| 03.10.2006 01:31 | |
kEditorAdministrator Aktif Üye Mesaj sayısı 140 27.02.2007, 00:08:44 |
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Fransız yazarı J. P. Sartre' in (1905-1980) kurucusu ve kuramcısı olduÄŸu edebiyat ve felsefe akımı. Bu akıma göre, varoluÅŸ temel bir sorundur ve katışıksız bir olgudur. VaroluÅŸ olgusu, varoluÅŸun özüne yönelik belirlenimlerden önce yer alır. İnsanın hiçbir ussal nedenlilikle temellendirilmeyen dünya ile çatışması, düşünen ben'in dokunulmaz bir özgürlüğe sahip olmasını gerektirir. İnsanın tek ve önemli deÄŸeri de bu düşünen ben'in özgürlüğüdür. Böyle olunca varoluşçu bir yaklaşımla üretilen edebiyat ürünleri de farklı özellikler içerir. Gerçekte Varoluşçular da insanın dünya içindeki yeri, öbür insanlarla iliÅŸkileri üzerinde dururlar. Onlara göre, insanın varoluÅŸu, varolma, özden önce gelir. Bu ÅŸu demektir: İnsan önce dünyaya gelir, sonra da kendi özünü yaratır. Dünyada kendisine yol gösterecek, kendisine yardım edecek tek varlık yine kendisidir. Bunun için de özgürdür, daha doÄŸrusu, özgür olmaya yargılıdır. Özünü ÅŸu ya da bu yönde yaratabilmek için sürekli bir seçme sorunuyla karşı karşıyadır. Seçme durumunda kalışı, insanda bunalım yaratır. Edimlerinden doÄŸacak sorumluluÄŸu kendisinin dışında baÅŸka bir varlığa yükleyememesinden doÄŸar bu bunalım. Varoluşçu yazarların yapıtlarında karakterler yoktur. Durumlar vardır bunların yerine. Durumlarla karşı karşıya gelen insanlar, davranışlarını saptamada ve seçmede özgürdürler. KarşılaÅŸtıkları durumlara göre yapacakları eylemler, gösterecekleri davranışlar onların özlerini oluÅŸturur. Bu kiÅŸilerin neler yapacağı, olaylar ve durumlar karşısında nasıl davranacakları önceden kestirilemez. Çünkü, belirlenmiÅŸ bir karakterleri yoktur. Varoluşçu yaklaşım, insanın karanlık evrenini tanıma, insanın insanla iliÅŸkilerini yansıtması yönünden ilginç nitelikler taşır. Yapıtlarını bu yaklaşımla oluÅŸturan yazarların başında Fransız düşünürü ve romancısı Jean Paul Sartre gelir. Öykü, roman, oyun türlerinde yapıtlar vermiÅŸtir.Duvar adlı öyküsü VaroluşçuluÄŸun edebiyata uygulanmasının güzel bir örneÄŸidir. Öykünün konusu İspanya iç savaşıyla ilgilidir. Cumhuriyetçilerden Ramon Gris'yi evinde bir süre gizlediÄŸi için, öykünün kahramanlarından Pablo Ibbieta tutuklanır ve ölüm cezasına çarptırılır. Kendisine Ramon Gris'nin nerede olduÄŸunu bildirirse bağışlanacağını söylerler. Böylece Pablo, ölümle kalım arasında bırakılmıştır. İki seçenekten birini yeÄŸleyerek, kendi özünü yaratacaktır. Duvar öyküsünde gördüğümüz insanın seçmeye yargılı oluÅŸu düşüncesini Sartre'ın 3 ciltlik yapıtı Özgürlük Yolları'nda da görmekteyiz. İkinci Dünya Savaşı Fransa'sının karmaşık ortamı içinde romanın kahramanı deÄŸiÅŸik seçme olanaklarıyla karşı karşıya getirilir. Bu olanakları sıkı bir tartıdan geçirir yapıtın kahramanı. Ayrıca onun, romanın öbür kiÅŸileriyle olan iliÅŸkileri de varoluşçu bir açıdan yansıtılır romanda. Kahramanın savunduÄŸu iç özgürlük de yoktur. Çünkü baÅŸkalarıyla var olmaya yargılıdır insan. Sartre'm bu yaklaşımını ilk romanlarından Bunaltı'da ve oyunları olan Sinekler, Saygılı Yosma, Kirli Eller, Gizli Oturum'da görebiliriz. VaroluşçuluÄŸu edebiyata deÄŸiÅŸik bir açıdan uygulayan bir baÅŸka Fransız yazarı da Albert Camus'dür (1913-1960). Sartre, nasıl insanın seçme özgürlüğünden doÄŸan bunaltı