kEditor - Yararlı Bilgiler / Medya / Kürtlerde Basın-Yayın ve Medya tarihi

http://www.keditor.com/bilgi_medya_90.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Medya

Kürtlerde Basın-Yayın ve Medya tarihi


Kürtlerin kendini basın alanında ifade etme çabasının 100 yılı bulması kendi koşulları içerisinde oldukça uzun bir süre sayılabilir. Ulusal örgütlülüğü oldukça yeni olmasına rağmen zamanlama açısından basın alanına göreli erken girişimde bulunduğu da açıktır. Bu anlamda Bedirxani ailesinin “Kürdistan” adıyla çıkan ilk gazetecilik denemesini Kürtler için şüphesiz küçümsenemez bir çaba olarak değerlendirilebilir. Ama Kürtlerin kendini basın alanında örgütleme ve ifade çabalarının yanında, asıl olarak incelemek istediğimiz bu girişimlerin hangi örgütlülüğe dayandığı, engelleri, başarı düzeyi, temel problemleri ve en önemlisi de ideolojik yapısı ve bunun yansıtılma düzeyidir.
 
"Kürdistan" gazetesi ilk olması açısından taşıyacağı tarihsel değerinin yanında, Bedirxani ailesinin Kürt halkının önderliğine (iddia düzeyi ne olursa olsun) soyunması, hatta ilk pro-milliyetçilik yaklaşımı açısından değerlendirilebilir. Bu ailenin aristokrat yapısı, aşiret ve bölge üzerinde ki etkisi yanında Osmanlı devlet örgütlenmesi içinde bey, paşa gibi statülerde de yer edinmesi ailenin düşünsel yapısını şekillendirmiştir. Kısmen aydınlanmış bir aile örgütlenmesi haline gelmeleri, feodallikten kapitalizme geçiş sürecinin ortaya çıkardığı düşünce biçimlerinin yani Osmanlı İmparatorluğu içine giren milliyetçi düşüncelerin etkisi altında olmuştur. Fakat kendilerini bu milliyetçi akımlar içinde daha geri ilkel yada pro-milliyetçilik düzeyinden kurtaramamalarının sebeplerinden birisi, Kürt toplumsal yapısı iken bir diğeri ailenin aristokratik konumudur. Düşüncede batının etkisi altında, söylemde ise batılılaşmaya karşıt, İslâm’ı değerlerin savunucusudur. Yine dönemin meşrutiyet tartışmalarının içinde, bir adım geride seyretmiştir.Kurdistan Gazetesi

Bedirxani ailesinin, Osmanlı ailesine karşı çalışmaları klasik, aristokratik aileler arası sürtüşmeye benzer . Bedirxani’lerin gerçekten de bir Kürt isyanı düzenlemelerine rağmen, üstte bir aile örgütü olarak hareket ettiler. Doğal olarak düşünce sistematiği de buna göre şekillendi. Feodal değer yargılarının ve toplum yapısının milliyetçilikle garip birlikteliğinin savunusu yapılmıştır. Bedirxanilerin çıkardığı Kürdistan gazetesinin, Kahire, Cenevre, Londra, ve İstanbul’da çıkan sayıları içerik anlamında çok fazla genellemeci, dar ve derinlikten yoksundur. Gazete çalışanlarının niteliğinin yanı sıra, kendisini örgütleme ve dağıtımında da dar aristokrat çevreyi aşamadığı gözlenir. Gazetenin hedef kitlesi, Kürt halkı değildir. İstanbul ve yurtdışındaki Kürt aydınları da hedeflenir ama amaç daha çok İmparatorluk yönetimi, ileri gelenleri ve saray çevresi aydınlarına Bedirxani ailesi sesini duyurmaktadır. Ve zaten çıktığı sahalar ve burada yaşayan Kürt nüfusu göz önünde bulundurulduğunda, Kürt halkının genel kaderini etkileyecek bir düşünce sistematiği üretmesi bir yana, yeteri kadar okunmadığı anlaşılıyor. Dönem açısından Kürtlerin halk olarak eğitim düzeyinde ki geriliği ve diğer bir çok objektif koşul gazeteyle düşünce yayılımına elvermese de örneğin; İstanbul’da yaşayan Kürt aydınlarında bile bir kabullenmeye ve bu düşüneler çerçevesinde ciddi bir örgütlülüğü gidilmedi. Gazete bunu sağlayamamıştır. Maddi gerçekler ağırdı ve baskılara da maruz kaldı ama ciddi bir perspektif yaratamamasının asıl nedeni Kürdistan toplumunun geleneksel değer yargılarını muhafazakar, biraz da idealize ederek yansıtması, çözümleme ve doğru tahlil düzeyinden uzaklığıydı. Devlet baskıları karşısında yakınmacılık aşılamadı. Bir anlamda muhafazakar otoriteye karşı, diğer bir halkın muhafazakar geri değer yargılarıyla sataşma durumudur. Ciddi bir kapışma durumuna dahi ulaşılmamıştır.

