kEditor - Yararlı Bilgiler / Medya / Kitle İletişiminin Gelişiminde Ana Hatlar

http://www.keditor.com/bilgi_medya_76.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Medya

Kitle İletişiminin Gelişiminde Ana Hatlar


Kitle İletişiminin Gelişiminde Ana Hatlar

Modern kitle iletişiminin ilk aracı olan gazeteciliğe, Alman Gutenberg’in 1450 yılında keşfettiği tahta baskı makinesinin teknik zemin teşkil ettiği kesindir. Buna rağmen Avrupa feodalizminin dar çerçeveli ekonomik ve sosyal şekillenmesi, burjuva girişimciliği tarafından alttan alta tasfiye edilinceye kadar, matbaa sadece feodal aristokrasi ve kilise için çalıştı. O dönemde yeni yeni gelişen kapitalist tarzda basit meta üretimi, zaten var olan ticareti, feodalizmin tüm engelleme ve tehditlerine karşı ilerletti.Gutenberg döneminde matbaa

Ticaret burjuvazisi hem kendi içindeki rekabet, hem de merkezi feodal imparatorlukların engelleme çabaları arasında, üretim alanlarından çok uzak yerlere mamul madde gönderip hammadde alıyordu. Güvenlikli olmayan böyle bir faaliyet için - o dönemde hem ülkeler arası veya ülke içi savaşlar, hem de toplumsal kargaşa koşulları böyle bir güvensizliği yaratıyordu- ticaret yapılan yerlerdeki durum, meta aktarımında karşılaşabilecek riskler, yavaş yavaş oluşan ortak pazarın istikrarsız ekonomik göstergeleri, piyasanın istekleri gibi konularda tüccarlar bilgilenme ihtiyacı duydular. Bu ihtiyaç yine bir burjuva girişimciliğiyle giderildi ve ticari bültenler yayınlanmaya başlandı. Önceleri merkezi feodalitenin görece daha az egemen olduğu Orta Avrupa ve Ren Nehri kıyılarında gemi ticareti yapılan şehirlerde, daha sonrada ticaret yolları aracılığıyla yayılarak birkaç şehri içine alarak özgün bir ticari faaliyet olarak gelişti. Böylece burjuvazi de piyasanın durumu metanın dolaşımı ve ekonomik göstergeler hakkında bilgi sahibi oldu. Belirtilen dönemde ticari bültenler yanında, çoğunlukla imparatorluk saraylarının ve bazen de burjuva muhaliflerin yayınladıkları genelde o dönemin Avrupa’sında yaşaman yoğun savaş konusun da ilgilileri bilgilendirmek veya imparatorluğun propagandasın yapmak için yayınlanan bültenler de vardı. Fakat hem kurumlaşabilen, hem de yaygınlaşıp, dönüşebilen ekonomik bültenler oldu. 17. Yüzyılın başında sadece ekonomik değil diğer toplumsal olayları da kapsayacak şekilde gazeteciliğe dönüştü. Bu dönüşüm de temelde artık ticaret burjuvazisinin sadece ekonomik verilerle yetinmeyip, artık siyasal-toplumsal olayları da bilmek/belirlemek isteğinden doğdu.

Orta Avrupa’nın görece daha gevşek siyasal yapısından da faydalanarak ilk gazete 1605 yılında Hollanda’da yayınlandı. Kısa sürede gazetecilik tüm Avrupa’ya yayıldı. 1640-60 yılları arasında sadece İngiltere’de iç savaş haberleri veren 300 gazete yayınlandı. Fakat bu gazetelerin hiç biri günlük değildi.

Bültenle başlayan gelişim gazetecilikle birlikte ilk kez kapsamlı olarak iletişimi bir ticari alan haline getirdi. Eskiden kamusal mekanlarda -meydanlar, pazarlar, ibadet yerleri, kıraathaneler vb.- konuşulan ve yine kamuya ait olan bilgiler, düşünceler ve olaylar gazete sütunlarına taşındı. Haber ve bilgi toplama-yayma bir meslek halini aldı. Böylece bir anlamda kamusal iletişim gazetecilere teslim edilmiş oldu.

