| |
|
|
|
|
 |
Moderatör
Yeni Üye
Mesaj sayısı 3
15.08.2006, 00:06:02
|
Dünya tarihinin en büyük komplosundan bir kahramanlık destanına!
11 Eylül 2001 sabahı, New York alışılmadık derecede sıcak bir güne başlamaktadır. Liman koruma polisi William Jimeno'nun aklında, kişisel izin gününü en sevdiği hobisi olan okçuluğa ayırmak vardır. Ancak ani bir karar değişikliğiyle, o gün çalışmaya karar verir.
Öte yandan, New York Limanı Polis Departmanı'nın deneyimli komiser yardımcılarından John McLoughlin de günlük görevinin ayrılmaz parçası olan bir buçuk saatlik devriye görevine hazırlanmaktadır. Polis arkadaşlarıyla birlikte Manhattan'ın yolunu tutarlar. Görünüşte o gün de herhangi bir gün gibidir; ama ilerleyen saatlerdeki manzara hiç de öyle olmayacaktır.
Yönetmenliğini Oliver Stone'un yaptığı "Dünya Ticaret Merkezi", ikiz kulelerin enkazı arasından kurtarılan son iki insan olan, liman bölgesi polis memurları McLoughlin ve Jimeno'nun gerçek öyküsünü anlatıyor. Kurtarma çalışması sırasında kulelerin enkazında mahsur kalan bu iki memurun yanı sıra, onları kurtarmaya çalışan görevliler ve ailelerinin trajik mücadelesi de filmin arka planında akıp giden yan öyküleri oluşturmaktalar...
'Yanlış bir zamanlama'nın filmleri
Bu film, normal bir zamanda gösterime girseydi, hiç kuşkusuz ki dünyanın pek çok ülkesindeki milyonlarca izleyiciyi hiç zorlanmadan gözyaşlarına boğmayı başarırdı. Ancak, tıpkı İngiliz yönetmen Paul Greengrass'ın ülkemizde halen gösterimde olan "Uçuş 93"ü gibi Stone'un "Dünya Ticaret Merkezi" de 11 Eylül saldırılarına ilişkin komplo teorilerinin ayyuka çıktığı; çıkmak ne kelime, pek çoğunun da hemen hemen kanıtlandığı bir dönemde gösterime girmek gibi ciddi bir handikapa sahip...
İnternet ortamı, 11 Eylül 2001 günü ABD topraklarında yaşananların baştan aşağı yalanlarla bezeli bir insanlık trajedisi olduğunu inanılmaz belge ve bulgular eşliğinde gözler önüne seren belgesel filmlerle dolup taşıyor. Her gün ortaya çıkan yepyeni bir görgü tanığı, Beyaz Saray'ın bu saldırılara ilişkin resmi tezlerini yerle bir eden kafa bulandırıcı şeyler söylüyor. Koskoca bir yolcu uçağının içine saplandığı söylenen Pentagon'un duvarında topu topu iki metre çapındaki bir füze deliği, 93 sefer sayılı United Airlines yolcu uçağının düştüğü söylenen Shanksville-Pennsylvania'daki çayırda bir kaç teneke hırdavat kalıntısı, uçağın 200'ü aşkın yolcusundan bazılarıyla sonradan dünyanın dört bir köşesinde karşılaştıklarını söyleyen görgü tanıkları, New York'taki çökme olaylarında Dünya Ticaret Merkezi'nin kolonlarını ardı ardına patlatan bir sürü bomba sesiyle sarsıldıklarını söyleyen itfaiyeciler, polisler, sivil savunma görevlileri ve turistler... Dahası, bütün bu söylenenleri kanıtlayan nice amatör ve profesyonel video çekimi... Sonrasında ise adı hala belli bir saygınlıkla anılan iki ünlü yönetmenden, bütün bu ürkütücü bulguları pişkinlikle es geçen, ardarda iki tane ağlak film...