İmparatorluğun imkanlarından ve paşazade geleneğinden kendini kurtaramama gazeteye; yenilgiden sonra savunma ve sürgün döneminin politikalarının yansıması şeklini almıştır. Bu ailenin düşünsel gelişiminin 20. Yüzyıl başlarına denk geldiği düşünüldüğünde dönem açışından, hem Osmanlı İmparatorluğunun sınırları içerisinde hem de uluslararası alanda hakim olan burjuva milliyetçi akımlara bir çok hareketin sağladığı başarı ortamında Kürtler açısından da doğru bir düşünce düzeyi, alternatif toplumsal kurumlaşma ve bir örgütleme yaratabilmenin en azından dış koşulları vardı. Fakat az çok burjuva değerlerle tanışmış olsa bile Kürt aydını geleneksellikten kurtulamamıştı. Modern örgütlenmeler gerçekleştiremedi. Zaten bu örgütsüzlük Kürt basınını, Kürtler gibi konar-göçer kültür ve pratiğe mahkum etmiş ve bu bir kader haline getirilmiştir. Şüphesiz bu gazetenin olumlu ve çağının ilericiliğinin temsil eden yaklaşımları da var. Örneğin; bir dönem gazetenin Kürtçe’yi, Türkçe’yi birlikte kullanması, yine Abdulhamid’in istibdad dönemine ve yönetimine zaman zaman radikal muhalefet yapması, yine yer yer Kürdistan için muhtariyet veya istiklalden söz etmesi, dönem için kısmi olumluluğu ifade ediyor. Çağın düşünce akımlarından etkilense de, dini doğmalardan kurulamadığından çözümün İmparatorluğun bütünlüğünde bağımsızlık savaşı veren Hıristiyan azınlıklara tepki de ve Hıristiyan Batı değerlerine karşı mücadele etmekle bulunabileceği savunulur. Gazetenin toplumsal yeni insanın savunucusunu yapmamasının sebebi, sanıldığı gibi çıkaranların düşünce geriliğinden değil, paşazade ve hakim aile yaklaşımından kurtulamadığındandır. Yani Kürt milliyetçiliği, İslam ümmetçiliğinden kurtulamamış genel içinde muğlaklaşmıştır. Toplumsal gerçekler bazı dar aristokratik çıkarlara kurban edilmiş, dinsel doğmalar Kürt halkını hem dünyanın diğer halklarından, inanç guruplarından uzaklaştırmış, hem de yeniden Osmanlı sistemine mahkum etmekten kurtaramamıştır. Buna rağmen gazetenin Kürt kültürü ve edebiyatı açısından olumlu sayılabilecek yaklaşımlarının sergilenmiş olması -örneğin Mem-u Zin bölümler şeklinde yayınlanması- yazılı kültür oluşumu için önemlidir. Yine Kürdistan gazetesi dönemine göre doğru bir politik çizgi ve organizasyondan uzak olsa da, dönemin belgelenmesi açısından ve ilk girişim mahiyeti taşıdığından önemlidir.

