AnasayfaspaceHaberlerspaceForumspaceYazılarspaceBilgilerspaceSitemapspace
BulunduÄŸunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Düşünce ve İdeoloji


5- Helenizm
5- Helenizm 

İslamiyet bir dinsel gelenek olarak kendisinden önceki dinsel geleneklerden çeÅŸitli yollardan etkilendiÄŸi gibi; özellikle Semitik kökenli olan diÄŸer dinlerden farklı olarak, felsefi bir içeriÄŸe de sahiptir. Yani İslamiyet'in sorunu ele alışı ilahi olduÄŸu kadar felsefidir de. Gerek sorunları ortaya koyuÅŸunda gerek nedenlerini tespit etmede ve gerekse de çözüm aÅŸamasında bilimsel felsefi yönler hep mevcuttur. Yine Allah’ın varlığı ispatlanmaya çalışılırken kendisinden önce gelen dinlerde mevcut olan bazı anlatımlardan ve mucizelerden bahsedilmiÅŸtir. Ancak hem Allah’ın birliÄŸi ve varlığı meselesinde ve hem de toplumun onun karşısındaki duruÅŸunun ne olması gerektiÄŸini izah ederken, güçlü bir biçimde insanların aklın ve mantığına seslenilmiÅŸtir. Bunun ticaretin doÄŸasından kaynaklandığı söylenebilir ancak, bu ticari geleneÄŸin, iliÅŸkide olduÄŸu kültürel, felsefi, dinsel geleneklerin de onu ÅŸekillendireceÄŸi söylenmelidir. Bu anlamda dinsel bakımdan baÅŸta Hıristiyanlık, Yahudilik, Sabii’lik, Zerdüştilik ve puta taparlık anlamında İslamiyet’in iliÅŸki ve çeliÅŸkileri izah edildi. Ancak İslamiyet felsefi anlayışını bu dinsel geleneklerden deÄŸil, eski Yunan felsefi düşüncesinden, Helenizm’den almıştır. Bunun en açık kanıtı aÅŸağıdaki ayetlerdir;
“Birde sana Zulkarneyn’den soruyorlar, de ki, ‘size ondan bir hatıra okuyacağım." (Kehf. 83)
"Biz onun için yeryüzünde bir iktidar hazırladık. Ve ona ulaşmak isteği şeyden bir sebep verdik." (Kehf.84)
"Derken o bir sebebi izledi." (Kehf.85)
"Güneşin battığı yere vardığında onu balçıklı bir kaynakta batıyor buldu. Ayrıca onun yanında bir kavim gördü. Dedi ki, ey Zulkarneyn, ya onları cezalandırırsın, ya da haklarında bir güzel muamelede bulunursun." (Kehf.86)
"O şöyle dedi; her kim haksızlık ederse, onu muhakkak cezalandırırız sonra Rabbine iade edilir ve o da onu görülmedik bir azaba çeker." (Kehf.87)
"Ancak her kim de, iman edip iyi bir iş yaparsa buna da mükafat olarak en güzel akıbet vardır ve ona emrimizin kolayını söyleriz." (Kehf.88)
"Sonra yine bir sebebi takip etti." (Kehf.89)
Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü." (Kehf.90)
"İşte böyle. Halbuki biz onun yanında nelerin bulunduğunu tamamen biliyorduk." (Kehf.91)
"Sonra da baÅŸka bir sebebi takip etti." (Kehf.92)
"Nihayet iki set arasına vardığı zaman, önlerinde neredeyse hiç söz anlamayan bir kavim buldu." (Kehf.93)
"Onlar ‘ey Zulkarneyn haberin olsun Ye’cüc ve Me’cüc bu yerde fesat çıkarıyorlar. Bu yüzden onlarla bizim aramıza bir set yapman ÅŸartıyla sana bir vergi ödesek olur mu dediler." (Kehf.94)
"Dedi ki, ‘Rabbimin beni içinde bulundurduÄŸu iktidar daha hayırlıdır; haydi siz bana bedenen yardım edin de sizinle onların arasına saÄŸlam bir engel yapayım." (Kehf.95)
"Bana demir kütleleri getirin! İki ucu denkleÅŸtirdiÄŸi vakit körükleyin' dedi. Demiri bir ateÅŸ haline getirince; ‘Getirin bana üzerine erimiÅŸ bakır dökeyim!’ dedi." (Kehf.96)
"Artık onu ne aşabildiler, ne de delebildiler." (Kehf.97)
"Zulkarneyn,’Bu rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vadettiÄŸi an gelince, onu dümdüz edecektir. Rabbimin vaadi de haktır.” (Kehf-98)
