| |
|
|
|
|
 |
Administrator
Aktif Üye
Mesaj sayısı 143
27.02.2007, 00:08:44
|
XIX. yüzyılda başlayan, gerçeği ve doğayı değiştirmeden, olduğu gibi çirkinlikleri, bayağılıklarıyla yansıtmayı amaçlayan sanat ve edebiyat akımı. erçekçilik (realizm) akımı, toplumu incelemek,toplum ve ınsan gerçeklerini aldatmacasız bir biçimde yansıtmak, eleştirmke düşüncesinden kaynaklanmıştır. Akımın oluşmasında bu yüzyılda doğan olguculuk (positivizm) felsefesinin büyük payı olmuştur. Şöyle ki olguculuk araştırmalarını olgulara, gerçeklere dayayan, fizikötesi açıklamaları kurumsal olarak olanaksız, kılgısal olarak yararsız gören; deneyle denetlenmeyen soruları sözde soru olarak niteleyen bir görüş getirmiştir.XIX. yüzyılın ikinci yarısını derinden etkilemiştir bu görüş. Doğal olarak edebiyeta da yansımıştır. Araştırma, gözlemleme; olay ve olguları ortaya çıkış, gelişiş süreci içinde değerlendirme sanatçıların tuttukları bir yol olmuştur.
Sanat ve edebiyatta akımların baÅŸlayış ve bitiÅŸleri kesin çizgilerle birbirinden ayrılmaz. Bir akım varlığını sürdürürken onun yanı başında bir baÅŸka akım da oluÅŸup geliÅŸir. Nitekim Fransız romancısı Honore de Balzac(1799-1850) Romantizm akımının egemen olduÄŸu yıllarda yaÅŸamasına karşın gerçekçiliÄŸin öncüsü ve kurucusu olmuÅŸtur. «Bir kitap yazmadan önce yazar, ya karakterleri çözümlemeli, bütün törelerin içine girmeli, dünyayı gezmeli, bütün tutkuların yaÅŸantısına katılmalı; ya da tutkular, ülkeler,töreler karakterleri, doÄŸal olgular, ahlak olguları, bütün bunların hepsi yazarın zihninden geçmelidir» diyen Balzac, bu doÄŸrultuda davranmıştır.Bireyin yaÅŸamıyla toplum yaÅŸamını, tarihle toplum gerçeÄŸini bir bütün içinde çizmeyi ve yansıtmayı içermiÅŸtir. Eugenie Grandet, Goriot Baba, Vadideki Zambak, Cesar Birotteau, la Cusine Bette, le Cusin Pons adlı romalarında dönemine eleÅŸtirel bir ayna tutmuÅŸtur. Dönemini ve içinde yaÅŸadığı toplumu bir tarihçi tutumuyla incelemiÅŸ; insanların iliÅŸkilerini yozlaÅŸtıran onları acıklı durumlara düşüren etkenleri göstermeye çalışmıştır. Bunu yaparken kentsoylu topluma, anamalcı düzene karşı'eleÅŸtirel bir tavır takınmıştır. Tam bir gözlemcilikle «töreleri, görenekleri, alışkanlıkları, zevkleri bilimsel buluÅŸları, mali ve banka iÅŸlemleri, ipotek iÅŸleri, toprak alışveriÅŸleri hukuki iÅŸleri içinde hukuk kurumlarını, Kilise devlet arasındaki iliÅŸkileri miras yollarını ve ekonomik yasamayı inceleyerek ve süslü salonları, tefecilerin odalarını, ÅŸehirde ayaktakımının yaÅŸadığı yerleri, kırsal Fransal'nın töre ve ahlakını» yansıtmıştır. Bunları toplumsal tipleÅŸtirmeye baÅŸvurarak toplum çözümlemesine giderek çizmiÅŸtir. Böylece, Dünya edebiyatında dev romancılardan biri olmuÅŸtur Balzac.