Bahsedilen dönemde gazetecilik salt bir aydın uğraşıdır. Bu açıdan Kürt aydınlarının durumu önemlidir. Yukarıda belirtilenler sadece Bedirxani ailesi için değil Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde Kürt entelektüellerinin hepsinin içinde düştükleri bir durumdur. Çoğu Kürt aydın, aristokrat bir aile geleneğinden gelmedir ve kendilerine merkez olarak İstanbul’u seçerler. Kaynağa, ülkeye, halka dönüş özlemi yoktur. En ileri olanları ancak İttihat-Terakki çizgisinde muhalefet geliştiriyorlardı. İttihat Terakki’nin âleni amacı Kürt aristokrat aydınlarını yanlarına çekip geçici ittifak rolü vermek ve böylece Kürtleri egemenlikleri altında tutmaya devam etmedir. Bunlar arasında Seyit Abdûlkadir, Abdullah Cevdet, İshak Sukuti gibi aydınlar sayılabilir. Bir dönem Jön-Türklük savunusuyla kendilerini, doğru bir ittifak anlayışına oturtmadıkları gibi daha sona geliştirdikleri özgürlük ve bağımsızlık söylemi de içi doldurulmamış, ne ifade ettiği tam belli olmayan, çoğunlukla da aydın fantazileriyle ayartılan, gerçeklikten kopuk yaklaşımlar düzeyinde kalmıştır. Kürt Teavün ve Terakki Cemiyeti bu yaklaşımların bir ürünü aynı adı taşıyan gazetede bu örgütün yayın organıdır. Haftalık çıkan bu yayının geri planında küçük de olsa bir örgütlülük olmasına rağmen, kendini Kürdistan gazetesinin halalarından ve eksikliklerinden kurtaramadığından ancak 9 ay devam eden bir yayın hayatı olmuştur.

Aynı dönemde Diyarbakır’da yayınlanan Peyman, İstanbul’da yayınlanan Rojhılat û Kurdistan yukarıdakilerine benzer bir seyir izlerler. İlkel milliyetçi yaklaşım aydınların olay ve olgulara doğru bir tahlil ve çözümleme ile yaklaş-maları önünde bir engel olarak ortaya çıkmıştır. Söylem Kürtler ve Kavimlerin yiğitliği, tüm Müslümanların birliği ve dünyaya hakimiyeti üzerine kurulmuştur.

Şüphesiz bu yayınlar içinde yer alan gazeteci ve aydınlardan bir çoğu ilkelde olsa yurtseverlik özü taşıyorlardı. Ve bu inançlarını hayatları pahasına savundular. Bunların direniş ve çabaları değer taşır ama yukarıda da belirttiğimiz gibi ya düzenden kopamayan yada koptuğunda derin düşman ayrılığı içinde farklılığı derinleştirip isyancılıkla çözüm-süzlüğü daha karmaşık hale getiren anlayış hakimdir.

Yayınların propaganda tarzı nasihati aşamamıştır. Yani bilimsel verilere dayanan tezlerin ispatından çok nasihatçılık yapılmıştır. Nasihat toplumsal sistemin var olan durumun devamı için yaratılan düşünce ve etik değerlerin muhafazakar savunusudur. Dönüştürmekten ve eleştiriden yoksundur. İleri bir durum yaratmaz. Yayın organı -dernek bütünlüğü içerisinde bazı siyasal içerikli programlar yayınlamalarına rağmen bu programlar dar kültürel istem ve dar girişimden öteye gidememiştir. Söylem, düşünce ve çabalar arasındaki çelişki ortaya bir yumak çıkarmış, doğru siyasal öncülük yaratamayarak Kürt toplumunun aşiretçi feodal yapısına dokunulmamıştır. Bütün çözümsüz istemler tanrıya havale edilmiştir. Bütünlüklü bir ideolojik sistemden yoksunluk aynı amaçla bile birliğin sağlanamamasına yol açmıştır. Bu gazeteleri yayınlayan aydın aristokratlar kendilerini pasif savunucu rolünde tutup pratik öncülüğü ağa-şeyhlere devretmiş, pratik çözüm ve örgüt perspektifi sunamamışlardır. Genel idealler var olan yapının süslenmiş halidir ve yüceltilir. Düzen karşısındaki duruş kendi yaşam tarzını kaybetmeyecek bir sataşma ile devam eder.

