AnasayfaspaceHaberlerspaceForumspaceYazılarspaceBilgilerspaceSitemapspace
BulunduÄŸunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Düşünce ve İdeoloji


Reel Sosyalizm Ve Etkileri
Reel Sosyalizm Ve Etkileri
Reel sosyalizmin çözülmesinin en temel nedenlerinden biri ideolojik kimlik oluşumunun yeterli tanımlanamamasıdır. Bu nedenle sosyalist ideoloji kendi toplumsal kişiliğini yaratamamıştır. Kapitalizmde bilimsel düşüncenin toplum dışına itilmesinde olduğu gibi reel sosyalizmde de sosyalizm süreçle bir dogmalar yığınına indirgenmiştir. Sosyalist mücadele dönemleri şiddetli ideolojik mücadelelere tanıklık etmesine rağmen, sosyalist kişilik devrim yıllarının öncü kişiliklerine hapsedilmiştir.

Genelde zor, özelde devrimci zor olgusuna yaklaşımda ciddi yanılgılar yaşanmıştır. Sınıflı toplum oluşumunda zorun belirleyici rol oynadığı tahlillerine dayalı olarak yeni toplumun doğuşunda da zora önemli bir yer verilmiştir.

İdeolojik kimliğin pasif bir yansıma olarak ele alınmasının yanında zorun da abartılı değerlendirilmesi sosyalist devrimlerde ve reel sosyalizmde uygulanan şiddetin dozajının yükselmesinde belirleyici rol oynamıştır. Kendi ideolojik kimliğini toplumsal bir kimlik haline getirmediği oranda sistemin zora dayalı olarak ayakta kalması kaçınılmaz olmuştur. Hem kendi içinde topluma dönük zor, hem de kapitalist emperyalizm karşısında zor, sistemi korumanın temel dayanağı haline gelmiştir. I. ve II. Dünya Savaşları arasında gelişen ve II. Dünya savaşında yoğunlaşan emperyalist baskılara nükleer silahlanma yarışına girilerek yanıt verilmiştir. Kendi etrafında ördüğü sınırlarla toplumu kapitalist etkilerden yalıtmaya çalışması da, reel sosyalizmin dayandığı zor anlayışının ürünü olarak gerçekleşmiştir. Oysa sosyalist sistemin varlık güvencesi sosyalist enternasyonalizm ilkesinin yaşamsallaştırılarak, sosyalizmin yaygınlaşmasından geçer. Reel sosyalizmin doğuş koşullarında karşılaştığı baskılar kadar; egemen sınıfların zor anlayışına benzeşen yanları sistemi çözülüşe götüren temel etkenlerdir. İdeolojik kimlik yanılgılarının kendisini en fazla yansıttığı alanlardan biri de, reel sosyalizmin siyaset ve devlet kurumlarıdır. Reel sosyalizm bu anlamda kendi özgünlüğünü ortaya koyamamıştır. Sınıflı toplum tahlillerindeki yanılgılar nedeniyle proletarya diktatörlüğü, sosyalizm ve komünizme evrilmenin geçiş aşaması olma karakterini yitirmiş, sosyalizm objektif olarak bir iktidar sorununa indirgenmiştir. Özünde kapitalizmi de bilimsel çözümlemekten çok, kaba materyalist yaklaşımlara dayalı olarak şekillendiğinden kapitalizmin sağladığı "demokratikleşmeyi" sağlama başarısını da gösterememiştir. Sosyalist yapılanma bir yaşam tarzı olmaktan çok devletin propaganda aracına dönüştürülmüştür. Tek partili siyaset yapısı toplumun karmaşık yapılanmasına yanıt veremediği gibi çözümsüzlüğün ve topluma dönük baskının da giderek artmasına neden olmuştur. Sosyalizm toplumdan soyutlanmış dünya içerisinde Sovyet Rusya'nın, Sovyet Rusya içinde Komünist Partinin onun da içinde Politbüro üyelerinin çıkarlarına indirgenmiştir. Halkın devleti ve proleterya diktatörlüğü ise bu çıkarları gizleyen birer maske, birer propaganda aracına indirgenmiştir. Kapitalizmin ulusal devleti gibi halkın devleti de özünde olmayan bir kavramdır.

Sosyalizmin bir iktidar sorununa indirgenmesinin en önemli sonuçlarından biri de, ulusal kurtuluş mücadelelerinin bir dış politika olgusu olarak ele alınması olmuştur. Ulusal kurtuluş mücadeleleri Sovyet çıkarları doğrultusunda yorumlanmış pragmatist yaklaşılmıştır. En çok desteklenen mücadelenin Vietnam Ulusal Kurtuluş Mücadelesi olmasının altında yatan temel nedenlerden biri de bu bakış açısıdır.

