
|
Reel Sosyalizmde Kadın
İster en değme tanrı tanımlamalarına, ister en bilimsel söylemlere dayalı olarak şekillensin, sınıflı Toplum ideolojileri görünüşteki farklılıklarına rağmen erkek egemenlikli zihniyete dayalı olarak şekillendiklerinden aralarında uzlaşmacı yanlar taşırlar. Hepsinin ortak yanlarından en önemli bir yan da, kavramlarla gerçek arasındaki yanılsamadır. Sümer rahiplerinin yaratımı olan mitolojiler bir kez zihinleri tutsak aldıktan sonra "İnsan insanın kurdudur"çağının tohumlarını eken zihniyet pekiştikçe, en değme kahramanlıklar yeni kölelik ilişkileriyle şekillenmiş ve tutsaklık potasında eritilmiştir. Her tür tanrı maskeli ideolojiden tutalım en bilimsel görünen söylemlere kadar geliştirilenler yaşamımızı tersinden etkilemenin aracına dönüşüyorsa bunda biçimi ne kadar değişirse değişsin tanrıçalarla tanrılar arasındaki savaşın tanrılar lehine sonuçlanması belirleyici rol oynamaktadır. Ezilen kesimler tanrıçalar adına yenilgilere mahkum edilmiş, egemenler tanrıların yenilmezliğine sığınarak hükmünü icra etmekten bir an bile geri durmamışlardır.
İnsanlığın özgürlük arayışlarını dayandırdığı sistem olan neolitik sistem kadın eksenli düşüncenin yoğunlaşmış bir biçimi olmasına rağmen her toplumsal sistem tutucu karakterini önce kadın üzerinde uyguladığı politikalarıyla göstermiştir. Tüm sömürü biçimlerinin de ötesinde kadın sınıflı toplum tarihi boyunca cins kimliğinden dolayı da çifte sömürüye uğramaktan kurtulamamıştır. Toplumsal devrim süreçleri kadın için kurtuluş umudu taşımış ve bu mücadelelere katılmakla özgür kadın kişiliğini oluşturmada adım atılmışsa da, sonrasında şekillenen sistemler kadını pasifize etme üzerinde kuramlaşmışlardır.
Sosyalist devrim mücadeleleri içerdiği özgürlük değerleriyle kadın için tarihin geçmiş süreçlerinden çok daha yoğun kurtuluş umudu yaratmış ve kadının devrim mücadelelerine katılımını güçlendirmiştir. Sovyet, Çin, Vietnam, Latin Amerika ve diğer bir çok ülkede yaşanan devrim deneyimlerinde kadının katılımı belirleyici rol oynamasına rağmen, reel sosyalizmin çözülmesiyle de ortaya çıktığı gibi kadın en trajik gerçeklikle yüz yüze kalmıştır.
Reel sosyalizmin çözülmesinde en önemli rol oynayan nedenlerden biri kadın sorununa yaklaşımdır. İnsanlık kurtuluşunu sosyalist dünya görüşüyle formüle eden Marksist kuram, kadın sorununun çözümünü kapitalist sistemin tüm ekonomik, siyasal ve sosyal temellerinin ortadan kaldırılmasında görür. Kapitalizm tahlillerinin 19.yy koşullarıyla sınırlı olması kadar; kadın sorununun da aynı biçimde darlıkla ele alınması daha sonra açığa çıkan pratiklerde belirleyici rol oynamıştır.
Engels, "Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni"adlı yapıtında dönem koşullarında önemli sonuçlara ulaşmakla birlikte, cinse dayalı işbölümünün varlığını sonsuza kadar koruyacağını öngörmüştür. Daha sonra bu konudaki düşüncelerini daha belirgin bir formüle oturtmuştur; kadın ile erkek arasında gerçek eşitliğin ancak sermaye tarafından kullanım olgusunun ortadan kalkması ve ev işlerinin toplumsal bir sanayiye dönüştürülmesine bağlı olduğunu belirtmiştir.
Kadın sorununu kısa vadede kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması ve gerçekleşecek devrimsel süreçle gelişmiş bir aile düzeni içinde özgürlüğüne kavuşması biçiminde bir perspektife kavuşturmuştur. Tarihte ilk sınıflaşmanın kadın emeği ve cinsi üzerinde geliştirilmesinin kökenine belli boyutlarda inilse de, derinlikli ele alınamamış 19.yy.ın temel çelişkisi olarak yansıyan sınıf çelişkisi temel alınmıştır. Her ne kadar Marx, "biraz tarihi bilen herkes belli başlı toplumsal değişimlerin kadınlar arasında kök salmadan gerçekleşemeyeceğini bilir" sözleriyle kadının toplumsal değişimdeki rolüne vurgu yapmışsa da, çözümleme düzeyinde var olan yetersizlikler sosyalist hareket ve yapılanmalardaki kadının konumu üzerinde belirleyici olmuştur.
Marksist hareketlerde kadın özgürlüğünün sınırları erkek tarafından çizilmiş, bu nedenle klasikleşmiş toplumsal cinsiyet kalıpları ve rolleri aşılamamış, kadın-erkek ilişkilerinde ezen-ezilen denklemi statükosunu korumuştur. Bu ilişkiler de beslenen erkek egemenlikli zihniyetin tahakküm özelliği aile ve devlet kurumlaşmalarının karakterinde önemli rol oynamıştır. Örneğin Ekim Devrimine etkin olarak katılan kadın, devrim sonrası sürekli düşüşü yaşamıştır. Stalin'le birlikte aile kutsanarak geri geleneksel ilişkiler beslenmiş, Gorbaçov döneminde kadın doğum aracına indirgenerek, düşüşü pekiştirilmiştir.
Tüm tarihsel gelişim süreçleri boyunca kadının zihinsel ve ruhsal anlamda yaşadığı yabancılaşma reel sosyalizmde aşılamamış, giderek derinleşmiştir. Bu nedenle yaşanan bunalım süreçlerinden en çok etkilenen kadın olmuş giderek toplumsal yaşamın bir çok alanından koparılarak yaşam sınırları daraltılmıştır.
Kadının devrim süreçlerindeki katılımı gelişmede belirleyici rol oynarken, reel sosyalizm devlet politikalarının giderek derinleşen etkisiyle tersinden yozlaşmanın dayanağı haline gelmiştir. Reel sosyalizmin giderek karşıtına dönüşmesinde olduğu gibi cinsler arası ilişkilerde de kapitalizmde yaşanan tükenişle benzeşmekten kurtulamamıştır. Bu duruma reel sosyalizmin totaliter devlet karakteri de eklendiğinde; kapitalizmde bile yaratılan çözümlerin uzağında kalınmıştır. Reel sosyalizmin çözülmesinin hemen ardından Sovyet kadınının fuhuş sektörünün en tanıdık siması olmasının altında, kadın sorununa yaklaşımda yaşanan darlık ve buna yaslanarak gelişen erkek egemenlikli politikalar belirleyici rol oynamıştır.
Yazının Devamı >> Uygarlığın Genel Bunalımı ve İdeolojik Kimlik Arayışları
Gülbahar Köker
|
|
|