AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Sanat


Yeni Roman Nedir


Yeni Roman Nedir

Belirsiz ama kullanışlı olan "Yeni Roman" deyimi birkaç yıl öncesi gazeteciler tarafından ortaya atılmış, yayıncıların reklamlariyle de çok sözü edilir olmuştur. Bu yeni akım tam anlamıyla yeni bir edebiyat "okul"u değil roman türünü geleneksel biçim ve sorunlarından sıyırmak ve yeni bir "gerçekçilik" kurmak için girişilmiş bir takım bireysel denemelerdir.

Alain Robbe - Grillet, Michel Butor, Claude Simon, Nathalie Sarraute (en tanınmışlarını saymış olmak için) gibi "Yeni Roman'cılar bir guruba girmiyorlarsa, ayrı ayrı yollar tutturmuş olsalar bile aynı şeylere sırt çevirmekte hepsi birleşir: onlar artık ne öyküler anlatmak ("masal" okumak diyorlar horgörürlükle), ne kişiler çizmek, ne de karakter analizleri yapmak istemiyorlar. Gereken her şey ortada, gözlerinin önünde. Ama insan eliyle, keyfe göre işlenip elde edilmiş öğelerden kurdukları yapıt falsolu bir gerçeği ortaya koyabilir ancak. Çünkü bu gerçek bir yazarın bilinciyle yakalanmış, düzenlenmiş, onun gözleriyle görülmüş, onun verdiği anlamla donatılmış bir gerçektir.

Bu yeni "gerçekçilik"e en düzenli biçimini veren Alain Robbe Grillet'dir. Soğuk, boş, her çeşit öncelik ve anlamdan yoksun bir evren yarattı Grillet. Bu evreni meydana getiren varlıklar ne nesneler yoğun biçimlerine indirgenirler ve gözümüze göründüklerinden başka türlü değildirler. Karakterler, düşünceler, bir çehre arkasında ya da bir takım davranışlar, durumlar altında duygular, üstelik konular karşısında ve buyruğunda bir doğrulama (justification) aramayı istemek boşunadır. Burada söz konusu olan, yazarın, dünyanın şu ya da bu saçmalığını ortaya koymak istemesi de değildir. Böyle olsaydı gene de bir dereceye kadar ona anlam vermek demek olurdu. Dünya ne anlamlı ne de saçmadır diyor Grillet, olduğu gibidir sadece... nesneler ortada... yüzeyleri belirli, düz, sapasağlam, ama parlak, saydam değil. İşte "Gommes", "Voyeur", "La Jalousie" adlı romanlarla, "L'année derniére a Marienbad", "L'immortelle" adlı filmlerin bize tanıttığı dünya: sokaklar, evler, duvarlar, evler, duvarlar, mobilyalar... manyak bir doğruluk kaygısıyla kılı kırk yararcasına anlatılmış, ölçülüp biçilmiş bu kımıltısız alan üzerinde gölgeler oyununun konuşan, bir şeyler yapan siluetleri mekanik bir karanlığın kurallarına uyarak devinirler.

Filozof ve şair Michel Butor'a gelince, onun ereği başkadır. "L'emploi du Temps", "La Modification", "Mobile", "Degrés" adlı kitapların yazarı, çevremizdeki evrenin gerçeği ile betimlenen gerçek, anlatılması gereken yaşantılarla öykünün bizde bıraktığı izlenimler arasındaki ilişkiler sorununu kafasına dolamıştır. Kuşku yok, yeni değildir bu sorun. Her çeşit sanat yaratmasının can damarı olan, gerçeğin gerçekçiliği arasındaki ilişkileri araştırmak sorunudur. Michel Butor'un getirdiği yenilik, sorunu ortaya koyup üzerinde uzun uzadıya çalıştıktan ve birtakım deneysel incelemeler yaptıktan sonra, elinde kalem, "gerçek bize nasıl görünüyor ya da nasıl görünebilir?" diyerek onu çözümlemeye çabalamasıdır. Yapıt bir "labaratuar" dır Butor için. Orada anlatılmak istenen gerçeği anlatılan gerçek haline getiren evrim açıkça görülür.

Böylece "L'eemploi de Temps" da yazarla çakışan beş kişi, küçük bir ingiliz kentinde yedi ay boyunca yaşadığı olayları anlatmağa girişir. Gerçek yaşantılarla öykünün yapabildikleri arasındaki ayrılık çabucak gözüme çarpar. Her gün yazdığı sürece geçmiş olayların aydınlığını değiştiren yeni olaylar başına üşüşürler. Geçmiş olaylar arasında yapmak istediği seçim ve onlara gereğince verebildiğini sandığı önem konusu olur durmadan. Zamanı yeni baştan elde etmeğe, yapıtını gerçek yaşama denk kılmağa kalkışması onu başarısızlığa götürür.