Yine sosyalizmin karakterine ters bir uygulama olarak demokratik toplum ve sivil kurumlaşmalar geliştirilememiştir. Kapitalizm, faşizmin yarattığı bunalımdan ancak demokratik ve sivil kurumlar aracılığıyla kurtulmaya çalışırken reel sosyalist ülkelerde var olan doğal demokrasi kırıntıları bile ortadan kaldırılmış, sivil kuramlar devletin ajan kurumlarına dönüştürülmüştür. Oysa sosyalizmin kendisi demokrasinin gelişmesiyle yaşamsallaşabilir. Tarihte her özgürlüksel çıkışta sicil toplum arayışı vardır. Resmi düzen kurumlaşmalarının ve politik uygulamalarının karşısındadırlar. Devlet ancak demokratik örgütlenmelerle denetlenerek baskı ve sömürü aracı olmaktan çıkıp bir koordinasyon aracına dönüşebilir. İster egemen sınıflar adına şekillensin, ister proletarya adına yaşamsallaşsın devletin kendisi bir baskı aracıdır ve ancak toplumsal baskıyla sınırlandırılır. Aksi taktirde devlet toplumun üstünde, toplum yaşamının en ince ayrıntılarına hükmeden bir araç olma konumunu yetkinleştirerek varlığını süreklileştirir. Nitekim bu nedenle toplum üzerinde yarattığı baskı, reel sosyalizmin çözülüşünün hemen ardından da görüldüğü gibi kapitalizmi bir seçeneğe dönüştürmüştür.

Proletarya diktatörlüğü gibi önceleri bir ara aşama olarak düşünülen devlet kapitalizmi, girerek sistemin temel ekonomik yapılanmasına dönüşmüştür. Özgürlüğün temel dayanağı olan ideolojik kimliğin pasifizasyonu özgürlükten yalıtılmış eşitliği de beraberinde getirmiş kapitalizmin bile gerisinde bir üretkenlik açığa çıkmıştır. Özgürlük ütopyaları öldürülen birey için eşitlik ancak çağdaş kölelik olarak algılayabileceği bir kavrama dönüşmüştür. Sosyalizmin bir zevk olarak formüle ettiği çalışma istemi yerini bıkkınlığa bırakmış bu noktada da kapitalizm bir tercihe dönüşmüştür.

Reel sosyalizmin yanılgılı yaklaşımlarından biri de bireysel özgürlüğe yaklaşımıdır. Bunda sosyalizmin dayandığı temel etkenlerden birinin kapitalizmin geliştirdiği bireycilik olması rol oynasa da, bunun ideolojik yanılgılardan kaynaklandığı açıktır. Kapitalizmin bireysellikten bireyciliği çıkarması burjuvazinin sınıf karakterinden kaynaklı bir sonuçtur. Sümer Rahip Devlet yapılanmasına ve daha sonraki tüm sınıflı toplum uygarlıklarına kaynaklık eden ruhsal bir özellik, bir zihniyet yapılanmasıdır. Egemen sınıfların ezilen sınıflara yaklaşımlarındaki katı toplumculuğun kaynaklandığı zemindir. Bireysel özgürlük arayışı ise tarihsel kökleri oldukça derinlere dayanan bir arayıştır. Köleci toplumun insan olma statüsünden uzaklaştırdığı, gölgesine bile sahip olamayacak konuma getirdiği köleden, günümüz insanına kadar var olan bir arayıştır. Her toplumsal sistem eskiyi yenilgiye uğratmasını biraz da bireyin onurunda yarattığı yücelmeye borçludur. Toplumsal mücadele öncülerinden tutalım, örgütlerine kadar bireysel özgürlük arayışı var olmuştur. Reel sosyalizmin bireysellik karşıtlığından katı toplumculuk sonucunu çıkarması kapitalist sistemi bireysel özgürlüğün geliştiricisi olarak görmeye de yol açar ki, reel sosyalizmin çözülüşünde kapitalizmin bireysel haklar konusunda kendi çıkarları doğrultusunda da olsa sağladığı gelişmeler önemli rol oynamıştır.

İnsan hakları kavramı da, kapitalist sistemin geliştirdiği anti-propaganda aracı olarak değerlendirilmiş, bu en temel konuda da darlıklar yaşanmıştır.

Yazının Devamı >> Reel Sosyalizmde Kadın

Gülbahar Köker
gulbahar, 22.04.08