AnasayfaspaceHaberlerspaceForumspaceYazılarspaceBilgilerspaceSitemapspace
BulunduÄŸunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Düşünce ve İdeoloji


Hıristiyanlık Ve Etkileri
Hıristiyanlık Ve Etkileri
Hıristiyanlık da, İbrani geleneğine dayalı olarak şekillenmekle birlikte Yahudilikten oldukça farklı karakter taşıyan bir dindir. Babilli Nemrutların geleneğinde yetişip onlara karşıtlık temelinde farklı bir dine yönelmesine benzer bir şekillenme söz konusudur. İsa da Yahuda geleneğinden etkilenmekle birlikte resmi kahin Yahudiliğinden kopuşun ifadesidir.

Tek tanrı fikri evrenselliÄŸe açık bir kavramlaÅŸtırma düzeyini ifade eder. Yahudilik kavimle özdeÅŸleÅŸtirilmiÅŸ olduÄŸundan dar kalmıştır. Evrensellikten çok, ÅŸovenizmi doÄŸurmuÅŸtur. Köleci Roma imparatorluÄŸunun geniÅŸleyen sınırları (Akdeniz bir Roma gölü konumundadır.) içinde yaÅŸanan çeliÅŸkiler karşısında yanıt olacak verimlilikte deÄŸildir. Kavimsel niteliÄŸi nedeniyle ağırlık kazanan sınıfsal çeliÅŸki karşısında da bir çözüm gücü niteliÄŸinde deÄŸildir. YahudiliÄŸin özünde köleciliÄŸe karşıtlığın olmadığı On Emir’den de anlaşılmaktadır. On Emir’den birinde belirtilen “soydaşının evine tamah gözüyle bakmayacaksın, komÅŸunun karısına, kölesine, cariyesine, öküzüne, eÅŸeÄŸine ve onun malı olan hiçbir ÅŸeyine göz dikmeyeceksin” buyruÄŸunda bu durum açıkça ifade edilmektedir. Dolayısıyla Yahudilikte gerçekleÅŸen daha çok bir kavmin varlık ve güçlenme sorununun çözüme kavuÅŸturulmasıdır. Ancak sınıflaÅŸmaya dayalı olarak kavimsel özellikteki dar yapılanması Yahudiler için bile çözüm olma gücünden uzak olmasını beraberinde getirmiÅŸtir. Mesih inancı Eski Ahit’te de vardır. Çünkü kavimsel geliÅŸmeye paralel olarak yaÅŸanan sınıflaÅŸma yeni çeliÅŸki ve çözümsüzlükleri de beraberinde getirmiÅŸtir. Daha Greklerden etkilenme süreçlerinde aristokrat kesim Sadukiler mezhepleÅŸmesine giderken, Roma’da geliÅŸen iÅŸbirlikçi Yahudi kahinliÄŸi bu geliÅŸmenin yaygınlaÅŸmış ifadesi olarak rol oynamıştır. Köleci toplumun derinleÅŸen baskılar karşısında resmi Yahudi kahinliÄŸi Roma İmparatorluÄŸu’nun Yahudilere dönük baskıları sürdürmesinin bir aracı konumuna gelmiÅŸtir. Yahudilik baÅŸlangıçta özgürlükçü özelliklerini yitirmiÅŸtir.

Köleci Roma’nın üstünlük dönemlerinde yoksulların arayışını ifade eden Esseniler adlı hareketin geliÅŸmesi de bu tarihsel zamanla yakından baÄŸlantılıdır. Hareketin Yahya adlı önemli bir vaizinin öldürülmesiyle İsa’nın isyan dönemi baÅŸlamıştır. Daha önce de Partizanlar olarak isimlendirilen çeÅŸitli karşı çıkışlar olmuÅŸsa da, çarmıha germe cezasıyla ölüme mahkum edilmekten kurtulamamışlardır. İsyan döneminden önce İsa çarmıh yapan bir marangozdur. Bu dönem İsa’nın vicdani sorgulamasında önemli bir role sahiptir. Tüm bu vicdani sorgulamaların ve Esseniler tarikatının etkilenmeleri sonucu Milat olarak kabul edilen baÅŸlangıçlara kaynaklık edecek düzeyde önemli bir çıkışa yol açmıştır.

