AnasayfaspaceHaberlerspaceForumspaceYazılarspaceBilgilerspaceSitemapspace
BulunduÄŸunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Medya


1- B) Kitle İletişiminin Gelişiminde Ana Hatlar
B) Kitle İletişiminin Gelişiminde Ana Hatlar

Modern kitle iletiÅŸiminin ilk aracı olan gazeteciliÄŸe, Alman Gutenberg’in 1450 yılında keÅŸfettiÄŸi tahta baskı makinesinin teknik zemin teÅŸkil ettiÄŸi kesindir. Buna raÄŸmen Avrupa feodalizminin dar çerçeveli ekonomik ve sosyal ÅŸekillenmesi, burjuva giriÅŸimciliÄŸi tarafından alttan alta tasfiye edilinceye kadar, matbaa sadece feodal aristokrasi ve kilise için çalıştı. O dönemde yeni yeni geliÅŸen kapitalist tarzda basit meta üretimi, zaten var olan ticareti, feodalizmin tüm engelleme ve tehditlerine karşı ilerletti. Ticaret burjuvazisi hem kendi içindeki rekabet, hem de merkezi feodal imparatorlukların engelleme çabaları arasında, üretim alanlarından çok uzak yerlere mamul madde gönderip hammadde alıyordu. Güvenlikli olmayan böyle bir faaliyet için - o dönemde hem ülkeler arası veya ülke içi savaÅŸlar, hem de toplumsal kargaÅŸa koÅŸulları böyle bir güvensizliÄŸi yaratıyordu- ticaret yapılan yerlerdeki durum, meta aktarımında karşılaÅŸabilecek riskler, yavaÅŸ yavaÅŸ oluÅŸan ortak pazarın istikrarsız ekonomik göstergeleri, piyasanın istekleri gibi konularda tüccarlar bilgilenme ihtiyacı duydular. Bu ihtiyaç yine bir burjuva giriÅŸimciliÄŸiyle giderildi ve ticari bültenler yayınlanmaya baÅŸlandı. Önceleri merkezi feodalitenin görece daha az egemen olduÄŸu Orta Avrupa ve Ren Nehri kıyılarında gemi ticareti yapılan ÅŸehirlerde, daha sonrada ticaret yolları aracılığıyla yayılarak birkaç ÅŸehri içine alarak özgün bir ticari faaliyet olarak geliÅŸti. Böylece burjuvazi de piyasanın durumu metanın dolaşımı ve ekonomik göstergeler hakkında bilgi sahibi oldu. Belirtilen dönemde ticari bültenler yanında, çoÄŸunlukla imparatorluk saraylarının ve bazen de burjuva muhaliflerin yayınladıkları genelde o dönemin Avrupa’sında yaÅŸaman yoÄŸun savaÅŸ konusun da ilgilileri bilgilendirmek veya imparatorluÄŸun propagandasın yapmak için yayınlanan bültenler de vardı. Fakat hem kurumlaÅŸabilen, hem de yaygınlaşıp, dönüşebilen ekonomik bültenler oldu. 17. Yüzyılın başında sadece ekonomik deÄŸil diÄŸer toplumsal olayları da kapsayacak ÅŸekilde gazeteciliÄŸe dönüştü. Bu dönüşüm de temelde artık ticaret burjuvazisinin sadece ekonomik verilerle yetinmeyip, artık siyasal-toplumsal olayları da bilmek/belirlemek isteÄŸinden doÄŸdu.

Orta Avrupa’nın görece daha gevÅŸek siyasal yapısından da faydalanarak ilk gazete 1605 yılında Hollanda’da yayınlandı. Kısa sürede gazetecilik tüm Avrupa’ya yayıldı. 1640-60 yılları arasında sadece İngiltere’de iç savaÅŸ haberleri veren 300 gazete yayınlandı. Fakat bu gazetelerin hiç biri günlük deÄŸildi.

