AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace

Merhaba Misafir, Forumlarımıza hoşgeldiniz.

Üye olmak için burayı tıklamanız yeterli. Kayıt işlemi ücretsiz olup, konulara cevap yazabilmeniz için gereklidir.
Hatırla
Parolanız
   
Forum
 Siyaset, İdeoloji, Sistemler, Devlet Yapıları / Güncel Politika
        Siyasi Bir Aldatmacanın Sonu mu?

Siyasi Bir Aldatmacanın Sonu mu?


13.07.2007 23:20

kEditor


Administrator
Aktif Üye

Mesaj sayısı 160
 27.02.2007, 00:08:44
Adam Hanieh - 31 Ocak 2006

132 sandalyeli Filistin Yasama Konseyi (FYK) için 25 Ocak’ta yapılan seçimlerden Hamas’ın büyük bir zaferle galip çıkması hem Filistin hem de daha geniş anlamda Ortadoğu politikası açısından benzeri görülmemiş bir dönüm noktasıdır. Muhtemelen, İsrail’in 1948’de kurulmasından bu yana ilk defa, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde İsrail’le Batı’nın çıkarlarının doğrudan boyunduruğu altında olmayan yasal bir idari güç geniş tabanlı güçlü bir halk desteğine ulaştı.

Seçim öncesi yapılan kamuoyu yoklamaları, sürekli olarak, Hamas’la yönetimdeki parti olan El-Fetih arasında başa baş bir yarışın olacağına işaret ediyordu. Hamas’ın FYK’deki sandalyelerin yaklaşık üçte birini kazanacağı, sandalyelerin %40’nınsa El-Fetih’e gideceği tahmin ediliyordu. Batı Şeria’da önde gelen bir sivil toplum örgütü ismi olan Mustafa Barghouti’nin Bağımsız Filistin listesinin, solcu bir parti olan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi - FHKC (Popular Front for the Liberation of Palestine – PFLP)’nin oldukça önünde, üçüncü en büyük parti olarak seçimden çıkması bekleniyordu. Filistin Kurtuluş Örgütü (Palestine Liberation Organization - PLO)’nün küçük gruplarından oluşan bir koalisyon olan Badil ile şuanki Filistin Yönetimi (FY)’nin Ekonomi Bakanı olan Salman Fayyad ve bir Filistin sivil toplum örgütü olan Miftah’ın başkanı Hanan Ashrawi’nin yönetimindeki Üçüncü Yol (the Third Way) gibi daha küçük partilerin de mecliste birkaç sandalye almaları bekleniyordu.

Seçim sonuçları, hem katılımcıların hem de gözlemcilerin tahminlerini yanıltarak El-Fetih’e kazandığı 45 sandalyeye karşı Hamas’a 74 sandalye getirdi. Filistin’e Özgürlük için Halkçı Cephe üç sandalye kazanırken, ikişer sandalye Bağımsız Filistin, Badil ve Üçüncü Yol’a gitti. Bağımsız adaylar 4 sandalye kazandı. Seçime katılımın %78 gibi yüksek bir oranda olması Filistinli seçmenlerin çoğunun temsil edildiği anlamına geliyor.

Oluşan bu farkın önemini abartmak güç. Eylül 2000’de başlayan ayaklanmaları takip eden dikkate değer birkaç istisna dışında El-Fetih idaresi altındaki Filistin Yönetimi İsrail Hükümeti’yle genelde ağız dalaşından pek ileri gitmemesiyle biliniyor. İsrail askerleriyle eşgüdümlü olarak çalışan Filistin Yönetimi güvenlik güçleri siyasi muhalifleri ve aktivistleri tutuklamış ve pek de akıl kârı olmayan ‘iki taraflı şiddet’ sloganını sürekli olarak tekrar etmiştir. Bu rol Filistin’deki ulusal hareketin dağılmasına ve kafa karışıklığına sebep olmuştur. Hamas’ın zaferinin İsrail, ABD ve AB’ye saldığı büyük korku basitçe şöyle: ne kadar yeteneksiz ve güvenilmez olursa olsun kendileriyle aynı pencereden Filistin’e bakan eski FY çöktüğüne göre şimdi Filistin halkını kontrol altında tutmak için kimden yardım alacaklar?

