AnasayfaspaceHaberlerspaceForumspaceYazılarspaceBilgilerspaceSitemapspace
BulunduÄŸunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Düşünce ve İdeoloji


Kapitalizmde Kadın
Kapitalizmde Kadın
Kapitalizmin emeğin serbest pazarlanmasına dayalı karakteri ailede bir takım değişiklikler yaratmıştır. Feodal bağlarla biçimlenen geniş aile biçimi yerini çekirdek aileye bırakmıştır. Sanayileşme geliştikçe, kol gücünün yerini makineler aldıkça, kadının üretime katılma olanakları da gelişmiş, bu kapsamda kadının özgürleşme zemininde de bir güçlenme açığa çıkmıştır. İlk defa kapitalist toplumda cins mücadelesi (19. yy) insanlık gündemine girmiştir. Ancak bu, kapitalizmin kadın yaklaşımının özgürlükçü oluşundan değil, maddi koşulların ön plana çıkardığı cins çelişkisinden kaynaklanmaktadır. Kadın, dinlerde olduğu gibi Ademin kaburga kemiğinden yaratılan bir varlık olarak tanımlanmamaktadır. Ancak kapitalist sistemde ucuz iş gücü olarak görülmesiyle, ev ve iş dünyası arasında yaşadığı parçalanmışlıkla, bin yılların toplumsal normlarıyla giderek yoğunlaşan çelişkiler yaşamaktadır. Kapitalizm, gelişim dönemleri (liberal- neoliberal kapitalizm) ise, kadın düşürülmüşlüğünün doruklaşmasını ifade eder. Liberal kapitalizmle birlikte sınıflı toplum uygarlığı boyunca ailenin mülkü olan kadın, sermayenin de mülkü olmuştur. Kadının sadece ruhu değil, bedeni de egemen sınıf ölçülerine göre biçimlenmiştir. Reklam sektörünün vazgeçilmez aracı konumuna getirilmiş, tarih boyunca taşıdığı değerler bu yolla tüketilmiştir.

Tüketim çılgınlığıyla güdümlenen birey yapılanmasının kendisini en fazla yansıttığı alan kapitalist aile kurumudur. Sınıflı toplumla birlikte cinslerin biri birini tüketmesi aracına dönüştürülen cinsellik anlayışı kapitalizmde en açık ifadeye kavuşmuştur. Özgürlük arayışlarının en başta yöneltildiği alan cinsellik alanı olmuş, cinsellikte özgürlük temasıyla hakim kılınan değer yargılarıyla cinsler arası ilişkiler tüketimin en çok yoğunlaştığı alan haline gelmiştir. Ailenin parçalanmasına kadar götüren bu yönlü gelişmeler karşısında geliştirilen fuhuş sektörüyle bir yandan kirli kazanç elde etmenin yeni alanları açılmış, bir yandan aile kurumunun varlığı korunmaya çalışılmıştır. Ancak yine de bu yönlü yaşanan sorunlar, toplumda giderek yaygınlaşan cinsel hastalıklar, psikolojik hastalıklar, bunalımları azalmamış, kapitalizmin kadın yaklaşımından kaynaklı olarak artış göstermiştir. Yine gelişen kadın intiharlarının tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yaygınlaşması da tüketim alanına dönüştürülen cinsler arası ilişkilerle bağlantılıdır.

Kadın-erkek arasındaki ilişkinin kapitalizmde aldığı yeni boyut, ebeveynle çocuk arasındaki sevgi bağlarının da tükenmesine yol açmakla, giderek derinleşen cinsler arası ilişkiler sorununu gündeme getirmiştir. Oysa insanın toplumsallaşmasının temel dayanaklarından biri bu alanda yaşanan gelişmelerdir. Cinsler arası ilişkinin hayvanlar alemine has güdüsellikten çıkartılıp, duygu bağlarına dönüştürülmesi toplumu bir arada tutan en önemli etkenlerden biri olmuştur. Kapitalizmde şekillen cinsler arası ilişkiler bu nedenle toplumsal gelişim dinamiğinin de insanlık aleyhine bir boyut kazanmasını ifade eder. Bu nedenle ne kadar bir arada tutulmaya çalışılırsa çalışılsın, kapitalizmde ailesel sorunlar yoğunlaşmakta, uzun süre aile varlığı korunamamaktadır. Genelde tüm sınıflı toplum uygarlıkları kadının düşüşü üzerinde şekillense de, kapitalizmin bu tarihsel çelişkilerin yoğunlaştığı bir sistem olduğu bu yönlü yaşanan gelişmelerden açığa çıkmaktadır.