İsa’nın yol açtığı hareketin dünyayı giderek etkilemesi, genelde Roma köleciliÄŸinin sınırlarının geniÅŸliÄŸine paralel olarak kültürel alışveriÅŸ ve etkilenmelerinde artışı, özelde yoksullara dayalı evrensel ideolojik kimlik ÅŸekillenmesi ile yakından baÄŸlantılıdır. Köleci toplumun yoÄŸunlaÅŸan çeliÅŸki ve arayışları İsa ile bir çıkışa dönüşmüştür.

İsa’nın çıkışında özellikle baÅŸlangıç aÅŸamasında dönemin Roma valiliÄŸinden çok iÅŸbirlikçi Yahudi kahinliÄŸine karşıtlık vardır. Hatta dünyevi iktidarın “Sezar’ın hakkı” olduÄŸundan bahsetmiÅŸtir. Yahudi kahinliÄŸi çoktan özünü yitirmiÅŸ, köleci Roma imparatorluÄŸuna maddi çıkar baÄŸları ile baÄŸlanmış ve yoksullar üzerinde yürütülen sömürü ve baskı düzeninin etkili bir ayağı konumuna gelmiÅŸtir. Tek tanrılı din inancı Roma karşısında direniÅŸ ve mücadeleye kaynaklık edecek önemli bir zihinsel geliÅŸim aÅŸamasını ifade eder. Buna raÄŸmen katı bir ÅŸovenizm yalnız Yahudilere özgü sayıldığından dönemin çeliÅŸkilerine yanıt olmaktan çok kendisini tıkayıcı bir faktör konumuna getirilmiÅŸtir. MuseviliÄŸin üstün kabile ve kavim anlayışı nedeniyle yeni sosyal geliÅŸmelerin etnik köken dışına taÅŸması engellenmiÅŸtir. Oysa aynı dönemde daha çok öne çıkan aynı etnik kökene mensup olma deÄŸil, aynı maddi koÅŸulların ortaya çıkardığı sosyal gruplara mensup olma hususudur. Hz. İsa’nın etkilendiÄŸi Esseniler böyle bir gruptur. SınıflaÅŸma derinleÅŸtikçe Yahudi toplumu da bu temelde daha fazla parçalanmış, bu parçalanma ideolojik alana da yansımıştır. Essenilerin doÄŸuÅŸunda da bu ideolojik parçalanma önemlidir. MÖ 2.yy.da oluÅŸan Esseniler Yahova’nın niteliklerinden olan mutlak adalet düşüncesini temel alıp geliÅŸtirmiÅŸlerdir. KiÅŸisel mülkiyetten vazgeçmiÅŸ, altın ve gümüş kullanımını kendilerine yasak etmiÅŸlerdir. Yiyecek, giyecek vb. gibi maddelerin kullanımında kolektivizm vardır.

Esseniler arasında savaÅŸa yarayabilecek silah ya da baÅŸka eÅŸya yapan zanaatçılar yoktur. Tarım ve balık avı temel geçim kaynağı olarak benimsenmiÅŸ, ticaret kazanç tutkusuna ve buna baÄŸlı olarak soydaşına zarar verme duygusunun geliÅŸmesine yol açtığı gerekçesiyle yapılmamıştır. Esseni’lere özgü sıralayabileceÄŸimiz daha birçok özellik YahudiliÄŸin kahinsel niteliÄŸinin aşıldığını gösterse de, ideolojik anlamda bir alternatif oluÅŸturmada güçsüz kalındığından asıl etkisinin İsa’nın çıkışına yol açmak olduÄŸunu vurgulamak yerinde olacaktır. Aynı ideolojik boÅŸluk dönemi ve Esseni’lerin yoksullara yakın duruÅŸu İsa’nın yeni bir ideolojik çerçeveye ulaÅŸmasında en önemli etkenlerdir.

