kEditor - Yararlı Bilgiler / Sivil Toplum / Sivil Toplum II

http://www.keditor.com/bilgi_sivil_toplum_119.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Sivil Toplum

Sivil Toplum II


II. BÖLÜM 

İnsanların toprağa dayalı üretimle beraber göçebe ve istikrarsız yaşamdan çıkıp doğa ile barışık yerleşik ve disiplinli bir yaşama geçmesi kazı bilimçileri tarafından M.Ö. 12000 yılarına ait bulgularla kanıtlansa da, bu tarih M.Ö. 25. 000 yıllarına kadar götürülmektedir. Tarihin bu kadar geriye götürülmesinde bulunanmezarların yine bazı kullanım araçlarının benzerlikleri etkili olmaktadır. Yine de bu tarih noktasında tam bir netliğe ulaşılmış değildir. 

Neolitiğin köy toplumu, ağırlığın toplayıcılık olduğu, bunun yanında avcılığın rol oynadığı mezolotik çağının düşünce yapısı ve klan örgütlenmesi üzerinden gelişmiştir. Mezolojit toplulukların soyunun atası olarak kadını görmüştür. Hem kendi cinsini yaratabilmesi, hem de toplayıcılıkta temel rolü onu, gizemli kılmıştır. Toplayıcılık avcılıktan daha fazla geçimi güvenceye almaktadır. Hayvanları taklitle başlayan dil, gelişme aşamasındadır. Konuşmaya başlama düşünmenin de başlaması olmaktadır. Dildeki yetersizlik daha çok mimik ve jestlerle anlaşmaya, iletişim kurmaya neden olmuştur ki, bu da orta taş çağı insanının duygu v edüşüncede zenginleşmesini ve yine farklı etkinlikleri açığa çıkartmasını sağlamıştır. Doğa karşısında edilgen olduğu için yaşamı, yaşamı doğada bulduklarına bağlıdır, rastlantılarla dolu ve düzensizdir. Düşünce sistemi somut nesnelere göredir. Ve ağırlıklı olan taklit etmektir. Yaşadığı sorunlar karşısında çözümcü düşünceye ulaştığı doğayı canlı gören animist bakış açısına ulaşmasıyla yaşamındaki doğa ile bağlı ilişkelireni yön verme amaçlı sihirsel töreler geliştirmesi örnek verilerek yorumlanabilir. Doğanın acımasızlığı karşısında toplumun ortak hareketi belirleyici olmuştur. Birey yoktur, klanlarda totem inanışı toplu yaşamın önemiyle kendini toplu yaşamda ifade edebileceği bir ata, kimlik arayışının ürünü olmaktadır. Totem bir ağaç ya da havyanda klanın tabular, kurallar oluşturması ve yaşamını, ilişkilerini sisteme sokmasının adı olmaktadır. Kadın, erkek, hem koşullara hem de düşünceye bağlı olarak eşittik, ürettiklerinin yanı sıra topluluğu bir arada tutma gücüne sahip olan ve saygı duyulan kişi klanın şefi olmaktadır. Bu da ağırlıklı kadında gerçekleşmiştir. Şefi bir yönetici olarak görmek yanlış olur, daha çok yönlendiren ve pratik sahibi olması önemlidir. Neolitik köy devrimi klanın doğadaki asalak ve edilgen yaşam tarzından doğa ile etkileşim içinde düzenli tarım üretimine dayalı, yani bitkinin ve hayvanın evcilleştiği yeni yaşama geçişle gerçekleşmektedirn. Burada en temel etkinliği yapan kadınlardır. 

