Medya da Kültürel Temsiller
Kültürel yönlendirmede temsiller (Sinema, müzik, çocuk, kadın, gençlik programları, tiyatro, roman, gezi yazıları vb.) yumuşak politik enjekte yöntemleridir. Toplumsal kültürel gelişmeye yumuşak ve hissettirmeyen ama ağır basınçlı müdahaleyle yön verme çalışmasıdır. Temsillerin içindeki dekorel düzenleniş, retorik, davranışlar, ilişkiler, konu, hem kendi başlarına hem de program yazı veya filmin bütünlüğü içinde sembolik taşıyıcılar, verilmek istenen kültürün/ yaşam tarzının şifreleri konumundadır. Toplumsal doğal dinamiklere, toplumun kendi kültürel taşıyıcılarına karşı gizli bir saldırı içindedirler.
Medyatik kültürel temsiller kendi içinde kullandıkları sembol ve şifrelerle egemen kurumların, devlet erkinin, geleneksel değerlerin meşrulaştırılmasını, bu kurum ve değerler arasında siyasal erki temsil eden kişi veya hükümete karşı güven, bireycilik,rekabet, en iyinin ayakta kalması, ataerkilliğin eşitsizliğinin meşruluğu, ırkçılık vb. gibi sınıflı topluma ait düşüncelerin muhafazakarca savunucusudur. Yenilikçi değerleri ve toplumcu fikirleri parçalamaya yöneliktir ama kültürel temsiller kaynağını somut yaşam pratiğinden aldığından, niyet ne olursa olsun yenilikçi düşüncelere az çok yer vermek zorundadır.
Anlatımın özünde alıcının (seyirci, dinleyici, okuyucu) pasifist bir dikizcilikle kendisine anlatılanla özdeşleştirmesi yatar. Görüş açısını verici belirlemiştir. Temsilde verilen tüm tezler alıcı tarafından bilinçte kabul edilmese bile çoğunluğu potansiyel geri beslemeye dönüşür. Eski toplumsal kurum ve değerlerle kendi yaratmak istediği modeli organik bir bağla iç içe geçmiş gibi gösterir. Böylece tarihsel süreklilik imajı yaratılarak toplumun kendi dinamikleriyle yarattığı farklılıklarına veya muhtemel ilerici geleceği yaratma çabasına karşı kendi modelinin savunucusunu ve kabulünü mümkün kılar. Hedefleneni apaçık verme yerine sembollerle gömülü şifrelerle aktarma yöntemi, sömürü ve hakimiyet sistemine gönüllü katılımı sağlayan psikolojik eğilimler yaratır. Toplumsal yaşamda ki farklılıkları göz ardı etme eğilimi bu farklılıkların doğal ve meşru olduğunu hissettirecek derecede somut yaşamın sürekliliği ve çok yönlülüğünü kullanır. Egemen burjuva sınıfın istediği toplumsal yapı ve sistemin oluşturulmasında, medyanın bunca soyutlamacı temsil kalıplarını kullanması, her insanın yaşadığı katı ve açık sorunun yaratabileceği ve zaten yarattığı tepkileri sıfırlama hesabıdır.
Medya, doğru ve yanlışı ayrıt ediş şansını sadece kendi temsillerine verir. Farklı kültürel değerlere kısmi politik esneklik ancak enjekte derecelerinin ayarıyla mümkündür. Yaratılmak istenen egemen kültürün gündelik ayrıntılarının tümünü resmederek insanların düşüncelerinde somut yaşam örnekleri/ alternatifleri olmaları sağlanır. Böylece ilericiliğin çözümlemelerini etkisiz kılmak mümkün olur. Medyanın dozaj ayarı, toplumu bu yeni kültüre alıştırarak yatırma ama yanı zamanda toplumsal bünyedeki bağışıklık sistemini tahrip edecek derecede yeni kültüre istem yaratmayı sağlar. Böylece yabancılaşma hissedilmeden yaşanır.
Bu durum farklı ulus ve halk kesimlerinin kendi durumlarından hareketle ulaşabilecekleri çözümlemelerin ve oluşturmak istedikleri, yaratmak, verilen yeni kültürün rüyasına kapılmayı yaratır. Direniş kültürünün yerine uyuşuk bir kendiliğindencilik ortaya çıkarır. Ya da istedikleri geleceğe ilişkin imgelerin adım adım muğlaklaşıp silinmesine yada yetersiz özümsenmesine, hatta giderek reddine yol açıp farklı kesimlerin doğalında yaratıkları kültürel temsiller çok geçmeden popüler kültür tarafından kendi felsefi ve retoriksel dayanağından soyutlanarak özümsenir. Böylece farklı toplumsal dinamiklerin artık güçlü toplumsal kültürler yaratma yetisinden yoksun bırakılır /bırakılmaya çalışılır.