‘Siyasi bir Aldatmaca’nın Reddi.


Halkın çoğunun oylarının Hamas’a gitmesi temelde, 1993 yılında Oslo Uzlaşması (Oslo Accords)’nın imzalanmasını takip eden ve Filistin halkı açısından yıkıcı sonuçları olan müzakere sürecinin reddidir. Sayısız kişi, Oslo Uzlaşması’nı, herkesçe bilinen tam bağımsız bir Filistin Devleti hedefinden çok uzak, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin süregiden sömürgeleştirilmesinde kullanılan bir incir yaprağı olduğu yönünde eleştirmiştir. İsrail, ‘barış’ görüşmeleri kisvesi altında, yerleşim birimleri ağı, yollar ve denetim noktalarıyla Filistin köylerini ve şehirlerini çevreleyip birbirinden ayırmaya devam etti. İsrail askerleri Filistinliler’in bölgelere giriş çıkışını karmaşık bir izin ve hareket kısıtlaması sistemiyle kontrol etti. Bu birbirinden ayrılmış insan adalarına özerklik süsü verildi; ancak, geçerli kontrol hâlâ İsrail devletinin elindeydi. Oslo (ve bunu takip eden anlaşmalar) Filistin halkının kendi kendisine polislik etmesni amaçlarken Israil’in bu apartheid[1] sistemini derinleştimesine izin verdi. Barış sadece apartheid planını maskeleyen muallak bir aldatmaca görevi gördü.

Hamas’ın zaferi bu sözde ‘barış sürecinin’ çarpıcı bir şekilde sorgulanması anlamına geliyor. Batılı hükümetler ve ana akım medyanın yalanlarıyla şişirilmiş olan müzakereler efsanesi, Filistin Başkanı Abu Mazen (Mahmud Abbas) ve Başbakan Abu Ala (Ahmed Kurey) gibi bireyler başta olmak üzere Filistin Yönetimi tarafından tamamen destekleniyordu. Filistin Yönetimi’nin liderleri, barışçıl müzakereler ve şiddetin içi boş bir şekilde kınanması bayrağı altında boyun eğme ve teslim olmayı temsil eder hale gelmişlerdi. Doğrusu, Yasama Konseyi seçimlerinin hemen öncesinde, Hamas lideri Halid Meşal “elli yıllık tecrübe bize izlenen yolun boş olduğunu öğretti. Hamas Filistin halkını bu siyasi almatmacayla kandırmaya devam etmeyecek” dedi.

Yozlaşma: Kazara değil sistematik bir şekilde

Oslo sürecini anlamak Hamas’ın zaferini açıklamak adına merkezi bir yerde duruyor. Çoğu yorum Hamas için oluşan geniş sempatinin, 90’ların ortasında kurulmasından sonra El-Fetih partisinin yolsuzluk, adam kayırma ve vurgunculuğunun reddedilmesine dayandığına işaret ediyor. Bu gerçek aslen doğru olmasına karşın, mevcut yozlaşmanın kökeninde yatan sebebe dair çok fazla açıklama sunmuyor. Genellikle ifade edilmeden geçen şey bu sistemli siyasi yozlaşmanın Oslo sürecinin doğrudan ve kasıtlı bir sonucu olduğudur.

Oslo, Filistin Yönetimi’nin varlığını devam ettirmek için dış kaynaklara tamamen bağımlı bir hale geldiği bir sistem kurmuştur. İsrail, Filistin tarımını mahveden, Kudüs’ü (Filistin ekonomisinin %40’ını sağlayan şehri) Batı Şeria iç bölgesinden ayıran ve devasa bir bölgeye el koyma kampanyası olan sınır geçişlerine ve şehirlerarası seyahate koyduğu denetlemelerle Filistin Yönetimi’nin körü körüne itaatini garanti altına almıştır. Elektrik, su ve iletişim sıkı bir şekilde İsrail’in denetiminde olmuştur. Bu denetleme, Filistinliler’in hangi malları ithal edip hangilerini ihraç edebileceğine dair kıstlamalar getiren 1994 Paris Ekonomi Protokolü gibi anlaşmalarda kanunlaştırıldı.