Osmanlı’nın son dönemlerindeki savaş ve çatışmalar Türk egemenleri lehine Cumhuriyete dönüşürken, bu geçiş sürecinde Kürtlerin örgütsüz, öncüsüz feodal parçalanmışlık konumları beraberinde baskıları, bunun karşısında ise başkaldırıları ve isyanları otaya çıkarmış ve benzeri trajik süreçler ard arda gelişmiştir. Bu dönemden sonra Kürtler kendini egemen sistemin akışına neredeyse suskunca bırakmıştır. Cumhuriyet Türk milliyetçiliği üzerine kurumsallaştırıldı. Eski Osmanlı ümmet anlayışı yerine farklı ulusların dil ve kültürel uygulamaları açısından baskı altına alınması gündeme geldi.

Doğu Kürdistan’ın durumu da kuzeyden farklı değildi. Fars kültür ve yaşamı İran’da yaşayan diğer halklara baskı ve asimilasyonla dayatıldı. En önemli gelişmeler Mahabad isyanı döneminde oldu. basın çalışmaları Rusya’ya dayanılarak yapılıyordu. Kürdistan adında bir gazete, Hawar, Ağır, Helalû gibi dergiler çıkarıldı. Mahabad çıkışı bastırılıp yıkılırken burada yaşayan Kürt halkı üzerinde baskılar arttırıldı. Kürt dili üzerine yasak kondu. Artık aydınlanma başka bir ulusun dili, varlığı ve düşüncesi üzerine oluyordu. Halkın uzun bir süre devam eden suskunluğu basın alanında da suskunluk yarattı. 70’lerin sonunda hızlanan mücadele 1979’da Şahın devrilmesiyle kültürel anlamda kısmen nefes alınmasına yol açsa da bu çok uzun sürmedi. Özerkliğin siyasal yapılanma anlamında devam etmesine izin verilmeyip bastırıldı ve basın ve kültür alanlarında da gelişmeler sınırlandı.

