Rönesans, Reform Ve Aydınlanma Hareketi Ve Sivil ToplumRönesans, Reform Ve Aydınlanma Hareketi Uygarlıksak gelişim süreçlerinin temel diyalektiği olan zihniyet yapısı ve eş güdümlü gelişen üretim ilişkilerine bağlı çözülüş yeniden doğuş zincirlemelerinden hareketle bilimsel düşüncenin doğuşunda da öncelikle feodal sistemin mantık yapısında inanç dünyasında çözülüş; tanrıyı mantıkla ispatlama, felsefenin gelişim aşamalarıyla derin çatışmalı, çelişkili mücadeleli süreçlerin yaşanmasıyla başlar. Aynı zamanda toplayıcılık ve avcılık ekonomisinin sihirsel düşünceyi tarım ekonomisinin dini düşünceyi ortaya çıkardığı gibi, sanayi üretimi de bilimsel düşüncenin doğuşunu hazırlayan temel etkendir. İnanç sisteminin bireyi, toplum için, feda ettiği yeteneklerini körelttiği gerçeğinden hareketle nereden bakılırsa bakılsın, bir çözülüş ve yeniden doğuş kaçınılmazdır. Çözülüşün alternatif durumunda kendi diyalektiği içinde gelişim seyrindedir. Burjuva ekonomisinin gelişimi orta çağ otoriteliğine: deneyim ve gözlemlere dayalı yeni bilgi yöntemlerini aydınlığa kavuşturma, sosyal yaşamı yöneten konumların açıklanışlarında ilk denemeler yen düşünüş kültür, hümanizma, Rönesans, reform ve aydınlanma hareketini ortaya çıkarmışlardır. 13. yüzyılda başlamış, 15. ve 16. yüzyılda gelişim süreçlerini tamamlayarak, 18. yüzyılda Fransız devrimiyle dorukta sonuçlarını ortaya koyarak, kendisini kurumlaştırmıştır. Yeniden doğuş Ortadoğu dan kaynaklarını alarak beslenmiş ve batıda gelişim seyrine girmiştir. Bu doğuşun diğer saydığımız etkenlerle birlikte asıl çıkışı bireyin bireyselleşme temelinde yaratılma hedefinde ve çabasında yatmaktadır. Bu dönem olağanüstü ve çok yönlü yetenekte kişilikler yetiştirmiştir. Bunlar hem bilim ve sanatın gelişiminde rol oynamış, hem de ideolojik ve siyasal mücadelelere katılmışlardır. Örneğin Leonado da Vinci matematikçi seçkin bir mekanizyen ve mühendis, aynı zamanda ressamdır. Bilim ve felsefede daha çok ilkçağ felsefesine yakınlık duymuştur. Yeni bilimsel buluş, doğa bilimlerindedir. Bu konuda ilk devrimi kopernik yapar, güneş merkezli dünyayı ortaya koyar. Bu durum bilimi, ilahiyat karşısında bağımsızlığa götürmenin temeli olur. Onu giordono Bruno izler. Yine galilo bu alanda sarsıcı büyük olan bireylerdir. Politika ve siyasette burjuva ideologlar işin tanrısal değil, dünyasal niteliğen dikkat çekmişlerdir. Machiavelli ilahiyatı değil, akıldan yanadır ve tek bir devlet burjuvazinin ağır basacağı cumhuriyet sınırsız kişisel diktatörlük yerleştirilmelidir der. Örnekleri çoğaltabilecek, özellikle müzikte, sanatta gelişmelerin yanı sıra, İngiliz Tomas Moor, ütapya eserinde acıların kaynağı özel mülkiyet der. Özel mülkiyetin kaldırılmasıyla eşitlik ve adalet gelişecektir. Yine İtalya Campenalle güneş ülkesi eserinde de işledikleriyle özünde neolitik sürece özlem arayışı ele alınır. Özellikle aydınlanma ve hümanizmin gelişiminde çok önemli bir uyanışın o rtaya çıkışını sağlamışlardır. Rönesans hareketlerinin ideolojisini oluşturan hümanizm, çeşitli öğretilerden gelen dağınık öğelerin bir karma……….olduğu için eksiksiz değildir. Çeşitli akımlar aynı noktada birleştirilmeye çalışılmıştır. Orta çağ felsefesine karşı gelişen hümanizmanın özellikle Katolik kilisenin tüm doğal eğilimleri günah sayarak, çilecilikle nefsi köreltmeyi erdem ederken, insan kişiliğine sürekli alçaltırken, hümanistler insanın yüceliğini erdem ilan eder. Aklın gücünü ve yetkinliğe ulaşma olasılığını öne çıkartarak, yücelterek, insanın yazgısını tanrının değil, bu yazgıyı biçimlendirenin insanın kendisidir. Yani evrenin merkezi olarak insan tanrının yerini alır. Dolayısıyla skolâstiğin