AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace

Merhaba Misafir, Forumlarımıza hoşgeldiniz.

Üye olmak için burayı tıklamanız yeterli. Kayıt işlemi ücretsiz olup, konulara cevap yazabilmeniz için gereklidir.
Hatırla
Parolanız
   
Forum
 Siyaset - Politika / ideolojiler
        Sosyalist YabancılaÅŸma

Sosyalist Yabancılaşma


30.05.2008 14:25

mahirs


Üye
Üye

Mesaj sayısı 28
 06.10.2006, 05:15:45
‘Bill Gates dahil binlerce burjuva, kapitalizmin yıkılması ve sosyalizmin kurulması eylemine katılabilir’, diyen birine doğal olarak acımayla bakılır.

Peki ya, ‘Gorbaçov dahil milyonlarca komünist, sosyalizmin yıkılması ve kapitalizmin yeniden kurulması eylemine katılabilir’, diyen birine nasıl bakılırdı?..

‘Onlar zaten komünist falan değillerdi’ ya da ‘sosyalizme ihanet ettiler’ vs. basitliğiyle sorun açıklanmış olmuyor.

Sorunun adını koymak lazım; sosyalizmin insanları sosyalizme yabancılaştılar...

Ve şurası kesin; sosyalist değerlere yabancılaşmış, kendi geleceğini yok edip yeniden kapitalist sömürüyü kabullenmiş ‘sosyalist insan’ın yaşadığı tarihsel serüveni anlamadan, yeni bir sosyalist gelecek inşa edilemez.

Sosyalist yabancılaşmanın kaynağını araştırmak için tarihsel arka planı sabırla ve büyük bir titizlikle sorgulamak gerekiyor. Ben ise burada kısa bir tarih gezintisi yapmakla yetineceğim.

Biliniyor; 1917 Ekim Devrimiyle örgütlenen sosyalist iktidar, proletaryanın sosyalist çoğunluğunca değil, 180 milyonluk Rusya’da ancak 4 milyona yakın bir nüfusa sahip olan proletaryanın küçük bir bölümünün devrimci eylemine katılan asker üniforması giymiş köylü kalabalıklarınca gerçekleştirildi. Elbette bu devrimde sosyalist ideolojinin rolü yadsınamaz. Fakat buradaki rolün dolaylı olduğu teslim edilmeli; savaş konjonktürünün ürettiği açlık ve barış gibi yakıcı sorunlara yanıt arayan üniformalı köylü kalabalıklarının sosyalist ideolojiden süzülmüş sloganlarla sağlanan motivasyonudur söz konusu olan.

Sosyalizm, kendi insanını yaratmadan doğmuştu. Sosyalist proletarya sayısal açıdan çok yetersizdi. Ama yine da üretenlerin doğrudan yönetimini veren Sovyetler örgütlenmişti ve sosyalizm, kendi insanını Sovyetler pratiğiyle çoğaltabilirdi...

Toplumun sosyalist dönüşümü için son derece uygun bir araç sayılan Sovyetler vardı, fakat öte yanda da muazzam bir emperyalist kuşatma ve içeride hatırı sayılır bir karşı devrimci faaliyet söz konusuydu . Bu durum, genç Sovyetlerin zaten çok az olan sosyalist insan malzemesinin, her şeyden önemli emperyalist kuşatmanın kırılması, iç savaş ve açlık gibi yaşamsal sorunların çözümüne ayrılmasını zorunlu kılıyordu. Cılız omuzlarına devasa sorunları yüklenen proletarya, Sovyetler pratiği içinde kendini dönüştürüp çoğaltma fırsatı bulamadan yok oldu.

1921 yılının sonuna doğru, artık proletaryasız bir sosyalist iktidardan söz ediliyordu. Bu, sosyalizmin geleceği için çok vahim bir durumdu ve gerçekti. Lenin’in de teslim ettiği gibi, 1921 yılının sonunda, sanayi proletaryası savaş, sefalet ve yıkım sonucu sınıfsızlaşmış, deklase bir hale gelmiş, başka bir deyişle, proletarya olarak varlığı sona ermişti.

Proletaryasız bir sosyalizm... Dünyanın ilk sosyalist ülkesinde, sınıf bilincine sahip proletaryasız bir başlangıç, sosyalist değerlerin işin başında sakatlanmasına neden olabilirdi. Böyle de oldu.

Sosyalist değerlere yabancılaşma sürecini açan pek çok neden gösterilebilir ama sanırım 10. Kongre kararları özel bir ilgiyi hak ediyor. 10. Kongre’den çıkan kararlar, sosyalist öğretiye yabancı bir pratiğin örgütlendirilmesine olanak tanıyordu.

10. Kongre kararları ile fraksiyonlar yasaklandı. Fraksiyonlar, sosyalizm içi farklı düşüncelerden doğar ve fraksiyonlara konulan yasak, sosyalizm içi farklı düşünceleri ifade etme özgürlüğünü yok etmek anlamına gelir. Böylece 10. Kongre kararları, sosyalist demokrasinin olmazsa olmaz bir ilkesini askıya almış oluyordu.