Güney Kürdistan birinci dünya savaşında İngilizlerin denetimindeydi ve bu denetimi sürdürebilmek içinde bölgedeki Kürtlerle Arapların çatışmalı durumunun devamı gerekiyordu. Bu yüzden İngiliz egemenliği Kürt ayağının gelişmesi için özellikle soran sahasında Kürtçe yayınlara izin verdi. Peşkeften gazetesi bunlardan ilkidir. Yine Denge Kurdistan, Rojê Kurdistan, Bangê Kurdistan dönemin en önemli gazetelerdir. Türkçe ve Kürtçe yazılar yayınlayan Rojê Kurdistan gazetesinin Mahmut Berzenci tarafından çıkarıldığı biliniyor. Daha sonra Berzenci ayaklanmasının bastırılmasından arta kalan bazı aydınlar illegal olarak Bange Hak gazetesini yayınlamaya çalıştılar. Bu yayınların anti-İngiliz çizgisine karşı İngilizler de aynı tarihlerde kendilerini hakim kılmak, buradaki varlıklarını meşrulaştırmak için yerli işbirlikçi aydın kırıntılarıyla Jiyana Waw gazetesini çıkarmışlardır. Bu sahada ki diğer emperyalist girişimlerden birisini de Peyman gazetesiyle ABD yaptı. Bu yabancı güçlerin çıkardığı gazeteler, ‘çağdaşlığı bölgeye getirme’ gibi bir söylemi kullanıyordu. Bu dönemin Kürt aydınlarının yazıları, gazete ve dergilerin içerikleri umut veya yakarış ağırlıklıdır. Bir fırsatın değerlendirilmesi çağrılarıyla doludur. İsyanların feodal öncüleri klasik bir karakter olarak basın alanında da din, vatan, toprak, özgürlük gibi kavramları bilimsel tahlil ve yaklaşımdan uzak anlamlarda kullandılar. Ama yansıyan temel psikoloji feryat, çözümsüzlük ve zayıflıktır. Düşünceleri sistemli değildi. Bu karakter kendini KDP’nin yayın organı Xebat dergisinde de derinleşerek devam ettirdi. Çoğu zaman Kürt halkının örgütlenme ve mücadele çizgisini yansıtma değil, yakarış farklı güçlerden umut bekleme, destek isteme biçimindedir. 90 sonrası özerklik durumundan yararlanarak YNK, KDP ve diğer örgütlere bağlı bir çok yayın organı Radyo, TV oluşturulmuştur. Basın alanı bir çok imkana kavuşmuş ve neredeyse her alanda çalışma yapılmıştır. Buna rağmen en büyük gazetelerin tirajı 5000’i aşamamıştır. Bu sayı yayınların kitlelere ulaştırılması ve kitleyi eğitme durumunu biraz yansıtır. Güneyin aşiretçi feodal örgütlenmesi, örgütlerin ilkel milliyetçi çizgideki ısrarı, Güneyli güçlerin dar, bölgesel, ailesel çıkarlarının işbirlikçi bir çizgi içermesi ve çağdaş demokratik değerlerden yoksunluğu, ideolojik düşünsel üretim ve yayınların önündeki temel engeller olmaları itibariyle de basın üzerinde de halkın sahiplenmemesi anlamında olumsuz ve hatta bitirici bir rol oynamıştır.

Suriye hakimiyetinde bulunan Kürt halk topluluğu büyük oranda diğer sahalardaki ayaklanmalardan sonra göçertilenlerin yanı sıra, buraya sığınmak zorunda kalan veya zorunlu sürgüne tabii tutulanlardan oluşur. Buraya yerleşen aydınların çıkardığı Hawar ve Ronahi gazeteleri daha çok bir yeniliğin izlerini taşır. Kürt dili ve alfabesi üzerine çalışmalarıyla daha çok bir belge niteliğini taşırlar.

Kürdistan’ın parçalanmışlık konumu, doğal olarak her parçanın basın-yayın alanında da parçalı durumunu doğurmuştur. Basın-yayıncılığın en önemli işlevlerinden olan ulusun bütünlüğünü kapsayacak, ortak dilden ve kültürden yoksun kalındı. Böylece parçalar üzerindeki hakim güçlerin kendini daha fazla örgütleyerek asimilasyon politikaların daha etkili hayata geçirilmesi kolaylaştı. Buna rağmen toplumsal yapıdaki doğal gelişme devam ettiğinden, egemen devletlerin dilleriyle olsa eğitim düzeyi yükseldi, okuma-yazma yaygınlaştı. Bu durum Kürt tarafının basın alanında da daha etkili olmasının zeminini oluşturuyordu. Ama Kürt toplumsal yapısının dinamikleri ulusal çapta ortak öncülüğü ve bunda doğacak olan ortak bir siyasal düşünceyi uzun süre oluşturamadı.

