AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Medya


Telkin, Fanatizm, Faşizm


12.11.2000 tarihinde medya kronik sitesinde yayınlanan, iki Türk araştırmacının Türkiye’de ki günlük gazeteler üzerinde yaptıkları “Milliyetçiliğin fark edilmeyen yüzü” başlıklı araştırma bu konuda yapılan önemli araştırmalardandır. 16.01.1997 tarihli –sadece o gün yayınlanan- 38 gazete üzerinde araştırmacıların “Sıradan Milliyetçilik” dedikleri tema üzerinde değerlendirmeler yapılarak bazı sonuçlara ulaşılmış. Araştırmaya göre kriz dönemlerinde duygusal patlamalara, kolektif hezeyana dönüşen milliyetçiliğin günlük hayatta çeşitli inanç kalıplarıyla, tanımlarla, alışkanlıklarla beslendiği görüşü oluşturuyor. Milliyetçi bilincin oluşturulması ve beslenmesinde en önemli rolü ise dünyanın her yerinde yazılı yada görsel medya oynuyor. Milli bilinç günlük malzeme olarak sürekli besleniyor ve yeniden üretiliyor. Ama bu kolay kolay dikkat çekmeyen bir şekilde haberin veya görüntünün içine işlenmiş bir tarzda yapılıyor.

Araştırmacıların incelediği 38 gazetenin 13’ü logosunda Türk bayrağını veya Türkiye haritasını kullanırken 13’ü de Türklüğü hatırlatacak veya çağrıştıracak sloganlara yer veriyor. Bu sloganların bir kısmı dolaylamaya hiç gerek duymadan direkt bir milliyetçilik mesajı taşıyor. “Türkiye Türklerindir”, “Ülkesini sevenlerin gazetesi” gibi.

Araştırmacılar hemen hemen tüm gazetelerin ya haber başlıklarında, ya da haberlerin ilk satırlarında Türklük vurgusunu kullandığını söylüyorlar. “Türk’e casus suçlaması” (Hürriyet), “Türk füzelerine savsaklama”(Yeni Asır), “Türk kızının dramı” (Günaydın) ... gibi.

Milliyetçi söylemin en açık kullanıldığı alanlar hassasiyet arz eden konulardır. Kıbrıs konusunda “Türkiye yeni bir tuzakla karşı karşıya görülüyor”, “Batı, Kıbrıs krizini besliyor” gibi yazıların yanında çok daha açık bir milliyetçilik örneği olarak; “Aptal Rumlar” başlığı da kullanılıyor. Bu yazıların hepsinde belli belirsiz bir düşman imajı verilirken çözüm yine milliyetçilikte görülüyor. “Bu ustaca ve sinsice planlar karşısında Türk milleti uyanmalı, silkinmeli ve titreyip asıl özüne dönmelidir.”

Bir Türkün uluslararası başarısı tüm milletin övünme aracı haline getiriliyor. “Türk genci satrançta dünya şampi-yonunun ezdi”, yada “Müthiş Türk Karpov’u yendi” daha önemsiz konularda magazinle karışık olsa da milli gurur kapsamına alınıyor. “Türk lokumu Osman kapak güzeli oldu”, “İngiliz kızların gözdesi Osman ” gibi.

Milli karakterin olumsuzluklarından bahsederken bile milli bir duygu oluşturuluyor. “Türk tarihinde gördüğümüz gibi Türkün en büyük düşmanı gene Türk” vb. gibi.

Spor haberleri en çok milliyetçi öğelerin olduğu sayfalardan birisi oluyor. Özellikle uluslar arası başarı veya başarısızlıklarda ön plana daha çok çıkıyor. “Avrupa fatihimiz Efes-Pilsen bir destan daha yazdı” veya “Efes Avrupa’yı peşine taktı”, “Türkiye ligi öyle bir lig olsun ki tüm dünya izlesin... Bizden övgüyle söz etseler (Diğer uluslar) ne güzel olurdu”.

Bu yazının içeriği gereğince tüm araştırma sonuçları alınmadı ama araştırmada köşe yazılarından, ekonomiye, iç-dış haber ayrımından hava durumu köşesine kadar örtülü veya acık milliyetçi mesajların geniş bir dökümü yapılmış. Ortaya çıkan sonuç; hiçbir gazete sayfasının milliyetçi söylemden bağımsız olmamasıdır. Yukarıda aktarılan açık yada yarı açık milliyetçiliğin yanında, biçimde Türklüğü yansıtmasa da gizliden gizliye böyle bir mesaj veren yazılar da en az diğerleri kadar etkileyicidir. Yine Türk bayrakları, Türkiye Haritası, Türk tarihinde ileri gelenlerin resimleri, tarihsel öneme sahip bazı yerlerin resimleri vb. görsel bir etki yaparak milliyetçiliği çağrıştırıyor.