Burada bahsedilen Zulkarneyn, doÄŸuda bilinen adıyla İskender-ul Zulkarneyn’dir. Yaygın olarak batıda bilinen adıyla Büyük İskender’dir. İskender, tabi ki, bir din adamı deÄŸildi ama bir idealin temsilcisiydi. BaÅŸlangıçta Yunan birliÄŸi ve Yunan barışı için yola çıkan İskender'in amacı Yunan düşüncesinin, felsefesinin ve siyasal anlayışının tesis edilmesiydi. Daha sonra doÄŸuya doÄŸru yol alındıkça İskender, doÄŸulu deÄŸerlerle ve yaÅŸam tarzıyla tanışacak, onu etkilemek için yola çıkan İskender, ondan etkilenecektir de. Bu etkilenme o düzeye varacaktır ki, ordusu doÄŸuya feda edildiÄŸini, doÄŸunun hatırına bir kenara atıldığını düşünecek, İskender arkadaÅŸları tarafından doÄŸunun “Kadınca yaÅŸam rahatlığı içinde” erimekle suçlanacaktır. Ayrıntılar bir yana konumuz açısından bilince çıkarmamız gereken; İskenderin en önemli taşıyıcısı olduÄŸu Helenistik kültür hem doÄŸuda ve hem de batıda mistik bazı yorumlara tabi tutulduÄŸundan, zamanla dinsel bir içerik kazanmıştır. Dinler Tarihi Sözlüğüne göre “Helenistik astroloji görünümü içinde MÖ 3. yüzyılda gözükecek olan bir astrolojik mistisizm dalgası meydana getiren çağın dini Aristo düşüncesinin, Stoacı felsefi sentezin ve bilimin genel geliÅŸiminin etkisine maruz kalmıştır. Bu din, Mısır ve Mezopotamya dinleri ile Grek astronomisinden alınmış kehaneti unsurların bir araya gelmesiyle karakterize edilir.” (Dinler Tarihi Sözlüğü-Mircea Eliade syf;113)
Batıda bir dinsel kimlik kazanan Helenizm, doÄŸuyu da derinden etkilemiÅŸtir. YaÅŸar Kemal, İnce Memed romanında Toroslarda anılan bir efsaneye göre Hz. Ali ile İskender-ul Zulkarneyn’in atının bugün hala zorda olanlara yardım için Toroslarda dolaÅŸtığını belirtir. Bu doÄŸuluların gözünde İskender’in nasıl özel (mistik)bir yere sahip olduÄŸuna güzel bir örnektir. İskender batıdan ta Hindistan’a kadar kendi adına kurduÄŸu yerleÅŸim yerleri ve kurduÄŸu koloniler vasıtasıyla düşüncesini doÄŸuya aktarmıştır. İslamiyet Helenizmi bir bu yoldan tanımıştır bir de;
“Grek klasiklerini erkenden elde eden Nasturi rahiplerinin Hz. Muhammed ile iliÅŸkileri, onun Helenistik felsefeyi bir baÅŸka yoldan ve daha güçlü tanımasına yol açmıştır. Maddi zemin olarak dönem toplumunun karmaşık ekonomik-sosyal iliÅŸki düzeyleriyle felsefi düşüncenin OrtadoÄŸu’da yaygınlaÅŸması Kur-anın inanç ve ahlakı ilgilendiren ayetleri dışında çok sayıda felsefi düşünceyi barındıran ayetleri içermesinde etkili olmuÅŸtur. Ahdi Atik ve Ahdi Cedid’in inanç ve ahlak ağırlıklı bir içerikte olmalarına karşılık, Kur-anın felsefi içerikli düşünsel yapısı, önemli bir boyut taşımaktadır.”
Kur-anın İskender’i yukarıdaki ayetler temelinde yorumlaması İslam’ın kendi dışındaki dini ve felsefi akımları nasıl algıladığını göstermesi bakımından çok önemlidir. Bazı tutucu İslam’i yorumcuların Hz. Muhammed’in Zulkarneyn yorumunu farklı ele alıp bu baÅŸka bir Zulkarneyn’dir demeleri bir tutarsızlıktır. Batıya da doÄŸuya da giden İskender’dir. Åžu farkla ki, batıya giden İskender, Büyük İskender’in dayısı olan İskender, doÄŸuya giden ise kendisidir. Aynı süreçlerde yaÅŸamışlardır ve aynı idealin temsilcileridirler. Burada önemli olan idealdir. İslam’ı ilgilendiren yön burası olmuÅŸtur. Öte yandan dini-mistik bir akıma yol açan farklı bir Zulkarneyn geleneÄŸi de yoktur. Tarihte dinsel mistik bir havaya bürünmüş, tanrılara layık iktidar sahiplerinden biri olan İskender’in anılan Zulkarneyn olduÄŸu açıktır.