Bültenle başlayan gelişim gazetecilikle birlikte ilk kez kapsamlı olarak iletişimi bir ticari alan haline getirdi. Eskiden kamusal mekanlarda -meydanlar, pazarlar, ibadet yerleri, kıraathaneler vb.- konuşulan ve yine kamuya ait olan bilgiler, düşünceler ve olaylar gazete sütunlarına taşındı. Haber ve bilgi toplama-yayma bir meslek halini aldı. Böylece bir anlamda kamusal iletişim gazetecilere teslim edilmiş oldu.

1702 yılında İngiltere’de ilk günlük gazete yayınlandı. Bu aynı zamanda gazetenin yaygınlık kazanmasının göstergesiydi. Reklam ve ilan da bu yaygınlık içerisinde kendi yerini aldı. Buna raÄŸmen gazetelerin ulaÅŸabildikleri kitle yine de sınırlıydı. ÇoÄŸunlukla, yeni palazlanan burjuvazi ve kentsoylu küçük burjuvazi, hem okuma yazma bilmeleri, kentlerde dağıtımın kolaylığı ve hem de alım gücüme sahip oluÅŸları bakımından hedef kitleydi. Fakat burjuva ihtilali öncesi sıcak siyasal atmosfer ve aydınlanma ihtiyacı, hedef kitleyi artırmada önemli oldu.

GazeteciliÄŸin geliÅŸiminin burjuva toplumsal yapısının geliÅŸimiyle paralellik gösterdiÄŸi ve yine feodalizme karış burjuva düşüncelerin propaganda ve savunusuyla -sadece içerik olarak deÄŸil yeni bir iletiÅŸim aracı olarak da - siyasal bir önem kazandığı söylenebilir. Feodal imparatorlukların bastırma, sansür, kapatma ve çarpıtma giriÅŸimine karşı burjuvazi “Basın Özgürlüğü” sloganını öne çıkardı. Neredeyse iki yüzyıl süren bu mücadelenin galibi burjuvazi oldu. kuÅŸkusuz bu galibiyetin en önemli siyasal geliÅŸimini 18. Yüzyıldaki Amerikan bağımsızlık savaşı ve Fransız ihtilali saÄŸladı. Her iki ülkede burjuva nitelikli “Basın Özgürlüğü” olgusu yasal güvenceye alındı. Bu aynı zamanda burjuvazinin kamuoyunu yönlendirmede kendi propaganda gücünü güvenceye almasıydı. Kısa sürede tüm Avrupa’yı saran burjuva iktidarı süreci, gazeteciliÄŸin de geliÅŸimine yol verdi. Gazete, diÄŸer basılı metaryaller gibi burjuva aydınlanmacılığına katkıda bulundu.

Gazetelerin gerçek anlamda geniş kitlelere mal olması ve bu anlamda kitle iletişim aracı olması 19. Yüzyılda oldu. Bu yüz yılın temelini oluşturan endüstri devrimi ve şehirleşme, ulaşım kolaylığını, eğitimin yaygınlaşmasını ve aydınlanma çabalarını doğurarak gazeteciliğin dayanacağı zemini sağlamlaştırdı.

İletişime elektriğin girmesi, yani telgrafın bulunması, bundan sonraki gelişmeleri de belirleyen bir teknolojik ilerleme oldu. radyo ve televizyon bir çok ayrı özellik ve özgünlük taşısalar da temelde telgraf mantığına yakındırlar.

Telgrafla birlikte iletişimdeki mekana göreli bağlılık büyük ölçüde ortadan kalktı. Artık gelişkin bir telgraf sistemiyle ülkeler ve kıtalar arası bilgi-haber iletişimi, dünyanın bir ucunda olan bir olayın anında diğer ucuna aktarımı mümkün oldu. Aynı şekilde ulus-devlet sınırları içerisinde, eskinin bölgesel yerelliğini kırıp tüm ulusun aynı gündemi yakalaması, anı dilde, lehçede ve içerikte konuşmasının maddi temeli oluştu. Meta ve sermaye dolaşımının kontrolü kolaylaştı. Siyasal iktidar ve ya örgütlerin tüm ülkeyi bir anda bilgilendirme, yönlendirme ve bu sayede de daha fazla merkezileşme olanakları gelişti.

