kEditor - Yararlı Bilgiler / Medya / Bireyin Duruşu ve Bireye Yaklaşım

http://www.keditor.com/bilgi_medya_92.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Medya

Bireyin Duruşu ve Bireye Yaklaşım


Kapalı toplumlarda birey gelenek eğitimiyle topluma kazandırılan, topluluğa tabii olan, belirlenmiş davranış ve düşünce biçimine kavuşturularak sosyal çevre içende eritilen ve içinde bulunduğu toplumun değer yargılarını benimseyip koruyan bir taşıyıcı durumundaydı. Fakat kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması ile bireyin duruşunda da ciddi değişiklikler ortaya çıktı.

Sağlıklı, modern insanın bireysel ve toplumsal kimlik kazanmış olması gerekirken, medya bireyi toplumdan ciddi anlamda uzaklaştırıyor. Yani bireycilik yeni bir yaşam biçimi haline getirilmek isteniyor. Birey, çevreyle ilişkilenmek yerine, medya araçlarıyla ilişkileniyor/bütünleşiyor. Daha çok bu araçlarla zaman öldürmek istiyor. Medyanın soruları içinde kendine bir sanal dünya oluşturuyor. Kendini sahnelerin ekranların içine bırakıyor. Her an sunulan renkli, hızlı karmaşık dünyanın bir parçası, olayın bir kahramanı oluyor, coşkusunu hissediyor, öfkesini paylaşıyor. Bazen kendini olayın müdahalecisi, düzelticisi olarak hissediyor. Bazen parıltılı sahnelerde şarkı söyleyen, dans eden Pop-yıldızlarıyla özdeşleşiyor. “Bilinç altınızla ne kadar çok oynarsam bana o kadar çok itaat ediyorsunuz. Ben doğrunun, iyinin, güzelin ne olduğuna karar veriyorum. (Siz ise)İradenizin özgür olduğunu sanıyorsunuz.” (*Frêdêric Beigbeder 3900 TL. Syf:19)

Daha önce belirtildiği gibi maddi yaşam koşulları böyle bir yaşam tarzına imkan vermeyince ütopya edilip ifade edilmeyen, biçimlendirilmeyen gerçek hayatın karşılanmamış istençlerinden –ya da suni yaratılmış istençlerden- kaçıyor ve medya dünyasına sığınıyor. Bu , bireyi gerçek dünyadan kopardığı gibi toplumsal değerler karşısında da mesafe yaratıyor. Artık bireyin esas olacağı değerler medyanın değerleri -yada değersizliği- oluyor. Güdüleri tahrik edilmiş birey, toplumun kontrol mekanizmalarından da kaçıyor.

Toplumsal rolünü unutuyor, sosyal-kültürel-siyasal gelişme karşısında duyarsızlaştırılarak psikolojik anlamda kontrolünü medya ya veriyor.

Kitle iletişimi tek yönlüdür. Yani birey gazete, dergi, radyo ve televizyon karşısında sadece bir alıcı konumdadır. Birey fotoğrafla, yazıyla sesle yoğun bir propaganda altında kalıyor. Dinliyor, izliyor, okuyor, oynuyor. Her insanın doğumundan 18 yaşına gelene kadar, ortalama 350.000 reklama hedef olduğu hesaplanıyor. Yine ortalama bir batılı, günde 4.000 ticari mesajla karşı karşıya kalıyor. Birey sadece bir algılayıcı ve kendinden bir şey katmak zorunda değil. bir şeyleri değiştirmek zorunda değil, dönüştürmek zorunda değil ve en önemlisi ekran karşısında, sanal dünyada herhangi bir şeyden sorumlu da değil. Bu psikoloji toplumsal yaşama da aynen yansıyor.

Bireycilik ve narsizm kültür haline geliyor. Bireyi sadece kendi başının çaresine bakmak zorunda olduğuna ikna ediyor. Bireysel kimliğin ve toplumsal statünün yetersiz olduğu ve istenilen başarıyı bulmadığı dönemde de propaganda sisteminin dayattığı normlara, medyatik davranışlara adapte olmak çok cazip geliyor. “Big Brother is not watching you, Big Brother is testing you. Artık size hoşunuza gitmeme riski taşıyan bir şey sunmak istemiyorlar. Yenilikçilik, özgünlük, yaratıcılık, isyan duygusu işte böyle öldürülüyor. Geriye kalan her şey bunun sonucu. Klonlanlanmış hayatlarımız... Üzerimizdeki uyur gezer sersemlik hali... İnsanların tecrit olması... Uyuşturulmuş evrensel çirkinlik...”(*Frêdêric Beigbeder 3900 TL. Syf:40)

Birey medyada sunulan sanal dünyanın bir parçası olduğu gibi somut dünyada da sanal dünyadakine benzer bir yaklaşım sergiliyor. Yani çevresinde olup biten bir çok olay karşısında tepsisizleşiyor. Sosyal-kültürel faaliyetlerin çoğunca tepkisiz, izleyicisi oluyor.

Yazarlar: Yusuf Şahiner, Rahmi Yağmur

>> BİR EĞİTİM ARACI OLARAK MEDYA
gulbahar, Son Güncelleme: 07.06.08

İlgili haberler
İlgili Yazılar

 Yukarı çık