AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yararlı Bilgiler / Sivil Toplum

Hz. İbrahim'in Çıkışı ve Sivil Topluma Benzer Yanları


Hz. İbrahim'in Çıkışı

İbrahim Mezopotamya topraklarında Sümer uygarlığı tarafından başlatılan köleci inanç sistemine ilk baş kaldırı olmaktadır. İlk olması sadece isyan karakterli olmamasıyla bağlantıdır denilebilir. Sistemi esnemeye ve restorasyona zorlamıştır. İbrahim’in çıkışında yalnızca sistemi sorgulama yoktur, aynı zamanda çözümsüz, umutsuz kalan aşiret, toplum yapısı da ele alınır. Ortak ruhu yakalayamayan, her aşiretin neredeyse, ailenin ayrı tanrısının olması, ve bu tanrıların vicdanları bile köreltmesi, aşılmaya çalışılır. Zaten tanrılar acılarla dolu yaşama cevap olamayan, çaresizlik yaratmış bunalımların kaynağı, egemen sınıfların kendisidir. 

İbrahim Sümer kent devletlerinden olan urludur. M. Ö. 1900lerde yaşadığı sanılmaktadır. Bu yıllar hamurabinin Sümer, akad devletlerini birleştirerek köleci Sümer uygarlığının mirası üzerinden ilk imparatorluk kurduğu yıllardır. Bu imparatorluklu yayılmacı politikaları imhacı ve işgalci uygulamalarıyla derin acılara sebep olmakta, gelişen etnik güçleri parçalayarak köleleştirmektedir. Kral tanrı Marduk tur. Tek yöneten konumumdadır. Yönetenlerle onun iradesine mutlak itaat etmektedirler. Askeri zor ve şiddet karşısında kent devletlerinde isyanlar çıkmakta, kabileler ağırlıklı konfederasyonlaşarak geliştirdikleri baş kaldırılarla özgürlüklerini korumaya çalışmaktadırlar. Hz. İbrahim’in Urdan yola çıkarak, ilk hicretini gerçekleştirdiği yer Urfa olmuştur. Urfa’nın toplum yapısı tarımla uğraşan, yerleşik Aryen topluluklarıyla beraber göçebe semttik çoban topluluklardan meydana gelmektedir. Eşitlikçi ve özgürlük, ve göçebe toplulukları iç içe gelişmektedir. Kudüsle birlikte ticaretin merkezi durumundadır. 

Urfa urun kolonisidir. Etnik yapısındaki farklılıklar sınıflaşma temelli egemenliği kolay kabul etmemektedir. Bu durum köleci sistemi gevşetici rol oynar. Zemin peygambersel çıkışa uygundur. Kaldı ki, İbrahim urdan kabilesine özgürlük aramak için çıkmıştır. Harran bölgesinde Urfa’ya ilk hicretini yapması tesadüfi değildir. Neolitiğin eşitlikçi toplumu en verimli bu yörede yaşanmış, sınıflı kent uygarlıkları da kendilerini buradan dalga dalga yaymışlardır. 

Nemrut Sümerce kral unvanıdır. Sümer emperyalizmin Urfa’daki temsilcisidir. Bunalımın arttığı, ağıt ve yakarışların yoğun geliştiği bir süreç yaşanmaktadır. Bazı kabileler tanrılarına, onu memnun etmek ve acılarını dindirmesini sağlamak için çocuklarını kurban etmektedir. Gelinen aşama inanca dayalı bağlılıkta yenilenmeyi dayatmakta yönetenlerin çıkarına değişimi zorlamaktadır. 

Egemenlerin putlarla bağlantısının farkında. Putları kırmak sadece bir isyan, baş kaldırı değil, zihniyet değişime bağlı ideolojik yanı olan bir çıkış. Bu çıkış sınıfa dayalı egemen devlet sisteminin yanında toplumun sorgulamadan boğun eğen psikolojisini de hedeflemektedir. Putlara tapmaya ilk ailesinde, aşiretinde sorgulamaya başlaması da önemlidir. Tövbe süresi ayet 114 te “İbrahim’in babası için af dilesi sadece ona verdiği sözden dolayı idi, yoksa onun Allahın düşmanı olduğu kendisin ebeli olunca af dilemekten vazgeçip ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki, İbrahim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi” anlatıldığı gibi, içinden çıktığı kültürü değiştirme hedefini taşımakta.

Egemenlere ikinci darbe Allah tek kılınarak ve insanların dışında soyut, tanımlamalar kavuşturularak vurulacaktır. Allah siyasi bir güç olmaktan çıkarılmış ve yönetenlerin de uyması gereken manevi moral değerleri toplamı haline getirilmiştir. Tanrı krallar yönetimi yerine, tanrıya uyan kralların yönetimi formüle edilir. “Din anlayışlarında İbrahim, yani tevhid, birlik adı altında tek tanrıya dayanan bir sistemin temelini atmıştır. Hz İbrahim’in tanrısı önemli özellikler göstermektedir. Bir kere Sümer ve mısır tanrılar birliğinden kopmuştur. Bir anlamda tanrısal bağımsızlık kazanmıştır. Bu insanın genelde özgürlük, özelde etnik yapısının çoğunlukla kabilenin özgür kalmasıyla bağlantılı olup bunu simgelemektedir. Yeni tanrısal kimlik, her iki arkaik sistemin mitolojik ve dinsel yapısına göre kesinlikle özgürleşme ve bir adım anlamına gelmektedir.” İfadesinde de anlaşıldığı gibi, İbrahim’in devrimsel bir çıkış yaptığı görülmektedir. Allah tek dir ve yaratandır, insanlar ona hizmet etmelidir. Ama bu Allah adaletten, ezilenden yana zulmeden karşıdır. Buna da sistem ve toplum restore edilmekte, yönetenler ve yönetilenler farklı açılardan değişime zorlanmaktadır. 

