AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Medya

Medya da PüsKürtme Stratejisi; Düşman Yaratma


İnsanları denetime almak veya pasifize etmenin en kolay yöntemlerinden biri, üzerlerine gelen korkunç bir tehlike veya düşman simgesi yaratmaktır. Böylece –basitleştirirsek- korunma güdüsü her şeyin önüne geçer. Bu yöntem sadece burjuva medya tarafından kullanılmaz. Günlük yaşamda yaramaz çocukların susturulmasından, işçilerin çalıştırılmasına kadar bir çok olgu tehlike simgesine bağlıdır. Buna rağmen medyanın yarattığı düşman imajı çok daha kapsamlı ve karmaşıktır. Neredeyse bütün topluma çocuk muamelesi yapılarak susması ve “iyi ve güçlü” iktidarın yanında olması, yoksa “Kızıl tehlikenin”, “terörizmin” vb. kendisini yok edeceği kanısı yerleştirilir. En ufak bir demokratik kıpırdanma –eğer iktidar kontrolünde değilse- düşmanca “teröristlere, komünistlere” yardım etmek veya Türkiye’de çok kullanıldığı üzere “dış mihrakların emellerine alet olmak” şeklinde lanse edilir. Roller biçilmiştir. İktidar güçleri (ordu, polis, mahkeme, meclis, hükümet vb.) koruyucu melek, halk masum, kandırılmaya açık ve savunmasız, geriye kalan ise “kötülükler imparatorluğu” veya “gözü dönmüş caniler”dir.

Eskiden dünyada iki kutupluluğun yaşandığı ortamda burjuva basını için halka lanse edilecek ‘düşman’ Sovyetler Birliği ve diğer Sosyalist ülkelerdi. ‘kızıl tehdit’ histerisi yaratılarak halk uygulanan politikalara destekçi pozisyonuna getiriliyordu. Düzenli ve sistemli anti-komünist eksenli propaganda kampanyaları, ülkelerin iç sorunlarında çıkabilecek -veya çıkan- sorunları bastırmak için kullanıldı. Sendikalar,siyasi partiler, halk dernekleri kısaca tüm demokratik içerikli kuruluşlar bu yolla ya bastırıldı ya da kısır bir çembere alındı. Yine sosyalizmin halkları etkilemesine karşı durabilecek bir ideolojik–psikolojik miğfer yaratıldı. Bu propagandaya göre Sovyetler “kötülükler imparatorluğu” ve bu haliyle de tehlikeli bir saldırgan, “Özgür ülkeler” de meşru müdafaasını yapan iyi ama kötülüklere de pabuç bırakmayacak kadar güçlü taraflar oluyordu.

1980 sonrasından başlayarak batı medyasında düşman kavramı isim değiştirmeye başladı. Kızıl tehdit yerine terörizm daha ön plana geçti. 1990’da SSCB’nin dağılmasıyla kızıl tehdit en azından somut olarak işlenmez duruma gelince, “Terörizm” medyanın temel silahı oldu. Aynı yöntem ve amaçlar tarihsel olarak devam ediyor ama “Terörizm” kavramı veya anlattığı şey eski “Kızıl tehdit” söyleminden daha muğlak haldedir. Medya bu kavramı siyasal olarak benimsemediği her şeye karşı kullanabilir. Yani eskinin somut düşmanı daha dar bir kesimi –yani sosyalist ülke veya örgütleri- kapsarken, “Terörizm” medya için her şeyi kapsayabilir. Biraz bağımsızlıklarını koruyan ülkeler, sosyalist veya ulusal kurtuluşçu örgütler, muhalif yayın organları, dinciler- özellikle Müslümanlar- hak aramakta ısrar eden halk kesimleri, iktidarlarla ilişkisi olmayan dernekler, anti-faşistler, anti-siyonistler, istihbarat örgütleriyle ilişkisi olmayan uyuşturucu veya silah kaçakçıları... Buna rağmen medyanın ‘Terörist’ sıfatını hiç eksik etmeden yinelediği belli başlı ülkeler ve daha çok da örgütler vardır. Bunların durumu hiç muğlaklığa gerek kalmadan halka sürekli tekrarlanır. Yine de Medyanın terörizmden ne anladığı hiç belli değildir. Ve bu sayede Medya –ve onun sahipleri- bir anda bir toplumsal kesimi azılı terörist ilan etme olanağına sahiptir ve bu onun elinde tüm siyasal yapılara karşı bir tehdittir.