Claude Simon'un romanları bir çok yönden Michel Butor'unkilere benzerler. Onun yapıtlarında da bitip tükenmek bilmeyen gerçekle, ona buyurmayı, çekidüzen vermeyi, yasalarına boyun eğdirmeyi bir türlü başaramayan bilinç arasındaki aynı ayrılık göze çarpar. Yalnız Michel Butor'un gerçekle birlikte ele aldığı duru edebiyat denemesiyle ussal dramı, "Le vent" ın yazarında bireylerle onları saran evren arasındaki trajik bir anlaşmazlık oluyor. Bu evrende yaşayan kişiler, zaman ve mekan içindeki alışverişlerin pek karışık ağında, canlıların, nesnelerin, olayların, anıların sürekli saldırışlarıyla sarsılmış, yaralanmış tutsaklar olarak buluyorlar kendilerini. Bu sayısız saldırışları kapsamağa güçleri yetmediğinden de garip bir alın yazısının ağırlığı altında, şaşırmış, sersemletilmiş, cansız tırtıllar örneği, ezilmiş bir durumda yaşıyorlar.

Maddesel bir gerçeği, bir nesneler dünyasını betimlemeğe özenen bu üç yazardan ayrımlı olarak "Le Planétarium" un yazarı Nathalie Sarraute salt ruhbilimsel gerçekle uğraşır. Bireyler arasındaki bağıntıları nesnel ama eksik olarak gösteren durumlar, davranışlar, sözler altında gerçek insansal ilişkilerin alt dünyasını (sous-monde) arar. Konuşulan dilin aldatıcı dokusu boyunca, bakışların, yüz mimiklerinin, ses perdesi değişikliklerinin biçimlendirdiği daha doğru olan bir "alt konuşma"yı (sous - conversation) bulup çıkarır. Belli belirsiz dolaşan ama varlıkların derin ve gerçek yaşamlarını belgileyen bu salgıları, bu dalgaları söze çevirir Nathalie Sarraute.

"Yeni Roman" ın bütün yapıtları, az ya da çok sert eleştirmelerin saldırışına uğradılar. Kusurları sayılırken genellikle güç ve çok kez can sıkıcı oldukları söylenir. Alışılmış zaman ve mekanın sistemli düzensizliği, konuların anlamsızlığı, entrika ve karakterlerin yokluğu, bu kabarık ve karanlık yapılarda bir serüvenin öyküsü, kardeşçesine kurulmuş bir insanlığın anlatılması gibi alışıla geldiği eğlendirici ve coşturucu kaynakları bulamayan okurun keyfini kaçırıyor.

"Yeni Romancılar" savlarında direnmekte haklıdırlar belki: halk da sırası gelince eski düşünme ve duyma alışkanlıklarından kurtulmak için bir çaba göstermesi gerektiğini kavrayacak, günün birinde o da aykırı biçimleri anlayacak ve onlardan hoşlanacaktır. Ve belki de tartışma götürmez dev yapıtlar yeni yazarları bu konuda utkuya ulaştıracaklardır.

Bununla birlikte, "Yeni Roman" tarafından ortaya atılmış ilkeler içinde sık sık sözü edilen gerçekçi kuruntunun yeni belirtisini suçlamamak çok güçtür. Roman dilinin ilkin bir romancının dili yani bir bilincin kişileşmiş anlatımı olduğunu düşünürsek "değişmez bir edebiyat"ın katıksız nesnelliğe erişeceğini ileri sürmek yersizdir. Gerçi Michel Butor'un "L'emploi du Temps" ile "Degrés" adlı örnekleri bu konuda bir belirti bir tanıt vermiyorlarsa da "Yeni Roman" yapılarının çok çeşitli oluşu ve sundukları "evren görüşleri" nin birbirine benzemezliği girişilen işin başarısızlığını tanıtlamağa yeter. Bu serüvenci denemelerden sonra daha bilge, daha yetenekli bir kuşağın kalıttan yararlanarak roman türünün geleneğine daha yakın biçimlere dönmeyi becerebileceğini düşünebiliriz.

Yazar: Maurice VOUZELAUD
Türkçesi : Leyla GÜRSEL


gulbahar, Son Güncelleme: 30.10.07

İlgili haberler