Toprağı ekip biçerek, hayvanlaır evcilleştirerek toprağı ve yaşamı değerli kılmışlardır. Onlar yalnızca kendi cinsini yaratan değil, temel besinleri ürüten, disiplinli, kolektif çalışmayı örgütleyen toplumsal örgütlenmeyi geliştirenlerdir. Bu onları hem tutum bilimsel güç, hem de saygınlık kazandırmıştır. Topluma süreklilik ve canlılık sağlayan, her şey kadınla özdeşleşmiş ve kutsanmıştır. Köy topluluklarında toplu yaşam gücü ve önemi fark edilen bir olgudur. İnsanın doğa karşısında etkin olması, düşüncenin eksenine, insanı kutsallaşan kadını oturtmaktadır. Olguların nedenlerin ikavrama, neden sonuç ilişkisi kurma, ve sonuçların neyin etkilediğin araştırma bu çağda geliştirmiştir. Yaşamlarında belirleyici rol oynayan şeylerin, toprağı, ağacı taımaya çalışacaklardır. Bunların gizli güçlerle donatıldığını inanacak ve ayın, yıldızın, güneşin, yağmurun bu gizli güçleri harekete gçeirenler olduğunu düşüneceklerdir. Doğadaki düzenin sebebi gizli güçlerin toplamı tanrıca olacaktır. Tanrıça aslında kadının yaşama kaynaklık eden, onu üreten, bilgi yüklü özelliklerin toplamıdır. Bunlara daha sonra me’ler adı verilir. Topluluk kendisini totemden sonra tanrıçada ifade eder. Klanların totem inanışı sürmekle birlikte hepsini tanrıça tapımında birleşmesive toplumsallaşması, toplumsallaşmanın güçünün bilincine varması vardır. Klan örgütlenmesi, iki ya da üç klanın bir araya gelmesiyle oluşan kabile örgütlenmesine evrilmektedir. Anaya bağlı soy hukuku, özellikle tarıma dayalı toplumlarda devam etmektedir. Klan ya da kabilenin başında pratik emek katkısıyla veya sorunları çözme tecrübesiyle sağyınlık kazanmış kişiler bulunmaktadır. Bunlar ağırlıklı yaşlı kadınlar olmaktadır. Mülkiyetler iyoktur, ve topluluğun dışında yaşamazlar. Çağın geç dönemlerinde kabilelerin sağyıca artamsıyla topluluğun değişik kesimlerinden oluşan meclisler, karar alma aşamasına katılmışlardır ki, bu kararlar tüm topluluğu ilgilendiren kararlardır. Klan veya kabile arası anlaşmazlıkların çözümü savaş veya barış kurumlarının ele alınması bunlara örnektir. Bu gibi durumların dışında yönetim yaşamaya herkesten biri olarak katılır. Ayrıcalıklı olmadığı gibi, seçilir de. Orta taş çağında başlayan sihirsel düşünüş neolitik topluluklarda da devam etmiştir. Gizli doğa güçleriyle ilişkilenen büyücü, şaman ki bu doğa güçlerinin iradesi vardır. Onları kızgınlarsa sakinleştirerek, ya da yardımlarını isteyerek sorunların çözümüne katar. Kabile yöneticileri olarak, bir kurum haline de gelmişlerdir. Tıpkı totem ya da ana tanrıça gibi. Bu topluluğun ortak duygu ve ruhta bir araya gelişini getirmektedir. 

Artı ürünün açığa çıkarılması bu toplumsal devrimle açığa çıkan potansiyel güçtür, denilebilir. Tarım bahçeçilik ve hayvançılık dışı farklı çalışma sahaları olmadığı için, artı ürün tercih edilmese de, tel khlaflaşma sonrasın dönem öncelikle tanrıça tapım yerlerinin oluşturulp görevlilerin ayrılması resim, müzik sanatlarının uzlanmaşmaya alınmasıyla bu kesimlerle beraberolası kuarklığa, sel baskınlarına karşı topluluğu besleyebilecek artı ürünün alınıp ortak ambarlarda toplanıyor. Kolektif üretime dayalı, bilim, topluluğu eşitlikçi kılmıştır. Birey bu üretimin ve yaşamın dışında bir hiçtir. Kimliğini klan veya kabilesi çiinde bulur. Bilgiye ulaşma arayışı, araştırma, çok canlıdır , denilebilir. Çünkü hem bilinmeyen çok, hem de ihtiyaçlarçok. Bu noktada kimliğini, topluluğunda bulan birey, keşfettiği yeni şeylerde ve yaptığı aletlerde özgünleşecektir. Kendisi farklılığıyla topluluğu zenginleştirdiği ve yine topluluğun bir parçası olduğu için değer görecektir. 

