AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Sivil Toplum

Sanayi Devrimi Ve Sivil Toplum



b) Sanayi Devrimi 

13. yüzyıl ile birlikte özellikle Avrupa’da yeni bir ideolojik kimlik geleneksel toplumun bağrından doğmuş, adım adım büyüyüp güç kazanmaya başlamıştır. Rönesans denilen olgu da adeta bu yeni kimliğin en aktif dönemi, yani gençlik çağıdır. Kimliğin en önemli yanı bilimsel düşünüş tarzıdır. Animistik, mitolojik, dini, felsefik diye ardışık olarak sıralanan düşünce yapısını bilimsellikle dönemin ürünü olarak eklenmiştir. Olay ve olgular ne tanrısal esin ne de genel geçer düşünce kalıplarıyla açıklanır. İnceleme alanları elden geldiğince ayrıştırılır. Neden sonuç bağlantısını kurup deneysellikle de ispatlanmaya dayanır. Dönemin ideolojik kimliğinin esaslarından biri de bireyciliktir. Uzun toplumsallaşma süreci insan türünün en önemli ayırt edici özelliğidir. Sürülerden toplum olgusuna geçiş bir kez temel yönelim, hatta var oluşun zorunlu koşulu olarak alındı mı, birey ikinci plana atılacaktır. Muhakkak ki toplum olarak tek tek üyelerin işbirliği kadar uzlaşmasıdır da. İlkinin vurgusu birey açısından pozitif, ikincisinin negatiftir. Yani üye bazı özgünlüklerini geri planda tutacak, ortaklıkları öne çıkacaktır. Toplumu oluşturacaktır. Ancak özellikle köleci ve feodal sistemin zihniyeti toplumsallaşmada uzlaşma ve işbirliğinin aksine bireylere yok oluşu, hiçliği dayatmıştır. Kullukla oluşturulan bireyin bastırılması değil, adeta silinmesi, yok edilmesidir. Geçmişte bir çatışma ve hesaplaşma ilişkisi temelinde oluşan yeni kimlikte sürekli ve en yüksek şiddetle bastırılmış bir yayın fırlayışı gibi bireycilik şahlanmış, toplumdan-toplumculuktan intikam alınırcasına olumluluklar kadar olumsuz yönleriyle yaşanan bireycilik çağa damgasını vuracak zihniyet yapılanmasıdır. 

Çağın ideolojik kimliğini oluşturan son etken de hümanizmdir. İlkin doğaya sonra tanrıya tapan insan artık kendisini en yüce değer tahtına oturmak peşindedir. Rönesansın inansı esas laan aydınlanmacılığı zamanla insanın en değerli varlık olarak doğa üzerindeki egemenliğini kurmaya da yönelecektir. Bilinsel düşünüp bireycilik ve hümanizm yeni çağın ideolojik kimliğinin esaslarıdır. Bugün yeni modern toplumu eleştirisinin yapıldığı bazılarınca post modern (modernliğin ötesi) diye adlandırılan çağımızda her ne kadar eleştiri konusu olsalar da kendi zeminini de en cesur, en atak ve en devrimci görüşleri olarak uğruna büyük bedeller verilerek pratikleştirilmiştir. 

13. yüzyıldan başlayarak genişleyen Rönesans yeni uygarlığın ideolojik kimliğidir. Ancak çağın sosyo-politik yaşamını belirleyecek olan bu ideolojik kimli ve ile madde temelin üretim yapısının ilişkisi, çelişkisi, yani en genel anlamıyla diyalektiğidir. 

Üretim yapısının en önemli yanı tekniğin ilerlemesi, makinalaşmaya geçiştir. Bilimsel düşünceye eşlik eden bu gelişme üretimin şeklini doğrudan belirlemiştir. Aynı zamanda köleci çağda sahibine bağlı köle feodal düzende de toprakla birlikte alınıp satılan serf mevcut bağımlılıklarından da kurtulmuş ve serbest kalan emek şehirlerde kurulan fabrika (atölye)lerde toplu üretime geçmiştir. 