Greengrass da Stone da böyle filmler çekmek için -en hafif ifadeyle- biraz fazla acele etmişe benziyorlar. Ancak, Beyaz Saray'ın giderek artan kamuoyu kuşkuları ve vicdanı hür kesimlerden gelen baskılar karşısında, sinemayı bir "manipülasyon aracı" olarak kullanmaktan çekinmeyeceği, tıpkı geçmişteki büyük siyasal olaylarda olduğu gibi şimdi de Hollywood'a resmi tezlerini destekleyecek nitelikte yapımlar ısmarlayabileceği aşikar...
Ne yazık ki geçmişte etkileyici filmlerini izlediğimiz Stone da son filminde bu iğrenç çarkın dişlilerinden biri olmaktan kurtulamıyor ve ortaya sıradan bir "rescue melodramı" olmaktan öte hiç bir siyasal anlam taşımayan yavan bir film koyma gafletine düşüyor.
Eski bir Vietnam gazisi olan ve başta bu kirli savaşı sorguladığı "Müfreze" olmak üzere, yıllar yılı ardarda çektiği zengin içerikli siyasal filmlerle (Salvador, JFK, Doğum Günü Dört Temmuz, Wall Street, Katil Doğanlar, Nixon) kah Amerikan derin devletini, kah sermaye piyasasının acımasız dünyasını, kah şiddeti pompalayan medyayı alabildiğine eleştiren Stone, artık yavaş yavaş pes edip kendini Beyaz Saray'a daha yakın bir noktaya konumlandırmışa benziyor.
Ne diyelim, Stone için hayırlı olsun; o Hollywood'un bitmez tükenmez finans kaynaklarını kullanarak kendi halkına masal anlatmaya devam edebilir. Ama bizler, yani üçüncü dünyanın bilinçli insanları bu masallarla uyumak zorunda değiliz. Hele de yanıbaşımızdaki Müslüman bir komşu ülke son üç yıldır açık bir emperyalist saldırganlığın yarattığı kıyamet ortamını yaşarken...
Gerçekleri anlatmak başka, kurguları anlatmak ise bambaşka...
Bu film, gerçekte hiç yaşanmamış bir olayın üzerine kurulan sıradan bir serüven olsaydı, hiç kuşkusuz ki "Stone, yine usta bir anlatıcı olarak yeteneklerini döktürmüş" denilebilirdi. Ancak, söz konusu olan kendini nicedir uluslararası arenada "dünya sorunlarına karşı duyarlı bilge sinemacı" şeklinde pazarlayan biri olunca, küresel izleyici de ondan ister istemez -milliyetçilik duyguları artık iyiden iyiye şahlanmış durumdaki- Amerikalıların göğsünü kabartacak bir "kurtuluş destanı" yazmasından daha ötelerde bir siyasal tavır, dünya tarihini değiştiren şaibeli bir olay karşısında sorgulayıcı bir duruş bekliyor. O kulelerde ve aynı günkü diğer terörist eylemlerde ölen 3000'e yakın insan elbette ki gerçekti ve bu olay o dönemde vicdan sahibi her insanın vicdanını alabildiğine sızlattı. Akıl ve mantık sahibi Müslümanların da... Özellikle de görevi üç kuruş maaş karşılığında insanların hayatlarını kurtarmak olan polisler, itfaiyeciler ve daha nice ilk yardım görevlisinin enkazda canlı ararken çöken binaların altında kalmaları, gerçekten de kolay kolay unutulacak türden bir trajedi değil. Ancak, bütün bu insanların ölümünden sorumlu pimleri çeken o kirli elin gerçekte kime ait olduğu da çağdaş dünyanın hala kafa yorduğu bir diğer problemi oluşturmakta. Bush yönetimi, insanlığın önüne doğru süpürdüğü her pisliğinde, parmağıyla böbrek hastası eski ajanı Üsame Bin Ladin'i işaret ederek bu yükün altından öyle kolay kolay kalkamaz. Nitekim, kalkamayacağı da her geçen gün ayan beyan ortaya çıkıyor.
Ancak, ne yazık ki "Dünya Ticaret Merkezi"nin bütün bu karmaşık meseleleri sorgulamak gibi bir kaygısı yok. Böyle olmadığı için, ardarda gelen onca komplo kanıtından sonra, geleceğe bırakabileceği büyük ve iddialı bir sinemasal cümle de yok.