Çavkaniya Dicle dergisi 1948’ de İstanbul’da Musa Anter ve Hüseyin Ekinci tarafından yayınlandı. Metropoldeki öğrenci tartışmalarının bir sonucu olması itibarıyla kazandığı yarı aydın karakteri kendinden sonra geleceklere bir gelenek olarak bıraktı. 60 darbesinden sonra kapatılan bu derginin yerine Deng dergisi ve bir çok gazete çıktı. 60 anayasasının kısmen de olsa sağladığı örgütlenme ve düşünce özgürlüğünden yararlanarak ortaya çıkan TİP-DDKO çizgisi ulusal kültürel savunu açısından kıpırtılar taşıyordu. Tüm dünyada özgürlükçü ve sosyalist fikirlerin etkinliği Türkiye ortamında şekillenen Kürt aydınlarını da etkilemiş, fakat Kuzey Kürdistan’ın konumu, bölgenin az gelişmişliğine, gelişmedeki eşitsizliğe dayandırılarak Kemalist bakış açısından kendilerini kurtaramamışlardır. Bu dernek ve partiler içinden ayrılan bir çok grup farklı oluşumlara giderek, dergi ve gazeteler çıkardılar. Rızgari, Ala Rızgari, Denge Kawa, Roja Welat bunlardan birkaç tanesidir. 1960-80 arası yayınlanan gazete ve dergiler, hem toplumun nispi gelişiminin yarattığı etki, ortaya çıkan olanaklar hem de temelde dayandığı sosyal sınıf itibariyle kendinden önceki çalışmalardan ayrılır. Kapitalist ilişkilerin yukarıdan ve öz dinamiklerinden yoksun da olsa geliştirdiği yeni sosyal ve siyasal durum topulumun eğitim düzeyini de arttırarak düşünceleri basın yoluyla yaygınlaştırma bilinç yaratma açısından daha geniş imkanlar sundu. Devlet baskıları devam etse de ne geçmişteki gibi ne de daha sonra gelişecek darbe kadar etkili değildi. Yine yarı aydın gençlikten kadro, gazeteci, yazar örgütlemek, yaratmak mümkündü. Ama bu gazetelerin siyasal çizgisi yeni sosyal durumla ortaya çıkan işbirlikçisi komprador sınıfın temsili anlamında reformist ve eleştirdikleri düzenden kopmayan, ilkel milliyetçiliği aşmayan düzeyde kaldı. Örgütlenmeler legal dergiler esas alınarak ve onun çerçevesinde gelişti. Fakat ne dergi ne de örgütler düşüncelerini maddi bir güç haline getiremeyip 12 Eylül baskıları karşısında varlıklarını büyük oranda sürdürmeyip dağıldılar. Örgütlenme için temel aldıkları çıkış noktası olmasına rağmen, dergilerde ciddi ve gerçekçi düşünce üretimi, tahlil ve çözüm sunamayıp liberal reformlar önermeleri, başarısızlığı zaten bünyelerinde taşıdıklarının göstergesiydi. Temel dayanakları olan kompradorlar ve Küçük-Burjuvazinin çıkarlarını bölgeler arası eşitsiz gelişim tezleriyle ortaya koyup devlete karşı kısmi muhalefet etseler de bundan daha fazla Kürdistan’da gelişen UDM ’ye karşı saldırıya giriştiler. Ucuz popülist yaklaşımı aşıp Kürt halkının sesi olmak onun asıl istem ve taleplerini savunmak bunun gazetecililiği, yazarlığını aydınlığını yapmak demek düzen yaşamından feragat etmek, kelle koltukta yaşamak anlamına geliyordu. Ki böyle bir çalışma ve yaşam tarzı hala egemen devlet ve toplumsal sistemden beklenti ve umut içerisinde olanlar tarafından ne benimsenebilecek, ne de uygulanabilecek bir durum-dur. Bu gazete ve dergilerin ulusal değerlerin ve kimliğin yaratılmasında katkıları azdır. Devletin kurum ve değerlerine mahçup bir eleştiri, Kürt toplumunun başat feodal isim ve geleneklerini ise öne çıkarma ulusal yabancılaşmayı önleyememiştir. Çünkü toplumsal eleştiriden, toplumu çözümleme, gerilikleri ortaya çıkarıp mahkum etme yetisinden uzaklık vardı. Övgü ilkel milliyetçi yaklaşımın ucuz ve geçici yaklaşımıydı. Halka bağlılıktan yoksundu, alternatif değer ve kurumlar sunamıyordu ve pasifistti.