Ayetlerde anılan Zulkarneyn tanımlaması İslam’ın Allah ve dolayısıyla Allah kelamı anlayışını dışlamaz İslam’ın Allah algısına uygun olarak bütün iyilik ve kötülük Allah’tan geldiÄŸine ve Allah istemedikçe tek bir yaprak kıpırdamayacağına göre Hz. Muhammed’in İskender (Zulkarneyn) algısında bir sorun yok. Ama yinede ortada bir sorun var ki, o da ÅŸudur; İslamiyet adına yola çıkıp, Kur-anı Kerim-i kendi anlayış ve siyasi pozisyonlarını ve toplumsal statülerini korumak için bir araç olarak gören muhafazakar, katı dinci çevreler İslam’ın çaÄŸdaÅŸ, bilimsel, felsefi yorumunu kabul edemezler. Kur-anın bilimsel, felsefi yorumunun onların statülerini tartışmaya açacağını çok iyi bilirler. Oysa “ilim Çin’de de olsa gidip alınız” diyen Hz. Muhammed’in kendisidir.
DiÄŸer dinsel örneklerde de olduÄŸu gibi Helenizm ve doÄŸal olarak Zulkarneyn konusunda da bu gelenekler ele alınırken Hz. Muhammed bu geleneklerden kendisi için gerekli olanı almıştır. Dinin kendisinin büyük ölçüde dogmatik bir kavramsallaÅŸtırma iÅŸi olduÄŸu doÄŸrudur. Ancak buna raÄŸmen Hz. Muhammed kendini ardılı, ama sadece ardılı deÄŸil aynı zamanda “tasdikçisi” gördüğü dinleri olduÄŸu gibi almamıştır. Yahudilerle arasında bu konuda ÅŸiddetli bir çatışma yaÅŸanmıştır. Hıristiyanlığı Hıristiyanlığın düşündüğü gibi deÄŸil, kendisinin çağına en uygun gördüğü biçimini, yorumunu esas almıştır. Bunun Sabiilik içinde böyle olduÄŸunu görmüştük. Bunun dışındaki yaklaşımları yani bir dogmayı olduÄŸu gibi alıp ardından körü körüne yürümeyi reddetmiÅŸtir. Bu tarz bir dini yorum önerenlere “Ey kitap verilenler, dininizde aşırılığa gitmeyin.” (Nisa-171) diyerek karşı durmuÅŸtur.
Hz. Muhammed’in ve tabi ki İslam’ın bu yorumu sadece İslamiyet dışındaki dinler için söylenmemiÅŸtir. Daha sonra Hz. Ali esas olarak halife Osman’a karşı kendi tabanı olabilecek ve desteÄŸini kazanabileceÄŸi Haricileri aynı ayete dayanarak, yani “dinde aşırı gittiklerini” düşünerek ÅŸiddetle cezalandırmıştır. Dolayısıyla İslam’ın dinin olduÄŸu gibi donuk ve statik alınmasına karşı olduÄŸu, dinin koÅŸullara ve ihtiyaçlara uygun ele alınışından yana olduÄŸu söylenebilir. Bu İslam dini için de geçerli olmalıdır.
Zulkarneyn ayetleri bu açıdan önemlidir. Okuma yazma oranı genellikle çok geri olan ve düşünüş tarzı bilimsel ve felsefi olmayan dini kavramlarla düşünen Arap toplumuna Helenizm’in felsefi ve bilimsel bir tarzda anlatılması imkansız olurdu. Onun yerine dini kavramlarla, simgeleÅŸtirilerek aktarılması daha uygun görülmüştür. Daha da önemlisi İskender çok farklı bir dinsel inanca, tanrı kavrayışına sahip olduÄŸu halde, Hz. Muhammed ve Kur-an tarafından bir peygamber düzeyinde ele alınmıştır. Kaldı ki milyonlarca yıllık insan topluluklarının İslam’da bahsedildiÄŸi gibi birer peygamberi var idiyse İslam’ın peygamberden kastettiÄŸi ÅŸeyin sadece Allah tarafından vahiy inen kimseler olmaması gerekir. Toplumaların deÄŸiÅŸik dinsel inanışlarının önderlerinin de böyle olması gerekir. Madem ki iyi ve kötü olan her ÅŸey tanrıdandır o halde insanları doÄŸru yola iletmek isteyen dinlerin tümünün ve tabii bilimsel düşüncenin de tanrıdan geldiÄŸine inanmak iyi, güzel, doÄŸru olan ne varsa onu almak ve insanlığın hizmetine sokmak her halde İslam’i yoruma en yakın yorumdur.