Kapitalizmin kadın yaklaşımının pratikte kanıtladığı en önemli gerçekliklerden biri de, kadının düşürülüşünün erkeğin düşürülüşüne yol açtığı gerçeğidir. Öyle ki, cins kimliğinde yaratılan tanımsızlık kadınla sınırlı kalmamış, erkeğin-biyolojik yapısı da dahil- uğratıldığı değişimle cins olarak erkekte bir tanımsızlıkla yüz yüze bırakılmıştır. Sadece kadın değil, erkek cinselliği de bir sömürü alanına dönüştürülmüştür.

Cins kimliklerinde yaşanan bunalımın aşılamamasının en temel nedeni, kadın sorununun ideolojik bir sorun olarak değerlendirilip sistem alternatifini yaratmaya dönük gelişmelerin zayıflığıdır. Sınıf temeline dayalı olarak geliştirilen uygarlık çözümlemeleri erkek egemenlikli yaklaşımın ürünü olduğundan, bu temelde geliştirilen çözümlemeler ve sunulan alternatifler kadın sorununa köklü çözüm bulmaktan uzak kalmıştır. Binlerce yıllık sınıflı toplum tarihi, kadın için kimlik yitimi tarihi olmuştur. Sınıflı toplumla bütünleşme ancak ruhsal ve düşünsel olarak erkek egemenlikli sistem kalıplarına göre şekillenmesiyle mümkün olmuştur. Sümer mitolojilerinde İnanna-Enki mücadelesinde somutlaşan gerçeklik, kadının erkekle ve onun yarattığı sistemle mücadeleyi erkek karakterine benzeşerek yürüttüğü gerçeğidir. Bugüne kadar da kadının sistem içinde varoluşu, erkek egemenlikli biçimlendirmenin etkisini taşımıştır. İster sisteme boyun eğmek, ister mücadele etme temelinde bir varoluş olsun, kadın bu etkilerin dışına çıkamamıştır. Gelişen toplumsal mücadelelerin ve bu temelde yeni oluşan sistemlerin en başta gericileştikleri alanın kadın olması tesadüfi değildir. Özgürlük ölçülerini erkek egemenlikli sistem doğrultusunda şekillendiren kadın sürekli kaybedişlerle yüz yüze gelmiştir.

Dar sınıf yaklaşımları kadar yanılgılı bir başka yaklaşım da kadın sorununu yalnızca bir cins sorunu olarak ele alan yaklaşımdır. Feminizm, cins sorununa ve mücadelesine sahiplenmekle ilerici rol oynamakla birlikte, bu noktada mücadele ufkundaki darlık kadının toplumsal muhalefet enerjisinin yutulduğu bir araç rolünü de oynamasını beraberinde getirmiştir. Kadın, sınıflı toplum öncesinde fiziksel sınırlarda algılanan bir varlık değildir. Tüm kutsallıkların bileşkesi olarak anlam bulan, Tanrıça Ana olarak adlandırılan, toplumsal sistem yaratıcısı bir güçtür. Üretimdeki rolü azaldıkça toplumsal biçimlenişte etkin bir güç olmaktan çıkmış ve ancak o zaman kadın ağırlıklı olarak fiziğiyle tanımlanan bir varlık konumuna indirgenmiştir. Bu noktada başta kadın kimliği olmak üzere, binlerce yıldır yıkıma uğrayan kadına dayalı gelişmiş tüm maddi manevi değer yargılarına doğru anlam vermek ve bunu güncelleştirmek kadının yaşadığı ağır sorunların çözüme ulaştırılmasının da tek yoldur.

Kapitalizmin kadını bu kadar düşürmesinin altında yatan gerçeklik, sınıflı toplum uygarlığının kadın eksenli ideolojik kimlikle aşılacağı gerçeğidir.

Yazının Devamı >> Sosyalizmin Çıkış Koşulları

Gülbahar Köker
gulbahar, 22.04.08