Hz İbrahim ve Musa daha çok kabilelerin kavimsel birliÄŸine büyük önem vermiÅŸ, ve buna göre ideolojik eylem geliÅŸtirmiÅŸken, İsa geleneÄŸi kavimsel birliÄŸi ikinci planda tutarak, hatta karşısında yer alarak bir ilki gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Yahova’nın Yahudi kavmiyle sınırlı karakteri aşılmış, evrensel bir tanrı anlayışına ulaşılmıştır. Dönemin koÅŸullarında Roma’nın yoÄŸun baskılarına yanıt olabilmesinin tek yolu evrensel özelliklerle donatılmış tanrı düşüncesidir. Bu nedenle Yahudilerle sınırlı kalmaz, tüm insanlığa seslenir. Esas olan acı içindeki insanların kurtuluÅŸudur. Çok keskin bir iktidar arayışından söz edilemezse de, İbranilerin yoksul kesimi iktidar yolunu açmak istemiÅŸtir. Hareketini siyasi ve askeri olarak deÄŸil, inanç ve ahlak temeline dayalı bir sosyal hareket olarak yaymıştır. Burada da Yahudilikten önemli ayrışma yaÅŸanmıştır. İbrani kabilelerinin kavim bilincine ulaÅŸması ve kavimsel birliÄŸin oluÅŸması nasıl yönetim sorunlarını öne çıkarmış ve bu koÅŸullar ideolojik kimlik oluÅŸumunda etkili olmuÅŸsa daha sonra iÅŸbirlikçileÅŸen resmi Yahudilikten temel ayrım noktası da aynı konu üzerinden geliÅŸtirilmiÅŸtir. İsa’nın tanrısı üstünlüğün deÄŸil adaletin, sevginin ve barışın müjdecisidir. Kudüs’te sırtını Roma valisine dayamış iÅŸbirlikçi resmi Yahudi kahinlik kurumu karşısında bile yakalandığında, Petros’un kılıç kullanmasına izin vermemesi Essenilerin etkileri kadar, yeni oluÅŸan ideolojik kimlikle yakından baÄŸlantılıdır.

İsa halk önünde verdiÄŸi ilk vaazlarda mutluluktan söz eder. Köleci toplumun körelttiÄŸi insan vicdanına ve kirlettiÄŸi duygulara karşı, “Sizler küçük çocuklar gibi olamazsınız. Gökler ülkesine asla giremeyeceksiniz” sözleri yeni kiÅŸilik ÅŸekillenmesinin eksenini oluÅŸturur.

Yahudilikte olduÄŸu gibi Hıristiyanlıkta da dini anlayış olarak Sümer’in etkisi vardır. Baba-OÄŸul-Ruh ül Kudüs aslında üçlü tanrı anlayışının bir kalıntısıdır.* kökeni Enki-Tiamat-Marduk geleneÄŸine kadar eskiye uzatılabilir. Anne Meryem, Tanrıça Tiamat kültünün çok zayıflamış bir yansımasıdır. Ancak ruhuna üflenilerek Tanrının oÄŸlunu doÄŸurabilecek bir etkinliÄŸe sahiptir. Sümerlerde baba tanrı-Ana tanrıça ve oÄŸul tanrı kavramları daha da gerilerinde tanrıça-oÄŸul-eÅŸ kültüne dayanmaktadır. YahudiliÄŸin tanrısı olan Yahova’nın ÅŸekilleniÅŸinde Babil tanrısı Marduk’un karakteri ağır basarken, İsa'nın rabbinde Sümer mitolojisinin daha eski biçimleri ile Yehova inancının karma karakteri söz konusudur. Roma köleciliÄŸinin doruk noktasına vardırdığı maddi koÅŸullarda insan acılarına ağırlık verilmesi, adalet ve sevgi arayışları İsa’yı neolitiÄŸin etkilerinin nispeten daha güçlü olduÄŸu dönemlerin mitolojilerinden etkilenmeye götürmüştür. MÖ. 70lerde Spartaküs isyanıyla ifade edilen köle isyanı yeni bir ideolojik çerçeveye bu biçimde kavuÅŸturulmaya çalışılmaktadır. İsa ‘da insana yabancı, ona hükmeden ve cezalandıran tanrı yerine, kendini tanrısıyla birleÅŸtiren "Tanrının OÄŸlu" anlayışı neolitiÄŸin insan dostu tanrı anlayışının bir uzantısıdır.