Telgrafın yenilikleri bunlarla sınırlı değildi. Telgraftan önce, özellikle matbaanın yaygın kullanımıyla, kitap, broşür, bülten ve en son olarak da gazete yaygınlaşmıştı. Yine kamuyu ilgilendiren bir çok konuda, seminer, toplantı, konferans, tartışma, söylev vb. gibi yöntemlerle toplumsal iletişimin önemli bir yönü sağlanıyordu. Dönemin egemen ideolojik bakış açısı olan liberalizmde, bilgi tüm geriliklerin -yani feodal yargıların- panzehiri olarak görüldüğünden, yeni burjuva toplumsal düzenin getirdiği aydınlanmacılık,kamusal alandaki iletişime de aynı işlevi yükledi. İnsanların siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik sorunlarını kendi liberal-aydınlanmacı bakış açısıyla çözmek için bilgilendirme işlevi vardı. İşlenen konular yaşamda kopuk ve ilgisiz değildi. İnsanlar kendilerini ilgilendiren olaylar hakkında bilgi alabiliyor ve bu bilgilenme karara ve eyleme dönüşüyordu. Kısaca toplumsal iletişimin fonksiyonel yönü ağır basıyordu.

Telgraf, burjuva aydınlanma çağının sonlarında, toplumsal duruma uygun olarak yeni bir iletişim söylemi/kültürü geliştirdi. Telgrafın matbaayla birlikteliği, yani gazetecilikte kullanımı, eskiyle kıyaslanamayacak kadar çok bilgi ve haberin kitlelere ulaşımını sağladı. Kendi döneminde bir enformasyon patlaması yarattı. Ama bu bilgi ve haberlerin büyük bir kısmı okuyucuların maddi yaşamını ilgilendirmiyordu. Eskinin şöyle veya böyle insanların yaşamsal sorunlarına cevap olabilen ama kısıtlı bilgileri yerine çok daha geniş ama ilgisiz bilgi geçti. Amerika ve Avrupa arasında çekilen ilk telgraf hattından geçen ilk bilginin İngiliz Kraliçesinin hastalığı olması kayda değer bir örnektir. Eskiden insanlar böyle bir bilgiyi alamazlardı ama kendi şehirlerindeki kendi yaşamlarını doğrudan ilgilendiren olayları öğrenip harekete geçme imkanları vardı.

Telgrafın bir araç olarak kısa mesajları gerektirmesi, açıklanması bir kitabın kapasitesini gerektirecek olay ve olguların bile birkaç satıra sığdırılması zorunluluğunu doğurur. Bunun için sadece olayların sonuçları ya da magazinel/ ilgi çekici yönleri verilir. İnsanı eyleme çekme veya toplumsal bir işlevi yerine getirmeden daha çok, eğlence veya deyim yerindeyse hafif bilgi ağırlıklıdır. Dönemin objektif gereği olan burjuva aydınlanmacılığının, yerini işçi sınıfı hareketlerine karşı muhafazakarlığa bırakması, toplumdaki iletişim kültüründe de insanları zorlamayan, eyleme çağırmayan ama eğlendiren magazin tarzının doğmasına yol açtı.
Telgrafın bulunmasından hemen sonra Amerika ve Avrupa’da haber ajansları kuruldu. Bunların amacı iliÅŸkide bulundukları veya telgrafla ulaÅŸabildikler her yerden geniÅŸ bir muhabir örgütlenmesini de kullanarak, bilgi ve haber toplamak, gelen bilgileri tekrar elden geçirip, ayrıştırma, kesme, ekleme veya birleÅŸtirme iÅŸlemlerinden geçirip, gazetelere veya ilgili yerlere satmaktı. Teknoloji ilerledikçe ajanslar görüntü ve ses kaydına da yöneldiler.