İşçinin, emeği de dahil olmak üzere üretim araçlarında, dolayısıyla biçimde yaşanan bu gelişmeler, izah edilen ideolojik kimliklerde birleşerek, yeni bir sosyal siyasal gerçekliği doğurmuştur. Modernite endüstriyalizm, kapitalizm kavramları değişik yönlerine vurgu yapsa da özünde kast edilen aydı çağdır. Bu çağın devlet ve toplum yapısı siyaset tarzı, değerleri kendine özgü ve geçmişi aşan niteliktedir. 

Geleneksel toplumun aksine yeni çağda nüfus akışı kırdan kente doğrudur. Köylülük, topraktan özgürleşerek şehirdeki manifaktür atölye, giderek fabrikalarda işçileşme sürecine girmiştir. En erken endüstriyelleşen İngiltere’de 1800 yıllarında nüfusun yüzde onundan azı on binlik kent ve kasabalarda yaşarken, 1900lerde aynı oranda yüzde 74 e çıkmıştır. Bu veriden bile nüfusun kentlerde topladığı daha kalabalık toplulukların oluştuğu kolayca anlaşılır. Aynı şekilde bilimsel gelişmelerin sonucu olarak sağlık hizmetlerinde ciddi başarılara ulaşılmıştır. Salgınlar hastalıklar önlenerek toplu ölümler engellenmiş, çocuk ölüm oranları azaltılmış ve ortalama yaşam süresi belirgin bir biçimde uzanmıştır. 

Sonuç büyük bir nüfus patlamasıdır. Kentleşme ile birleşen bu nüfus artışı toplumun örgütlenmesinde hizmetlerin sunmasında değişiklikleri zorunlu kılmıştır. Örgütlenme biçimiyle birilikte geleneksel toplumun lonca mesleki gruplar, dini, köy birimlerini bağlı aidiyetlerde ulusallık, ortak Pazar etrafında kümelenmiş kültürel birliği yurttaşlık ise bir devlete üye olmak, onun hak ve görevlerini taşıma durumudur. 

İletişimin yeni gücü bu ideolojik ve maddi gelişmelere eşlik ederek feodalizmi birbirinden yalıtık durumdaki son topluluklarının da dağıtılmasını doğurmuştur. Geleneksel toplum alttan maddi temelin, üstten de ideolojik kimliğin sıkıştırılmasıyla aşınmaktadır. Ancak aşınma, birbirinden kesin ayrılmış halkalar değil, ilerleyen bir çizginin evrimi biçiminde olur. Yeni toplum eskisinin içinde doğmuş, giderek büyüme eğilimindeyken, eski de buna direnir, varlığını sürdürmeye çalışır. Aynı zaman ve mekan içinde birlikte varlıklarını sürdürürler, ama bu ilişki çatışmalıdır ve HEP yeni olanın lehinedir. Ancak eskinin direnişi maddi temel kadar, hatta ondan çok daha fazla kültürel sahada da sürer. Geleneksel toplumun en önemli yanlarından biri de cemaatin üyelerine sunduğu güvenliktir. Yeterince bireyselleşememiş üye için cemaat içinde eriyerek sığınabileceği bir sahadır. Onun kendi geleceği hakkında karar verme, kararlarının sorumluluğunu üstlenme gibi bir sorunu yoktur. Ya da eksiktir. Yeni toplum cemaati bu ortamı da yıkmıştır. Hiçbir şeyin garantisi yoktur. Herkes başının çaresine bakmalı, ve kimseden koruma beklememelidir. Adeta on iki bin yıllık toplumsallaşma çabalarına gösterilen şiddetli bir refleks onun bireycilik kapitalist toplumun herkesin herkesle savaştığı bir duruma getirmiştir. Bu güvenli bozulması ve sınıfsallaşmanın toplumun çok büyük bir kesimini aleyhine olması geçmişi özlem biçiminde bir cemaatçiliğe dönüş evrimini doğurmuştur. Birey olma tehlikesini cemaate sığınarak telafi edilmek istenmesi de yeni çağa karşı direnişin bir başka yönünü oluşturur. 


Yazarlar: Gülbahar, Metin, Erdalan, Veysel
gulbahar, Son Güncelleme: 05.11.07

İlgili haberler