Spartaküs isyanına göre ileri bir aÅŸamayı ifade etse de İsa’nın çok planlı ve örgütçü olduÄŸunu söylemek güçtür. Bunda Roma imparatorluÄŸunun gücü kadar toplumun içinde bulunduÄŸu çaresizlik önemli rol oynamıştır. Bu nedenle İsa somutunda asıl gerçekleÅŸtirilen devrim daha çok inançlı ve saÄŸlam bir ahlaka sahip insanın yaratılmasıdır. Kendisi bunun gerçekleÅŸtirilmesinde zirvedeki bir kiÅŸilik konumundadır. İnançlarında samimidir ve pratik yaÅŸamını tümüyle buna adamış bir kiÅŸidir. Tanrı’nın sözleri insanlığı saran lanete karşı sonuna kadar kendisini adamasını gerektirmiÅŸtir. Musa da yönetme zorunluluÄŸunun yarattığı politik zenginlik İsa’da yoktur. Siyaset ve taktik geliÅŸtirmekten çok ideolojisinin topluma mal edilmesi İsa açısından daha önemlidir. Hıristiyanlığın diÄŸer tek tanrılı dinlerden temel ayrım noktalarından biri de budur. İktidarlaÅŸmada zayıf bırakan bir yan gibi görünse de, ideolojik esaslara göre oluÅŸan toplumsal ÅŸekillenmenin yeniliklere daha açık olması ve nispeten yozlaÅŸmaya karşı daha dirençli olmasını saÄŸladığından aslında en güçlü özelliktir. İsa’nın Rabbi insanlarla daha çok inanç, sevgi ve umut baÄŸlarıyla baÄŸlandığı için daha dirençli bir mücadele karakteri kazandırmıştır. Hıristiyanlığın 300 yıllık bir yayılma sürecine raÄŸmen süren mücadelesi ideolojik kimliÄŸin taşıdığı bu karakterde yakından baÄŸlantılıdır.

Ancak önemli olan bütün yoksulluk ve acı çekenlerin özlemlerini temsil ettiÄŸinden toplum tarafından sahiplenilmiÅŸ, beklenen Mesih misyonunu yüklenmiÅŸ olmasıdır. Politik gücünden çok ideolojisindeki saflıkla toplum için birleÅŸtirici güç konumuna gelmiÅŸtir. Egemenlerin lanet ve öfkeleri de İsa’da yoÄŸunlaşıp çarmıha gerilme olayı gerçekleÅŸince, İsa tüm toplum adına çekilen acıların ve cezaların yüklenmesi konumuna gelmiÅŸ ve asıl etkisini bundan sonra gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Roma’nın olgunlaÅŸtırdığı maddi-sosyal gerçekler dünyası, kendi büyük peygamberini İsa’yı bir anlamda böylece yaratmıştır. Biri ihanetçi Yahuda İskaryot olmak üzere 12 havariden ibaret olan küçük bir gruptan, giderek büyük bir insanlık hareketi doÄŸmuÅŸtur. İsa’nın kimliÄŸi ekseninde İsevilik Grek kültüründen, Zerdüştlükten ve Stoacıların doÄŸal inanç ve yaÅŸamlarından etkilenerek ÅŸekillenmiÅŸtir. Bu anlamda sınıfsal, ahlaki ve inanç yönüyle bir sentez olarak köleci sisteme karşı en büyük hareket olarak geliÅŸmiÅŸtir. İdeolojik kimlik özelliÄŸine içerilen evrensellik nedeniyle her kavim arasında yayılmış, geniÅŸ bir sosyal hareketliliÄŸe yol açmıştır. 300 yıllık mücadele ve yayılma sürecinde geliÅŸmesi Roma imparatorluÄŸunun çözülüş sürecine de girmesini ifade etmektedir.