üzerine oturtmuÅŸsa yapıtlarını, Camus de «saçma» kavramı üzerinde durmuÅŸtur. Ona göre, akıl ve mantıkla donatılmış insan, gerçekte usdışı, anlamsız, saçma sapan bir evrende yaÅŸamaktadır. Bu bakımdan eninde sonunda ölecek olan, yine de mutluluÄŸa gerekseme duyan insanın yaÅŸamı da saçmadır. Çünkü insana da, yaÅŸama da anlam kazandıracak, insana umut verecek herhangi bir belirti yoktur evrende. Öyleyse insanoÄŸlu, bu anlamsız, saçma evrende aklını ve mantığını kullanarak hareket etmeli; her türlü saçma ve haksızlığa baÅŸkaldırarak yaÅŸamayı seçmeli; karşılık düşünmeden yaÅŸamayı sevmelidir. Bunun gibi saçmaya karşı, haksızlığa karşı elbirliÄŸiyle savaÅŸarak adalet, dostluk, düşünceye saygı, eÅŸitlik, hoÅŸgörü gibi deÄŸerler de ortaya konmalıdır. Bu düşüncelerini Camus, roman türünde yazdığı Yabancı, Veba, Düşüş, Sıkıyönetim; tiyatro türünde yazdığı Yanlışlık, Caligula; deneme türünde de Sisyphe Efsanesi, BaÅŸkaldıran İnsan, Bir Alman Dosta Mektuplar... adlı yapıtlarında iÅŸlemiÅŸtir. Camus'nün kahramanları bu yapıtlarında çevreleriyle bir çatışma içinde çıkarlar karşımıza. Yeryüzünde iÄŸreti bir durumları vardır. ÖrneÄŸin, Yabancı'da kendini yığınlar içinde sürgün duyan bir insanın acıklı serüveni dile getirilmiÅŸtir. Bu yabancı kiÅŸi, çevresindekilerIe saÄŸlıklı bir iliÅŸki kuramaz, insanların hiçbir ÅŸeyini paylaÅŸmadığı gibi, onların yasalarına da, törelerine de uyamaz. Uyumsuzdur tek sözcükle. Veba romanında da Camus, bir simgeleÅŸtirmeye giderek kitle halindeki ölümleri, kıyımları ve öldürmeleri yansıtmak istemiÅŸtir. DoÄŸanın ve yazgılarının haksızlığına, saçmalığına karşı insanların direniÅŸleri gösterilmiÅŸtir Veba'da. Onların saygı ve acıma bağıyla birbirlerine destek oluÅŸlarına; mutluluÄŸu tek tek deÄŸil, toplumsal mutlulukta bulabileceklerine deÄŸinilmiÅŸtir. Sartre ve Camus'den baÅŸka edebiyatta varoluşçu düşünceye baÄŸlı kalarak insanın varlığını, toplum içindeki konumunu didikleyen iki yazar daha vardır. Simone de Beauvoir (1908-1986) bunlardan biridir. Tiyatro türünde Pyrrhus ve Cineas; Gereksiz Ağızlar; deneme ve roman türünde de Varoluşçuluk ve Ulusların BilgeliÄŸi, İkinci Cins, Düzenli Bir Genç Kızın Anıları, BaÅŸkalarının Kanı adlı yapıtları vardır. Beauvoir, özellikle çaÄŸdaÅŸ dünyada ve günümüzde kadının cinsel sorunlarını, toplumsal sıkıntı larını ele almış, iÅŸlemiÅŸtir. İkinci yazar da Andre Malraux'dur (1901-1976).İnsanlık Durumu, Büyük Yol, Umut, Melekle SavaÅŸ adlı yapıtlarında insanın yeryüzündeki serüvenini didiklemiÅŸtir. Ona göre insan yalnızdır yeryüzünde. Acımasız, sert, kaba bir evrende kendi yazgısıyla baÅŸbaÅŸa kalmanın dramını yaÅŸamaktadır insanoÄŸlu. Nietzsche'ci bir yaklaşımla Tanrı'nm öldüğünü, dinlerin dönemlerini tamamladığını savunur. İnsanı içinde bulunduÄŸu yalnızlık ortamından kurtaracak tek güç vardır onun için, kültürve sanat. Varoluşçu düşünceyi edebiyata uygulayan, insanın yeryüzündeki konumunu algılamaya çalışan bu yazarlardan önce Çek romancısı Franz Kafka (1883-1924) olmuÅŸtur. YaÅŸadığımız dünyada insanoÄŸlunun içinde bulunduÄŸu saçma ortamı çizmiÅŸtir. Onun kiÅŸileri, insanı bunaltan karanlık bir evrende yaÅŸarlar. Anlatımına varamadıkları bu karanlık evrenin ortasında bocalar dururlar, içinde bulundukları ortamın yasalarıyla uzlaÅŸmak ister, uzlaÅŸamaz. Kaynak: Edebiyat Bilgileri Sözlüğü, Emin özdemir, Remzi Kitabevi |