İbrahim’in Allah’ının mardukla aynı çağa denk gelmeleri İbrahimi etkileyen önemli bir faktördür. Marduk ta Sümer ve akad mitolojilerinden esinlenerek ortaya çıkarılmıştır. Mardukun tek tanrıya yakın duruşu ve tanrıça Taimatı öldürmesi İbrahim’i inancı etkilemiştir. Buna ata erkil kültürden gelmesi de eklenince kadın yaşamın her alanından silinip atıldığı gibi, kendisine daha çok kötülüğü çağrıştıran özellikler yüklemiştir. Bereketin, bolluğun ve sevginin simgesi tanrıça şeytana yakınlaştırılmış, sisteme karış vicdanı uyanın herkesi bağrında toplamasına rağmen, kadının bunun dışında tutmuştur. Kendisi ve sonra gelen peygamberle erkektir. İbrahim sonrası gelişen tek tanrılı dinlerin her üçü de kutsal kitaplarında kendisini ataları kabul ederken, yaşamı ile ilgili bilgilerde verilir. Tanrı zalimlere karşı ibrahimi’i önder seçmiştir. Bazı ayetleri incelediğimizde ibrahimin yaşadıkları üzerinde düşündüğü ve sorular soruduğunu görürüz. Bakara süresi ayet 258 “Allahın kendisine hükümranlık verdi diye İbrahim ve rabbi hakkında tartışanı görmedin mi, İbrahim rabbim dirilten ve öldüren demişti. Ben de diriltir ve öldürürüm, dedi. Şüphesiz Allah güneşi doğudan getiriyor, sen de batıdan getirse dedi. İnkar eden, şaşırıp kaldı, Allah zulm eden kimseleri doğru yola eriştirmez” 

Saffat süresi ayet, 88-98. İbrahim yıldızlara bir göz attı ve ben rahatsızım dedi, onu bırakıp gittiler, o da onların tanrılarına yönelip sundukları yiyecekleri yemiyor musunuz, ne o konuşmuyor musunuz, sonunda üzerlerine yürüyüp kuvvetle vurdu. Bunun üzerine putperestler ona geldiler. İbrahim onlara şöyle dedi. Yonttuğunuz şeyleri mi tapıyorsunuz, oysa sizi de yontuklarınızı da Allah yaratmıştır. Putperestler, onun için yapı yapın da onu oradan ateşin içine atın dediler, ona düzen kurmak istediler. Ama biz onları alt ettik.”

Hz. Musa'nın Çıkışı

İkinci hicret Kudüs’e gerçekleşir. Kudüs de aşağı yukarı Urfa’nın özelliklerine sahip. Ticaret merkezinin olmasının yanında toplumsal yapısı karma etnik güçlerden meydana geliyor. Bu yüzden de egemenlikli sistem gevşeme yaşamış, hz. İbrahim’le başlayan aşiretinin hareketi dört yüz yıla yakın sürer. Uygarlığın mısır merkezine kadar gidilir. M. Ö. 1300’lerde ise Musa öncülüğünde yeni bir çıkış yapılarak, Kudüs’e geri dönülür, tek tanrılılığa evirilen inançtaki ideolojik değişim giderek aşiret bilincinin azalıp kavimsel bilince dönmesini sağlar. Bu durum ibrahimin aşiretinin Musa dan sonra İbrani krallığının kurmasını sağlamıştır. 

Musa’nın çıktığı m. Ö. 1300’lerde İbrani kabileleri mısırda yarı köle konumundadırlar. İnşaat alanlarında uzmanlaşmışlardır. Bu uzmanlaşma onların ihtiyaç duyulan iş gücü kılar. Mısırdan çıkış döneminde firavunun izin vermemesinin sebeplerinden birisi de bu dur. Köleci mısır da firavun tanrının oğlu olarak ülkeyi yönetmektedir. İnanç sistemi sümerdeki gibi çok tanrılıdır. Merkezi otorite çok güçlüdür. Ve köle emeğine dayalı zenginleşme yaşanmaktadır. İbrani kabileleri Kudüs’ten yola çıktıklarında tanrıları değişimi uğrayarak Elohim olan hz. İbrahimin elidir. On iki kabile olduğunu sanılmaktadır. Köle olarak çalıştıkları uzun yıllar boyunca en eski özgür yaşamlarına özlemleri sürmüştür. Köleci uygarlık merkezlerinden ikinci olan mısır da Uygarlıksak aşılanma yapsalar da bütünleşememişlerdir. Hem uygarlığın nimetlerinden yararlanma, ama ona ait olmaya karşı inatçı bir direniş gösterme elohimin yeho adıyla kavimlerinin tanrısı olması sonucunu doğurmuştur. Köle yaşamanın adaletsizliliği ve zulmü karşısında Musa İbrani kabilelerinin vicdanı olmuştur. Ulusal bir din kurarak İbrani kabilelerini birleştirir, kölelikten kurtuluşta kimli İbraniler için yehovadır. Aşılması gereken hem köle yaşam hem de dar geleneksel kabile kültürüdür. Bu kültür çözülme yaşadığı içzin ahlaksızlık ve düzensizlik çok yoğundur. Ana baba sayılmakta, çocuklara ezilyet edilmektedir. Musa sık sık yehoa ile konuşarak mesajlar getirir. Özellikle Kudüs’e geri dönüş sırasında gönderilen on buyruk aşılması gereken ahlaksızlıkları düzensizlikleri işler. Toplumsal görevleri belirler. 