Musevilik kavimsel niteliÄŸi nedeniyle feodal uygarlığın ÅŸekillenmesinde direkt rol sahibi olmaktan çok diÄŸer tek tanrılı dinler olan Hıristiyanlık ve İslamiyet’in ÅŸekillenmesinde yarattığı etkilerde rol sahibidir. Hıristiyanlık ise sınıf karakteri nedeniyle Roma’nın çözülüşünde oynadığı rol ile feodal toplum ÅŸekillenmesinde tarihi bir rol oynamıştır. İnsan acılarına sahip çıkması, barışçıl çalışma tarzı, kolektif manastır yaÅŸam düzeni insanlığın en güçlü ve köklü bir ahlaki yapıya kavuÅŸmasında pay sahibidir. Saf bir ideolojik akım olarak harekete geçtikleri uzun süre siyasetin ve ÅŸiddetin dilinden uzak durdukları için yönetim gücünden ve biçiminden çok, toplumsal yapıda yarattığı deÄŸiÅŸikliklere dayanarak güç olmuÅŸtur. Kolektif ve çileye dayalı manastır ve kilise yaÅŸamları, Sümer rahiplerinin köleciliÄŸi doÄŸuran tapınak düzenlerinin oynadığı role benzer bir rol oynamışlardır. Manastır ve kiliseler yeni toplumun ÅŸekillendiÄŸi, alternatif yaÅŸam ve iktidarın hazırlandığı okullar olmuÅŸlardır. İbadet yeri olma misyonu arka plandadır.

Hıristiyanlık teolojisi baÅŸlangıçta ikinci plandaydı. Daha sonra Skolastik dönemde siyasal ve maddi bir güç haline gelindikten sonra papalık tarafından ön plana çıkarılmıştır. İsa’da esas olan inanç deÄŸil, ahlaki tutumdur. Maddi deÄŸil, manevi güçtür.

Hıristiyanlığın yayılma süreçlerinde Roma’yı çözecek bir güç açığa çıkarmakla birlikte, Roma’dan etkilenme de söz konusu olmuÅŸtur. BaÅŸlangıçtaki saflığını yitirmiÅŸ, giderek Roma’ya benzeÅŸmiÅŸtir. Roma İmparatorluÄŸunun Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesinin bir nedeni yayılma düzeyi ise diÄŸer bir nedeni de, Roma’ya benzeÅŸen yönleriyle imparatorluÄŸun bir süre daha ayakta kalmasını saÄŸlayacak olan birleÅŸtirici etkisidir. Bu etkinin dayandığı temel neden baÅŸlangıçtaki eÅŸitlikçi özelliÄŸin yitirilmesi ve uzlaÅŸma noktalarının açığa çıkmasıdır.

Hıristiyanlığın teolojisinin oluşturulduğu dönem olan 5. yüzyıl, Hıristiyanlığın çıkışından itibaren uğradığı bir yığın değişikliğin gerçekleştiği bir dönem olmuştur.

İlkel kilise de, diyebileceÄŸimiz mücadele yıllarının kilisenin yerini resmileÅŸen Hıristiyanlıkla birlikte Katolik kilisesi alınca, iktidar yaklaşımında zamanla yaÅŸanan deÄŸiÅŸimler politik ifadeye kavuÅŸmuÅŸtur. Katolik kilisesi kendisini Roma devletinin mirasçısı saymıştır. İmparatorluk kurumlarının benzerleri ve zihniyet yapılanmasının güçlü yansımaları olmuÅŸtur. En üstte papalık vardır ve Tanrısaldır. Sonra papa ruhani bir devletin başındadır. OrtaçaÄŸ’da ruhani iktidarın üstünlüğünün ilan edilmesiyle, kilisenin iktidardaki rolü de güçlenmiÅŸtir.

