerleşim merkezleri bu yıllarda kilise etrafında kurulmuştur. İktidardaki rolünün artışına paralel olarak yaşanan yozlaşmanın da dışında Hıristiyanlığın Avrupa halkları üzerinde önemli etkileri vardır. Avrupa’nın barbarlık aşamasındaki baskılarına kilise yoluyla uygarlığın taşınması, Avrupa’yı daha sonraki uygarlıksal gelişmede öncülük konumuna getiren birikimlerin de taşınmasını ifade eder. MS. 1000 yıllarında kilise siyasete egemen olmuştur. Maddi ve manevi otoritenin toplandığı, kısacası devlet yetkilerinin toplandığı bir merkez konumuna gelmiştir. Ortak dil ve kültürün gelişmesine kaynaklık ederek ulusal şekillenmede rol oynamışsa da, giderek tutuculaşan yapısıyla yeni toplumsal sorunların ve bunalımın da kaynağına dönüşmüştür. İsa’nın toplumun vicdanının ifadesi olan Rabbı çıkar savaşlarının ardına gizlendiği güçlü bir maskeye dönüşmüştür. Kilisenin yaşadığı yozlaşmanın en güçlü göstergesi olan Endülijans (Günahların bağışlanması karşılığında kilise tarafından parayla satılan belge) belgelerinden tutalım, ortaçağda bir katliam kaynağı haline gelen Engizisyon mahkemelerine kadar yaşanan değişim ideolojik kimlikte yaşanan yozlaşmaya dayalı olarak gelişmiştir.

Hıristiyanlığın sınıf karakteri ve buna dayalı olarak şekillenen iktidar anlayışı yaşanan yozlaşma karşısında özgürlük arayışlarının gelişmesinde önemli bir etkidir. Diğer tüm maddi koşulların etkisinin yanında Hıristiyanlığın evrimsel yayılma sürecinde oluşturduğu toplumsal şekillenmesinin güçlü oluşu, bir nevi daha sonraki yozlaşmaya karşı gelişen sosyal hareketlenmenin de önemli bir dayanağı halene gelmiştir. Örneğin Musevilik ve İslamiyet daha çıkışlarında iktidar sorununu temel sorun olarak ele aldıklarında ideolojik kimlik şekillenmelerinde iktidar sorunu önemli bir yer edinmiş, bu nedenle daha başlangıçta iktidar arayışları söz konusu olmuştur. Toplumsal kültürün bu eksende şekillenmesi yozlaşmadan çıkışı zorlaştıran bir etken rolü oynamıştır.

Avrupa’nın tarihsel arka planının yanında Hıristiyanlığın yukarıda belirttiğimiz özellikleri de birleşince Avrupa, ortaçağ karanlığından kilisenin reformasyonu temelinde Protestan kilisenin oluşumuyla ve laiklik çıkışıyla çıkış yapıp önemli gelişmeler yaratma yoluna gidebilmiştir. Protestan kilisesinde Papa’nın otoritesi reddedilir. Nispeten demokratik bir örgütlülüğe sahiptirler. En yüksek otorite kutsal kitap olmakla birlikte, araştırmaya açıktır. Zorla kabul ettirilen bir dogma yoktur. Ağırlıklı olarak akla dayalı din yorumu esas alınmaya çalışılır.

Hıristiyanlık doğuda aynı kurumlaşmayı sağlayamamıştır. Daha çok Asuri-Süryaniler kanalıyla kısmi bir taşırılmadan söz edilebilir. Gerek Pers-Sasani imparatorluğunun dayandığı kültürel zeminin köklülüğü ve gerekse de Arabistan yarımadasının kendine özgü koşullarında gelişen İslamiyet’in sağladığı etkinlik düzeyi bunda önemli rol oynamıştır. Mani’nin çıkışında Helenizm ve Zerdüştlükle birlikte etki ederek dolaylı etkisini sürdürmüştür.

Değerlendirilmesi gereken önemli bir konu da kadın konusudur. Hıristiyanlık teolojisi oluşumunda kadının konumu da önemli değişikliklere uğramıştır. Hz İsa’nın Maria Magdalena şahsında kadına yaklaşımı kendi koşullarında önemli bir gelişmeyi ifade eder. Yahudiliğin kadın yaklaşımına göre değerlendirildiğinde ileri bir adımdır. Yahudilikte olduğu gibi kadını günahların temeli olarak görmez. Örneğin, Yahudilikte Zina olayına kaynak olarak gösterilen kadının tek başına sorumlu olamayacağını belirten İsa, “Zina etmeyeceksin, fakat ben size derim ki, bir kadına şehvetle bakan her erkek zaten yüreğinde zina etmiştir.” diyerek erkeği de sorumlu tutar. Yine ilk havarisi, çocukluk aşkı ve fahişe olan Maria Magdalena’nın Yahudi toplumu tarafından aşağılanarak, cezalandırılmak istemesine müdahale ederken, “İçinizde hiç suçu olmayan ilk taşı atsın” diyerek kadının düşürülmüşlüğünün toplumsal şekillenmenin bir parçası olduğuna vurgu yapmıştır. İsa’nın kadına yaklaşımı, öğretisinin kadınlar arasında kolayca benimsenmesini ve kadınların mücadeleye katılımını sağlamıştır. Manastırda rahibeler şahsında kadın sınıflı toplumla birlikte cinsellik yoluyla itildiği düşürülmüşlükten bir nevi çıkış yolu aralamaktadır.

Hz. İsa’nın kadını ele alış tarzı ilerici de olsa Hıristiyanlıkta Meryem’e biçilen rol son derece pasiftir. Meryem şahsında kadın İştar ve İnanna ile temsil edildiği dönemdeki etkinliğinden oldukça uzaklaşmıştır. Sümerlerde Panteon’daki varlığını uzlaşma temelinde de olsa koruyan kadın mitolojinin Semitik yorumu güçlendikçe statü kaybına uğramıştır. Babil Tanrısı Marduk ile Tiamat’a son darbe vurulmuştur. Ancak Tiamat’ın en azından Marduk’la mücadele etme iradesi vardır. Musa ile kadın eve kapanmış ve örtünmüştür. Meryem şahsında Hıristiyanlık’ta kadına biçilen misyon da öz olarak ciddi farklılıklar içermemektedir. Hz İsa’nın doğum hikayesi ile Meryem kutsanır gibi görünse de, özünde kadın yaratıcılığı çalınmıştır. Rab üfledikten sonra Meryem’in İsa’yı dünyayı getirmesi pasif bir eylemdir. Kadının bu biçimde ifade ediliş tarzı feodal toplumda giderek toplumsal statüsü düşecek olan kadının geleceğine yönelik ideolojik bir formülasyondur.

Yazının Devamı >> İslamiyet ve Etkileri

Gülbahar Köker
gulbahar, Son Güncelleme: 28.06.08