“Soydaşının evine tamah gözüyle bakmayacaksın. Komşunun karısına kölesine, cariyesine, öküzüne, eşeğine ve onun malı olan her şeyine göz dikmeyeceksin.
Senin mısır diyarından ve kölelik evinden çıkaran tanrı yeho benim, karşında benden başka tanrıların olmayacaktır. Onlara secde etmeyeceksin. Onlara tapınmayacaksın. Çünkü senin tanrın olan ben yeho kıskanç bir tanrıyım.” 

Burada belirtilen yehovanın kıskanç yönü İbranilerin kavimlerin her yerde kendisini tanrısı tarafından korunduğu hissini vermiştir. Yehovanın en önemli özellikleri savaşçılığı İsrail halkının da savaşçı rolünü yüklemiştir. Vaad edilen topraklara başka türlü ulaşılamayacaktır. Vaad edilen topraklar ise, ancak savaşla kazanılabilecek yerleşik yaşamdır. Bu anlamda umut bu dinde önemli bir özellik olarak açığa çıkar. Geleceğe umutla bakmak, güvenmektir. Bu günün açılarına duyabilmektir. “Ve tanrı yehova tüm ulusların yargıcı olacak ve bir çok kavimler hakkında kararı erecek ve kılıçlarını saban, demirleri ve mızraklarını bağcı bıçaklara yapacaktır. Ulus ulusa, kılıç çekmeyecek ve onlar artık savaşı öğrenmeyecekler.” (işaya II/3/4) musa peygamberin semitik İbrani halk için yehovadan getirdiği dini inanç ilk kutsal kitaba sahiptir. Ağırlıklı İbrani tarihidir. Yeni ahlaki moral değerleri açığa çıkarmıştır, adaletli olmakla beraber evrensel olmadığı için adalete yalnıza İbrani halkı için de geçerli olur. Değil se, on buyrukta da görüldüğü gibi, köleliğe karşı değildir. Musa da kadının yeri ibrahimden farklı değildir. Havva ademin kaburgasından yaratılmıştır ve görevi ademin can sıkıntısını gidermektir. (Yalnızlığını) şeytana uyar ve lanetlenir. Toplumun yaşamında kadın saçını açamadığı gbi,i alınıp satılan mal durumundadır. Suçların cezası ise çoğunlukla ölümdür. Zina, büyücülük gibi, birey yoktur ve sadece ve sadece Yahudi halkı vardır. Yahudi halkanın da iktidara gelmesini ve kendi devletini ve krallığını kurmasını yehova önlerine olarak koyar. Egemenlikli yanı baştan beri vardır. 

Musa çıkışında İbrani kabilelerini birleştirip yarı köle konumdan çıkarmayı hedefler. Hayalinde Kenan diyarının kutsal topraklarında yerleşik yaşama geçip bağımsız devlet sahibi olmak vardır. Uygarlık merkezlerinden çok şey öğrenilmiş, ama tabii olunmamıştır. Eski çoban yaşamın özgürlüğüne bağlı kalınmıştır. Yahudi hareketlerinde merkezi sisteme mesafeli duruş onu değiştirmek için değildir. Kölelik yalnızca İsrail halkı için reddedilir. Barışçı yanı zayıf bir çıkıştır. On buyrukta ortaya konan ahlaki moral değer yargılarında bile milli yan ağır basar. Kendini üstün ırk olarak tanımlama temeldir. Evrensel insani değerlerin açığa çıkmasından direkt değil, dolaylı rol oynar. Erkek egemen zihniyetin kimliği ideolojisidir. 

Bu yüzden yehova inancının beslendiği tüm kurumlar gelenekselliği aşamadığı gibi, baskıcı karaktere bürünmüştür. Hahamlık bu duruma önemli örnek oluşturur.

İbrahim sonrasında gelişen tek tanrılı dinler tarihi aynı zamanda gizemli mistik hareketlerin ve tarikatların mezhepleşmenin tarihidir. Çıkışlarında tek tanrıdan, tek kral olarak yönetici halinde getirilmesi önemlidir. Bu hareket ve tarikatlar tanrının özellikleri ve sözleriyle yaşamın gerçekliği arasındaki derin farklılıkların giderilmesi gerektiği inancıyla çıkarlar. Bağımsız bir ideolojik şekillenmeden ziyade, bağlı olunan inancın dinin hakim egemenlikli yönlerinin değiştirilmesi hedeflenir. Bununlar birlikte gelişen mistizm tarikatçılık ve mezhepçilik iktidarla arasına mesafe koyduğu gibi, ruhunda da eşitlikçi toplum hayalini taşır. Bu ruhta kolay itaat geliştirmez. Ve itaat eden toplum gerçekliğinden de farklılaşır. Harran bölgesinde yaşayan sahiplerinin bu bölgeleye Asur imparatorluğu yıkıldığı sürelerde geldiği söylenir. Ay tanrıçası Sine tapınırlar. Bugün bile sin tapınakları durmaktadır. Güneş tanrısı Şamaşı kutsamaktadırlar. Felsefenin de dünya üzerindeki olayları varlıkları ve nesneleri ruh öğretisiyle açıklar. Tanrı yaratıcı ve yüce bilge sahabiler yeryüzündeki tüm olayları ruhlara bağlar. Tüm eksikliklerden arınmış, yüce ruh tanrı ile insan arasına peygamberin girmesini doğru bulmazlar. Tanrısal ruha erişebilmek için tensil ve tinsel temizlik temel alınır. Eski çok tanrılı kültürün etkisinde olan sahabiler aminist bakış açısına sahiptirler. Bağımsız buluşlarıyla bir çok mistik tarikatı hareketi mezhepleri etkilemiştir. Üç büyük tek tanrılı dinler tarihinde özellikle egemenleşmenin ve zulmün yönetenlerde arttığı süreçler Kürdistan İran, Suriye, Filistin, ve Anadolu toprakları ağırlıklı olmak üzere mezhepsel ve tarikatsal çıkışlarla doludur. Karamatçılar, islamcılık, babekicilik, hürremcilik, mazdekçilik, bunlardan bazılarıdır. Genel olarak batinilik diye de tanımlanmışlardır. Felsefelerindeki ortak nokta dikkat çekicidir. Özel mülkiyete, cinse ve sınıfa dayalı eşitsizliğe, eşitsizliğin açığa çıkarttığı inanç düşünce ve ahlak yapısına karşı çıkışlar yoğundur. Allaha ve kutsal kitaplara dayanarak sömürü ve zülmü geliştirenlere cephe alırlar. Doğanın ve insanının oluşumun tanrı, ruh, akıl, kavramlarını tartışmaya açarlar.