1702 yılında İngiltere’de ilk günlük gazete yayınlandı. Bu aynı zamanda gazetenin yaygınlık kazanmasının göstergesiydi. Reklam ve ilan da bu yaygınlık içerisinde kendi yerini aldı. Buna rağmen gazetelerin ulaşabildikleri kitle yine de sınırlıydı. Çoğunlukla, yeni palazlanan burjuvazi ve kentsoylu küçük burjuvazi, hem okuma yazma bilmeleri, kentlerde dağıtımın kolaylığı ve hem de alım gücüme sahip oluşları bakımından hedef kitleydi. Fakat burjuva ihtilali öncesi sıcak siyasal atmosfer ve aydınlanma ihtiyacı, hedef kitleyi artırmada önemli oldu.

Gazeteciliğin gelişiminin burjuva toplumsal yapısının gelişimiyle paralellik gösterdiği ve yine feodalizme karış burjuva düşüncelerin propaganda ve savunusuyla -sadece içerik olarak değil yeni bir iletişim aracı olarak da - siyasal bir önem kazandığı söylenebilir. Feodal imparatorlukların bastırma, sansür, kapatma ve çarpıtma girişimine karşı burjuvazi “Basın Özgürlüğü” sloganını öne çıkardı. Neredeyse iki yüzyıl süren bu mücadelenin galibi burjuvazi oldu. kuşkusuz bu galibiyetin en önemli siyasal gelişimini 18. Yüzyıldaki Amerikan bağımsızlık savaşı ve Fransız ihtilali sağladı. Her iki ülkede burjuva nitelikli “Basın Özgürlüğü” olgusu yasal güvenceye alındı. Bu aynı zamanda burjuvazinin kamuoyunu yönlendirmede kendi propaganda gücünü güvenceye almasıydı. Kısa sürede tüm Avrupa’yı saran burjuva iktidarı süreci, gazeteciliğin de gelişimine yol verdi. Gazete, diğer basılı metaryaller gibi burjuva aydınlanmacılığına katkıda bulundu.

Gazetelerin gerçek anlamda geniş kitlelere mal olması ve bu anlamda kitle iletişim aracı olması 19. Yüzyılda oldu. Bu yüz yılın temelini oluşturan endüstri devrimi ve şehirleşme, ulaşım kolaylığını, eğitimin yaygınlaşmasını ve aydınlanma çabalarını doğurarak gazeteciliğin dayanacağı zemini sağlamlaştırdı.

İletişime elektriğin girmesi, yani telgrafın bulunması, bundan sonraki gelişmeleri de belirleyen bir teknolojik ilerleme oldu. radyo ve televizyon bir çok ayrı özellik ve özgünlük taşısalar da temelde telgraf mantığına yakındırlar.

Telgrafla birlikte iletişimdeki mekana göreli bağlılık büyük ölçüde ortadan kalktı. Artık gelişkin bir telgraf sistemiyle ülkeler ve kıtalar arası bilgi-haber iletişimi, dünyanın bir ucunda olan bir olayın anında diğer ucuna aktarımı mümkün oldu. Aynı şekilde ulus-devlet sınırları içerisinde, eskinin bölgesel yerelliğini kırıp tüm ulusun aynı gündemi yakalaması, anı dilde, lehçede ve içerikte konuşmasının maddi temeli oluştu. Meta ve sermaye dolaşımının kontrolü kolaylaştı. Siyasal iktidar ve ya örgütlerin tüm ülkeyi bir anda bilgilendirme, yönlendirme ve bu sayede de daha fazla merkezileşme olanakları gelişti.

Telgrafın yenilikleri bunlarla sınırlı değildi. Telgraftan önce, özellikle matbaanın yaygın kullanımıyla, kitap, broşür, bülten ve en son olarak da gazete yaygınlaşmıştı. Yine kamuyu ilgilendiren bir çok konuda, seminer, toplantı, konferans, tartışma, söylev vb. gibi yöntemlerle toplumsal iletişimin önemli bir yönü sağlanıyordu. Dönemin egemen ideolojik bakış açısı olan liberalizmde, bilgi tüm geriliklerin -yani feodal yargıların- panzehiri olarak görüldüğünden, yeni burjuva toplumsal düzenin getirdiği aydınlanmacılık,kamusal alandaki iletişime de aynı işlevi yükledi. İnsanların siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik sorunlarını kendi liberal-aydınlanmacı bakış açısıyla çözmek için bilgilendirme işlevi vardı. İşlenen konular yaşamda kopuk ve ilgisiz değildi. İnsanlar kendilerini ilgilendiren olaylar hakkında bilgi alabiliyor ve bu bilgilenme karara ve eyleme dönüşüyordu. Kısaca toplumsal iletişimin fonksiyonel yönü ağır basıyordu.