Çoğunlukla ABD ve AB kaynaklı dış para akışı Filistin Yönetimi’nin tek likidite kaynağı haline geldi. Ancak, bu kaynaklar, siyasi bir bedelle gelmiştir ve devam eden sömürgeleştirme sürecinde, parayla itaati satın almak için tasarlandı. İltimas ve yolsuzluk böyle bir sistemin açık ve doğal birer sonucu oldu. Hayatlarını devam ettirebilmek adına çok az maddi kaynağa sahip olan bireyler hayatta kalmak için Filistin Yönetimi ya da El-Fetih’in yapacağı dağıtıma bağımlı kalmak ve yönetimle kişisel temaslarda bulunmak zorunda kaldılar. Yaklaşık yarım milyon Filistinli geçimini sağlamak için Filistin Yönetimi’ne bağımlı durumda.

Üstelik, Filistin Yönetimi’ndeki belirgin isimler İsrailli ve yabancı şirketlerle doğrudan iş yapan Filistinli büyük tekel şirketleri üzerinde doğrudan denetime sahiptiler. Bunların yaptığı vurgunlar verili durumun devamına bağlıydı. Belki de, bunun en bilinen örneği Filistin Başbakanı Abu Ala’nın, sonraları ayrım duvarının inşasına doğrudan adı karışmış olduğu anlaşılan, çimento şirketleridir.

Nüfusun büyük bir çoğunluğuyla Filistin Yönetimi içinde ve etrafındaki zengin elit arasındaki gittikçe artan büyük fark, Eylül 2000’deki ayaklanmanın başlamasıyla birlikte çok derin bir yarığa dönüştü. Gittikçe küçülen elit bir tabakanın göze çarpan harcamaları, halka Filistin toplumuna yönelik İsrail saldırılarının yükünün eşit bir şekilde taşınmadığını hatırlatırken, Gazze Şeridi gibi yerlerde yoksulluk seviyeleri %70’lere vuruyordu.

Buna karşın, Hamas aktivistleri dürüst, güvenilir ve fakirlerin çıkarlarına sadık olarak görülmektedir. Seçimlerde iki farklı oy kullanılmıştır: bir oy Batı Şeria/Gazze Şeridi geniş parti listesi için (66 sandalye) ve bir oy da bölgesel seviyede yarışan bireysel adaylar için (66 sandalye). Bölgesel oylar onlara yakın gruplar tarafından Hamas’ın nasıl algılandığını çarpıcı bir şekilde teyit ediyor. Hamas, bölgesel seviyedeki 66 sandalyenin 45’ini aldı.

Şimdi ne olacak?

Seçimler, eğer Hamas öncülüğünde bir Filistin Yönetimi halkın çıkarları doğrultusunda hareket etme sözünü yerine getirirse, muazzam bir değişimi müjdeliyor. Çok somut bir örneği ele almak gerekirse: şu sıralar, yaklaşık 100 Filistinli, Filistin Yönetimi tarafından Eriha hapishanelerinde siyasi tutuklu olarak tutuluyorlar. Bu aktivistler tüm siyasi gruplardan geliyor. Belki de en göze çarpan liderler, FHKC Lideri Abu Ali Mustafa’nın öldürülmesine cevaben İsrail’in aşırı sağ kanat turizm bakanı Ze’evi’yi öldürmekten tutuklu FHKC liderleridir. Bu kişilerin tutuklanması İsrail, ABD ve İngiliz hükümetleri tarafından emredilmiş ve bu durum Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde geniş bir kitle tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Doğrusu, FHKC’nin Genel Sekreteri olan Ahmet Saadet, Eriha hapishanesinde tutuklu haldeyken FHKC’nin liste başı olarak Yasama Konseyi’nde sandalye kazandı[2]. Hamas’ın bu gibi önlemlere boyun eğmeye devam etmesi hiç de olası görünmüyor ve zaten seçim zaferini müteakiben Hamas’ın yaptığı ilk beyanlardan birisi Saadet’in serbest bırakacağı oldu.

