
|
Kapitalizmin İdeolojik Kimliği - B) Bireycilik Ruhu
Bireycilik, kapitalist toplumu doğuran sistemin temel ruh özelliğidir. Nasıl bilim bu toplumun temel zihniyet durumunu ifade ediyorsa bireycilik te ruhsal özelliğidir. Bireycilik ruhu kapitalizmde bilimsel düşünceden çok daha etkin sürükleyici bir güçtür. Özellikle günümüz açısından değerlendirildiğnde bilim ile sistem arasındaki çelişkiyi oluşturan temel dayanaktır. Bilimsel düşüncenin gelişimi ne kadar toplumsal pratiğin bir ürünü olarak ortaya çıkmışsa bireyycilik ruhu da bilimin sınırlandırılmasında o kadar tersinden rol oynayan bir güçtür.
Bireycilik ruhu ile bilim arasında günümüzde yaşanan çelişki ve bireyciliğin açığa çıkardığı toplumsall sorunlar ve gelecek açısından taşıdığı tehlikeler gün yüzüne çıkmadan önce bireyciliğin de kendiisini dayandırdığı haklı zeminler vardır. Yüzbinlerce yıllık toplumsmallallştırma bireyi hiçleştirme tarihi olarak yaşandı. Daha önceki tüm sistemlerde egemen kesimler kendi çıkarları lehine toplumsalllığı geliştirmişlerdir. Sistem tüm kurumlaşmaları ile bunu gerçekleştirmeye endekslemişş ideolojik kimlikle bağımlılıkk temelinde ilişki kurarak bireey iradesizleştirilimiştir. Her gelenek her kes bu kuralın değişmez propagandacısıdır.
Yüzbinlerce yıllık toplumsal süreçte yaşanan gelişmeler toplumu kurtarma adı altında bireyi kurban etmeye dönüştürür. Bir çok din toplumsal esenliğin koruyucu gücü olarak gördükleri tanrıların gücüne sürekli inandırarak ve bu güce dayanıp bireyi kurban ederek toplumu ayakta tutmuyı toplum vicdanı haline getirmişlerdir. Birey bu kuralın dıyşına çıktığı an toplumsallalşmanın ezici gücüyle karşılaşmıştır. Kendi gölgesine bile sahiph çıkamaylacak iradesiz bir konuma sürüklenmiş. Tanrı din ideolojileriyle yalnızca bu dünyada değil, öte dünyada da aynı baskıya marüuz kalacağı cehhennemler yaratılarak toplumun bekaası güvenceye alınmaya çalışılmıştır. Yüzbinlerce yıllık toplumsal hpratik bireyy dünyası ile sürekli bir çelişki içinde olmuştur. Feodal toplumun son süreçleri, bu çelişkilerin yoğunlaştığı süreçlerdir.
Kapitalizm gücünün ve enerjisini toplumsallaşmanın hiçleştirdiğ birey gerçeği karşşısında açığa zçıkan arayışlardan almaktadır. Rönesansın bireyi öne çıkarması dinsel dogmatizm karşısında savaşmanın ruhsal gücünü de açığa çıkarmıştır. Şüphesiz öncüleriyle ayynı düzeyde zihniyet düzeyini yaşamamıştır. Ancak bireyin uyanışı bu düşünsel gelişimin de ötesinde ruhsal bağları güçlendiren bir temadır. Yüzbinlerce yıl tanrı fikrinin ifade ettiği dönüşüm gücü bireye içerilmiş, birey tanrılaştırılmıştır. Bireye tanrısallık atfedilmesi doğmalara daya sınır tanımaz baskılara karşı müdele gücünün dayandığı en büyük enerji açığa çıkarmıştır. Birey her kölelik zincirini parçaladığında ,olağanüstü bir yaşamın farkına varmaktadır. Dünyanın kendisini cennet olmaya başlamaktadır. Günarkar ilan edilen arzular en güzel yaşam biçimlerine dönüştürülmektedir.muazzam bir farklaşma başlamaktadır. Sanatla yaşamı güzelleştirmenin farkına varılmıştır. Birey olmak da daha fazla özgür düşünmeye, keyfince ve cesaretle yaramaya yeni sevgi ve aşka götürmektedir.
Kapitalizmin çıkışında önemli rol oynayan bireycilik ruhu tarihsel olarak dayandığı haklı zemin kadar sistemin bağrında taşıdığı çelişkilerin de kaynağı olarak varlık göstermiştir. Nitekim toplumsallığın asıl baskıcı karakteri sınıflı topluma geçişle birlikte açığa çıkmış ve özel mülkiyetin nimetlerinden yararlanan azınlığın bireyci ruhundan kaynaklanmıştır. Kapitalizmin bireyciliği bu kadar kutsaması toplumsal hastalıkların kökenini oluşturan bu ruh halinin topluma yaygınlaştırılmasına dönüktür. Bu ruh halinden kaynaklı açığa çıkan zorunlar tüm tarihsel süreçlerde yaşanan sorunların toplamı gibi yansımaktadır. Bireycilik ruhu ile toplumsallığın dayandığı tanrısal güç yıkılmış olmakla birlikte insanlık tam anlamıyla bu baskıdan uzaklaşmamıştır.
Kapitalist sistemin en dinamik değişim gücü olan para geçmiş süreçlerin tanrılarına rahmet okutacak düzeyde bir bağımlılığı birey ruhunda geliştirmiştir. Hem egemeni hem ezileni için para özgür bir yaşamın kapısını aralayan yegane anahtar gibi algılanmakta, geleceğe yönelik beslenen ütopyaların temel gerçekleştirici gücü olarak tanrı katında yerini almaktadır. İnsanlık tarihi boyunca yaratılan manevi değerler paranın değişim gücüyle alınıp-satılan bir metaya dönüştürülmekte, bireyin kendisi de sahip olduğu para kadar değer görmekte metalaştırılmaktadır. "Para sistemin ruhunun somut ifadesi olmaktadır. Sihirli güçtür. Çevrilemeyeceği hiç bir değer yoktur. Toplumun daha önceki biçimlerinde simgeleri totem, tanrı, tanrı-krallar gibi değerlendirilirken, kapitalist biçimlenişte toplumun en güçlü ve güç yansıtıcısı, bireysel ruhu en çok çeken, uğruna her şeyin göze alındığı, gerektiğinde tüm insanlığa kan kusturacak savaşlara götüren güç, para olmaktadır. Para etrafında şekillenen bir ruh kimliği geçerli olmaktadır." (A. Öcalan - Savunmalar. I. Cilt. Syf. 318)
Tam da bu tanımlama ekseninde açığa çıkan uygulamalar bireyciliğin çağdaş köleleşmenin ruh hali olduğunu açığa çıkarmaktadır. Bireycilik ruhu ile insanı doğadaki en güçsüz canlı konumundan eşsiz bir güçlenmeye götüren toplumsal değerlerin yitirilmesi hem sistemin yaratığı sorunlar karşısında kendi küçük dünyasını kurtarma peşinde koşma çağımızda tüm dünyamızı tehdit eder konuma gelen sorunlar karşısında bireyi ilk maymunsuların doğa karşısında yaşadığı güçsüzlükten daha derin bir güçsüzlüğe sürüklemektedir. Toplumsallıktan intikam alma hareketi olarak gelişen kapitalist birey şekillenmesinin birey toplum dengesini sağlama ekseninde aşılması gereği çağımızın en temel sorunlarından biri olmaktadır.
Yazının Devamı >> Kapitalizmin ideolojik kimliği - C) Hümanizm
Gülbahar Köker
|
|
|