Telgraf, burjuva aydınlanma çağının sonlarında, toplumsal duruma uygun olarak yeni bir iletişim söylemi/kültürü geliştirdi. Telgrafın matbaayla birlikteliği, yani gazetecilikte kullanımı, eskiyle kıyaslanamayacak kadar çok bilgi ve haberin kitlelere ulaşımını sağladı. Kendi döneminde bir enformasyon patlaması yarattı. Ama bu bilgi ve haberlerin büyük bir kısmı okuyucuların maddi yaşamını ilgilendirmiyordu. Eskinin şöyle veya böyle insanların yaşamsal sorunlarına cevap olabilen ama kısıtlı bilgileri yerine çok daha geniş ama ilgisiz bilgi geçti. Amerika ve Avrupa arasında çekilen ilk telgraf hattından geçen ilk bilginin İngiliz Kraliçesinin hastalığı olması kayda değer bir örnektir. Eskiden insanlar böyle bir bilgiyi alamazlardı ama kendi şehirlerindeki kendi yaşamlarını doğrudan ilgilendiren olayları öğrenip harekete geçme imkanları vardı.

Telgrafın bir araç olarak kısa mesajları gerektirmesi, açıklanması bir kitabın kapasitesini gerektirecek olay ve olguların bile birkaç satıra sığdırılması zorunluluğunu doğurur. Bunun için sadece olayların sonuçları ya da magazinel/ ilgi çekici yönleri verilir. İnsanı eyleme çekme veya toplumsal bir işlevi yerine getirmeden daha çok, eğlence veya deyim yerindeyse hafif bilgi ağırlıklıdır. Dönemin objektif gereği olan burjuva aydınlanmacılığının, yerini işçi sınıfı hareketlerine karşı muhafazakarlığa bırakması, toplumdaki iletişim kültüründe de insanları zorlamayan, eyleme çağırmayan ama eğlendiren magazin tarzının doğmasına yol açtı.
Telgrafın bulunmasından hemen sonra Amerika ve Avrupa’da haber ajansları kuruldu. Bunların amacı ilişkide bulundukları veya telgrafla ulaşabildikler her yerden geniş bir muhabir örgütlenmesini de kullanarak, bilgi ve haber toplamak, gelen bilgileri tekrar elden geçirip, ayrıştırma, kesme, ekleme veya birleştirme işlemlerinden geçirip, gazetelere veya ilgili yerlere satmaktı. Teknoloji ilerledikçe ajanslar görüntü ve ses kaydına da yöneldiler.

Böylece bilgi ekonomik bir meta halini alıp Pazar koşullarına bağlandı. Pazarın ve yeni yaratılan kamuoyunun istekleri bilgi ve haberi yönlendirir oldu. Bilginin orijinal haliyle ulaşmasının imkansızlığı yanında, mahrum olan geniş halk kesimlerine karışı da yönlendirilir oldu. Kapitalist toplumun Pazar koşulları ve burjuvazinin muhafazakarlık yönündeki bilinçli stratejisinin, politik-pratik bir uygulama alanı olması itibarıyla kitle iletişimciliği, toplumsal bilincin yüzeyselleştirilmesi, hafif ve uçuk hale getirilmesinde kullandı. Sadece eskinin telgrafla donatılmış ajansları ve gazeteler değil, teknolojik ilerlemenin yarattığı radyo, sinema, TV gibi diğer olanaklar da buna hasredildi.

19. Yüzyılın sonlarında sosyalist basının atağı oldu. burjuva gazetelerinin magazinel yüzeyselliğine karşı sosyalist basın “Tüm siyasal gerçekleri açıklama kampanyası” ile bir çok ülkede işçilerin ve diğer halk kesimlerinin nabzını tuttu. 20. Yüzyılın başlarında halkları bilinçlendirme ve örgütlemede geleneksel yüz yüze iletişime dayalı propaganda tarzıyla yarışacak bir güç halini aldı. Özellikle Ekim devrimi sırasında kendine göre ve gelişkin bir tarz yakalayan sosyalist basın Lenin’in deyimiyle “En ileri ajitatörden daha etkili” olabildi.