Lenin’in erken ölümünden sonra, sosyalist demokrasiyi sakatlayan 10. Kongre kararları, başlangıçta tanımlandığı gibi ‘tarihsel zorunluluklardan kaynaklanan bir geri adım’ olmaktan çıkartılıp ‘dokunulamaz bir teori’ düzeyine çekilmiş ve ‘resmi görüşler’le çelişen düşünce sahiplerinin kurşuna dizilerek tasfiye edilmesi gibi ürkütücü bir pratik yaşanmıştır. Bu durum, düşüncenin tek tipleşmesine, bağıntılı olarak düşünce dünyasında sosyalist yabancılaşmaya neden olmuştur.

Sosyalist öğretinin önerdiği toplum projesinde tek kişi yönetimi yoktur. Üretim ve yönetim süreçlerinde tek kişi yönetimi, sosyalist demokrasinin ortadan kaldırılması demektir. 10. Kongre, fabrikalardan başlayarak devlet idaresine kadar her yerde seçmenlerine hesap vermekle yükümlü olan ve her an görevden geri çağrılabilen ayrıcalıksız vekillerce oluşmuş kolektiflerin yerine, Parti merkezinden atanmış tek kişi yönetimini geçirdi. Kolektiflerin yerine geçen denetlenemez atanmışlar, kaçınılmaz bir şekilde toplumsal eşitsizliği üreten bürokrasiyi yarattı.

Emeğin denetimine uzak duran ve atanarak yönetmenin avantajlarını kullanarak toplumun ayrıcalıklıları durumuna gelen tek kişi yönetiminin bireylerince oluşan bürokrasi, çok geçmeden topluma ve sosyalist değerlere yabancılaştı. Bunun, sosyalist insanın bilincine yine yabancılaşma şeklinde yansıması kaçınılmazdı; sosyalizmin insanları giderek ‘sosyalist yönetim’e yabancılaşmaya başladılar.

Teorik bir seçim olmamasına karşın, pratikte Parti ve devlet özdeşleşmiş ve Parti, her şeyin üzerinde duran bir erk haline dönüştürülmüştür. Ayrıca Parti’nin de, genel sekreterde ifadesini bulan tekil iradeye kilitlendiği gerçeği vardı; ‘Genel Sekreter Yoldaş’ hapşırdığında bütün partililer nezle oluyorlardı!.. Tekil irade durumundaki Genel Sekreter, Parti’nin, dolayısıyla Parti ile özdeşleşen devletin ve doğal olarak toplumsal yaşamın üzerinde belirleyici bir etkinliğe sahipti. Sosyalist demokrasiye uzak duran böylesi bir partide kastlaşma kaçınılmaz bir şeydi. Parti, kast sistemine dayanan ayrıcalıklı bir alandı ve partili bir yönetici, ayrıcalıklı bir ‘yoldaş’tı. Siyasal ve yönetsel açıdan eşitsizliği üreten bürokratik kastlaşma, parti – toplum ilişkisinde yabancılaşma demekti; Parti topluma, toplum da Parti’ye yabancılaştı. Kuşkusuz, sosyalist iktidarla özdeşleşen Parti’ye yabancılaşma, toplumun sosyalizme yabancılaşması anlamına geliyordu.

Velhasıl, emeği değil ama temsilcilerini iktidara taşıyan devrimlerden sonra örgütlenen sosyalizmin gereksindiği ‘sosyalist insan’ bir türlü yaratılamadı. Emek, kendini egemen güç şeklinde örgütleyemedi. Emeğin üzerinde konumlanan bürokrasi yüzünden, üretim araçlarının gerçek sahibi olarak hem üreten hem de doğrudan yöneten proletarya düşüncesi kitaplardan çıkıp gerçek hayatla buluşamadı.

Pek çok nedenle çok yönlü bir yabancılaşma ortamında yaşayan sosyalist ülkelerin emek güçleri, zamanla kendi değerlerini yadsımaya ve sosyalizme tavır almaya başladılar. Verili sosyalist iktidarları tasfiye ettiler ama yerine gerçek sosyalizmi inşa etmeyi düşünemeyecek denli sosyalist değerlere yabancılaştırılan aynı kitleler, kapitalist sömürüyü ve aşağılanmayı tercih etmek zorunda kaldılar.

Kıssadan hisse: sosyalizm, kendi insanını 'hemen şimdi' hazırlamaya başlamalıdır. Sosyalizmin geleceğini emek dünyasının kendinden menkul temsilcileri değil, devrim öncesi süreçlerden başlayarak kendini sosyalizme hazırlayan ve işin merkezinde konumlanan emek güçleri güven altına alabilir…

Yazan: Sadık Varer - enternasyonalle.com


__________________________________________________
Mücadele = Özgürlük
Kullanıcı çevrimdışı Yazıcıya Gönder
 

Sayfayı yazdır  |  Ã–nceki Konu  |  Sonraki Konu
Hızlı Menü
 




Forum istatistikleri
Konular:219, İletiler:276, Kullanıcılar:278
Aramıza en son katılan üyemiz, yorgun_demokrat
Doğum Günü Olanlar
ad-dg (15)