“Her biriniz için bir kanun ve bir yol tayin ettik. Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet yapardı fakat sizi her birinize verdiÄŸi ÅŸeylerde imtihan edecek. O halde durmayın, hayırlı iÅŸlerde yarışın. Nihayet dönüşünüz hep Allah’adır. O zaman O, hakkında ayrılığa düştüğünüz ÅŸeyleri size haber verecektir.” (Maide-48)
Helenizm de bu geleneklerden biridir ve Kur-anda Yunus peygambere iliÅŸkin anlatılan “Ve onu (Yunusu) yüz bin insana peygamber olarak gönderdik ve hatta artıyorlardı.” (Saffat-147) ayetinden farklı olarak yüz bin insanı sınırlı bir süre için deÄŸil, milyonlarca insanı bin yıllarca etkilemiÅŸ bir gelenektir.
Dinin Muhammedi yorumu 1400 yıl önce nasıl ki kendinden önce gelen bütün “ÅŸeriat”ın (yol, hukuk anlamında) bir sentezi ise bu gün yine İslamiyet de içinde olmak üzere insanın ilk yaratılışından yani Hz. Adem ile Hz. Havva’dan beri yaratılan bütün ÅŸeriatın bir bütünen sentezi bize en mükemmel din anlayışını verecektir. Bu sentezleme sürecinde Müslümanların ağırlıklı olarak İslam’i kavramlarla, Hıristiyanların, Yahudilerin, Helenlerin, Budistlerin ve hatta kendini herhangi bir dine mensup görmeyenlerin kendi kavramlarıyla düşünmesinde bir sakınca yoktur. Amaç bütün insanlığın-kendi toplumumuz da içinde olmak üzere- en iyiye, en doÄŸruya, en güzele, insanca olana, kardeşçe olana ulaÅŸmasıdır. Hiçbir dini, felsefi akım bunu reddetmez.
Geriye kalan araçlar ve yöntemler sorunudur. Tabi ki araçlar ve yöntemler sorunu önemsiz bir konu değildir. Bazen amacın kendisi kadar önemli olabilir. Ancak amaçlarda anlaşmak araçlarda anlaşmaktan daha kolay olabilir. Araçlar konusu ise şöyle ele alınabilir; bütün dini yorumlar ve farklı dinsel gelenekler kendi inançlarından ve temel dini değer yargılarından vazgeçmeden, inançlarına saygıyı bir hak görerek ve dolayısıyla kendilerinin dışında ve karşılarında olanların da kendi inançlarına bağlı kalmasını anlayışla karşılayan ve onların da saygıyı hak eden insanlar olduğunu düşünen bir anlayış birliğine ulaşabilirler. Değişik inançlar birbirlerini rahatsız etmeden bir arada yaşayabilirler yaşamalıdırlar. Kendi inançlarını yaymak ve ona üye kazanma istemi de bir hak olarak görülebilir. Bunun mücadelesiz olamayacağı ve bir mücadele gerektireceği de kesindir. Ancak mücadelenin barışçı olması arzulanır olandır. İnanç mücadeleleri kolaylıkla kontrolden çıkabilecek onlarca, yüzlerce, binlerce yıl denetlenemeyecek mücadelelerdir. Dolayısıyla kutsallık kavramının hiç bir dinin tekelinde olmadığı, her dinin kendi kutsalının bulunduğu, kendi kutsalımıza karşı saygılı olunmasını istiyorsak, başkalarının kutsalına karşı da saygılı olmamız gerektiğini bilmek ve ona göre davranmak tek doğru çıkış yoludur.
Bu konu en güzel biçimde yine de bir Kur-an ayetinde ifade edilmiştir,
“Buna raÄŸmen onların Allah’tan baÅŸka taptıklarına sövmeyin ki, onlar da cahillikle Allah’a sövmesinler. Her millete yaptıklarını böyle güzel göstermiÅŸizdir. Sonra hep dönüp Allah’a varacaklar. O zaman O, kendilerine ne yaptıklarını tamamen haber verecek.” (En’am-108) 

Gulbahar Koker
gulbahar, 24.02.08