AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace

Merhaba Misafir, Forumlarımıza hoşgeldiniz.

Üye olmak için burayı tıklamanız yeterli. Kayıt işlemi ücretsiz olup, konulara cevap yazabilmeniz için gereklidir.
Hatırla
Parolanız
   
Forum
 Kültür - Sanat / Edebiyat
        Simgecilik nedir?

Simgecilik nedir?


03.10.2006 01:33

kEditor


Administrator
Aktif Üye

Mesaj sayısı 150
 27.02.2007, 00:08:44
Simgeciliğin temel unsurları...
Şiirde gerçekçiliğin uygulayıcıları olan Parnasçıların tutumuna karşı 1885-1900 yılları arasında bir tepki olarak doğan, yaygınlaşıp bir edebiyat okulu niteliğini kazanan akım. Önceleri Fransa'da, sonra da tüm Avrupa'da gelişmiştir. Simgecilik, Olguculuk (Positivisme) ve Gerekircilik (Determinisme) gibi düşünce akımlarının etkisiyle gözlem ve deneye yaslanan gerçekçi ve doğalcı edebiyat akımlarının ağır bastığı bir ortamda ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, bilimsel ilerlemeler, makineler, yeni buluşlar insanoğlunu mutlu kılma şöyle dursun, bir bunalımın eşiğine getirmişti. Hele 1870 bozgunu Fransa'daki bu karamsarlığı büsbütün arttırdı. Genç kuşak bu bunaltıcı ortamı değiştirmek için kimi siyasal ve toplumsal girişimlerin gerekliliğini öne sürüyordu. Bu gereksinim sanat içinde ortaya atılmaya, tartışılmaya başladı. Bu tartışmaların sonunda ilkin Dekadizm, yani kuralları, ilkeleri, yerleşik beğenileri değiştirmeyi, yıkmayı amaçlayan bir akım doğdu.



Dekadizm çöküşçülük anlamına gelen, bu anlamı eyleme dönüştürmeyi amaçlayan bir akımdı. Yerleşik toplumsal ve sanatsal düzenin sınırlarını zorlamak, bu sınırların dışına çıkmak isteniyordu. Kötümserliğe, aşırı duyarlığa, karamsar ve sayrıl temalara yönelmenin gerekliliği vurgulanıyordu. Alışılmamış, yepyeni birtakım taze imge ve düşünüleri anlatmak için de yeni yeni sözcüklerin uydurulması yoluna gidiliyordu. Kısacası Dekadizm, yerleşik sanat düzenine karşı bir başkaldırıydı.Bu başkaldırıya katılan, bu yolda şiir yazan ozanlara dekadan adı verilmişti. İşte Dekadizm, Simgecilik akımının bir önaşaması oldu. Daha doğrusu Simgecilik, bu akımın bir uzantısı olarak doğmuştur.Neyi savunuyor, neyi istiyordu Simgecilik? Ana çizgileriyle şöyle özetlenebilir Simgeciliğin özellikleri:



Dış dünyayı, dış gerçekliği duyularımız aracılığıyla algılarız.Bunun için de gerçeği olduğu gibi kavrama, anlatma olanağından yoksunuzdur.Çünkü dış dünyayı, duyularımız bize ulaştırırken değiştirir. Dış dünyadan algıladıklarımız, dış gerçekliğni kendisi değil, onlarla ilgili birtakım izlenimlerdir. Bu da kişiden kişiye değişen bir olgudur. Bu yönden Simgecilikle Romantizm arasında da bir kan bağı vardır. Her sanatçı anlattıklarına kendi beninin damgasını vurarak anlatır Romantizmde. Başka bir deyişle, ben duygusu ağır basar, şair gözlerini kendi iç dünyasına çevirir.



Romantik şairlerde görülen bu özellik, bir ölçüde Simgecilerde degörülür.Ancak onlar iç dünyadan devşirdiklerini simgelerle anlatmışlardır. Açıklığa değil kapalılığa, anlatmaya değil sezdirme ve telkine yönelmişlerdir.Bu bağlamda birçok ozanı hem Romantik hem de Simgeci olarak değerlendirilmiştir. Charles Baudelaire (1821-1867) bunlardan biridir. Simgecilik ve Romantizm arasında bir kan bağı oluşturur. Şiirde kendi izlenimlerine ağırlık verilmesinin yanı sıra, Simgeciliğin belirleyici özellikleri olan biçime kapalılığa önem verme; duyguları sözcüklerin ses değeriyle sezdirme onun şiirlerinin de başat özelliğidir. Kötülük Çiçekleri adlı kitabından Uyuşum adlı şiirinden alman şu dizeler Simgeciliğin özellikleri değişik yönleriyle görülebilir. Ayrıca, Simgecilerin dış dünyaya bakış ve algılayışları da:



Bir tapmaktır doğa, orda canlı sütunlar



Anlaşılmayan sözler fısıldar zaman zaman;



Tanıdık bakışlarla kendisini gözleyen



Sembol ormanları arasından geçer insan.