Araştırmanın sadece milliyetçilikle sınırlı olması ve yazılı medyayı esas alması dikkate alındığında televizyon, si-nema, radyo, kitap, dergi, video vb. gibi diğer medya organları hesaba katılıp bunun sürekli tekrarlandığı düşünüldüğünde sadece milliyetçilik bağlamında bile olsa toplumun ne kadar büyük bir ideolojik telkin altında olduğu anlaşılır.

Günlük yaşamda tüm bu çağrışım ve mesajlar Türk ulusundan veya halkından kimsenin işine yaramaz. Hatta hiç kimse böyle mesajların farkında da değildir. Kanıksanmıştır ve sürekli almaya açıktır. Medya bunları verdiği zaman kullanacağı zamanı da bilir.

Bu durum sadece Türkiye veya Türkiye’ye benzeyen iç savaş halindeki az gelişmiş ülkeler özgü değildir. yine ideolojik-siyasal telkinin tek içeriği de milliyetçilik değildir. bütün dünyada içeriği çok yönlü ve kapsamlıdır. Ama içerik ne olursa olsun telkin, dost-düşman, biz-onlar, iyi-kötü bağlamında yapılır. Kendisini mazlum taraf olarak ve bir hakaret/haksızlığa karşı savunma pozisyonu içerisinde gösterir.

Yaşanan durumun tahlilinde temelsiz öngörüler veya iddialar ortaya atar. Tarihsel bazı olaylara da idealist bir yorumlama yaparak, temelsiz örnekler veya ucuz hikayeler uydurur. Tüm bunlar yukarıdaki örneklerde olduğu gibi hissettirilmeden sürekli ve deyim yerindeyse fısıldayarak telkin edilir. Böylece istenilen konuda istenilen toplumsal kesime karış bir ön yargı bütünlüğü oluşturulur ve bu ön yargılar sürekli canlı tutulur.

Telkin her zaman için medyanın kitle yönlendirmesinde kullanacağı bir toplumsal-zihinsel zemin hazırlar. İktidar güçleri bu zemine dayanarak karşıt güçlere karşı politika yapmak istediklerinde, medya yine dereye girer. Fanatizmin yöneleceği olguya karşı yoğun karalama kampanyaları başlar. Zaten bir çok önyargı verilmiş olan kitleye, karşıtların yönetim tarzı, yaşam biçimleri ve siyasal görüşlerinin, yürürlükte ki sosyal gelenekler, kültür ve ahlaka ters olduğu yoğun bir şekilde verilir. Yine karşıtların yaşam tarzı veya konuşmaları çarpık bir şekilde ayrıştırılarak veya birleştirilerek, asılsız haberlerle desteklenir. Amaç tam bir suçlu tipi yaratarak, buna karşı kitlelerde büyük tepki ve öfke uyandırmaktır. Durumun, böyle devam ederse ulusal onur veya çıkarların, ahlaki, geleneksel değerlerin veya toplumsal güvenliğin çok büyük zarar göreceği, herkesin bu durumdan etkileneceği sürekli tekrarlanır. Kitlelerde gelecek için ciddi belirsizlikler tehdit ve endişe yaratılır. Politikacılardan, sanatçılara, tüm medya müdavimleri haber, film, köşe yazısı, özel programlar ve söyleşilerle kampanyaya katılır. Alttan alta her türlü karşı çıkışın mubah ve meşru olduğu anlatılır. Böylece özellikle iç politikada sağcı, ırkçı, milliyetçi vb. duyguları kışkırtıp her an patlamaya hazır kitlesel bir potansiyel yaratılır. Bu konularda daha eğilimli olan kesim aktif fanatizme yönelirken diğer kitlesel gruplar ya destekçi, ya meşru gören, ya da sessiz durumda kalırlar. Zaten böyle bir durumda fanatizme karşı durma bir iç savaş anlamına gelir.

Fanatik gösteri, şiddet, linç hareketleri, talan, yağma, kavga gibi esasen burjuva yasalarına uymayan şekillerde gelişir. Çoğu zamanda ilk kıvılcım nedeni belirsiz küçük kavgaların medya tarafından bir toplumsal çatışma gibi gösterilmesiyle oluşur. Hatta Türkiye’de Kardak krizi döneminde olduğu gibi medyacıların kendisi ilk gösterileri yapar. Bu ilk olaylar büyük bir sansasyonla ve mümkün olan en abartılı bir biçimde verilir. Vatandaşın infial durumunun anlaşıldığı ve meşru görüldüğü mesajları politikacı veya devlet yetkililerince beyanat şeklinde medyaca verilir. Gelişen faşist, fanatik hareketler duygusal ve olumlayıcı bir çerçevede haklılık zeminine oturtularak sürekli tekrarlanır. Böylece fanatizmin kitlesel katılımı ve desteği artar.