Örneğin bir sinema filminde özgürlükçü toplumsal değerlerin savunucusunun, olumsuzlanmış, kötülenmiş, bozguncu davranışlarla yüklü negatif kahramana verilmesi bu değerlerinde negatiflenmesine yol açar. Yine bir çok filmde olumlu kahraman rolünü üstlenen bireyin erkek, beyaz, Amerikalı yada Avrupalı oluşu ve devlet yanlısı tutumu, ataerkilliğin, beyaz ve etnik ırkçılığın ve hakim otoritenin olumlanmasının zaferini şifreler. Kötü rollü kahramanının kenar mahalle serserileri veya devlet karşıtı terörist veya kanun kaçağı gibi davranışlarla temsili, hakçı, muhalif, özgürlükçü değerlerin reddini yaratabilir. Kadının iyi kahramanın yanında yer alması, estetik güzelliği ve cinsel tahrik yaratacak giyimle erkeğe yardımcılık rolüyle şifrelenmesi kadının toplumsal statüsünde ataerkil anlayışın fantastik olumlanmasıdır. Beyaz erkek kahramanın dokunulmazlığı ve otoritesi iyilik-kötülük atmosferini belirler. Çoğunlukla zenciler için en iyimser yaklaşım, beyaz kahramanın yardımcısı olmaktır. “... filmler toplumsal yaşamın söylem, biçim, figür ve temsilleri şifreleyerek sinemasal anlatılar biçiminde aktarırlar. Sinema anlatımının dışında yatan bir gerçekliği yansıtan araçlar olmak yerine, farklı söylemsel düzlemler arasında bir aktarım gerçekleştirirler. Bu yolla sinemanın kendisi de toplumsal gerçekliği inşaa eden kültürel temsiller sisteminin bütünlüğü içindeki yerini alır. Bu inşaa süreci kısmen temsillerin içselleştirilmesiyle ortaya çıkar.” (Politik-Kamera S. 36)
Farklı ideolojik veya siyasal tercihlerin kültürel temsillerde ne kadar yer alacağı hangi figür ve sembollerin baskın çıkacağı konusunda seçim ve düzenleniş, mücadeleyi gerekli kılar. Bu seçim ve farklılık, dünyanın ne olduğu ve nasıl olması gerektiğinin çiziminin kapışmasına dönüşür.
Burjuva anlayışının istediği yaşamı yaratmada kullandığı kültürel temsillerdi iki ana eğilim belirleyicidir. Bunlardan birincisi geçmişe ait, tutucu, ataerkil ve her türlü dönüşüme karşı muhafazakar temsiller, bir diğeri ise gerçeklikle pek ilgisi olmayan, sanal, kurgusal ve liberal senaryolardır. Bu iki ana yaklaşım ve ara renkler her dönemin gerekliliğine göre oldukça iyi düzenlenir. Örneğin 20 yy’ın başlarında sosyalizmin halklar tarafından benimsenirlilik eğilimi ortaya çıktığında,kapitalist imparatorlukların Komünizm fobisini bir kızıl paniğe dönüştürerek yaygın bir propaganda uygulamaları zorunluydu. Fakat bunu sadece doğrudan siyasal söylemlerle ya da sadece muhafazakar, tutucu kültürel temsillerle de değil, aynı zamanda sosyalizmin çok çeşitli motiflerini en azından burjuva demokrasisi bağlamında yaygınlaştırarak toplumsal yönetimin yönünü değiştirerek de yaptılar. Fakat sonradan muhafazakar kültürel politikalar ve bunlara özgü temsiller tekrar yayıldı.
Son 50 yılda da sosyalizmin etkisiyle ortaya çıkan toplumsal kazanımları başladığı noktaya geri döndürme veya olmuyorsa kontrol altına almayı amaçladılar. Ezilenlerin kendilerini ezen sürece gönüllü katılımı ve eşitsizliğin kabulü egemen kültürel temsillerin de temel hedefi oldu. Bu yöntem, toplumsal karşıtlığın zorla bastırılmasından daha etkili bir sonuç yaratır. Çünkü sınıfsal, cinsel, etnik eşitsizlikler oldukça ancak varolan yaşam süslü temsillerin arkasına farklı anlamlar yüklenerek sunulup insanlara sevdirilebilinir. Tüm çabalara rağmen bu olmuyorsa, toplumsal muhalefet direniş kültürüne yönelmişse bütün ihtimallerin hesapları yapılır ve toplumsal muhalefetin örgütlü ortaya çıkmaması için, muhalif eylemliliğinde kurgusu çoğunlukla yine bu programlarca verilir. Yerleşik düzene başkaldırı olma olasılığı karşısında, direniş kültürünün yönünü öznenin kendisine, yani muhalif saldırının yönünü yine muhalefetin kendisine yöneltir. Gençliğin potansiyel başkaldırı eğilimi, cinsellik, arabesk, popüler kültür,aşırı alkol veya uyuşturucu kullanımı gibi toplumsal olguların temsiller de meşrulaştırılmasıyla bir taraftan muhalefetin pasif geçişi sağlanır, diğer taraftan başkaldırının da düzenden çok bireyin kendisine zarar verecek biçime dönüştürülür. Ve geleneksel direniş kültürünün prensipleri delinir.
Türk sineması ve diğer kültürel temsiller başka hiçbir yerde olmadığı kadar devlet erkinin dokunulmazlığı ve kutsallığını yobazca savunmuş, şiddetli toplumsal muhalefetin yine Kürdistan’daki yoğun mücadelenin kaynağına dokunmaya cesaret edemediği gibi resmi ideolojik değerleri kitlelere taşırırken diğerleri kadar gizli şifreleme gereği duymamıştır. Mesajları daha açık olmuştur. Kültür üretiminde yeri olmayan en önemli konu Kürt ulusal gerçekliğidir. Resmi ideolojiye uygun olarak olaya bölgesel geri kalmışlık ve feodalizmin baskısı şeklinde yaklaşır. Kan davası, başlık parası gibi geri kültürel öğeleri ön plana çıkararak, çözüm ‘aydınlanmada’ yani ‘Türkleşmede’ bulunmuştur.
Yazarlar: Yusuf Şahiner, Rahmi Yağmur
>> BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
|