Zerdüştlük Felsefesinin doğuşu

Tanrıyı inkar etmezler, ama insanın mükemmelliğinde görürler. (Tanrı mükemmel bir insan, insan eksik bir tanrı) tanımlaması bu felsefenin ürünüdür. Düşlenen toplumsal yapı neolitik çağın belleklerde kalan eşitlikçi toplum yapısıdır. Mücadelelerinde kadın, erkek eşit rol oynarlar. Genelde Aryen topluluklarda çıkmaları ve örgütlenmeleri kadının gerçek yerini yaşadığı çağın belleklerdeki etkisi olmaktadır. Önderlerinin varlığını bu önderin resmi yönetim ideolojisini, yönetilenlerin emekçi halk kitlelerin içinde bulduğu yaşam koşullarına çözümlemeye tabii tutarak ele alabilmeleri, böyle bir düşünce arayışına cesaret edebilmeleri bireyin Mezopotamya gerçekliğinde var olma arayışıdır. Ortak reflekslere ulaşan topluluk haline gelebilmeleri ağırlıkla isyanla olsa, ve eylemlerin gerçekleştirebilmeleri ise, sivil toplumu yaratma arayışıdır. Bir de yönetenlerin ideolojisini çözümlemede tanrının tanımlanmaya çalışılması önemlidir. Tanrı-kral-devlet formülü tanrıya iyilikten, güzellikten ve adaletten yana olan mükemmel insan özellikleri yüklemek böylesi bir yönetici kral ütopyasını taşımaktadır. Zerdüşt İbrahim sonrası etkisi derin olan muhalif ideolojik hareketlerden en önemlisi olmaktadır. Bir türlü köleci uygarlık sisteminde kendisini ve hayallerini ifade edememiş, gölgesine sahip çıkma gücünden y oksun bırakılmış, bireyin iradesel bir patlaması söz konusudur. Tanrı ile yakarış ve hizmet dışında ilişkilenmek yokken, yaratılışa ilişkin sorular sormakta, hatta kötülüklerden dolayı hesap bile istenmektedir. Gattalar bunlara ilişkin çarpıcı örneklerle doludur. Yaşna 44-3 te “bunu sorarım Ahura, bana gerçeği söyle, büyük yaratıcı Aşa’ya, hangi yer verilmiştir. Kimdir sonsuz yasanın ilk babası, hangi varlık yollar döşemiştir, güneş ve yıldızlar için, kim yapmıştır ayın büyümesini ve erkenden küçülmesini, tüm bunları ve daha çocuğunu kıvançla sorarım ey tanrı Yaşna. Aşa Zerdüştlükte saflığı ve doğruluğu temsil etmektedir. Evrenin oluşumunu hareketi sorulmakta cevap istenmektedir. Aşa Zerdüştlükte saflığı temsil etmektedir. Zerdüştün MÖ. Bin ile altı yüz yılları arasında yaşamakta olduğu sanılmaktadır. Aryen toplulukların çok tanrılı yapısıyla İbrahim’in tek tanrısının etkilerini taşır. İnançtan ziyade felsefi yanı ağır basar. 

Öğreti iyi ve kötünün savaşı üzerine kurulur. Ahura mazda tanrıdır, iyinin zaferi Ahura Mazda’nın zaferidir de. İnsanlar her gün iyilik yaparsa kötülük kaybedecek, yeryüzünden silinecektir. Tek başın iyilik yapmakta yetmemekte, kötülüğe karşı savaşın verilmesi de gerekmektedir. Bu eylemci yanı olmakla beraber barışçı topluma ulaşma temel hedeftir. Ahura mazdanın aklı saflığı, doğruluk, hem ruh, hem de fizik temizliği, sevgiyi, bağlılık ve inancı temsil eden kendisinden birer parça olan ölümsüz yardımcıları vardır. Kendiseni eşit tanrı benimsemez. İyi ile kötü, iki kutbu temsil ederler. Ehriman madde ya da tanrının yaşam olmayan yönü iken, Hürmüz ruh y ada tanrının yaşam yönüdür. İyinin galip gelmesi, kötünün varlığına bağlıdır. Ruhta kendini tanımak için madde ile birleşmelidir. Yavaş yavaş iradesel karar verme açığa çıkıyor. Güçlenmek, kötüyü yenme ile olabilir. Kararlılığın netliğinde de kötü sınayıcıdır. Bireyi iyi kötü seçiminde serbest bırakır. Her insanın seçici denen bir ilkesi vardır. Seçicinin sonucunun sorumluluğu almak zorundadır. Kötülüğü var eden bireyin doğruluk yolunda ahura mazdaya uzaklığıdır. Tercih edilen maddi yaşam olmuştur. Zerdüşt tanrı yolunda ilham olma ve örnek haline gelme noktasında rol yüklenmekte, fakat bireyi kararında özgür bırakmaktadır. Cins, sınıf ve etnik ayrımcılığa karşı duruşu onun doğayla da barışık kılmıştır. Toprağa bağlıdır, havyan kesimini yasaklar. Bilgiyi kutsarken, benciliği,yalanı ve iki yüzlülüğü mahkum etmektedir. 