MS 500-1000 yılları Hıristiyanlığın kurumlaÅŸma süreci olarak deÄŸerlendirilebilir. OrtaçaÄŸ yerleÅŸim merkezleri bu yıllarda kilise etrafında kurulmuÅŸtur. İktidardaki rolünün artışına paralel olarak yaÅŸanan yozlaÅŸmanın da dışında Hıristiyanlığın Avrupa halkları üzerinde önemli etkileri vardır. Avrupa’nın barbarlık aÅŸamasındaki baskılarına kilise yoluyla uygarlığın taşınması, Avrupa’yı daha sonraki uygarlıksal geliÅŸmede öncülük konumuna getiren birikimlerin de taşınmasını ifade eder. MS. 1000 yıllarında kilise siyasete egemen olmuÅŸtur. Maddi ve manevi otoritenin toplandığı, kısacası devlet yetkilerinin toplandığı bir merkez konumuna gelmiÅŸtir. Ortak dil ve kültürün geliÅŸmesine kaynaklık ederek ulusal ÅŸekillenmede rol oynamışsa da, giderek tutuculaÅŸan yapısıyla yeni toplumsal sorunların ve bunalımın da kaynağına dönüşmüştür. İsa’nın toplumun vicdanının ifadesi olan Rabbı çıkar savaÅŸlarının ardına gizlendiÄŸi güçlü bir maskeye dönüşmüştür. Kilisenin yaÅŸadığı yozlaÅŸmanın en güçlü göstergesi olan Endülijans (Günahların bağışlanması karşılığında kilise tarafından parayla satılan belge) belgelerinden tutalım, ortaçaÄŸda bir katliam kaynağı haline gelen Engizisyon mahkemelerine kadar yaÅŸanan deÄŸiÅŸim ideolojik kimlikte yaÅŸanan yozlaÅŸmaya dayalı olarak geliÅŸmiÅŸtir.

Hıristiyanlığın sınıf karakteri ve buna dayalı olarak şekillenen iktidar anlayışı yaşanan yozlaşma karşısında özgürlük arayışlarının gelişmesinde önemli bir etkidir. Diğer tüm maddi koşulların etkisinin yanında Hıristiyanlığın evrimsel yayılma sürecinde oluşturduğu toplumsal şekillenmesinin güçlü oluşu, bir nevi daha sonraki yozlaşmaya karşı gelişen sosyal hareketlenmenin de önemli bir dayanağı halene gelmiştir. Örneğin Musevilik ve İslamiyet daha çıkışlarında iktidar sorununu temel sorun olarak ele aldıklarında ideolojik kimlik şekillenmelerinde iktidar sorunu önemli bir yer edinmiş, bu nedenle daha başlangıçta iktidar arayışları söz konusu olmuştur. Toplumsal kültürün bu eksende şekillenmesi yozlaşmadan çıkışı zorlaştıran bir etken rolü oynamıştır.

Avrupa’nın tarihsel arka planının yanında Hıristiyanlığın yukarıda belirttiÄŸimiz özellikleri de birleÅŸince Avrupa, ortaçaÄŸ karanlığından kilisenin reformasyonu temelinde Protestan kilisenin oluÅŸumuyla ve laiklik çıkışıyla çıkış yapıp önemli geliÅŸmeler yaratma yoluna gidebilmiÅŸtir. Protestan kilisesinde Papa’nın otoritesi reddedilir. Nispeten demokratik bir örgütlülüğe sahiptirler. En yüksek otorite kutsal kitap olmakla birlikte, araÅŸtırmaya açıktır. Zorla kabul ettirilen bir dogma yoktur. Ağırlıklı olarak akla dayalı din yorumu esas alınmaya çalışılır.

