|
Sivil Toplum Nedir?
Birinci Bölüm
Sivil Toplum
Sivil toplum son yılların en tartışmalı konularından biridir. Yorumlar muhteliftir. Yorumlardan önce kavramın tanımlanmasında ciddi sıkıntılar yaÅŸanmaktadır. Tarafların bir kısmı sivil toplumu soyo-politik eÄŸilimlerine göre izah ederken, bazı kesimler de bu tanım kargaÅŸasının içinde adeta bir bezginliÄŸi, yılgınlığı yansıtırcasına sivil toplum diye bir ÅŸey yoktur ya da muÄŸlaktır sonucuna gidiyor. EÄŸer sivil toplum devlet dışındaki politik alansa toplumun hepsini içine alır mı? Aileyi nereye oturtmak gerekir? Geleneksel toplumdan kasıt nedir? ST’nin kendisi de bir gelenek midir? Ekonomik iliÅŸkiler ST’ye dahil edilmeli mi? Siyasal partiler illegal devrimci örgütlerin ST ile yakınlığı nedir? Buna benzer yüzlerce soruyla konuyu ele alırken genelde bir kafa karışıklığına düşülmekten kurtulunamıyor. Bu konuda ortak tanım bulma ümidi de böylece zor hale geliyor. Hatta olanaksızlaşıyor. Böyle tartışmalar aynı ÅŸekilde devlet olgusunun tanımlanmasına da yansıyor. Kısaca belirtilen bu tanımlama, yorum sorunlarının önüne geçmenin en iyi yolu, yöntem konusundaki netleÅŸmedir.
Kavram son halini hiçbir zaman almaz. Sürekli bir oluşum ve maddi gerçeklikle gerginlik halindedir. Bu yüzden de bir çatışma, gelişme ve ilerleme durumundadır. Elbetteki kategorileştirme bilimsel düşüncenin bir ürünü ve zorunluluğudur. Ayrıştırmak konunun daha iyi incelenmesine olanak sağlar. Ama bütün bunlar kavramları kesin oluşmuş, son halini almış gibi bir yaklaşımın da gerekçesi olamaz.
Aynı şekilde kavramın işlenişi tarihçi ve araştırmacı da sübjektiftir. Onu ele alan araştırmacı belli bir çağda bir sınıfın üyesi olarak politik yönelime sahip olacaktır. O halde sorun kime katılıp kime katılmamak sorunu değildir.
Kısa bir örnek yararlı olacaktır;
Hobbes’e göre toplum baÅŸkalarına saygısı olmayan bireylerdir. Egemen devlet ise bu bireyleri sürekli düzene sokan, barıştıran bir iÅŸleve sahiptir. Güvenlik devletinin zorla saÄŸladığı bir barışçıl düzenin adı da ST’dir.” Devam ederek “üstün olmayan kiÅŸi en yüksek güç deÄŸildir. Yani egemen deÄŸildir. Egemen bütün uyrukların mutlak temsilcisidir. Yasa adaletsiz olamaz. Yasa egemen güç tarafından yapılır ve bu gücün yaptığı her ÅŸey kendisine verilen yetkiye dayanır. Devlet sivil toplumu iç savaÅŸtan alıkoyar.” (John Keane Sivil Toplum Ve Demokrasi)
Oysa Proudhon devlet için çok farklı düşünür. “Kamu yararı kisvesi altında ve genel çıkar adına katkıda bulundurulmak, eÄŸitilmek, fidelendirilmek, sömürülmek, tekelleÅŸtirilmek, gasp edilmek, limon gibi sıkılmak, gizemleÅŸtirilmek, soyulmaktır. O halde en hafif direniÅŸte ilk ÅŸikayet kelimesinde bastırılmak, cezalandırılmak, aÅŸağılanmak, taciz edilmek, izlenmek, suistimal edilmek, dövülmek, silahsızlandırılmak, susturulmak, hapse atılmak, yargılanmak, suçlanmak, vurulmak, sınır dışı edilmek, kurban edilmek, satılmak, ihanete uÄŸratılmaktır. Bütün bunların taçlandırılmak üzere gülünç kılınmak, alay edilmek, tecavüze uÄŸramak, onursuzlaÅŸtırılmaktır. Hükümet budur, adaleti budur, ahlakı budur.” (C. Pierson Modern Devlet)
İki yaklaşımı karşılaştırmak hangisinin doğru olduğunu belirleyip seçmek olanaksız görünür. Yaklaşım tam zıt gibidir. Ancak her iki yaklaşımın ayrı çağ, toplum ve sınıfların bakış açısını yansıttığı göz önünde tutulur ve bu çağ, sınıf, toplum çözümlenirse mevcut yaklaşımlar anlaşılır kılınır.
“Daha doÄŸrusu zamanı aradan çekip yapılan tarihsiz bir toplum bir uygarlık çözümlemesi ne kadar doÄŸrudur. Sosyolojinin bir çok bölümü tarihsizdir. Sanki geliÅŸme aniden olmuÅŸ gibi varsayılmaktadır. Ekonomik, hukuki, siyasi, askeri tüm diÄŸer deÄŸerlendirmeler bunun üzerine inÅŸa edilmektedir. DiÄŸer yandan toplumsal geliÅŸme tarihsel dönem ve bölümlemelere ayrıldığında aynı soyutluk donmuÅŸ iliÅŸki yaklaşımı devam etmekte sanki dönemden bağımsızmış ve aralarında belirleyici bir iliÅŸki yokmuÅŸ gibi ele alınmaktadır.” (Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetine DoÄŸru, 1. Cilt, syf. 44, A. Öcalan )
Söz konusu yaklaşım bir yöntem hatası ya da göz ardı edilmiş, unutulmuş bir yön değil. Aksine bilinçli ve siyasaldır. Adeta kendi içine alarak şu ya da bunu doğru olarak kabul etmeyi dayatan egemen ideoloji ve kaba görünüşüyle bir kapitalist işletmeye, markete benzemektedir. Çağımıza olduğu kadar toplumumuza da uygun bir sivil toplum teorisini oluşturmanın olmazsa olmaz koşulu mevcut tuzaklara takılmamaktır.
Batıdaki evrimi kuşkusuz incelemek, gerekli sonuçları çıkartmalı, eleştiri geliştirilmeli, ama zaman ve mekan koşulları sürekli göz önünde tutulmalıdır.
Yazarlar: Gülbahar, Metin, Erdalan, Veysel
|