Balzac gibi, Henri Beyle Stendhal de (1783-1842) CoÅŸumculuk döneminde yaÅŸamasına karşın GerçekçiliÄŸin öncüleri ve kurucuları arasında yer almıştır. «Bir roman yol boyunca gezdirilen ayna demektir» düşüncesinden kalkarak döneminin çeliÅŸkilerini, insan ve toplum iliÅŸkilerini kuru denilecek denli, yalın ve süssüz bir anlatımla vermiÅŸtir romanlarında, öykülerinde. Kırmızı ve Siyah, Parma Manastırı .gibi romanlarında savaşı, sevgiyi. kiliseye karşı duyulan nefreti insan açısmdan gerçekçi bir biçimde ele almıştır. Bu yapıtlarında insan duygularının ve tutkularının derin bir çözümlenmesini yapmıştır. GerçekçiliÄŸin ana ilkesi olan insanı toplumsal çevresiyle birlikte alma ilkesine sıkı sıkıya baÄŸlı kalmıştır. Toplumsal çeverenin insanın ruhsal evreni üzerindeki etkilerini göstermiÅŸtir. Julien Sorel Mösyö de Renal, Fabrice, Kont Mosca gibi roman kahramanlarının ruhsal zenginlikleri, çok deÄŸiÅŸik nitelikleri kendilerinde toplayışları onun bu saÄŸlıklı tutumundan ileri gelir. O, roman ve öykülerde çizilecek karakterlerin canlılığını, yaÅŸarlığını; bunların, toplumsal çevrenin ve durumların ürünü olmasına baÄŸlı görmüştür. Bu anlayış ve uygulamasıyla, romana getirdiÄŸi iç konuÅŸma (iç monolog) yöntemiyle (bkz. İç konuÅŸma) çaÄŸdaÅŸ romancılığın babası olmuÅŸtur Stendhal. Romanlarının Dünya edebiyatının temel ya pıtları arasında yer alışının bir nedeni de budur.
Gerçekçilik akımının temel yapıtaÅŸlarından biri de Gustave Flaubet' dir(1821-1880). Madam Bovary,Salambo, Duygusal EÄŸitim, Üç Hikâye... gibi yapıtlarıyla hem Dünya, hem de Fransız edebiyatının büyük yazarları arasında yer almıştır Flaubert. Yapıtlarında kiÅŸiliÄŸini gizlemiÅŸ, kahramanlarmın duygu ve düşüncelerini gözlemci bir gerçekçilikle çözümlemiÅŸ, bunların yaÅŸamdakilere benzer olmasına özen göstermiÅŸtir. Balzac ve Stendhal'den ayrı bir tutumla toplumun anatomisini çizme yerine, toplumsal yapının etkisiyle oluÅŸan insanlık durumlarma eÄŸilmiÅŸtir. ÖrneÄŸin, onun ünlü gücünü ve mutluluk özlemlerini nasıl tükettiÄŸini» gösterir bize. Bunu, gerçilik akımının temel ilkelerinden biri olan yaÅŸam çözümlemesi ve tipleÅŸtirme yöntemiyle gerçekleÅŸtirmiÅŸtir. Romanın kahramanı Emma ve Charles Bovary'yi unutamıyorsak; onların acılarını, düşlerini, piÅŸmanlıklarını kınlan onurlarını, kalabalık içindeki yalnızlıklarını okurken bugün de duyabiliyorsak, bunların ustaca tipleÅŸtirilmesindendir.
Gerçekçilik akımı adlarını ve kimi yapıtlarını andığımız bu üç edebiyat devinin yapıtlarıyla oluÅŸmuÅŸ, boyutlanmıştır Fransız edebiyatında. Bu boyutlanmayı İngiliz edebiyatında Pickwick'in Kâğıtları, Oliver Twist, Nicholas Nickleby, Antika Dükkânı, David Copperfield, Büyük Ümitler...adlı romanlarıyla oluÅŸturan Charles Dickens (1812-1870) GerçekçiliÄŸin usta adları arasında yer almıştır. Özellikle karakterleri çizmede büyük bir ustalık göstermiÅŸtir Dickens. KiÅŸilerin soyut bir yönünü deÄŸil, davranışlarını belirleyen toplumsal çevrelerini ele almıştır. Nesnel dünyaları içinde göstermiÅŸtir onları. Ayrıntıya, gözleme, insan doÄŸasını deÄŸiÅŸik yönleriyle yansıtmaya çalışmıştır. Bunu yaparken insanlar arasındaki sınıfsal çatışmaları da vermiÅŸtir.ÖrneÄŸin, OliverTwist'te varsıllarla yoksullar arasındaki dengesizliÄŸe ayna tutmuÅŸ, çocukluÄŸundan beri yakından tanıdığı yoksul kesimlerin dertlerini ve sıkıntılarını dile getirmiÅŸtir.