eleştirisi, feodal dinsel ideolojiye karşı mücadele hümanizmanın ilerici yanını oluşturur. Reform hareketleri ise, feodaliteye ilk baş kaldıran eylemidirler. Burjuva sınıfının öncülük ettiği reformlar süreci 16. yüzyılda yaşanmıştır. Baş kaldırı olayının öncelikle manevi alanda olması, tarihsel ilerlemeye temsil eden sosyal sınıflar artık geçerliliğini yitirmiş, yerleşik düzenin dayadığı engellerden kurtulmaları için bu düzenin ideolojisini yıkmakla kaçınılmaz durum açığa çıkmıştır. Ezilen sınıflar ve haksızlığın ve akıl dışı oluşunun bilincine varamadıkları sürece feodalizm yıkılmazdır. Reform sadece ideolojik bir çerçeveye sıkışıp kalmamış, derinliğine sosyal bir hareket olgusu da kaynağını buradan almıştır. Katolik kilise feodal sistemin sadece manevi kafesi değil, yaşamın her alanına sızmıştır. En büyük toprak mülkiyetine sahiptir. Haksızlıkları bütün sosyal sınıflara zarar veriyordu. Başkaldırı kaçınılmazdır. Burjuva sınıfına mutlak anlmamda uygun değildi. Kilisenin bu zenginlik ve harcamalarını gereksiz görülmeye, kendi sınıf çıkarına uydurmadıkça soylulara karşı siyasal zafer kazanılmayacağı dolayısıyla 16. yüzyıl reform hareketleri burjuvazinin kazanımına dönüşecektir. Sadece burjuvazi değil, karşı olduğu soylular diğer sosyal sınıflar aşağı tabakalar da katılacaktır. Kilisenin mallarını dünyevileştirmek, feodal sistemin temellerini tehlikeye atmıyordu. Soylular ve krallık iktidarı burjuvazinin mülkiyetine dayalı iktidarına karşı geliştiği mücadeleyi hoş karşıladılar. Ucuza gelecek kilise itici güç olmuştur. Aynı zamanda reform, hümanist düşüncelerin geleneksel düşünce biçimlerine alışkın halk kitlelerini anlayabileceği ses olmuştur. Artık akıl imanın karşısına çıktı. Zincirlerinden kurtuldu ve en azından bu dünya ile ilgili işlerde bağımsızlığını sürdürdü. Bu dönem çıkış örneklerinden burjuva reformcu martin lutherin dayandığı düşünce iman yoluyla aklanma, insanlığın kurtuluşu tanrının oğlu İsa’nın bütün insanlar adına acı çekmesiyle sağlanmıştır. Mümin sadece buna özveriyle katılır. İnsanın iç dünyasındaki bir durumdur. Bu durum, neyi ortaya çıkardı? İmanı temsil eden kilise ortadan kalkmasa da, baskısının ortadan kalkması olmuştur. Yani tanrı insanı doğrudan doğruya hitap eder. Öğretisiyle kilisede sadece manevi dünya işleriyle sınırlandırılmıştır. Calvinci reformada ise, halktan kaynağını almış, ilkel Hıristiyanlığa, saflığına dönüş bu görüşler yoksul kitlelerin özlemlerine cevap olurken, sosyal bir muhalefete kitlelerin devrime dönüşüme bağlılıkları ortaya çıkarmıştır. Yerleşik düzeni alt üst etmek gerekliliğini inancı geliştirmiştir. Calvin mümini bütün dünyasal bağlardan koparak, yazgısını tanırın bilinmez iradesini bırakarak imanı alabildiğine bireyselleştirmiştir. Bu durum oluşmakta olan burjuvazinin sosyal patlamacılığın yansıtıyor. Dolayısıyla calvincilik kapitalizmin özel gelişme gösterdiği alanlarda yaymıştır. Bu dönem çıkışlarına kaynaklık eden esas olarak Ortadoğu da gelişim seyrimde olup, Avrupa ya taşınan bilimdeki gelişmelere de bakmakta yarar var. Ortalama 7.yüzyıldan 12. yüzyıla kadar devam bu gelişmeler özünde hakikate ulaşma arayışları ve çabalarıyla ortaya çıkmıştır .bu dönemde farabi, ibni rüşt, ibni sina, öğretileri özünde Allah ile kul arasındaki ilişki ve bağı manie ruhani varlığıyla direkt olması son ucuna götüren öğretilerdir. Avrupa ya taşınarak felsefi çıkışlara kaynaklık etmişlerdir. Kendi dönemi içinde Ortadoğu da Rönesanssın çıkışına götürebilecek iken, özellikle Osmanlı imparatorluğu döneminde iktidarlaşan İslamın tutuculuğuyla bağlantılı mezhep ve tarikatlara ayrışarak felaket halini alan durum kurtarılmaya çalışılır. Sünnilik, tutucu