1917 Ekim devrimi, Batı ülkelerinde kapitalizmin olağan yürüyüşüne darbe vurdu. Emperyalist burjuvazi, devrimin yayılmasından çekinerek hem sömürgelerdeki, bağımsızlık hareketlerine, hem de kendi ulus-devlet sınırları içerisindeki muhtemel sosyalist hareketlerin yayılmasına karşı daha fazla önlem alma gereği duydu. Eskinin liberal yaklaşımları yerine devletçilik ön plana alındı. İngiltere ve Fransa gibi ülkeler toplumsal uzlaşma için sosyal demokrat devletçiliği, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde sınıfları tam bir kontrol içinde tutan faşist devletçiliği geliştirdiler. Birinci dünya savaşından sonra yaygınlaşan radyo yayıncılığının, özel şirketlerden daha çok devletler eliyle yapılması da bu sebeptendir. Radyo, tespit edilen ideolojik çizginin halka propaganda edilmesinde gazeteden daha etkili bir araçtı. Yukarıda belirlenen her iki devlet sistemi de temelde burjuva ideolojik yapılanmayı benimseseler de, radyoyu özel şirketlerden daha çok devlet tekeline almakla hem ulusal uzlaşmaya, hem de halkın vicdanını rahatlatmaya yönelik, sanki ulusallıktan başka bir sınıfsal taraf tanımıyormuş gibi yayın yapabildiler.

İkinci dünya savaşı öncesi İtalya, Almanya, Japonya ve diğer küçük ülkelerde siyasal iktidarı alan Faşizm, Almanya örneğinde somutlaştığı gibi, basın ve genel olarak propaganda faaliyetlerini bir devlet bakanlığına bağlayarak, topluma tek merkezden ve sistemli bir ideolojik yönelime başladı. Fakat faşizmin propaganda tarzı sadece ‘sistemlilik ve merkezilik’ olarak açıklanamaz. Çok boyutlu ve psikolojik içerikli bir bombardıman niteliğindedir. Siyasal yönlendirmede olabilecek en uç örnekler, toplumun ruh sağlığı pahasına da olsa gerçekleştirildi. Kendine has yöntemlerle, şiddet ve etki açısından oldukça güçlü bir propaganda tarzı oluşturuldu. Savaş sonrası bu tarz daha inceltilerek, ABD başta olmak üzere Emperyalist devletler tarafından devralınarak kullanıldı. Günümüze kadar yenilenerek ve gelişerek geldi. Bu gün global çaptaki medya organlarının propaganda tarzı, onlara temelde ikinci dünya savaşı döneminin faşist iktidarlarından miras kaldı.

2. Dünya savaşı sonrası iki blok arasındaki soğuk savaş, doğal olarak ve en fazla basın ve propaganda alanlarına yansıdı. Kapitalist blok, propaganda etkinliğini dünya çapında sağa- sola serpilmiş kitle iletişim organlarının insafına ve gayretine bırakmadı. Temel görevi ulusal kurtuluşçu, demokratik ve sosyalist muhalefeti yok etmek olan, tüm metropol ve bağımlı ülkelerde örgütlü Gladio tipi özel savaş birimlerinde birleştirdi. Bu örgütün bir kolu olan propaganda ve psikolojik savaş dairesi, çeşitli yollarla burjuva basınının çok büyük bir bölümünü denetimine aldı ve kullandı. Gelişen sinema, gösteri ve televizyon sektörleri de bu denetimden kurtulamadı. Fakat doğrudan faşist eğilimli bir propaganda yerine zamana, koşullara ve yere göre değişen, esnek ve legal sosyalizmden aşırı milliyetçiliğe kadar tüm söylemleri kullanan bir içerik kazandırıldı. Temel amaç tüm yöntemleri kullanarak, kapitalist dünyada ideolojik meşruluğu sağlamak, toplumsal muhalefetin düşünce sistemini yok etmek, çarpıtmak veya örgütlenmesini önlemek var olan muhalefete karşı karalama kampanyaları yürütmek, sosyalist ülke halklarına yönelik çekicilik sağlayacak propaganda yapmaktı. Ayrıca kitle iletişiminin gücünü kullanarak farklı kesimlere baskı yapma, bir çok konuda istihbarat toplama gibi roller de üslendi. Bu örgütün söylendiği gibi 1980’lerle en azından Avrupa çapında dağıtıldığına bir an için inansak bile 1980 sonrası medya pratiğinin eski işlevlerini çok daha fazla geliştirip yoğunlaştırdığını tespit etmek zor değildir.

Real sosyalist basının bir çok ülkedeki başarılı örneklerine rağmen özellikle anavatanı sayılan SSCB’de kendi işlevine uygun bir tarz sahibi olamadı. Bolşevik basıncılığın etkileyiciliği yerine savunma pozisyonunda tutucu, bürokratik işleyişli etkisiz bir tarz oluşturuldu. 1960’lara kadar da var olan yönlendirme gücünü de pek de yavaş olmayan bir biçimde kaybetti.