Böylece bilgi ekonomik bir meta halini alıp Pazar koşullarına bağlandı. Pazarın ve yeni yaratılan kamuoyunun istekleri bilgi ve haberi yönlendirir oldu. Bilginin orijinal haliyle ulaşmasının imkansızlığı yanında, mahrum olan geniş halk kesimlerine karışı da yönlendirilir oldu. Kapitalist toplumun Pazar koşulları ve burjuvazinin muhafazakarlık yönündeki bilinçli stratejisinin, politik-pratik bir uygulama alanı olması itibarıyla kitle iletişimciliği, toplumsal bilincin yüzeyselleştirilmesi, hafif ve uçuk hale getirilmesinde kullandı. Sadece eskinin telgrafla donatılmış ajansları ve gazeteler değil, teknolojik ilerlemenin yarattığı radyo, sinema, TV gibi diğer olanaklar da buna hasredildi.

19. Yüzyılın sonlarında sosyalist basının atağı oldu. burjuva gazetelerinin magazinel yüzeyselliÄŸine karşı sosyalist basın “Tüm siyasal gerçekleri açıklama kampanyası” ile bir çok ülkede işçilerin ve diÄŸer halk kesimlerinin nabzını tuttu. 20. Yüzyılın baÅŸlarında halkları bilinçlendirme ve örgütlemede geleneksel yüz yüze iletiÅŸime dayalı propaganda tarzıyla yarışacak bir güç halini aldı. Özellikle Ekim devrimi sırasında kendine göre ve geliÅŸkin bir tarz yakalayan sosyalist basın Lenin’in deyimiyle “En ileri ajitatörden daha etkili” olabildi.

1917 Ekim devrimi, Batı ülkelerinde kapitalizmin olağan yürüyüşüne darbe vurdu. Emperyalist burjuvazi, devrimin yayılmasından çekinerek hem sömürgelerdeki, bağımsızlık hareketlerine, hem de kendi ulus-devlet sınırları içerisindeki muhtemel sosyalist hareketlerin yayılmasına karşı daha fazla önlem alma gereği duydu. Eskinin liberal yaklaşımları yerine devletçilik ön plana alındı. İngiltere ve Fransa gibi ülkeler toplumsal uzlaşma için sosyal demokrat devletçiliği, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde sınıfları tam bir kontrol içinde tutan faşist devletçiliği geliştirdiler. Birinci dünya savaşından sonra yaygınlaşan radyo yayıncılığının, özel şirketlerden daha çok devletler eliyle yapılması da bu sebeptendir. Radyo, tespit edilen ideolojik çizginin halka propaganda edilmesinde gazeteden daha etkili bir araçtı. Yukarıda belirlenen her iki devlet sistemi de temelde burjuva ideolojik yapılanmayı benimseseler de, radyoyu özel şirketlerden daha çok devlet tekeline almakla hem ulusal uzlaşmaya, hem de halkın vicdanını rahatlatmaya yönelik, sanki ulusallıktan başka bir sınıfsal taraf tanımıyormuş gibi yayın yapabildiler.

İkinci dünya savaşı öncesi İtalya, Almanya, Japonya ve diÄŸer küçük ülkelerde siyasal iktidarı alan FaÅŸizm, Almanya örneÄŸinde somutlaÅŸtığı gibi, basın ve genel olarak propaganda faaliyetlerini bir devlet bakanlığına baÄŸlayarak, topluma tek merkezden ve sistemli bir ideolojik yönelime baÅŸladı. Fakat faÅŸizmin propaganda tarzı sadece ‘sistemlilik ve merkezilik’ olarak açıklanamaz. Çok boyutlu ve psikolojik içerikli bir bombardıman niteliÄŸindedir. Siyasal yönlendirmede olabilecek en uç örnekler, toplumun ruh saÄŸlığı pahasına da olsa gerçekleÅŸtirildi. Kendine has yöntemlerle, ÅŸiddet ve etki açısından oldukça güçlü bir propaganda tarzı oluÅŸturuldu. SavaÅŸ sonrası bu tarz daha inceltilerek, ABD baÅŸta olmak üzere Emperyalist devletler tarafından devralınarak kullanıldı. Günümüze kadar yenilenerek ve geliÅŸerek geldi. Bu gün global çaptaki medya organlarının propaganda tarzı, onlara temelde ikinci dünya savaşı döneminin faÅŸist iktidarlarından miras kaldı.

