|
Sosyalizmin Çıkış Koşulları
Uygarlık tarihi boyunca ideolojik kimliklerin eski toplum düzenleriyle mücadele dönemlerinde özgürlükçü karakter taşıdıkları, ancak özlerinde taşıdıkları çelişkili karakter nedeniyle kurumlaşma ve yayılma süreçlerinde gericileştikleri ve toplumsal muhalefetle karşılaştıkları gözlemlenen bir husustur. Özünde kadın eksenli sistemle, erkek egemenlikli sistem arasındaki zıtlıktan kaynaklanan çelişkiler hem teknik temeline dayalı üretim koşullarının ve buna bağlı olarak gelişen toplum yapılanmasının, hem de insanlığın ulaştığı zihniyet düzeyinin bir sonucu olarak her tarihsel süreçlerde farklı biçimlerde yansımıştır.
Köleci sistem karşısında neolitik yaÅŸam deÄŸerlerine baÄŸlı etnik yapılardan tutalım, tek tanrılı dinlerin çıkışına kaynaklık eden düşüncelerden, felsefeye kadar her arayış bu temel çeliÅŸkinin tarihe yansıyış biçimleri olarak vücut bulmuÅŸlardır. Farklı dönemlerde farklı biçimler kazansa da her özgürlükçü çıkış, özünde sosyalizm arayışını barındırmış ve bunun ilk örgütlenmelerini yaÅŸam biçimlerine yansıtmıştır. Mücadele süreçlerinin örgütlenmelerinin komünal yaÅŸam örnekleri olması bu nedenden kaynaklıdır. Dini temellerde olsa ve kabile düzenlerine dayansa da, Hz İbrahim ve Musa’nın çıkışları ilk halleriyle kabile sosyalizminin bir örneÄŸidir. Köleci toplumun doruk aÅŸamasında yaygınlık kazanan mistik tarikatlar da benzer bir yapılanmayla kolektif yaÅŸam düzeniyle varlıklarını sürdürebilmiÅŸlerdir. İsa’ya dayalı geliÅŸen Hıristiyanlık mücadelesi dine dayalı da olsa üç yüz yıllık dinsel sosyalizm örneÄŸi olarak gerçekleÅŸmiÅŸtir. İslamiyet’in çıkışına benzer karakterlidir. Yine felsefe okulları da resmi düzen baskıları karşısında eÅŸitlikçi ve özgürlükçü yaÅŸam tarzlarıyla varlık bulmuÅŸlardır. 16. yy koÅŸullarında Thomas Moore’un Ütopyası, Campanella’nın GüneÅŸ Ülkesi tarihsel sosyalizm hayallerini canlandırmışlardır. Fransız devriminin temel sloganları olan, “eÅŸitlik, özgürlük, kardeÅŸlik” sloganları sosyalizmin temel deÄŸerlerinin ifadesidir. Fransız devrimini baÅŸarıya götüren temel etkenlerden biri de, daha önceki ideolojik kimliklerin üzeri örtülü olarak yedirilen ütopyaların bu temel sloganla en yalın ve açık ifadeye kavuÅŸturulmasıdır. “Kapitalizmi doÄŸuran özgürlük hayalleri uÄŸruna, sayısız insan ve topluluk dinsel dogmatizme karşı kahramanca savaÅŸmışlardır. Onlar savaşırken, herkesi bireysel tutkularına hizmet ettirmek için deÄŸil, eÅŸitlik-özgürlük ve kardeÅŸlik uÄŸruna hareket ettiklerinden asla kuÅŸku duymuyorlardı.” (A. Ocalan - Savunmalar, 1. cilt syf. 380).