Özellikle Avrupa ülkelerinde uygulanan “Refah devleti” modelinin göreli sosyal-ekonomik istikrarı basına da yansıdı. Devlet tekeline alınan radyo ve televizyon aracılığıyla vahşi tekelci kapitalizmin olası ideolojik aşırılık ve tahripkarlığı dengelenmeye çalışıldı. Genelde kitle iletişiminde sağ liberalizmden sosyal demokrasiye kadar ancak varabilen bir söylem tercih edildi. Esasen ne tam olarak egemenlerin, ne de halkların gerçek isteklerine uymayan bu tarz, ideolojik yalpalanmalara uğradı. Devlet tekeli ve orta yolcu çizgi, bürokratik ama profesyonel bir yapı oluşturdu. ABD ise devlet yayıncılığına yer verse de daha liberal bir politikayla özel şirketlerin iletişim alanına girmesinin önünü açık tuttu. Avrupa’yla benzer ideolojik içerikte olsa da ABD patentli kitle iletişim organları ve özellikle de sinema sektörü daha tahripkar, daha şiddetli, daha doğrudan propaganda içerikli ama daha etkili oldu. Dev boyutlu şirketler tekel statüsünde gelişti, dünyanın büyük bir bölümündeki iletişime egemen oldu.

Buraya kadar anlatılan tüm gelişmeler esasen sanayileşmiş batı ülkelerine aittir. Dünya nüfusu ve coğrafyasının daha önemli bir yekününü teşkil eden bağımlı, sömürge yarı sömürge veya gelişmemiş ülkelerin, modern iletişim alanındaki durumları çok daha karışık ve olumsuzdur. Bu ülkeler dünya çapındaki enformasyon akımında hiçbir zaman belirleyici olamadılar. Bu ülkelerin çeşitli dönemlerde ve çeşitli yollarla ekonomik-siyasi ve giderek kültürel alanda emperyalist ülkelere bağımlılıkları, kendi özgün koşullarıyla değil sömürgeciliğe göre şekillenmeleri ve ekonomik, teknik alanlarda geride olmaları, iletişimde bağımlılığı getirdi. Enformasyon akımı, aynen meta ve sermaye akımı gibi metropol ülkelerden, sömürge ülkelere oldu. ülkelerin kendi iç iletişim sistemleri de egemen ülkelerin ihtiyaçlarına göre ve onla bütünlük içinde gelişti. Örneğin birbirine komşu iki Afrika ülkesinin insanları arasındaki herhangi bir haber iletimi için bir iletişim ağı yakın zamana kadar yoktu. Bu insanlar örneğin bir telefon görüşmesi için önde Londra’yı veya Paris’i aramak zorundaydı. Eğer bu istasyonlar diğer ülkeye hattı bağlarsa konuşma gerçekleşebiliyordu.

2. Dünya savaşı sonrası Emperyalistlerin klasik sömürgecilik modelinden yavaş yavaş vazgeçip yeni sömürgeciliği geliştirmeleri, bağımlı ülkelerin iletişim ağı geliştirmelerinde göreli iyileştirmeler yarattı. Fakat ekonomik ve siyasi bağımlılığın devam etmesi zaten her türlü ilerlemeyi kontrol ederken, gelişmiş emperyalist ülkelerle, iletişim teknolojisi, enformasyon üretimi vb. gibi konularda boy ölçüştürmeleri mümkün değildir. Emperyalist batı bilgi, haber, yazı, görüntü, sinema, gösteri vb. gibi tüm ürünleri kendi bakış açısı ve çıkarlarına gire kendi kültürüyle üretir ve bunları gelişmemiş ülkelere yayar. Dünya çapında entelektüel atmosfere hakim olması bir yana 3. Dünya ülkelerinden değil bir sosyal-kültürel etki çoğunlukla günlük haber bile geçilmez. ABD’deki bir trafik kazası bile tüm dünya için haber olabilirken, bir Afrika ülkesinin en önemli haberi bile gündeme girmez. Enformasyon dağıtımında önemli bir yer tutan Reuters, Associated Press, United Press international ve Agence France Press haber ajansları, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya kökenlidir. Yine Hollywood tartışmasız, kültürel eserler-sinema üretim merkezidir.