2. Dünya savaşı sonrası iki blok arasındaki soÄŸuk savaÅŸ, doÄŸal olarak ve en fazla basın ve propaganda alanlarına yansıdı. Kapitalist blok, propaganda etkinliÄŸini dünya çapında saÄŸa- sola serpilmiÅŸ kitle iletiÅŸim organlarının insafına ve gayretine bırakmadı. Temel görevi ulusal kurtuluşçu, demokratik ve sosyalist muhalefeti yok etmek olan, tüm metropol ve bağımlı ülkelerde örgütlü Gladio tipi özel savaÅŸ birimlerinde birleÅŸtirdi. Bu örgütün bir kolu olan propaganda ve psikolojik savaÅŸ dairesi, çeÅŸitli yollarla burjuva basınının çok büyük bir bölümünü denetimine aldı ve kullandı. GeliÅŸen sinema, gösteri ve televizyon sektörleri de bu denetimden kurtulamadı. Fakat doÄŸrudan faÅŸist eÄŸilimli bir propaganda yerine zamana, koÅŸullara ve yere göre deÄŸiÅŸen, esnek ve legal sosyalizmden aşırı milliyetçiliÄŸe kadar tüm söylemleri kullanan bir içerik kazandırıldı. Temel amaç tüm yöntemleri kullanarak, kapitalist dünyada ideolojik meÅŸruluÄŸu saÄŸlamak, toplumsal muhalefetin düşünce sistemini yok etmek, çarpıtmak veya örgütlenmesini önlemek var olan muhalefete karşı karalama kampanyaları yürütmek, sosyalist ülke halklarına yönelik çekicilik saÄŸlayacak propaganda yapmaktı. Ayrıca kitle iletiÅŸiminin gücünü kullanarak farklı kesimlere baskı yapma, bir çok konuda istihbarat toplama gibi roller de üslendi. Bu örgütün söylendiÄŸi gibi 1980’lerle en azından Avrupa çapında dağıtıldığına bir an için inansak bile 1980 sonrası medya pratiÄŸinin eski iÅŸlevlerini çok daha fazla geliÅŸtirip yoÄŸunlaÅŸtırdığını tespit etmek zor deÄŸildir.

Real sosyalist basının bir çok ülkedeki baÅŸarılı örneklerine raÄŸmen özellikle anavatanı sayılan SSCB’de kendi iÅŸlevine uygun bir tarz sahibi olamadı. BolÅŸevik basıncılığın etkileyiciliÄŸi yerine savunma pozisyonunda tutucu, bürokratik iÅŸleyiÅŸli etkisiz bir tarz oluÅŸturuldu. 1960’lara kadar da var olan yönlendirme gücünü de pek de yavaÅŸ olmayan bir biçimde kaybetti.

Özellikle Avrupa ülkelerinde uygulanan “Refah devleti” modelinin göreli sosyal-ekonomik istikrarı basına da yansıdı. Devlet tekeline alınan radyo ve televizyon aracılığıyla vahÅŸi tekelci kapitalizmin olası ideolojik aşırılık ve tahripkarlığı dengelenmeye çalışıldı. Genelde kitle iletiÅŸiminde saÄŸ liberalizmden sosyal demokrasiye kadar ancak varabilen bir söylem tercih edildi. Esasen ne tam olarak egemenlerin, ne de halkların gerçek isteklerine uymayan bu tarz, ideolojik yalpalanmalara uÄŸradı. Devlet tekeli ve orta yolcu çizgi, bürokratik ama profesyonel bir yapı oluÅŸturdu. ABD ise devlet yayıncılığına yer verse de daha liberal bir politikayla özel ÅŸirketlerin iletiÅŸim alanına girmesinin önünü açık tuttu. Avrupa’yla benzer ideolojik içerikte olsa da ABD patentli kitle iletiÅŸim organları ve özellikle de sinema sektörü daha tahripkar, daha ÅŸiddetli, daha doÄŸrudan propaganda içerikli ama daha etkili oldu. Dev boyutlu ÅŸirketler tekel statüsünde geliÅŸti, dünyanın büyük bir bölümündeki iletiÅŸime egemen oldu.