Zerdüştün içinde yaşadığı dönem köleci Asur imp. askeri zora dayalı yayılmacı politikalar izlediği yıllardır. Köleci asur komşu halkları işgal ederek vergi yoluyla kenidsine bağlamakta, ayrıca tüm etnik yapıları Asurlarşatırmaya çalışmaktadır. Ayaklanmalar yoğundur. İnsanlar ve hayvanlarla beraber kültür yapıları da imha edilir. Tapınaklar, saraylar, evler gibi özellikle mısır,Suriye, Filistin, Urartular, Babil, Medler ve Persler Asurun sınırları olmakla birlikte sürekli isyan durumundadırlar. Medler ve Perslerin zağros eteklerinde özgürce harekete eden kabillerin bir kısmı esir alınıp merkez şehirlere getirilirken, geri kalanları yerleşik yaşama zorlamıştır. Süreklileşen işgal ve savaşlar bir de bunların çok acımasız olması, toplumsal yapıları alt üst etmiş, istikrarlı ve disiplinli ilişkiler ve üretim yerine yozlaşan ihanet ve entrika ile dolu yaşam gerçekliğini açığa çıkarmıştır. Geleneklerin bile kırılmalar yaşadığı söylenebilir. Zerdüştün felsefesinde ahlakı öne çıkarması bu konularla ilintili olsa gerek. Bu mevcut toplumun yaşam ilkelerini reddetmek olduğu gibi, yeniyi de içinde barındırır. Medler ortadan kaldırmayı değil, yeni felsefi kurallar da düzenlemeye yönlüdür. Toprağın kutsanarak insanın toprakla üretim ilişkisi barışa saygıya dayandırılır. Ekimde nadasa bırakmak gereklidir. Değerini bilmeden hoyratça üzerinde dolaşmak kanla sulamak meyve ağaçlarını kesmek, yakıp yıkmak insanın özünden uzaklaşmasıdır. Köleci erkek egemen uygarlığın temel kurumu ailedir. Toprak ana ve yaşamın kaynağı kadın bu kuruma hapsedilerek bitirilmiş, insan bile sayılmamıştır. Zerdüşt aileyi kadın ve erkeğin eşi olduğu koşulda kutsar. Eşler karşılıklı saygıyı gözetirse, temiz ve huzurluysa, o eve ahura mazda gelecek kendi evi kılacaktır. Zağros etekleri zerdüştten binlerce yıl önce kadının baskıdan, zulümden, inkardan uzak, barışçı ilişkileri ve emeği ile başlattığı yerleşik yaşamın genlerini taşımakta, zürdüştün insan özüne yakın felsefesinin de bereket, sevgi, bağlılık ve toprak ana (ahura mazdanın dişil yönü) Armaiti olarak kutsanmaktadır. Bu toprakların insanları ve özelikle kadını semitik kültürün erkek egemen ideolojisini,yaşam tarzını içselleştiremediği köleci egemen devlet yapısıyla ilişkide olan aşiret eliti ve yönetimi dışında zerdüştün yoğun kadın müridinin olması tarihle bağlantılıdır. Kızı hem müridi, hem de tıp eğitimi görmüştür. Kız çocuklar erkek çocuklarla birlikte erginleşme törenlerine alınır. Mirasın eşit paylaşımı, cins ayrımı gözetilmeden, geliştirilirken, görücü usulü evlilik kaldırılır. Zerdüşt felsefesinde kadının yaşamın öznesi haline getirme çabası çok yüksektir. Naşna 47-3 “Ve sen gönderdin armestiyi korumak için, (dünya) barış getirir bize o. Ne zaman sevgiyle dolsa” ve Yansa 51-21 “HEP temizdir Armatiye tapınan usul sözleri edimleri özbenliği” kadına biçilen rollere örnek verilebilirler. Zerdüştün idealinde devlet ve üretim ilişkileri ahura mazdanın özelliklerinde görülebilir. Bilgelik, doğruluk, temizlik, adalet, sevgi, bereket, yönetenlere biçilen özellikler de. Sadece köleci asur egemen yapısı değil,kabile yönetimlerinin egemenlikli yapıyla ilişkileri sorgulanmıştır. Yansa 43-15 te Zerdüşt önderlerinin iki yüzlülüğünü koyar. “kutsalsın sen en yüce tanrı, sevgi ile iyilik yüreğime girdiğine göre, bu öğretti bana sürekli iç gelişme için dizgin ve sessiz düşünceye dalmanın en iyisi olduğunu uzlaşmamalıdır hiçbir önder yalancı biriyle. Doğrulun düşmanı olduğunu düşünenle de” 