Dünyada terörizmin genel tanımının “ideolojik-politik hedeflere ulaşmak için hesaplı şiddet kullanma ya da şiddet tehdidi” olarak yapılması meşrulaştırıldı. Bu tanım doğal olarak baskı ve korku yaratmayı da içeriyor. Bu tanımı olduğu gibi kabul etsek bile dünya da bu gün en çok silaha, şiddet potansiyeline, tehdit gücüne sahip hatta bunu fiili olarak uygulayan siyasi ve askeri korku yaratıp egemenlik kuranların başka ABD olmak üzere, emperyalist ülke ve bağımlıları olduğu açık. Dünyada terörist olarak lanse edilen tüm güçlerin silah ve şiddet potansiyeli her halde sadece bir emperyalist ülke kadar bile yoktur. Hiç haklılık-haksızlık konusuna girmeden sadece genel kabul gören tanım çerçevesinde bile düşünüldüğünde durum böyleyken, medya bu konunun kazara tartışılmasını bile “ciddiye alınamaz” bulur. Hatta bu konuda hiçbir -burjuva içerikli- medya kuruluşu istisna gösterilemez. “En tarafsız, en muhalif” görünmek isteyen “en ciddi” medya kuruluşlar bile, bu konuyu olduğu gibi kabul edip, izleyicilerine benimsetirler.

Terörizm söylemiyle yaratılmak istenilen sadece halkların korku ve histeri yoluyla denetlenmesi veya bağımlılaştırılması değildir. aynı zamanda dünya çapında emperyalist ülkelerin diğer ülkelere ulusal çapta ise bağlaşıkların anti-emperyalist güçlere karşı yaptıkları savaş veya kontra eylemlerini meşrulaştırmak da medya için aynı sözcükle mümkün olur. Körfez savaşında “Terörist Saddam’a” karşı ABD ve müttefiklerinin açtığı savaş tüm medya kuruluşlarında canlı ve heyecanlı bir film gibi verildi. ABD vurucu gücüyle yüksek bir şiddet uyguluyor ve tüm karşıtlarına gösterişli bir şekilde korku salıyordu. Yani tam tamına uygun bir terörizm durumu... Ama asıl olan neredeyse tüm dünyada bu durumun medya aracılığıyla halkların gözünde meşrulaştırılmasıydı. Sadece o da değil, bir ABD askerinin hayatının binlerce Iraklınınkinden daha değerli olduğu düşüncesi de benimsendi...

CIA’nın Latin Amerika’da kurduğu uyuşturucu ticareti şebekesi veya dünyanın dört bir yanında yaptığı gizli operasyonlar Medyada haber niteliği taşımadı ama Kontr-gerilla eylemleri film yapılarak kontralar kahraman oldular. Hatta “Terörist temizleme” bilgisayar oyunları bile geliştirildi.

Terörizm söylemi altında resmi düşman yaratmak bir psikolojik savaş yöntemidir. Toplumun veya tek tek bireylerin yaşadıkları sıkıntı, boşluk, ruhsal bozukluk, kin, nefret ve acılarının bunları yaratan asıl kaynak olan düzene değil yaratılan “Resmi düşmana” sistemli ve çok yönlü olarak kanalize edilmesini içerir. Düşmanı iktidar organları belirler, toplumu bu yola sevk etmek profesyonel medyacıların işidir. Sistemin bekası burada yattığı için herkes çok hassastır. Her yol mubahtır ve dayanışma esastır.

Yazarlar: Yusuf Şahiner, Rahmi Yağmur

>> POLİTİK REKLAMCILIK
gulbahar, Son Güncelleme: 07.06.08

İlgili haberler
İlgili Yazılar