Ancak gerek bilimsel teknik temelin zayıflığı, gerek sınıflı toplum ideolojileri olmaları nedeniyle mücadele süreçleri sonrasında geliÅŸen toplumsal düzenler, birer baskı ve sömürü düzeni olmaktan çıkmamışlardır. Teknik temele dayalı üretim biçimleri, egemen sınıfların toplumsal mücadelelere yükledikleri anlamla birleÅŸmiÅŸ ve yeni üretim iliÅŸkilerini, sosyal-siyasal iliÅŸkileri ÅŸekillendirmiÅŸtir. ÖrneÄŸin, Hz Muhammed’in islamiyete biçtiÄŸi anlam, ticaret koÅŸullarını yarattığı toplumsal kültürün ataerkil kabile yorumuyla erkenden bir farklılaÅŸmayı yaÅŸamış ÅŸve gericileÅŸmiÅŸtir. Kapitalizm açısından da bu durum geçerlidir. BaÅŸlangıçta burjuvazi, feodal sistem karşısında toplumsal çıkarları temsil etse de, “EÅŸitlik-Özgürlük-KardeÅŸlik” kavramlarına yüklediÄŸi anlam farklıdır. Engels’in, Rönesansa iliÅŸkin belirttiÄŸi, “İnsanlığın ÅŸimdiye deÄŸin tanıdığı en büyük alt-üst oluÅŸtu bu, bir devirdi ki rönesansın devlere gereksinmesi vardı ve devler yarattı. Düşüncenin, tutkunun ve karakterin devlerini... Burjuvazinin modern egemenliÄŸini kuran insanlar, burjuva dar görüşlülüğünün dışında her ÅŸey oldular.” Sözlerinde de deÄŸerlendirdiÄŸi gibi burjuvazi yeni toplumsal düzeni erkenden kendi dar çıkarları ekseninde ÅŸekillendirmiÅŸtir. Babeuf’un EÅŸitlerin Manifestosu’nda, “Fransız devrimi bir baÅŸka devrimin müjdecisidir: Bu devrim çok daha parlak olacak ve bütün devrimlere son verecek.” Sözlerinde belirttiÄŸi gibi ezilenlerin devrime yükledikleri anlam ise çok farklı olmuÅŸ ve bunu tarihsel mücadelelere taşırmışlardır.
Gerek kapitalist ideolojinin dayandığı temel, gerek üretim tekniÄŸi kapitalist sistem karşıtı mücadelenin erkenden geliÅŸmesine yol açmıştır. 18.yy ın ikinci yarısında İngiltere’de gerçekleÅŸen sanayi devrimi 19.yy baÅŸlarında baÅŸlayarak, Batı Avrupa’ya yayıldığında daha önceki sınıflı toplum uygarlıklarından hiç birinde görülmeyen düzeyde bir hızla yeni uygarlık sisteminin sosyal sınıf ayrışmasının koÅŸullarını yaratmamıştır. Sanayi merkezlerinde yoÄŸunlaÅŸan proleterya temel bir sınıf haline gelmiÅŸtir. Gerçi Fransız hayalî sosyalisti Babeuf, daha 1790’larda Fransız devriminin emekçi halk kitlelerine hiçbir ÅŸey getirmediÄŸini, yalnızca sömüren sınıfın deÄŸiÅŸtiÄŸini görmüş ve devrimin sınıfsal çözümlenmesini yapmış, çözüm yolu olarak da emekçi sınıfların iktidarı ele geçirmelerini ön görmüştür. Ancak hem proleterya sınıf olarak yoÄŸunlaÅŸmamıştı, hem de ütopik sosyalistler birer düşünürden çok birer eylemciydiler. Bu nedenle işçi sınıfının ideolojik öncülüğünü üstlenecek bir karakter yapılanmaları güçlü deÄŸildi. SanayileÅŸme yayıldıkça bir yandan proletarya yoÄŸunlaÅŸmış, bir yandan da burjuvazi kendisini kurumlaÅŸtırmıştır. Ütopik sosyalizmin çıkış yolları henüz burjuvazinin, feodal sınıfla mücadele yıllarıydı. Feodal sınıfın dinsel görünümlü ideolojisiyle burjuvazinin laik pozitivist ideolojisi arasındaki mücadele 19. yy’ın ilk çeyreÄŸine kadar da sürmüştür. 19. yy. itibaren burjuvazinin sistem kurumlaÅŸmalarına kendi rengini verdiÄŸi, ekonomiden siyaset ve askerliÄŸe kadar her alanda kendi sınıf hakimiyeti ekseninde kurumlaÅŸmalara gittiÄŸi sürece girilmiÅŸtir. Sınıf farklılaÅŸmalarının asıl somutlaÅŸtığı dönem, burjuvazinin sınıf karakterini kurumlaÅŸtırmaya gittiÄŸi dönemdir.