Zerdüşt felsefesi akademistlerle iktidara geldiği, Med pers organizasyonun ise, halklar ve emekçiler karşısında askeri zordan daha çok, demokratik barışçıl uygulamalarına kaynaklık etmiştir. Bütün halklara ve inanlara saygıyı yaklaşılır. Yıkılan tapınaklar yeniden onarılır, üreticilerden yana adalet esas alınır. Bilimsel ve kültürel gelişmeler desteklenir, korunur. Tüm bu gelişmelerde oynadığı rolü rağmen, doğu zihniyet yapısının etkisi ile ağırlık inanç boyutuna verilir. Batı ise, felsefe üzerinde kendisini geliştir. Mezopotamya ise Uygarlıksal gelişme, felsefi düşünme ve sorgulama tarzı köleci sistemi de yumuşatma yeteneğiyle Zerdüşt’e ulaşır. Felsefe. Tarikat ve mistik hareketlerden farklıdır. Toplumsal yaşamın egemenlikli sınıfsal uygulamalarla moral değerlerinden uzaklaştığın görmüştür. Bireyin yitir iradesine kavuşması toplumu da irade kılacak egemenlere bağlı kul psikolojisi aşılacaktır sosyal siyasal yaşamın değişimi hedeflenmektedir. Kul olmaktan kurtulan insanın yaratıcı olması, tanrısallaşmasıdır. Uygarlıksal gelişmede batının doğudan farklı olarak tanrıya bağlı kılınmadan bilimsel zihniyet yapısını açığa çıkarabilmesi öğretinin geliştirici boyutunun büyüklüğüdür. Tarikat ve mistik hareketleri ise, muhalefet yanı ağır basmakta daha çok yozlaşan toplumsal ilişkileri inanca dayanarak yeniden düzenlemeyi hedeflemektedir. Gelenekselliği toplumda da devlette de, üretim ilişkilerinde değiştirmez. Zerdüşt ise, Mezopotamya topraklarının gerçeğe yakın özü ve köleci uygarlıksal sistemin alternatifidir. Semitik ibrahimin çıkış vicdanı yanıyla beraber insanı insanın kul olmaktan çıkıp göklerde görünmeyen tek tanrının kulu yapmıştır. Tek tanrılı dinlerin atası olarak kabul edilir. Hepsini etkilemiştir. Zerdüşt öğretisi ise, Aryen kültürünün tek tanrılı din anlayışıdır. Zorba, baskıcı, uygarlık sistemi ve bu sisteme bağlı geleneksel iradesiz toplumsal gerçekliğ benimselmeyen tüm çıkışlar zürdüşten etkilenmiştir. Mani, mazdek, hürremizm, babek, batinilik bunlara örnektir. Tek tanrılı dinlerin ahlaki felsefi boyutu da zerdüştten yararlanmıştır.

Hz. İsa'nın Çıkışı

İsa “rabbin ruhu üzerimdedir, çünkü fikirlere müzdeyi vaz etmek için beni mesh etti. O beni kölelere azatlık ve körlere gözlerinin açılmasının ilan etmeye, ezilenlerin kurtuluşa akauşturmaya gönderdir” (Luka, 4/18)

İsa gelişini bu sözlerle duyurur. Kendisi özellikle ezilenlerden yanadır. Çıktığı koşullar köleci roma imparatorluğunun bunalımlı aşamasıdır. Topraklarını hakimiyet kuramayacak kadar genişletir. Kölelerini çalıştıramayacak kadar artırmıştır. Hem kendisine bağlı halklarda hem de kölelerde isyanlar imparatorluğu zorlamaktadır. Baskı ve zülüm artmıştır. İktidarın sık el değiştirmeli ise, yönetimsel istikrarsızlığı doğurmaktadır. Köle emeği neolitiğin yarattığı tekniki buluşların gelişmesini engellemiş, var olanın bile atıl kalmasına neden olmuştur. Yeni keşifler ve bilimde yaşanan tıkanmanın da bu bunalımda etkisi yüksektir. 

İsa M. Ö. 63 yıllarında roma imparatorluğunun bir eyaleti haline getirilmiş, Yahudi krallığında yoksulların hareketi olan Esensiler içinde şekillenir. Bu hareket özel mülkiyete ve maddi çıkar arayışına batmış, yahudi kahinler kurumuna karşı örgütlenmiştir. Yehovanın mutlak adalet özelliğinden yola çıkarak yaşam ilkelerini belirleyen bu harekette kişisel mülkiyetten vaç geçilmiştir. Altın ve gümüş gibi kıymetli zenginlik yaratan madenler yasaktır. Ortak ambarlar vardır. İhtiyacı olanın kullanıma açıktır. Geçimlerini tarım ve balık avı ile sağlayıp ticareti yasaklamışlardır. Çünkü ticaret kazanç tutkusu vardır ve özel mülkiyete geliştirir. Kadın ve erkek eşittir. Yine esensiler hareketinde kölelik yoktur. Dışardan gelen herkese açık olan kapıları vardır. Savaş aletlerinin yapımı yasaklanmış, barışçıl ilişkiler esas alınmıştır. Bu şekilleniş İsa’nın ahlaki felsefesi olan tüm insanları tek tanrı etrafında birleştirip kardeş saymasına büyük ölçüde yardımcı olmuştur. 