Dünya enformasyon dağılımında görülen bu bariz dengesizlik, 1970’li yılların başında, SSCB tarafından BM gündemine getirildi. “Yeni uluslar arası iletişim düzeni” adı altında daha adil ve dengeli, gelişmemiş ülkelerin de kendi iletişim düzenlerini kurmalarını sağlayacak bir plan öngörülüyordu. Dönemin bağlantısızlar hareketini oluşturan ülkeler, planı desteklediler. UNESCO ve bağlantısızlar hareketi bünyesinde yapılan toplantılarda bazı pratik adımlar atılmaya çalışıldı. Özellikle ABD ve İngiltere başta olmak üzere emperyalist ülke basını plana karşı yoğun karalama kampanyası başlattılar. Hatta UNESCO’yu basın Özgürlüğünü kısıtlamaya çalışmakla suçladılar. Çeşitli girişimlerle plan önce sulandırıldı ama bu da ABD ve İngiltere’nin itirazlarına, daha sonra da UNESCO’dan çıkmalarına engel olamadı. Bir süre sonra plandan tümden vazgeçildi.

1980 sonrası dünya genelinde bir iletişim patlaması yaşandı. Buna rağmen ülkeler arası dengesizlik giderilmedi. Hatta daha fazla batı ağırlıklı bir sistem oluşturuldu.

İLETİŞİM ARAÇLARININ KRONOLOJİK GELİŞİMİ
  • M.Ö 3500 yıllarında Sümerler bilinen ilk resimli yazıyı kullandılar. Bu yazı Asurlar, Babiller ve Persler elinde Fonetik dil oldu.
  • M.Ö 3100 yılında Mısırlılar Hiyeroglifleri geliştirdiler.
  • M.Ö 2500 yıllarında Mısırlılar yazı aracı olarak Kil yerine Papirüs ve fırça kullanmaya başladılar.
  • M.Ö 200 yıllarında Yunanlılar hayvan derisinden parşömeni geliştirdiler.
  • M.Ö 100 yıllarında Roma’da halk kütüphaneleri oluşturulmuştu. Yasalar ve sansür vardı.
  • M.S 105 yılında Çinliler kağıt ve mürekkep yapmaya başladılar.
  • M.S 150 yıllında ilk kez parşömeni yuvarlak rulo yapmak yerine kitap yapmak için sayfalar iç içe katlandı.
  • M.S yılarında 450’den sonra Asya’da blok basın kullanılmaya başlandı.
  • 17.yy’a kadar kağıdın ve basılı kelimenin üretiminde egemen biçim el sanatıydı.
  • 18.yy’ın başlarında ilk siyasal parti gazeteleri çıkmaya başladı.
  • 1814’te basıma buhar gücü girdi. Ve silindir basım geliştirildi.
  • 1826’da ilk kez fotoğraf kullanılmaya başlandı.
  • 1835’te ilk haber ajansı Fransız haber ajansı Havas kuruldu.
  • 1844’te Mors ilk telgraf mesajını gönderdi.
  • 1853’te kağıt hamuru ağaçtan yapılmaya başlandı.
  • 1858’de su altı telgraf kabloları İngiltere ve ABD arasına döşenmeye başlandı. 1866’da kullanılmaya başlandı.
  • 1876’da ilk telefon konuşması yapıldı.
  • 1895’te telsiz ile mesaj alma ve gönderme başarıldı.
  • 1901’de deniz silahları fabrikalarının ve gazete gruplarının desteği ile Atlantik okyanusu üzerinde kıtalararası telsiz sinyali gönderilmesi başarıldı.
  • 1904’te radyo tüpünde diyot denilen yükseltici kullanılmaya başlandı.
  • 1906’da diyot yerini audion tüpe bıraktı.
  • 1906’da Berlin konferansında İngiltere, Fransa, Almanya, ABD ve Rusya radyo frekansını kullanma üzerine uluslar arası anlaşma yaptılar.
  • 1923’te New York ve Philadelphia arasında ilk televizyon resmi gönderildi.
  • 1926’da sinemaya ses eklendi.
  • 1928’de normal televizyon yayını başladı.
  • 1928’de Disney imparatorluğunun ilk çizgi filmleri yapılmaya başlanıldı.
  • 1935’te radyoya FM kanalı eklendi.
  • 1941’de Amerika’da ilk ticari TV’ye izin verildi.
  • 1954’de renkli TV yayınına başlandı.
* (İrfan Erdoğan / İletişim, Egemenlik, Mücadeleye Giriş)

Yazarlar: Yusuf Şahiner, Rahmi Yağmur

>> GLOBAL MEDYA
gulbahar, Son Güncelleme: 07.06.08

İlgili haberler
İlgili Yazılar

 Yukarı çık