19. yy bu anlamda ayrışma ve sınıf kökenli kimliklerin netleÅŸme yy’dır. Burjuvazi ile proletaryanın çıkar birlikteliÄŸi sona ermiÅŸ, burjuvazi adına proleterya karşısında sömürü olanaklarının -giriÅŸim özgürlüğü adı altında- geliÅŸtirilmesini öngören liberalizm, emekçi sınıflar adına sistem karşısında sınıf çıkarlarını korumaya dönük sosyalizm hızlı açılımlar gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Bilimsel sosyalizmin kurucuları olan Karl Marks ve Friedirch Engels, 19 yy da yoÄŸunlaÅŸan sınıf çeliÅŸkisini Fransız ütopik sosyalizmi, Alman felsefesini ve İngiliz işçi hareketlerini temel alan bir ideoloji ile çözümleme ve ezilenlerin mücadelesini bir öncülüğe kavuÅŸturmaya çalışmışlardır. Kendilerinden önceki sınıfsal hareketlerin ütopik karakterlerinin farkında olduklarından, bilimsel olmaya büyük önem vermiÅŸlerdir. Ancak Markszmin çıkış koÅŸulları, kapitalizmin çeliÅŸkilerinin yeni yeni açığa çıktığı koÅŸullardır. Çözümlenen toplum özellikleri de çağımızdan oldukça farklıdır. Kapitalizmin üretim üstünlüğünden farklı olarak, henüz yayılma aÅŸamasında olduÄŸu ve ancak sınıfsal çeliÅŸki karakterinin ön plana çıktığı süreçlerdir. Ancak sistemlerin ideolojik kimlik karakterlerinin en net açığa çıktığı süreçler, bunalım ve çöküş süreçleridir. Daha öncesinden açığa çıkan ideolojik kimlik arayışları bu nedenle toplumsal mücadelelerin daha ileri boyutlara taşınmalarını saÄŸlasalar da yeni bir uygarlıksal sistem yaratamazlar. Bu iki temel nedenden ötürü böyledir. Birincisi; uygarlıkların taşıdığı çeliÅŸkili karakter, dayandıkları teknik temel üstünlüğünü sürdürdükçe tümüyle açığa çıkmaz. İkinci temel neden; Yeni ideolojik kimlik oluÅŸumu yeni bir üretim tekniÄŸinin geliÅŸmesi ve gericileÅŸen sistem ideolojisini kapsamlı eleÅŸtiriye tabi tutup, kendisini biçimlendirdiÄŸinde yeni bir toplumsal sisteme dönüşebilir. ÖrneÄŸin, köleci toplum da henüz yayılma aÅŸamasında iken Hz İbrahim, Zerdüştlük ve felsefenin muhalefetiyle karşılaÅŸmış olsa da, bu çıkışlar daha çok yeni mücadelelerin hız kazanmasında rol oynamış ve köleci toplum ancak Hıristiyanlık ve İslamiyet’in geliÅŸimiyle aşılabilmiÅŸtir. Aynı biçimde Marksizmin bilimselliÄŸi kendi çağıyla sınırlıdır ve bilimsel ahlak, deÄŸiÅŸen çaÄŸ koÅŸulları ve açığa çıkan yeni verilen üzerinden Marksizmi deÄŸerlendirmeyi gerektirir.
İdeolojik kimlik olarak bilimsel sosyalizm tarihsel, sosyal ve teknik seviyede ciddi yetersizlikler içerir. Karl Marks ve Engels’in elinde, uygarlığın genel çözümlemesini yapacakları bilimsel veriler yoktu. Günümüzde sınıflı toplum oluÅŸumunu aydınlatan kaynak rolünü oynayan Sümer uygarlığına iliÅŸkin veriler ancak 20. yy ın ilk yarısında açığa çıkmıştır. Neolitik topluma iliÅŸkin arkeolojik araÅŸtırma veya teorik deÄŸerlendirmeler söz konusu deÄŸildi. Lewis Morgan’ın Eski Toplum adlı yapıtı kendi dönem koÅŸullarında ilkel komünal topluma iliÅŸkin önemli veriler sunmakla birlikte bilimsel temellere dayanma yönü sınırlıydı. Daha çok varlığını koruyan Amerika’daki ilkel kabilelere dayanılarak ulaşılan sonuçları içeriyordu.