Fanatizm, faşizmin bir kitle yönlendirme yöntemidir. Aynı şekilde fanatizme en açık kesimlerin sağcı, ırkçı ve faşist eğilimliler olduğu açıktır. 20. Yüzyılın en önemli olaylarından; Almanya’da meclis binası yangını ve sonrasındaki olaylar, Amerika’da zencilere karşı linç hareketleri, İtalya’da kara gömlekliler hareketi birer örnek olarak verilebilir. Bu olaylarda da dönemin kitle iletişim araçlarının yaydığı önyargı ve karalama kampanyaları başlıca rolü oynuyordu. Fakat faşist parti veya grupların örgütlülüğü de oldukça etkiliydi. Batı ülkelerinin günümüzde görece daha istikrarlı yapıları böylesine büyük faşist, fanatik olaylara ihtiyaç dönemsel olarak yok ediyor. Buna rağmen istisnasız tüm emperyalist batı ülkelerinde halka yönelik telkin ve ön yargı oluşturma çabaları ve hatta Almanya’nın Neo-Nazi örneğinde olduğu gibi fanatik grupları hazır tutma pratikleri devam ediyor. Örneğin yukarıda aktarılan Türkiye gazeteleri üzerinde yapılan milliyetçilik araştırmaları öncelikle İngiliz gazetelerine uygulanıp -Türkiye’den özgünlükleri gereği faklı olsa da- mantık ve uygulamanın aynılığı ortaya çıkartılmış. Zaten batı ülkelerinde çokça görülün yabancı düşmanlığı da büyük oranda kaynağını medyanın görünmez milliyetçilik telkininden alıyor.

Buna rağmen günümüzde siyasal fanatizmin kullanıldığı alanlar çoğunlukla bağımlı ülkelerdir. Hedefi ise genelde demokrat, devrimci, anti-emperyalist, kökten dinci veya sosyalist çevrelerdir. Her zaman fanatizm boyutuna tırmandırılmasa bile telkin ve karalama kampanyaları süreklidir. Ulusal çapta medyanın bu işlevi esasen uluslar arası bir yaklaşımın parçalarıdır. 80’lerin sonunda yıkılmaya yüz tutmuş bazı sosyalist ülkelerde gelişen olaylardan, Türkiye’de Parti Önderliğinin Roma’ya çıkışıyla yükselen fanatik gösterilere kadar medyanın zemin hazırladığı körüklediği ve bizzat yönettiği hemen hemen aynı yönlü onlarca ülkede gerçekleşmiş yüzlerce olay vardır. Çoğunlukla ezilenlerin kurtuluşu için mücadele eden örgüt veya çevrelere yöneltilen fanatizmin uygulayıcıları da ilk bakışta garip bir ironi olarak yine çoğunlukla toplumda en fazla ezilenlerdir. Zaten fanatizm de açık bir siyasal istem yoktur. Sonuçları itibariyle siyasallık arz eder. Ve yine fanatizm siyasal olaylarda değil spor ve sanat gibi kitleselleşebilen kurumlarda da görülür. Toplumun en az eğitim görmüş, en çok sömürülenleri, hangi şekilde olursa olsun fanatizmi ifade tarzı olarak algılarlar. Medyanın bu tepkileri yönlendirme tarzı bu kesimin yaşadığı psikolojiye uygundur ama toplumsal çıkarlarına terstir. Fakat fanatizm onlara geçicide olsa haklılık, toplumsal statü,bir yere veya gruba ait olma hazzı, öfkesini boşaltma imkanı, kalabalık bir toplulukla aynı davada bulunmanın verdiği güven, güç, kudret ve biraz da eğlence verir. Yine geçicide olsa kalıcı izler bırakan ezenlerin psikolojisine girme kendi gerçekliğinden uzaklaşma fırsatı doğar. Ama bütün bunların medya ve iktidar gücü için anlamı aslında mücadele için potansiyel bir durum teşkil eden bir toplumsal kesimi çoğunlukla devlet güçlerinin aktif desteğine bile ihtiyaç duymadan bir siyasal muhalefete karşı savaştırmaktır.

Spor ve sanatta görülen fanatik bağlılıklarında siyasal sonuçları vardır. Bir gruba veya bir yaşam tarzına –popüler veya arabesk- ait olma isteği çoğunlukla yoksun bırakılmışlığın çözümsüzlüğünün psikolojik kaymaları olarak ortaya çıkar. Ne istenildiği hiçbir zaman belli değildir. Ve bu yönüyle hem siyaset dışılığa ve hem de siyasal yönlendirmeye açıktır.

Yazarlar: Yusuf Şahiner, Rahmi Yağmur

>> KAMU VİCDANINI RAHATLATMA
gulbahar, Son Güncelleme: 07.06.08

İlgili haberler
İlgili Yazılar