Eşitlikçi tarım toplumlara barışçıl karaktere sahiptirler. Doğa ile yoğun ilişkide olmaları nedeniyle doğayı tanıma ve kavramlaştırmada gerçeğe yakın olmuşlardır. Dilde ifade gücünün artamsı, düşüncede birikimi geliştirirken, mimik ve jest ağırlıklı tapım törenleri olan ritüelleride kullanılacaktır. 

Neoliitk köy topluluğunun yaşamında birey topluluğa bağlı oludğu için kaderi topluluğun kaderine bağlı olmakta, bu yüzdende etkinliğinde toplumun kaderinde rol oynayabilketedir. Bilginin aranan olması, farklılıkları açığa çıkartabilecekleri gibi, zenginleştirici olduğu görülmektedir. Resimden, müzikte, alet, süs eşyası yapımında bireydeki farklılıklar belirginleşmektedir. Özel mülkiyetin gelişmemesi, yine tanrıça inancını baskı altına alan değil, topluluğun birliğini, adaletini sağlayan olması, yönetimin özerkleşmesinin gelişmesini engellemiştir. Gelişen otoritenin birlik ve toparlayıcılıkta önemli rol oynadığı kesindir. Organik birtoplum olan neolitikte herkesimin kararlarda ve değişimde kendisini ifade edebilmesi, yönetim toplum ayrımını engellemiştir. Arayışların yeni bir sistem değil de, keşifler, icatlar yönünde olması, doğal bir sonuçtur.
Sümer icadı devlet 

Neolitik toplumsallaşmanın gücü üzerinde gelişmiştir. Toprağın toplu işlenmesi, hem tutum bilimi yaşamında, hemde sosyal yaşamda belirleyici olacaktır. Giderek artan ve teknikleşen tarım aletleri üretimin muazzam artışını getirecektir. Özellikle saban ve kanallarla bentler yoluyla geliştirilen sulu tarım, yine bataklıkların kurutularak tarıma açılması ürünü bire üç dört verir hale getirecektir. Bu durum hem ürün fazlılığına hem de nufus artışına neden olur. Kalabaklıklaşan ve karmaşılaşan toplumun yönetilmesi ve disipline edilmesi gerekmektedir. Kalabalıklaşan topluluklar, konfederasyonlaşma yaşasa da, yeni iç sorunlara, güç getirmede zayıf kalmaktadır. Köy toplulukları, tarım ve hayvancılığa dayalı ve yerleşik oludğu için içe kapanık, kendine yeten biryaşama sahiptir. Savaş kültürü gelişmemiştir, yapılan kazılar sonucu bu topluluklara ait eşyalar içinde savaş aletlerinin olmaması bunu kanıtlamaktadır. Oysa çoban toplulukları dışa açık, göçebe yaşayan, kendine yetmeyen bu yüzden de yağmacı, savaşçı karakterdedirler. Kadının saygınyeri olsa da, erkek belirleyicidir. Bunların güç hareketleriyle kuzeyden gelerek, verimli Mezopotamya topraklarına, neolitiğin yarattığı değerleri de içine alarak yerleşmesi ve şehirleşmeyi gerçekleştirmeleri M.Ö. 4500-4000 yıllarına denk gelmektedir. Şehir toplumunu ilk defa Sümerler oluşturmuştur. Tarımla üretim yapan yerleşik topluluklara Aryen, göçebe ve çobanlık yapanlara semitik adlandırması kendilerine aittir. Şehirlerin etrafında Aryen ve semitik topluluklar kalmış, ya da şehirlerden beslenerek, onlara iş gücü olarak konumlarını sürdürmüşlerdir. 