Aydınlık kadar sonsuz ve gece kadar engin



Kapkaranlık ve derin bir birliğin içinde,



Uzaklarda birleşen uzak yankılarleyin



Kokular,renkler,sesler söyleşir birbiriyle



Simgeler yoluyla gerçekleÅŸir. Bunun için Simgeci ozanlar benzetmelere, deÄŸiÅŸmeceli (mecazlı) anlatımlara, imgeli söyleyiÅŸlere ağırlık verirler. Bu büyük ölçüde yukarıdaki ÅŸiirde de görülmektedir. «Sembolizm akımında da yukarıdaki parçada anlatıldığı gibi evren bir bütün olarak görülmüş (ruhla beden, kafayla gönül, dış gerçekle iç gerçek, vb. gibi ikilikler reddedilmiÅŸ) bütün duyuların birbiriyle baÄŸlantısı (Baudelaire'in ÅŸiirindeki gibi, karanlık ve derin bir birliÄŸin içinde kokular, renkler ve seslerin bir biriyle söyleÅŸtiÄŸi görüşü benimsenmÅŸ, insanın duyu ve duygularıyla (iç gerçekle) dış dünya (dış gerçek) arasındaki gizli iliÅŸkiler ele alınmış, insanla doÄŸanın kaynaÅŸması üzerinde durulmuÅŸ bu kaynaÅŸmanın sonucu olarak, duyuların herhangi birine baÄŸlı olan bir özellik baÅŸka bir duyuya baÄŸlanmış; böylece acı yeÅŸil, mor uÄŸultu, beyaz titreyiÅŸ, siyah korku... vb. gibi yeni birtakım söyleyiÅŸ biçimlerine baÅŸvurulmuÅŸtur. (Nitekim, Baudelaire'nin adı geçen ÅŸiirinde, kokular taze çocuk tenine, flüt sesine, çayır yeÅŸiline benzetilmiÅŸtir).



Sembolizmin öncülerinden Rimbaud'nun bir ÅŸiirinde şöyle bir dizeye rastlıyoruz: Yıldızlarımın gökte tatlı bir hışırtısı vardı. Burada sadece yıldızlar denmeyip de yıldızlarım denmesi, evrenle insanın kaynaÅŸması anlamına gelir; ayrıca dille ilgili bulunan tatmak iÅŸi kulaÄŸa mal edilerek (tatlı hışırtı), duyular arasındaki gizli iliÅŸki de yine Baudelaire'nin açtığı yoldan ÅŸiire sokulmuÅŸtur.» (Cevdet Kudret). SimgeleÅŸtirme, anlamında kapalılığı yeÄŸleme, simgeci ozanları yarı aydınlık temaları seçmeye götürmüştür.Sararmış, hüzün kokan yapraklar, bir yanıp bir sönen kısık lambalar, baygın kokulu çiçekler, nehirlerin ölü suları, bilinmeyen uzak ülkelere duyulan özlem... ÅŸiirin kapısından içeri girmiÅŸtir. SimgeciliÄŸin en önemli ozanları, baÅŸta Baudelaire ve Rimbaud'dur. Aynı ÅŸekilde Paul Verlaine (1844 -1896) de ÅŸiirin, ÅŸiir dışında baÅŸka bir amaç gütmemesi gerektiÄŸini savunarak o da ÅŸiirlerinde kapalılığa ve musikiye önem vermiÅŸtir. İyi Åžarkı Sözsüz Romanlar, Usluluk adlı yapıtları duygu ve düşüncelerin açıkça söylenmediÄŸi, musikiyle özdeÅŸleÅŸtirildiÄŸi ya da o yolla söylenenlerin sezdirilmeye çalışıldığı örnekler içerir. Romantizmin olduÄŸu kadar SimgeciliÄŸin .tüm özelliklerini ÅŸiirde toplayan bir baÅŸka ÅŸair de Stephane Mallarme'dır (1842-1898). Katıksız, öz ÅŸiir yaratma amacını gütmüş, sözcüklere yeni anlamlar yükleyerek birer simge gibi kullanmıştır onları. Türk edebiyatı ilkin Edebiyat-ı Cedidecilerden Cenap Sahabettin (Yakazât-ı Leyliyye Te mâÅŸâ-yı Hazan vb.) birkaç ÅŸiirinde SimgeciliÄŸin kimi öğelerine yer vermiÅŸtir. Fecr-i Atî ozanlarından Ahmet HaÅŸim bu edebiyat akımının Türk edebiyatındaki temsilcisi sayılır. Cumhuriyet dönemi edebiyatında da Ahmet Hamdi Tanpmar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dranas'm kimi ÅŸiirlerinde SimgeciliÄŸin etkileri çok açık bir biçimde görülür.





Kaynak: Edebiyat Bilgileri Sözlüğü, Emin Özdemir, Remzi Kitabevi
Kullanıcı çevrimdışı Yazıcıya Gönder
 

Sayfayı yazdır  |  Ã–nceki Konu  |  Sonraki Konu
Hızlı Menü
 




Forum istatistikleri
Konular:219, İletiler:276, Kullanıcılar:278
Aramıza en son katılan üyemiz, yorgun_demokrat
Doğum Günü Olanlar
ays€l (14), ayşe (18)