Kürt toplumsal gerçekliğinin eskiden kabul gören değer ve kurumlarını savunmak, idealize etmek dönüşüm sağlayamazdı. Kürt halkına seslenecek bir yayın organı, edebi söylemin geçici hazzıyla eski toplumsal sisteme övgü yapamaz. Değiştirme ve dönüştürme eleştirisinden yoksun olan söylem egemen çığırtkanlığıdır ve dayanaksızdır, edilgendir, aktivite yaratamaz. Sonuçları; politik açmazlar ve kısır döngülerdir. Kürt geriliğine romantik özlem, idealize etme gericiliktir.

Bu gazete ve dergiler kısmi baskılara maruz kaldılar ama hiçbir zaman karşılarında ki sistem için ciddi bir tehdit oluşturamadılar, dahası erimekten de kurtulamadılar. Toplum içindeki baskıcı,tıkayıcı yapılara karşı yönelim geliştir-meden eşitsiz yapıyı, kısmi muhalefetle, sosyal, ekonomik taleplerdeki yakarışla aşmaya çalıştılar. Dünyada yükselen sosyalist talepler ve özgürlükçü yaşam arayışları Kürdistan’a etkisini ancak bu duvarlara çarparak ve başkalaşarak gösterebilmiştir. Kürdistan’da sosyalizmden başka bir düşüncenin tutmayacağını bilen bu yapılar, aslında tam bir ideolojik karmaşa içerisinde, sosyalizmi feodal yaşam tarzı ve değer sistemiyle bütünleştirmeye ve böylece toplumun aydınları ve ileri gelenleri sıfatıyla komprador egemenliği altında küçük burjuva yapıların korunmasının teorisini yaptılar. Kendilerinden önceki ilkel milliyetçi yayınların ideolojik çizgisinde tamamlayıcı ve güven verici rol oynayan din olgusunun yerine reel-sosyalizmin en bürokratik yorumu aristokrat aydın fantezileriyle süslenerek ama toplumsal yapıya hiç dokunmayacak kadar sığ bir yaklaşım geçirildi.

Kuşkusuz Kürt basın pratiği sayılanlarla sınırlı değildir. ideolojik yaklaşımlar da ilkel milliyetçilikle sınırlı tutulamaz. Birçok yerde Kürt köylüsüne dayanmaya çalışan yurtsever yayınlar denenmeye çalışılmıştır. Fakat 80’lere kadar niyet ne olursa olsun, yayınlar ilkel milliyetçi kısır döngüden şu veya bu oranda nasibini almıştır. Bu anlamda 1908’de yayınlaman “Kürdistan” gazetesinin çizgisi esas hatlarıyla yetmiş yıl sonra da aşılamamıştır. Bu açıdan da basın çalışmaları topluma çok ciddi bir etki gücüde gösterememiştir. Hatta bir çok zaman egemen devletlerin ve özellikle de Türkiye devletin uyguladığı asimilasyon politikalarına karşı Kürt halkının doğal olara geliştireceği tepkilerin de düzen sınırları içinde kalmasını sağlamanın, yani egemen kültürel enjekte de yapının dengesini oluşturmanın objektif anlamda pasif araçları haline düştüler. Ulusalcı yaklaşımlar bunlarla sınırlandırıldı. Dışarıdan gelebilecek ilerici düşünceler karşı duvar oluşturuldu.

Yazarlar: Yusuf Şahiner, Rahmi Yağmur
gulbahar, Son Güncelleme: 07.06.08

İlgili haberler
İlgili Yazılar

 Yukarı çık