Eğer Hamas bu işgal yapısını daha fazla devam ettirmemek adına vaat ettiklerini yerine getirirse, bu İsrail’le ABD’nin bölgedeki çıkarlarını büyük bir sekteye uğratacak. Gelgelelim, durum tüm Flistin Yönetim organı boyunca yerleşmiş labirentimsi gruplar ve çıkarlar ağı nedeniyle o kadar da basit görünmüyor. Yasama Organı zayıf bir organ ve önemli bir güç, resmi olarak Abu Mazen ve Başkanlık Dairesi’’nin elinde bulunuyor. Güvenlik güçleri - özellikle de Önleyici Güvenlik birimi – Abu Mazen’in sözde denetimi altında El-Fetih’in yönettiği bir organ olarak duruyor. Hamas ise özellikle Gazze Şeridi’nde askeri bir kadro ağına sahip bulunuyor.

Bazı yorumcular, seçim sonuçlarının, 1991’deki Cezayir tecrübesinin tekrarı olabileceği korkusunu dile getirdi.1991 yılında seçimle işbaşına gelen İslamcı bir parti olan FIS askeri bir darbeyle devrilmiş ve ülkede uzun süreli bir iç savaş başlamıştı. Filistin bağlamında böyle bir tekrarın yaşanması, şüphesiz İsrail askeri ve güvenlik aygıtının silahlı iç çatışmanın hem kışkırtılması hem de devam ettirilmesinde işin içine girmesine tanık olacaktır. Sürekli bir ulusal birlik meclisini desteklediğini ve diğer Filistinli gruplarla silahlı çatışmanın içine çekilmeyi reddettiğini belirten Hamas hiç şüphe yok ki bu tehditin farkında. Gene de böyle bir olasılık için gizliden gizliye İsrail desteği gerçek ve somut bir ihtimal.

Filistin güvenlik güçlerini Abu Mazen’in denetimi altında tutmaya zorlamak böyle bir senaryonun temelini atabilir. Muhammed Dahlan ve Cibril Recep gibi FY’nin anahtar güvenlik şeflerine ABD’nin desteği açık bir gerçek ve isimlerin her ikisi de Gazze ve Batı Şeria’daki seçim sonrası silahlı gösterilerde başı çeken isimler oldular. Bu gösteriler Hamas’ın zaferini kınadılar ve Abu Mazen’le El-Fetih’in merkez komitesini istifaya davet ettiler. Bununla birlikte, 28 Ocak’ta yayınlanmış bir bildiride, El-Fetih’in silahlı kanadı olan El Aksa Şehitleri Tugayı bu gösterileri belli Fetih liderleri tarafından güç elde etmek için düzenlenen popülist gösteriler olarak tarif etti. Hiç de dolaylı olmayan bir yolla Muhammad Dahlan’a yapılan bir göndermede, El Aksa Şehitleri Tugayı gösterileri düzenleyenleri “yolsuzluğu yayanlar ve El-Fetih’in küçük düşürücü mağlubiyetini daha da kötüleştirenler” olarak sert bir dille eleştirdi.

Anahtar soru, Hamas’ın ulusal mücadeleye bağlılıkla Filistin Yönetimi’nin yapısını korumak arasındaki çelişkiyle nasıl başa çıkacağıdır. Bu ilişkinin siyasi karakteri ABD ve AB tarafından kaynakları kesmek yönünde tehditlerle çarpıcı bir şekilde aşikar hale gelmesine rağmen, FY’nin ekonomik bağımlılığı Hamas zaferiyle birlikte ortadan kalkmayacak. Hamas’ın alternatif destek kaynakları bulup bulamayacağı, zenginliğin yeniden dağıtımı ya da geniş tabanlı bir güven stratejisi kurmaya kalkışıp kalkışmayacağı, ya da politikalarını Batı için daha kabul edilir hale gelecek şekilde yeniden tanımlayıp tanımlamayacağı görülmeyi bekliyor. Bu son seçenek bu aşamada olası görünmese de, durumun durağan seyretmesi hiç olası değil.