İsa’nın öğretisi insanlık görevlerine öncelik verir. Bu görevlerin yerine getirilmesi tanrıyı da memnun edecektir. Yoksul ve acı çeken halka büyük ve iyi bir haberi vardır. Sevgi dolu bir irade dünyası sarmıştır. Bu irade herkes adaletli olur, birbirini severse, harekete geçecektir. “Herkesle barışmak, hasımlarıyla uyuşmak, düşmanlarını sevmek, kusurları bağışlamak, hain kişiye karşı koymaktan kaçınmak gereklidir, hatta başkalarını yargılamaktan bile kaçınmalıdır” Yehova. 

“Senden dileyene ver, senden ödünç isteyene yüz çevirme” 

“Sizler küçük çocuklar gibi olmasanız, gökler ülkesine asla girmeyeceksiniz” Matta bu sözlerde de görüldüğü gibi, İsa’da ciddi bir iktidar hedefi yok denilebilir. Ahlaka ve inanca dayalı bir yürüyüşe sahip, siyasi ve askeri değildir. İsa’daki uzlaştırıcı söylemler esensiler hareketinden vaftizci Yahya’nın öldürülmesinden sonra değişim yaşar ve sertleşir. Kahinler kurumunun yanında geleneksel toplum yaşamında aşılması için uğraşan “ana ile oğlu… ayırmaya geldim” çünkü köleci sistem ve geri kahinlik kurumu hem geleneksel toplumun ürünü hem de onu üretendir. Geri toplumsal ilişkileri hedeflemenin yanı sıra, tanrısını evrenselleştirerek ilk defa klan, kabile, kavim inanç sistemini karşısına alır. İsa’nın tanrısı evrenin tanrısıdır. Oysa yehava sadece İbranilere ait ve onları da seçkin kavim olarak ilan etmişti. 

İsa’nın öğretisi eşitlik, adalet ve sevgiden yanadır. Eylemi öyle planlı gelişmemiştir. Tek hedefi vardı, o da acı çeken insanların kurtuluşu. Bu anlamda da sadece ezilen Yahudi halkının değil, köleci imparatorluğun hemen tamamında özellikle de köleler içinde hızla yayılır. Zaten kendisini beklenen Mesih ilan etmiştir. Sözünün insani olması onu peşinden gidilir kılmaktadır. İsa Yahudi söylemlerini kullanmıştır. Dininde peygamberliksel çıkış olarak İbrani kültüründen etkilense de, zerdüştün yeni ahlaki ile stoacıların yaşamla katkı kültürleri olarak ön açıcı olmuşlardır. Köleci sisteme karşı sınıfsal ahlaki ve inanç yönüyle bir sentez olarak İsevilik, güçlü ve çözücü bir hareket olmuştur. İsa nın kişiliğinin sağlam olması, ve inandığı gibi, yaşaması da ikna gücünü artırıcı önemli bir etken olmuştur. 

Tevratta şeytana yakın özellikler alan kadın, İsa’da çok sınırlı da olsa, kimliksel çıkış yaşamıştır. Meryem’in bakireyken, İsa’yı doğurması kadının saflığını aramaktır. Özellikle de yahudu toplumunda kadın, cinsel meta haline getirilmiş, ve yozlaşmanın yanında yitirilmiştir. İsa’nın kadının suçlayanlara “içinizde hanginiz günahsızsa ilk taşı o atsın ona” (Yuhanna) sözüyle aslında kadının düşürülmüşlüğünden tüm toplumun sorumlu tutuğu görülmektedir. İsevilikte ağırlıklı öne çıkan kolektif yaşam ve kardeşlik söylemidir. Bireye kolektif yaşam dışında önemli bir rol biçilmez. Fakat inançtan daha çok insani görevlerin öne çıkarılması objektif olarak bireye seçme, ve inisiyatif kullanma zemini yaratır. Kaldı ki, İnancın ağırlık kazanmaması düşünceyi önemli kılacaktır. Aile kurumu kutsalsa da mevcut geleneksel ilişki reddedilir. Kadında öğrenmesi erekendir. Ve yeri saygın olmalıdır. Erkeğe ciddi bir üstünlük vermez. Romalıları Filistin topraklarında kovma, yen ibir krallık kurma niyeti yok. fakat öğretisi ezilenlerden yana olması, ve eşitlikçi yanı dolayısıyla alt sınıflarda ve köleler arasında yaygınlaştırmıştır. Bu durum objektif olarak köleci devlet sisteminin değiştirilmesinin zeminini yaratır. 