Ürün fazlılığın sonucu olarak herkesin tarım üretime katılması gerekmektedir. Üretimde tarım dışı kalan bu kesim yeni çalışma alanlarını oluşturacaktır. Eskiden oludğu gibi, doğal sürezlere şamanlar aracılığıyla yapılan bireysel müdahaleler anlaşılır olmaktadır. 

Şehirler zigurat adı verilen tapınakların etrafında kurulmuştur. Ziguratlar yeni toplumun ideolojik üretim merkezleridir. Amaç tüm insanları yeni sisteme inandırmak ve onun çalışanı, hizmetkarı yapmaktır. Gökyüzünde tanrılar vardır, yeryüzünde insanlar tanrılar tarafından kendilerine hizmet etmek için yaratmışlardır. Her şehri bir tanrı kendisi için seçmiş, ve insanı gerçekleşmiştir. Her kes şehrin tanrısına karşı sorumludur. Tanrıların iradesi dışında bir iradeye duygu ve düşünceye sahip değildir. Topluluğun kolektif çalışma, kültürü, kolektif tanrı köleliğine aracısı olan tapınak köleliğine dönüşecektir. Tanrının topraklarında yetişenler, tanrıya aittir. Üretim fazlası tapınaklarda toplanır. Tanrı adına rahipler, hem tapınaktan, hem de çalışma disiplininden sorumludur.kabile şeflerinin saygınlığı ve gücü rahiplere bağlanmıştır. Nasıl davranılacağını onlar belirler, tanrı nelere kızar, nelerden hoşlanır,onlar aracılığıyla bildirir. Buna uyulmazsa, kıtlık, hastalık, acı ve ölüm olur. 

Ziguratlarda toplanan artı ürün farklı çalışma alanarının hem oluşturulmasını, hem uzmanlaşmasını sağlamıştır. Ziguratlara bağlı okullar açılmış, özellikle yazılıcık, matematik, astronomi, edebiyat önem kazanmıştır. Mahkemler kurulmuş, vergi toplanmıştır. Bunlar ideolojiye ve rahiplere hizmet etmetedirler. Faklı ihtiyaçların giderilmesinde şehirler arası ticari ilişkileri yürütenler de tapınaklara bağlı çalışmaktadırlar. Böylece hem farklı kültürler birbirlerine taşırmış, hem de ticaretle uğraşan farklı kesim açığa çıkmıştır.
Birbirine yakın kurulan, şehirlerin ilişkileri çatışmalara da dönüşmektedir. Bu durum ağırlıklı savunma aracını gütse de, saldırı ve işgale de dönem dönem gerçekleştiren askeri bir gücün de açığa çıkmasını sağlamıştır. Kurumlarıyla açğığa çıkan bir devlet organizasyonundan M.Ö. 3000 lerde söz edilebilir. Özellikle kısmi savaşlarda ele geçirilen kölelerin emeğiyle 2500lerde devlet örgütlenmesi oluşmuştur.
Yönetim önceleri rahip kralların elindeyken, savaşlarla askeri gücün önem kazanması, asker kralları yönetici kılmıştır. Bu değişim toprakların önemini azaltmamış, tapınaklara ve rahiplere karışılmamıştır. 