Kalburüstü bir sinemacının ideolojik anlamdaki gerileyişine ve dünyayı her geçen gün daha da kirleten vahşi bir ideoloji karşısındaki teslimiyetine tanık olmak istiyorsanız, ibret olsun diye izleyebilirsiniz. Aksi durumda, zamanınızı ve paranızı hiç boşuna harcamayın. Genç sinemacılarımızın çektiği iki yeni Türk filmi, daha bugün gösterime girdikleri az sayıdaki salonda ilgi ve desteğinizi bekliyor.
Filmin Künyesi:
Dünya Ticaret Merkezi (World Trade Center)
2006, ABD Yapımı
Yönetmen: Oliver Stone
Oyuncular: Nicholas Cage, Michael Pena, Maria Bello, Connor Paolo, Alexa Gerasimovich, Anthony Piccininni, Morgan Flynn
Süre: 129 dakika
Özel Sınırlamalar: Amerikan MPAA Kurumu PG-13 Sertifikası (İçerdiği ürkütücü görüntüler ve yoğun duygusal sahneler nedeniyle, 13 yaşından küçüklerin ve bu tür temalardan hoşlanmayanların izlememesi önerilir.)
Uluslararası İzleyici Yargısı: 7.0 / 10 (Kaynak: www.imdb.com sitesi)
Dağıtıcı: UIP
__________________________________________________
Her yağmurdan sonra güneş doğar.
|
Yazıcıya Gönder
|
|
Üye
Yeni Üye
Mesaj sayısı 14
14.03.2007, 22:25:47
|
BBC 11 Eylül belgeseli hazırladı
"World Trade Center" filmi, hem olayı yansıtmak açısından, hem de sanat kalitesi bakımından bence oldukça kötü bir film.
11 Eylül 2001'de düzenlenen ikiz kule saldırılarıyla ilgili 'komplo teorileri', İngiliz yayın kuruluşu BBC'nin hazırladığı belgeselle yeniden alevleneceğe benziyor. BBC, Komplo Dosyaları adlı programda, özellikle New York'ta Dünya Ticaret Merkezi İkiz Kulelerinin yanında bulunan 47 katlı 7 nolu binanın çöküşüyle ilgili sorular üzerine eğilecek.
İkiz Kuleler'in yıkılışından yedi saat sonra aniden çöken bina, yıkımın kontrollü olarak gerçekleştiğini öne süren komplo teorilerine de en önemli gerekçeyi teşkil etmişti.
Binanın yıkışılına ilişkin resmi inceleme sonucu hazırlanan raporun, bu ay sonunda açıklanması beklenirken, yetkililerin, İkiz Kulelerdeki yangının 7 numaralı binanın çökemsine neden olduğunu söyledikleri belirtiliyor...
Bununla beraber BBC'nin, komplo teorilerini alevlendirecek şekilde, 7 numaralı binanın sadece yangın nedeniyle yıkılan dünyadaki ilk ve tek gökdelen olduğuna işaret edeceği belirtiliyor.
BBC'den yapılan açıklamada, programın, gerçekte neden olduğu ve niçin bazı insanların, olayda bir kasıt olduğuna inandıklarını belirlemeyi amaçladığı belirtildi.
Bush yönetiminin teröre karşı savaş doktrinine esas teşkil eden ve Afganistan ile Irak savaşlarına gerekçe olarak kullanılan 11 Eylül saldırıları, üzerinden geçen yedi yıla karşın hâlâ hararetli tartışmalara yol açıyor.
Aralarında ünlü akademisyenler ve bilimadamlarının da bulunduğu sayıları giderek artan bir grup, saldırılarla ilgili resmi söyleme karşı çıkarak, olayın bir tertip olduğunu öne sürüyor.
|
Yazıcıya Gönder
|
|
| Forum istatistikleri |
 |
Konular:202, İletiler:250, Kullanıcılar:224
Aramıza en son katılan üyemiz, rahmanbaba1967 |
| Doğum Günü Olanlar |
 |
mert (13) |
|