Buraya kadar anlatılan tüm geliÅŸmeler esasen sanayileÅŸmiÅŸ batı ülkelerine aittir. Dünya nüfusu ve coÄŸrafyasının daha önemli bir yekününü teÅŸkil eden bağımlı, sömürge yarı sömürge veya geliÅŸmemiÅŸ ülkelerin, modern iletiÅŸim alanındaki durumları çok daha karışık ve olumsuzdur. Bu ülkeler dünya çapındaki enformasyon akımında hiçbir zaman belirleyici olamadılar. Bu ülkelerin çeÅŸitli dönemlerde ve çeÅŸitli yollarla ekonomik-siyasi ve giderek kültürel alanda emperyalist ülkelere bağımlılıkları, kendi özgün koÅŸullarıyla deÄŸil sömürgeciliÄŸe göre ÅŸekillenmeleri ve ekonomik, teknik alanlarda geride olmaları, iletiÅŸimde bağımlılığı getirdi. Enformasyon akımı, aynen meta ve sermaye akımı gibi metropol ülkelerden, sömürge ülkelere oldu. ülkelerin kendi iç iletiÅŸim sistemleri de egemen ülkelerin ihtiyaçlarına göre ve onla bütünlük içinde geliÅŸti. ÖrneÄŸin birbirine komÅŸu iki Afrika ülkesinin insanları arasındaki herhangi bir haber iletimi için bir iletiÅŸim ağı yakın zamana kadar yoktu. Bu insanlar örneÄŸin bir telefon görüşmesi için önde Londra’yı veya Paris’i aramak zorundaydı. EÄŸer bu istasyonlar diÄŸer ülkeye hattı baÄŸlarsa konuÅŸma gerçekleÅŸebiliyordu.

2. Dünya savaşı sonrası Emperyalistlerin klasik sömürgecilik modelinden yavaÅŸ yavaÅŸ vazgeçip yeni sömürgeciliÄŸi geliÅŸtirmeleri, bağımlı ülkelerin iletiÅŸim ağı geliÅŸtirmelerinde göreli iyileÅŸtirmeler yarattı. Fakat ekonomik ve siyasi bağımlılığın devam etmesi zaten her türlü ilerlemeyi kontrol ederken, geliÅŸmiÅŸ emperyalist ülkelerle, iletiÅŸim teknolojisi, enformasyon üretimi vb. gibi konularda boy ölçüştürmeleri mümkün deÄŸildir. Emperyalist batı bilgi, haber, yazı, görüntü, sinema, gösteri vb. gibi tüm ürünleri kendi bakış açısı ve çıkarlarına gire kendi kültürüyle üretir ve bunları geliÅŸmemiÅŸ ülkelere yayar. Dünya çapında entelektüel atmosfere hakim olması bir yana 3. Dünya ülkelerinden deÄŸil bir sosyal-kültürel etki çoÄŸunlukla günlük haber bile geçilmez. ABD’deki bir trafik kazası bile tüm dünya için haber olabilirken, bir Afrika ülkesinin en önemli haberi bile gündeme girmez. Enformasyon dağıtımında önemli bir yer tutan Reuters, Associated Press, United Press international ve Agence France Press haber ajansları, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya kökenlidir. Yine Hollywood tartışmasız, kültürel eserler-sinema üretim merkezidir.

Dünya enformasyon dağılımında görülen bu bariz dengesizlik, 1970’li yılların başında, SSCB tarafından BM gündemine getirildi. “Yeni uluslar arası iletiÅŸim düzeni” adı altında daha adil ve dengeli, geliÅŸmemiÅŸ ülkelerin de kendi iletiÅŸim düzenlerini kurmalarını saÄŸlayacak bir plan öngörülüyordu. Dönemin baÄŸlantısızlar hareketini oluÅŸturan ülkeler, planı desteklediler. UNESCO ve baÄŸlantısızlar hareketi bünyesinde yapılan toplantılarda bazı pratik adımlar atılmaya çalışıldı. Özellikle ABD ve İngiltere baÅŸta olmak üzere emperyalist ülke basını plana karşı yoÄŸun karalama kampanyası baÅŸlattılar. Hatta UNESCO’yu basın Özgürlüğünü kısıtlamaya çalışmakla suçladılar. ÇeÅŸitli giriÅŸimlerle plan önce sulandırıldı ama bu da ABD ve İngiltere’nin itirazlarına, daha sonra da UNESCO’dan çıkmalarına engel olamadı. Bir süre sonra plandan tümden vazgeçildi.