Kent devletleri içinde ekonomik ve toplumsal farklılaşmaların olduğu, siyasal bir toplumdur. Yöneten ve yönetilenleri vardır, gençler ve yaşlılardan oluşan meclisler yönetimde etkin olmakla birlikte belirleyici olan tanrı adına kralın kendisidir.zor araçları çok gelişkin değildir. Adaletsiz de aşırı giden kral halk tarafındaindirile bilmektedir. M. Ö. 2400lerde lagaş kent devletine ait bulunan bir yazıtta yüksek vergileri zorla alan ur-nanşe hanadanını lagaşlıların devirip urikagina adlı birini kral olarak setçileri yazılıdı. Sümerli tarihçiler urikagine yi şehri tefecilerden, hırsızlardan, katillerden kurtardı, yoksul bir adamın oğlu çaba sarf edip dağlık tutmazsa artık kimse onun balığını çalmayacaktır, diye anlatmıştır.
Kent devletlerinde düşünce inanışa dayanır. Tanrılar yukarda panteonda düşünür, tartışır, karar alır, insanlar sa sadece inanır, ve yapar. Bilgi rahiplerin elinde toplanmaktadır. Araştıralarak ulaşılan sonuçlar topluma, tanrıların söyledikleri olarak sunulmaktadır. Rahiplerle tanrılar arasındaki ilişki, bilgiye ulaşma bir sırdır ve korkutmaktadır. Yöneticilik biraz da bu korkunun szonucu olarak işlemeketird. Urukagina lagaşlılar tarafından “tanrının sözüen kulan veren” olarak tanımlanması önemlidir. Mitolojik, ideolojik kimliktir. Toplumdaki farklılaşma mitoloji yoluyla ikna gücüyle kazanırken, ikna gücünü açığa çıkaran, araştıran ve yazanlar da, farklılaşmış, hatta şehirlerde ziguratlara yakın, fakat toplumun da dışında kalan yerlerde yerleşmişlerdir. Yazıcılar, edebi çalışma yürütenler tapınak görevlileri ve bilgi üretenler çalışmalarını çocuklarına devr etmektedirler. İdeolojiye hizmet veren, toplumdan yalıtılmış, elitleşmiş, kafa çalışmaları Sümerli ludingranın günlüğü bu toplumsal yaşamın bu boyuna önemli bir örnektir. 

Neolitik devrimin gerçekleştiricisi bugün yaşamın kaynağı olan kadın kent devletlerinde de sağyınlığını korumaktadır. Tanrıça olarak penteonda vardır, hatta kendisine ait şehir devleti bulunmaktadır. Uruk şehri inananıdır. Konumu tarım topluluklarında oludğu gibi, birinci değildir. Tanrının yanında kutsal eş ya da yüce anadır. Eşitlikçi ve barışçıl yaşamdan, farklı iş alanlarının ve sınıfların geliştiği savaşa, yağmaya, köleştirmeye eğilimli toplum ypapısına geçiş kadının sınırlandırmadan gerçekleşemeyecek, erkek iktidarlaşamayacaktı. Önce kadının sahip olduğu yasalara, bilgiye el konuldu. Bu aynı zamanda kadının daha önce yarattıklarını inkar etmekti. Savaş ve köleleştirme ürün fazlasının yönetenler tarafından istenildiği gibi, kullanılması,kadını siyasal yaşamdan uzaklaştırılması ve topulmsal yaşamda rolünün sınırlandırılmasıyla olacaktır. Yine özel mülkiyette kadının evlilik kurumu olan aile içinde mülkleştirilmseiyle yasalaşacak,meşruluk kazanacaktır. Kadının konumunu kolay bırakmamıştır. M.Ö. dört bin, üç bin arası mitolojiler kadının direnişini de anlatır. Ziguratlarrdaki musakkadim kadına biçilen rolün aşk ve sevgide sınırlandırmasıdır. Ailedede kadın iyi ibir eş ve anne olmuştur. Tanrı enki kadın karşısında kurnaz erkeğin ilahlaşmasıdır. 