M. Ö. 500’lerde kurulan cumhuriyet roması, toplumsal sınıflar ve köleler üzerinde yükselir. Aristokratik bir cumhuriyettir bu. M. Ö. 3. ve 2. yüzyıllarda gerçekleştirilen yoğun fetihler, köleci roma imparatorluğunu gerçekleşmesidir. Tarım ve hayvan yetiştiriciliği ve diğer meslekler silahların gücüyle elde edilen ganimetlerin yaratığı zenginlikle ikinci plana düşer. Roma’yı fethedilen ülkelerden büyük çaplarda zenginlik akışı olur. Akan bu zenginlik hem iktidarı hem de iktidar çevresindeki küçük bir azınlığı besler. Canlı ganimetler olan köleler insan sayılmaz. Bu kölelere zengin toprak ve köle sahibi Romalılara borcunu ödemeyip bağlanan köylüler ana vatanları ekleyebiliriz. Fethedilecek toprakların kalmaması astronomik rakamlara oluşan köle sayısı bu kölelerin ve işgal edilen yerlerin halklarının sık sık isyan etmesi, romanın hem doruklaşmayı, hem de çözülüşü yaşadığı dönemdir. Dıştan da barbar akımların gelişmesi bu çözülüşü hızlandırır. İsevilik çürüyen roma da üç yıl yer altına çekilerek örgütlenmesini sürdürmüştür. Kadın erkek köle köleleşmiş Romalı yani köleci sistemle çelişkisi olan herkes ve herkesim İsa’ya katılır. Ordu da dahil yayılmasında İsa’nın on iki havarisinin katkısı önemlidir. Yönetim aygıtı işlemez hale roma, m. S. 378 de Hıristiyanlığı devlet dini ilan eder. İseviliğin eşitlikçi, adaletli ve kölelik karşıtı öğretisi sağlam ahlak anlayışı ve maneviyatı öne çıkarmasıyla çok yönlü değişimler yaratarak kadına irade katmış, onu cinsel nesne olmaktan çıkarmıştır. İffetini koruyabilme düzeyine rahibeliğe getirmesi önemlidir. Kölelerin isyancı ruhunu besleyip diri tutması aile içi ilişkide erkeği yumuşatan, kadına karşı saygılı yaklaşmasını açığa çıkaran köleler dışında ezilen tüm kesimlerde de umudun, ve gelecek ütopyasını sağlayan olmuştur. Açığa çıkarttığı yeni toplumsal ilişkilerin dayatmasıyla devleti esnettiği hukuku sadece üst sınıfa değil, herkesime işletmeye başlattığı köleliği yumuşattığı görülür. Daha önce yer altında örgütlenen kiliseler yer üstüne çıkarılır. Kovuşturma, zülüm ve yasaklar bitmiştir. Kiliseler imparatorluğun yanında biraz da ona benzeyerek örgütlenirler. Yoğun basıların olduğu zamanlarda birlik ve dayanışma içinde olan Hıristiyanlar baskının kalkması, ve devlet dini olarak ilan edilmesiyle birlikte yoğun karşıtlıklar ve birbirinden kopmalar yaşarlar. Kiliselere giderek yozlaşmış, iktidar savaşında ideolojik aygıt haline gelmişlerdir. Bu da sonuç olara bölünmeleri açığa çıkarır. Hiyerarşik yapısıyla maddiyata batan papalık, isa ve on iki havarisinin sade, inançlı yaşamından uzaklaşırlar. Halkın inananların duyguları ve yine öteki dünya korkuları sömürülür. Haksızlığın, eşitsizliğin kaynağı olan devletleşme kilise yapısında yaşanır. Karanlık ortaçağın yaratıcısı olurlar. 

Roma imparatorluğu felsefede Atina’yı aşamamıştır. Hukuk konsuunda önemli üretimler verse de, bu da köleci ideoloji ile beslenir. Düşünür çok azdır, ve olanlar da sistemi süreklileştirmek için uğraşırlar. Yani bağımsız eleştirel değil, Hıristiyanlık ise, karanlık çağına girene kadar, düşünce adamı yetiştirir. Bu durum bireyin tanrıdan bağımsız var olma, ve bilgiyi arama yetisidir. Tanrı karşısında eriyen, hiçleşen birey, potansiyel olarak aşılmıştır aslında. Karanlık çağda m. S. 500-1100 kilise elinde Hıristiyanlık elinde halkı kandırarak eşitlikçi ve adalete öte dünyaya atan maneviyatı öne çıkaran tanrı evren insanlar, havyanlar formülünü geliştirip hiyerarşiyi mutlaklaştıran bir öğreti olur. Halk için maneviyatın ve öte dünyanın öne çıkması maddiyatın zenginliklerin kiliselerin ve devlet yöneticilerinin elinden toplanmasına neden olur. Özellikle Katolik kilisesi kendisini roma imparatorluğunun mirasçısı saymış, evrensel kilise olarak ilan etmiştir. O dönemin tüm kirli uygulamalarına da damgasını vurmuştur. Engizisyon mahkemeleri bu uygulamalar mezhepleşme ile geliştirecektir. Tanrıya, tanırının adaletine ulaşam arayışı, mistik çıkışları geliştirir. En son ise, Protestanlık tanrı ile kul arasındaki elçilerin gereksiz olduğunu insanların aracıya ihtiyaç duymadan tanrı ile ilişkilenebileceğini iddia eder. Martin Luther’in öncülüğünde gelişen bu çıkış, Calvin ve Münzer’le devam eder. Aslında Protestanlık da inancın yanında akıl da öne çıkmaktaydı ve Katolik kilisesinin devletleşen hiyerarşisi hedeflenmektedir. Kurtuluş için İsa’yı bekleyen bir çok tarikatın zemininden beslenen bu düşünürler geliştirdikleri hareketle kiliseleri halktan ve akıldan yana reforma uğratırlar. Luther ve Calvin feodal prenslikler ve yeni gelişen kapitalist sınıfa dayansalar da aslında devrimci söylemlerle sivilleşmenin öncüsüdürler de. Yoksullar hareketi olarak ortaya çıkan İsevilik aslında neolitiğin mirasına sahip topraklarda eşitsizliği ve zulmü içselleştirmeyen halk takasısın sivil topluma ulaşma amacıyla açığa çıkardığı en muhteşem öğreti ve eylemlerden oluşmaktadır. En son Protestanlık bu çıkışa denk olmasa da aynı çizgiyi yakalamada önemli adımlar atmış, 16. yüzyıl reforma ve reformasyonun zeminini oluşturmuştur. 

Yazarlar: Gülbahar, Metin, Erdalan, Veysel
gulbahar, Son Güncelleme: 05.11.07