1980 sonrası dünya genelinde bir iletişim patlaması yaşandı. Buna rağmen ülkeler arası dengesizlik giderilmedi. Hatta daha fazla batı ağırlıklı bir sistem oluşturuldu.

İLETİŞİM ARAÇLARININ KRONOLOJİK GELİŞİMİ

  • M.Ö 3500 yıllarında Sümerler bilinen ilk resimli yazıyı kullandılar. Bu yazı Asurlar, Babiller ve Persler elinde Fonetik dil oldu.
  • M.Ö 3100 yılında Mısırlılar Hiyeroglifleri geliÅŸtirdiler.
  • M.Ö 2500 yıllarında Mısırlılar yazı aracı olarak Kil yerine Papirüs ve fırça kullanmaya baÅŸladılar.
  • M.Ö 200 yıllarında Yunanlılar hayvan derisinden parşömeni geliÅŸtirdiler.
  • M.Ö 100 yıllarında Roma’da halk kütüphaneleri oluÅŸturulmuÅŸtu. Yasalar ve sansür vardı.
  • M.S 105 yılında Çinliler kağıt ve mürekkep yapmaya baÅŸladılar.
  • M.S 150 yıllında ilk kez parşömeni yuvarlak rulo yapmak yerine kitap yapmak için sayfalar iç içe katlandı.
  • M.S yılarında 450’den sonra Asya’da blok basın kullanılmaya baÅŸlandı.
  • 17.yy’a kadar kağıdın ve basılı kelimenin üretiminde egemen biçim el sanatıydı.
  • 18.yy’ın baÅŸlarında ilk siyasal parti gazeteleri çıkmaya baÅŸladı.
  • 1814’te basıma buhar gücü girdi. Ve silindir basım geliÅŸtirildi.
  • 1826’da ilk kez fotoÄŸraf kullanılmaya baÅŸlandı.
  • 1835’te ilk haber ajansı Fransız haber ajansı Havas kuruldu.
  • 1844’te Mors ilk telgraf mesajını gönderdi.
  • 1853’te kağıt hamuru aÄŸaçtan yapılmaya baÅŸlandı.
  • 1858’de su altı telgraf kabloları İngiltere ve ABD arasına döşenmeye baÅŸlandı. 1866’da kullanılmaya baÅŸlandı.
  • 1876’da ilk telefon konuÅŸması yapıldı.
  • 1895’te telsiz ile mesaj alma ve gönderme baÅŸarıldı.
  • 1901’de deniz silahları fabrikalarının ve gazete gruplarının desteÄŸi ile Atlantik okyanusu üzerinde kıtalararası telsiz sinyali gönderilmesi baÅŸarıldı.
  • 1904’te radyo tüpünde diyot denilen yükseltici kullanılmaya baÅŸlandı.
  • 1906’da diyot yerini audion tüpe bıraktı.
  • 1906’da Berlin konferansında İngiltere, Fransa, Almanya, ABD ve Rusya radyo frekansını kullanma üzerine uluslar arası anlaÅŸma yaptılar.
  • 1923’te New York ve Philadelphia arasında ilk televizyon resmi gönderildi.
  • 1926’da sinemaya ses eklendi.
  • 1928’de normal televizyon yayını baÅŸladı.
  • 1928’de Disney imparatorluÄŸunun ilk çizgi filmleri yapılmaya baÅŸlanıldı.
  • 1935’te radyoya FM kanalı eklendi.
  • 1941’de Amerika’da ilk ticari TV’ye izin verildi.
  • 1954’de renkli TV yayınına baÅŸlandı.


* (İrfan Erdoğan / İletişim, Egemenlik, Mücadeleye Giriş
gulbahar, 30.10.07


Konu ile ilgili haberler

DiÄŸer Okunabilecekler