Sümer kent devletlerinde neolitiğin derin etkileri ve alışkanlıkları toplumun yaşamında sürmektedir. Tapınaklarda kadınlar görev almakta, mirastan yararlanabilmektedir. Kocasına boşanma hakkına sahiptir. Cçocukların annelerine karşı çıkmaları saygısız etmeleri kabul edilmediği gibi, kocanın karısına eziyet etmesi yasaktır. Koca şehir dışyında oludğu zaman farklı bir erkekten çocukları olmuşsa, onlara bakmak zorundadır. İlahi kurallar olan bu yasalar (m. Ö. Üç binlerin sonralarında bulunan ilk yazılı yasa, kral ur nammu ya aittir.) erkeğin kadınla uzlaşı halinde olduğunu söylemektedir. Penteondaki tanrı-tanrıça ilişkileri de bu sonucu açığa çıkarmaktadır. Kadınlar tapınak görevlisi olmayı gönüllü istemektedirler. Tanrıçaya erkekten uzak durarak, saflığını kaybetmeden hizmet etmek, hem mülkleşmeye, hem de yeni oluşturulan erkek iktidarına karşı direnişi içermektedir. Bereketin ve üretimin sembolleştiği kadın, teslim olmamaktadır. Sümeerli erkek kadının yaratıcılığının farkındandır. Yazı ve edebiyat tanrıçası nidabayı toplumda şiir dilinin kadın dili olarak kabul edilip şiirlerin ancak kadın ismiyle yazılabiliyor olması örnek verebiliriz. Nanşe adalet ve ahlak tanrıça)
Sümer kent devletlerinde aşiretler çözülme yaşamaya başlasa da, bireyin açığaçıkmasında yetğerli olmamakta, yukardaki tanrıların hizmetçisi, köleis olarak iknayadayalı bir zihniyete vurgun yaşamaktadır. Kent devletleri toplumun üzerinde ve hepsinin kapsayandır. Sınıları dışında kimseyi bırakmazlar, somutluğu ise, adına icraatta bulunan insanlarla kazanır. Toplumsal farklılaşmanın sonucu açığa çıkan zelişkiler kısmi reformlarla gidermeye çalışılsa da, temel rolü mitolojilerdeki tanrılar oynamıştır. 

Sümer kent devleterinde olan akad, sarayda asker olarak görev yapan göçebe semitik Sargon tarafından ele geçirilir. Sargon daha sonra etraftaki şehir devletlerini de ele geçirerek kendisine bağlar. İlk bölgesel devlet, ve asker kral dönemi başlamaktadır. Sürekli ordu ve bu ordunun beslenme ihtiyacı sistemli savaşı ve işgalleri geliştirecektir. Ordunun zaferler yolulyle elde ettiği ganimetler merkezi devleti ve ordusunu istikrarlı bir güce ulaştırır. Savaşlarda ele gezçirilen köleler krala ve tapınaklara bağlı topraklarda tçalıştırırlar. Latifundiye adı verilen bu yerlerde kent yurttaşları da çalışmalara alınmaktadrır. Toplumun yavaşyavaş bulanım veçözümsüzlük yaşaması sistemi yenileme gücüne ulaşamaz. Topluma sorgusuz, sualsiz tabii olan birey gerçekliği buna izin vermez. Kent devletlerinin baş kaldırısı sık sık yaşanmaktadrır. Sargonun ele geçirdiği şehirlerin tapınaklarına karışmaz, Sümer mitolojileri devametemketir. Bir çoğu akadçaya çevrilir. Penteogun çalışması değişmemiştir. Fakat yoğun baş kaldırılar sistemin esnemesini, etnik bilincin gelişmesini sağlar, ticaret merkezileşmiş, siyasi iktirdara bağlı olarak gelişimini sürüdür. Ganimetler ve askerlere verilen topraklarla özel mülkiyet gelişmiştir. Buna önce meta üretiminin ve toprağın aileler tarafından paylaşılması özel mülkiyete doğuran etmenler olmuştur. Semitik olan Sargon hanedanlığı ata erkil aile yapısına sahiptir. Kadının kutsal eş ve ana olarak saygınlığı devam etmeketir. Fakat kadına çok eşlilik yasaklanmış, zina durumda ceza verilmiştir. Mirastan yararlanma hakkı bir sürü koşula bağlanmıştır. Tanrılar penteondaki yerini korumakta, adına tapınakların inşası devam etmektedir. Akadlar Sümerlerin yarattıkları kendi dillerine çevirmiş, kültürelrine uyarlamışlardır. M. Ö. 1900lerde Babil kralı hamurabi, Sümer ve akad devletini tek bir yönetim altında birleştirerek ilk köleci imparatorluk örgütlenmesini gerçekleştirmiştir. Sümer köleci uygarlığının yarattığı tüm değerleri benimsemiş, yükselişini bu miras üzerinde gerçekleştirmiştir. Sümerlerin rahip krallarıyla akadın tanrı kralı giderek artan zora dayalı uygulamalarıyla iç çelişkileri artırmış, isyaların çıkmasına neden olmuşlardır. Toplumun tüm kesimleri rahatsızdır, köle emeği tekniğin kullanımı engellemektedir. Nüfus artışıyla üretim dışı kalan artmaktadır, zanaatçılar ve tüccarlar tapınağa, devlete bağlı çalıştıkları için isediği gelişmeyi sağlayalamamaktadır. Tanrılara karşı isyanlar başlamıştır. Toplum zihniyet değişimini yaşamaktadır. 