Bu çelişki Hamas’ın meydana getirdiği bir şey değil ve tam olarak Oslo süreci tarafından konan yapısal sınırlamaların bir sonucu. Bu düğümü çözmenin tek yolu, Filistin mücadelesinin sadece Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde ne olup bittiğine dair var olan algılayışın kırılmasıyla mümkün. Oslo sürecinin bilinçli bir amacı da Filistin mücadelesini, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki toprak oranları üzerine kurulan bir tartışmaya indirgemek, Batı Şeria/Gazze Şeridi’ndeki Filistinler ile, yani 1948 yılında Tarihi Filistin’de kalıp İsrail vatandaşı olanlar ile buradan sürgün edilenler arasında herhangi bir bağ bırakmamak olmuştur. Bu anlamda anahtar, bir ulusal kurtuluş hareketi olarak Filistin Kurtuluş Örgütü’nü yok etmek ve yerine Filistin Yönetimli bir devlet inşa etme projesini koymak olmuştur.

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün 1960’da kurulması, nesiller ve ülkeler boyunca dağılmış olan Filistin ulusunu birleştirdiği için önemli bir ileri adımdı. Bu mücadelenin temel talebi geri dönme hakkıydı: Filistinliler’in sürüldükleri evlerine ve topraklarına dönmeye hakları olduğunda ısrar etmek. Oslo’dan bu yana yaşanan tüm müzakerelerin benzer bir özelliği, bunu birkaç bin Filistinlinin sembolik olarak Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ne dönmelerine indirgeyerek bu talebin altını boşaltma girişimleri olmuştur. Gene de Abu Mazen gibi bireylerin böyle girişimlere boyun eğmeye açıkça gönüllü olmalarına rağmen, dünyanın dört bir yanındaki Filistinliler, Tarihi Filistin bölgesine tümüyle geri dönüş amacında hâlâ birleşmiş bir durumdalar.

Hamas zaferini takiben, trajik bir alaycılıkla, Abu Mazen İsrail’le müzakereleri FY çatısı altında değil FKÖ çatısı altında devam ettireceğini iddia etti. Teknik açıdan durum her zaman böyle olmuş olmasına rağmen, Oslo’nun ardından FKÖ’nün yapısının nötürleştirilmesi müzakerelerin yönünün demokratik ve geniş tabanlı denetimden çok uzak olduğu anlamına geliyor.

Önümüzdeki dönemde merkezi öneme sahip olacak olan şeyler, daha geniş anlamda Filistin ulusal yapısına ne olacağı ve eve dönüş hareketinin muhtemelen yeniden hayata sokulması olacaktır. Hem Hamas hem de FHKC, Batı Şeria ve Gazze Şeridi dışında kalan Filistin yapılarını yenilemenin önemi üzerinde duran seçim kampanyaları düzenlediler. Doğrusu, FHKC’nin seçim programı, Yasama Meclisi seçimlerinin, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nin Filistin Ulusal Konseyi (FUK) ’nde temsil edilmesi için bir vekalet oluşturulması gerektiği maddesini içeriyordu. Sürgündeki Filistin parlamentosu olarak FUK, FKÖ’nün en üst düzey yönetim organıdır ve dolayısıyla sürgündeki tüm Filistinlileri temsil etmesi beklenir – ancak, FKÖ son 10-20 yıldır ölüm döşeğinde can çekişmektedir. FHKC, FUK’nin geri kalan kısmını seçmek ve onu Filistin adına karar almada başlıca güç durumuna yeniden getirmek için tüm dünyadaki Filistinliler’in oy kullanacağı bir seçim yapılması çağrısında bulunmuştu.