resmi bir mezhep durumun temsil ederken, Alevilik toplumun değer yargılarıyla bağlarını koparmayan, ezilenler ve direnişçilerden yana olur. Çok fazla gizemcilik, tasavuf güç kazanır. Bunlar resmileşen mezheplere tepki olmakla birlikte yenilgi ve güçsüzlük sonrası gelişen pasif akımlardır. Dolayısıyla bilim ve felsefe alanlardaki gelişmelerde bu zihniyet yapılanmasında küfür ve yobazlıkla değerlendirilerek, özellikle 12. yüzyıl ve sonrası için Ortadoğu da karanlık dönem yaşanır. Ortadoğu kültürü neolitikten itibaren geliştirdiği uygarlık tarihindeki öncülük rolünü on beş bin yıllık bir süreçten sonra Avrupa ya terk etmiş olur. Rönesans ve aydınlanma hareketlerinin devlet ve geleneksel toplumun ve bireyde yarattığı dönüşümlere gelince; Sonuçlarını en iyi iktidarlaşma süreci olan Fransız devriminde ifadeye kavuşturur. Öncelikle devrim bir burjuva devrimidir. Evrensel niteliktedir. İnsanlığın tanıdığı en büyük sosyal mücadeleler sürecini doğurmuştur. Öncelikle devlet yapılanmasında burjuvazi kralla ortaklaşarak egemenliği gerçekleştirmek istemiştir. Devrim içinde devrim mücadeleleri ve yeni sistem geleneksel toplum arasında yaşanan yoğun savaşımlar sonrası ancak 20 Eylül 1792 de konvansiyon toplanarak monarşiye son verip, cumhuriyeti kurar. Yalnız bu burjuva iktidarı mal varlığına dayalı oy ilkesine dayanır. Ettin ve edilgen yurttaş ayrımı yapılır. Seçmen, hedefine egemen olan burjuvazidir. İdare ve adliye alanında yargıçları yeniden örgütlemeye kadar şekillenir. Ayrıca kilise yetkileri seçimle belirlenir. Kilise mallarından sonra ruhbanda millileşir. Eğitim kiliseden alınmış, millete verilmiştir. Geleneksel bayramların yanı sıra ulusal bayramlarda vardır artık. Toplumda ortaya çıkan durum ise, beş yüz yıl süren aydınlanma mücadeleleri sonucu aydınlanan birey v toplumda resmi devlete karşı kapsamlı örgütlenmeler gelişmiştir. Zaten ortay açıkan bu örgütlenmelerin boyutluğu ve kapsamıyla devrim içinde devrimler gerçekleştirmiştir. Ve iktidara gelinmiştir. Komiteler, belediler, meclisler, kulüpler,hatta ordu içinde dahi gelişen Jacoben kulüpler kurulur. Ve mücadeleler verilir. 5 Ekim 1790 da ve işlerin bitirilmesi sloganı ile kadınların da ağırlıkta katıldığı halk yürüyüşünde kral teslim alınır ve kararlar çıkartılır. 26 ağustosta onaylanan insan ve yurttaş hakları bildirgesiyle daha önce ilan edilen 4-11 ağustosta hak eşitliğini de kapsar. İnsanın özgürlük hakkını, yurttaşın egemenlik hakkını ilan ederek, devrimin büyük bir yasası gerçekleşir. Yasasın birinci maddesi insanlar haklar bakımından birbirine eşit doğar ve öyle yaşar. Sosyal farklılıklar ancak ortak yasalara dayanabilir. Hak eşitliğin yanında, bireysel özgürlükler kamusal özgürlükler, ayin özgürlüğü, bildirgede ilan edilir. 14 Aralık 1789 da çıkan bir karara göre dilekçe yazmak için özel meclisler halinde gürültüsüz, parıltısız ve silahsız toplanma hakları da vardır. Bir yıl geçmeden toplanma özgürlüğü temel yükümler içine girer. Ayrıca dernekleşme ve siyasal kulüpler serbesttir. Vicdan Özgürlüğü, mülkiyet, güvenlik, baskıya karşı direnme konularında da önemli tartışmalar olmuş, sonuçlara ulaşılmıştır. Sonuç olarak toplumda yapılan ve yıkılanlar bin yıllık krallık ölür. Eski rejimin ana dayanaklar soyluların sosyal mertebesi indirgenir. Ruhban kesimin mallarına el konulur. Dinsel olmayan sıfatlarına son verilir. Eski üstünlükler yok edilir, ve yerine para ve yetenek sahibi insan alınır. Yeni sistem burjuvazinin kesimlerine dayanır. Pek çok sağlam güçlü halk desteğiyle bu sonuçlar yaratılmıştır. (kadın konusu eklenecektir) Yazarlar: Gülbahar, Metin, Erdalan, Veysel gulbahar, Son Güncelleme: 05.11.07
|