Dıştan özellikle semitik çoban kabillerin saldırıları artmıştır. Sistem kendisini yenilemeyi istese de bunda başarılı olamaz. Babil köleci imparatorluğu tüm bu çelişkiler içinde çıkarak kurulur. Kral hamurabinin geliştirdiği ilkelerden biri devletin baskıcı niteliğini ve uygulamalarını güvenceye aldığı yasalarıdır. Bu yasalarla devletin etkinlik alanının sınırsızlığı ile toplumun etkinlik alanının küçültülmesi yaşanmaktadır. Devletin ve kralın tek güç olmasının ideolojisi de yaratılır. Sümer mitolojisi yorumlanarak, Babil kent tanrısının Marduk baş tanrı konumuna yükseltilir. Babil in yaratılış mitolojisi Enuma Eliş diye başlar. Anlatılan en genç tanrı Marduk un güneş tanrısı tanrıların anası, tiamat’ı öldürüp tek başına iktidara geçmesidir. Diğer tanrılar yardımcı konuma inerken, insan tanrılara ve marduka hizmet etmek için yaratılır. Marduk asker, savaşçı olan erkek tanrı otoritesidir. Tiamatın ölümü kadının, toplumun tüm etkinlik alanlarından uzaklaştırılmasıdır. Enki de kadınla erkeğin uzlaşması vardır. Oysa Marduk otoritenin erkekle iktidarlaşmasıdır. Tanrıçanın kutsal eş veya ana anılması bil tahammül edilemez. 

Hamurabi ve diğer krallar Marduk un tezahürüdür. Bütün kent devletlerinin toprakları Marduk adına krala ait sayılıyor. Üretimden farklı miktarda pay alınıyordu. Ağırlıklı yaşlılar meclisi olan yönetim ise, merkezden atanan memurlarla denetlenir, düzenli raporlar alınıyordu. Zanaatçılar ve tüccarların gündelik kazançları kral tarafından belirleniyordu. Yoksul düşen çiftçiler kölelerini ve tapınaklarını satmak zorunda kalmışlardır. Özgür yurttaşların yaşamları sınırlandırılmış, herkesi öncelikle tapınağın ya da sarayın malı sayılmışlardır. Bununla birlikte hamurabi yasalarına bakıldığında toplumdaki farklı sosyal sınıflara ve zümlere aynı suçtan farklı cezalar belirlendiği görülür. Hukuk, hegemonyacı, köleci zihniyetin hukukidir ve sistemin eşitsizliğinin dayanağıdır. Köleci Babil imparatorluğunda bütün etnik yapı alt üst edilmiştir. Birey acısının kaynağında Marduk un olduğunun farkındadır. Yeni ahlaki moral değerlerine ihtiyaç duyulmakta, salt inan, tatmin etmemektedir. Yakarışlarının yönelebileceği yeni bir inanç ve büyük inanç sahibi öncülere ihtiyaç duymaktadır. 