Hıristiyanlık doÄŸuda aynı kurumlaÅŸmayı saÄŸlayamamıştır. Daha çok Asuri-Süryaniler kanalıyla kısmi bir taşırılmadan söz edilebilir. Gerek Pers-Sasani imparatorluÄŸunun dayandığı kültürel zeminin köklülüğü ve gerekse de Arabistan yarımadasının kendine özgü koÅŸullarında geliÅŸen İslamiyet’in saÄŸladığı etkinlik düzeyi bunda önemli rol oynamıştır. Mani’nin çıkışında Helenizm ve Zerdüştlükle birlikte etki ederek dolaylı etkisini sürdürmüştür.

DeÄŸerlendirilmesi gereken önemli bir konu da kadın konusudur. Hıristiyanlık teolojisi oluÅŸumunda kadının konumu da önemli deÄŸiÅŸikliklere uÄŸramıştır. Hz İsa’nın Maria Magdalena ÅŸahsında kadına yaklaşımı kendi koÅŸullarında önemli bir geliÅŸmeyi ifade eder. YahudiliÄŸin kadın yaklaşımına göre deÄŸerlendirildiÄŸinde ileri bir adımdır. Yahudilikte olduÄŸu gibi kadını günahların temeli olarak görmez. ÖrneÄŸin, Yahudilikte Zina olayına kaynak olarak gösterilen kadının tek başına sorumlu olamayacağını belirten İsa, “Zina etmeyeceksin, fakat ben size derim ki, bir kadına ÅŸehvetle bakan her erkek zaten yüreÄŸinde zina etmiÅŸtir.” diyerek erkeÄŸi de sorumlu tutar. Yine ilk havarisi, çocukluk aÅŸkı ve fahiÅŸe olan Maria Magdalena’nın Yahudi toplumu tarafından aÅŸağılanarak, cezalandırılmak istemesine müdahale ederken, “İçinizde hiç suçu olmayan ilk taşı atsın” diyerek kadının düşürülmüşlüğünün toplumsal ÅŸekillenmenin bir parçası olduÄŸuna vurgu yapmıştır. İsa’nın kadına yaklaşımı, öğretisinin kadınlar arasında kolayca benimsenmesini ve kadınların mücadeleye katılımını saÄŸlamıştır. Manastırda rahibeler ÅŸahsında kadın sınıflı toplumla birlikte cinsellik yoluyla itildiÄŸi düşürülmüşlükten bir nevi çıkış yolu aralamaktadır.

Hz. İsa’nın kadını ele alış tarzı ilerici de olsa Hıristiyanlıkta Meryem’e biçilen rol son derece pasiftir. Meryem ÅŸahsında kadın İştar ve İnanna ile temsil edildiÄŸi dönemdeki etkinliÄŸinden oldukça uzaklaÅŸmıştır. Sümerlerde Panteon’daki varlığını uzlaÅŸma temelinde de olsa koruyan kadın mitolojinin Semitik yorumu güçlendikçe statü kaybına uÄŸramıştır. Babil Tanrısı Marduk ile Tiamat’a son darbe vurulmuÅŸtur. Ancak Tiamat’ın en azından Marduk’la mücadele etme iradesi vardır. Musa ile kadın eve kapanmış ve örtünmüştür. Meryem ÅŸahsında Hıristiyanlık’ta kadına biçilen misyon da öz olarak ciddi farklılıklar içermemektedir. Hz İsa’nın doÄŸum hikayesi ile Meryem kutsanır gibi görünse de, özünde kadın yaratıcılığı çalınmıştır. Rab üfledikten sonra Meryem’in İsa’yı dünyayı getirmesi pasif bir eylemdir. Kadının bu biçimde ifade ediliÅŸ tarzı feodal toplumda giderek toplumsal statüsü düşecek olan kadının geleceÄŸine yönelik ideolojik bir formülasyondur.

Yazının Devamı >> İslamiyet ve Etkileri

Gülbahar Köker
gulbahar, 21.04.08