Yürekleri cesaretlendirecek bir şekilde Hamas Lideri Halid Meşal, 31 Ocak tarihinde Guardian gazetesinin başyazısında bunu Hamas’ın önemli bir stratejik amacı olarak açıkça belirtiyor. Diyor ki: “Bizim Filistinlilere mesajımız şu: bizim halkımız sadece Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde kuşatma altında yaşayanlar değil, ayrıca Lübnan, Ürdün ve Suriye’de mülteci kamplarında zayıf düşen milyonlarca Filistinli’yle, dünyanın dört bir tarafına dağılıp evlerine dönemeyen milyonlarca Filistinlidir. Size söz veriyoruz ki dünyada hiçbir şey bizi özgürlük ve Filistin’e dönüş amacımızdan alıkoyamaz. Yurdumuz Filistin’i düzene sokmak için tüm gruplar ve kurumlarla çalışmak için hiçbir çabadan kaçınmayacağız. Parlamento zeçimlerini kazanırsak, bizim orta vadeli amacımız FKÖ’yü reformdan geçirip, onun tüm Filistin halkının, hiçbir istisna ve ayrım yapmadan, gerçek temsilcisi rolünü yeniden canlandırmak olacaktır.”

Bu bağlamda, Filistin dayanışma hareketi önemli güçlüklerle yüz yüze gelmiş durumda. Hamas’ın beklenmedik zaferinin İsrail ve ABD’nin bölgeye dair planları açısından yarattığı karışıklığa bakılırsa, Hamas’a karşı anaakım medyada sürekli bir ideolojik saldırıyı beklemek durumundayız. Bu kampanya, Filistin toplumunun olması yakın bir Talibanlaşma sürecine gireceği hikâyeleriyle başlamış durumda bile. Ancak, bu iddalara şüpheyle yaklaşılmalı. Hamas’ın zaferi Oslo’da giydirilen deli gömleğini yırtmak adına siyasi bir his ve isteği ifade etmektedir. Hamas’ın liderleri açıkça bunu bilmekte ve dini bir çizgide çok uzak sosyal değişimler inşa etmek yöününde neredeyse hiçbir eğilim göstermemektedirler.

Hamas’ın zaferi geçen on yılın müzakerelerini çevreleyen efsaneleri dağıtmaya yardımcı olacak. Batı Şeria’da ve Gazze Şeridi’ndeki Filistin nüfusu, ezici bir çoğunlukla bu müzakere sürecinin İsrail’in uyguladığı apartheid politikasının derinleştirilmesi için sadece bir bahane olduğunu ortaya koydu. Seçimleri takip eden hafta içerisinde Hamas’lı temsilcilerin açık mesajı şuydu: İsrail ve Batılı güçler tarafından anlaşıldığı ve anaakım medya tarafından defelarca tekrar edilmiş şekliyle uygulanmış barış sürecinin gerçek ve adil bir barış süreciyle uzaktan yakından bir alâkası yoktur. Dünyanın geri kalan kısmının bu mesajı dikkate alıp almayacağı ise merak konusudur.

1. Güney Afrika Cumhuriyeti'nde 1994 yılına kadar yürürlükte kalan ve beyaz olmayan ırklar arasında yasal olarak bir ayrımı öngören politika. Apartheid rejimi ile beyaz yönetim, beyaz olmayanların siyasi haklarını meslek seçme, ibadet ve evlenme özgürlüklerini kısıtlıyordu. Siyahlar devletçe belirlenen özel bölgelerde yaşamaya zorlanıyordu. 27 Nisan 1994'te yapılan seçimlerde Nelson Mandela Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olduğunda yeni anayasa ve haklar anayasası ile Apartheid rejime son verdi.

2. 14 Mart 2006 günü İsrail ordusu ABD ve İngiltere’nin kontrolündeki Eriha Hapishanesine operasyon düzenledi. Operasyon sonucu Ahmed Saadet ile birlikte çok sayıda Iraklı mahkum, İsrail askerleri tarafından esir alındı.



Çeviren: Kadir Gökgöz - zmag
Kullanıcı çevrimdışı Yazıcıya Gönder
 

Sayfayı yazdır  |  Önceki Konu  |  Sonraki Konu
Hızlı Menü
 




Forum istatistikleri
Konular:241, İletiler:325, Kullanıcılar:435
Aramıza en son katılan üyemiz, iNsAn
Doğum Günü Olanlar
muro (18)