Köleci Babil imparatorluğunda değişik zanaat çevreleri, vakfılar kursa da bunlar saraya bağlı ve denetimde kalmışlardır. Rahiplerin veya tapınak görevlilerin gizli örgütlenmeleri ise, sadace ve sadece Marduk adına sarayın ele geçirilmesin içindir. Köleci sistemi değişime zorlayacak bireyin ya da kurumun açığa çıkmasının zemini varken, zihniyetin inançtan bağımsız düşünülmez hale getirilmesi bu çıkışları engellemiştir. Babil sonrası köleci Asur imparatorluğu da çok daha ileri düzeye ulaşmış, şiddet uygulamaları ve zora dayalı gücüyle ata erkil kültürü devam ettirmiştir. 

Neolitik tarım toplulukları toplumsallaşmanın ve kolektif üretimin farkına vararak, gelişmiştir. Bu devrim niteliğnide ve tarihsel bir adımdır. Bununla birlikte bireyin farklılıkları arayışları ve hayalleri zenginliktir. Topluluğun çıkarlarının gelişmesinde birey farklılıklarla rol oynayabilir. Kadının farklılıkları ve ürettikleriyle tanrıçalaşması tesadüfi değildir. İnanç çok etkili değildir. Topluluğun dışında ise, hiçlik ve kimliksizlik yaşanır. Birey tek başına kendisine anlam veremediği gibi, kaybolmayı da yaşar. Doğa güçleri karşısında tek başınalık, güçsüzlüktür, köleci Sümer uygarlığı neolitik toplumun yaratıları üzerinde gelişirken, inkar eder. En temel dayanağı toplumsallaşmanın ve ortak çalışmanın gücüdür. Bu gücün enerjiye dönüştürülmesi için inanca, dayalı ideoloji ziguratlardaki rahipler tarafından geliştirilir. Bireyin farklılığı değil, çalışmasıdır önemli olan . insan mitolojilerdeki tanrılar tarafından hizmetçi olarak yaratmıştır ve her şeyiyle ona aittir. Tanrılar düşünür, insanlar yapar. Tanrıların yeryüzündeki temsili ise, devlettir. Devlete itaat tanrılara itaattir. Birey arayışsız, hayalsiz, sorgusuz toplumda yaşarken, devlete de hizmet eder. Yani tanrıya. Kadın ise, köleleştirmenin geliştirilebilmesi için eve, aileye kapatılır. Yetenekleri özgüveni ve sevgisi irade olmaktan uzaklaştırılır. İnsanın meşru savunma hakkı toplumun dışına itilirken, sömürü bürokratik sınıflaşma ile emekçiler etnik güçler arasında üzerinde krallık, meclis, askerlik gibi, bürokratik kurumlarla sistemlileştirilir. Köleci uygarlık Sümerle sınırlı topluma darbe vurmuş, acılarıyla itaat eden toplumun ikna ederek yaratmıştır. Daha sonraki köleci imparatorluklar askeriliği savaş ve fetihleri öne çıkararak kendilerine büyütmüş, ve geliştirmişlerdir. Asur imparatorluğu deyim yerindeyse tam bir askeri devlettir. Sümerlerle başlayan kolonlaştırma işgallerle istilalarla devam etmektedir. Bazı kent devletleri etnik yapıların kabilelerin konfederasyonlar şeklinde birleşerek başkaldırı ve direnişleri olsa da, bu durum isyanı aşmamakta, yeni zihniyet, ahlak, moral değerleri taşımamaklardır. İnanca dayalı düşünceyi le hareket etmektedirler. 

Bunalım artması, cennet hayalini geliştirmektedir. Cennet ezenlerin zor ve şiddetin yaşanmadığı eşitlikçi toplum olan neolitiğe özlemedir. 

Yazarlar: Gülbahar, Metin, Erdalan, Veysel
gulbahar, Son Güncelleme: 05.11.07

     

 Yukarı çık