Kapitalizm değerlendirmeleri daha çok üretim yapısına ve olgunluk aşamasında taşıdığı karaktere dayalı gerçekleştirilmiştir. Devlet ve ideolojik kimlik çözümlemeleri bilimsel olmaktan çok kaba materyalist bir bakış açısıyla ele alınmış, sınıflı topluma kaynaklık eden bu iki temel olgu ekonominin basit yansımaları olarak değerlendirilmiştir. Daha sonra gerçekleşen Reel sosyalizm deneyiminin çözülmesinin en temel etkenini ideolojik kimliğin pasif bir yansıma olarak değerlendirilmesi oluşturacaktır. İdeolojik kimliğin pasif bir öğe olarak ele alınması başka etkenlerin de ötesinde proletarya diktatörlüğü aşamasının komünizme değil, totaliter devlet yapılanmasına doğru yol almasının en temel nedenidir.
Marx'ın tarihe en büyük katkısının tarihsel materyalizmi geliştirmek olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Ancak Marx'ın da içinde olduğu Hegelci sol akımının Hegel'in diyalektik idealizmi karşısında varlık kazanma savaşımı, Marxist felsefeye kaba materyalist yaklaşımın damgasını vurmasına neden olmuştur. 19. yy da sosyolojinin henüz yeni doğan bir bilim dalı olmasının yanında kaba materyalist yaklaşımlar da tarih değerlendirmelerinde yanılgılı sonuçlara götürmüştür. Marx, tarihi yapan şeyin sınıflar arasındaki mücadele olduğunu belirtir. Bu belirlemede de görüldüğü gibi sınıfsız toplum tarihi ve sınıflaşmaya yol açan nedenler tarihsel gelişmede rol oynayan faktörler olarak ele alınmamıştır. Oysa sınıfsız toplum aşaması insanlık tarihinin çok daha uzun bir sürecini kapsamış ve günümüze kadar da varlığını sürdüren bir etki düzeyi yaratmıştır.
Tüm yetersizliklerine raÄŸmen Marxizm işçi sınıfı hareketlerinde oynadığı öncülük rolüyle tarihte önemli geliÅŸmeler yaratmıştır.1. ve 2. Enternasyonalin kuruluÅŸuyla ideolojik ve pratik olarak sınıf tavrıdır geliÅŸtirilmesi tarihsel geliÅŸmelerdir. Paris Komünü'nün baÅŸarısızlığı ve 2. Enternasyonalin çöküşü Marxizmin yeni geliÅŸmelere kaynaklık etmesini engelleyememiÅŸ, 20. yy da kapitalist emperyalist uygulamaların yarattığı sınıfsız ve ulusal çeliÅŸki en zayıf halkada Rusya'da dünyanın üçte birini etkileyen bir tarihsel geliÅŸmeye tanıklık etmiÅŸtir. Tarihte ilk defa ezilenlerin eÅŸitlik, özgürlük, kardeÅŸlik ütopyalarının gerçekleÅŸtirebilecekleri tarihsel bir fırsat yakalanmıştır. Ancak Marxizmin doÄŸuÅŸ koÅŸullarında taşıdığı yetersizliÄŸe Marxizmin kendisinin de dogmatik yorumlanması eklenince Reel sosyalizm çözülmekten kurtulamamıştır. 18. yy’ın teknik düzeyi de bilimsel sosyalizmin programını gerçekleÅŸtirecek düzeyde geliÅŸkin olmasa da belirleyici olan yön ideolojik kimlik karakteridir.
Yazının Devamı >> Reel Sosyalizm ve Etkileri
Gülbahar Köker
|