Dickens gibi, kişileri nesnel dünyadan soyutlamayan, onların hem ruhsal hem de topumsal çevrelerini gözlemci bir gerçekçilikle yansıtan; Adam Bede, Silas Marner, Romola adlı romanlarıyla İngiliz edebiyatında özgün bir yeri olan George Eliot da (1819-1880) gerçekçi akım içinde yer almış yazarlardandır. Öte yandan Çılgın Kalabalıktan Uzak, Yerlinin Dönüşü, Casterbridge Belediye Başkanı adlı romanlarında dümdüz, yalın bir anlatımla insan gerçeğini ayrıntılarla çizen Thomas Hardy (1840-1928); insanların tutkularım, sevgi ve iyilikle dengelemeye çalışan, bunu Jane Eyre, Rüzgarlı Bayır romanlarıyla somutlayan Charlotte Bronte (1816-1855); Define Adası, Doktor Jekyll ile Mr. Hyde gibi serüven romanlarıyla tanınmış olan Robert Louis Stevenson da (1850-1894) Gerçekçilik akımı içinde anacağımız adlardandır. Yine yapıtlarını toplum ve ekonomik sorunların bireyler üzerindeki etkilerini göstermeye adayan, kahramanlarım büyük ölçüde halkın dertlerini dile getirmede sözcü olarak çizen ve Candida, Sezar ve Kleopatra, Ermiş Jeanne adlı oyunlarıyla Dünya edebiyatında yaşarlığını koruyan Bernard Shaw da (1856-1950) Gerçekçiliğin büyük adlarından biridir.
Amerikan edebiyatında ise Gerçekçilikle Coşumculuk iç içe gelişmiştir.Washington Irving (1783-1859), Edgar Allan Poe (1809-1849), Walt Whitman (1819-1892), James Fenimore Cooper (1789-1854)... gibi katkısız coşumcuları bir yana bırakırsak, yapıtlarında gerçekçi ve coşumcu öğeleri dengeli bir biçimde kullanan iki önemli yazar vardır. Bunlardan biri Nathaniel Hawthorne‘dur (1804-1864). Kızıl Harf, Yedi Çatılı Ev adlı romanlarında insanların toplumsal koşullar altında içine düştükleri ruhsal çatışmaları yansıtmıştır.İkincisiyse insanoğlunun kötülükle, daha doğrusu doğanın kötü güçleriyle savaşını Moby Dick romanıyla destanlaştıran Herman Melville'di(1819-1891). Bu iki yazarın çizgisinde Misisipi'de Hayat, T om Sawyer'in Maceraları, Huckleberry Finn'in Maceraları adlı yapıtlarıyla Mark Twain (1835-1910); Kumrunun Kanatları, Bir Hanımın Portresi, Elçiler adlı kitaplarıyla Henry James (1843-1916); değişik konularda yazdığı öykülerle O.Henry (1862-1910); Küçük Kadınlar adlı romanıyla Louise May Alcott(1832- 1898) sürdürmüşlerdir Gerçekçilik akımını.
Gerçekçilik akımının Dünya edebiyatında önemli izler bırakmış ürünlerine Rus edebiyatında da rastlıyoruz. Bu ürünleri veren adların başında roman, öykü ve oyun türlerinde yapıtlar vermiş olan Nikolai Gogol(1809-1852) gelmektedir. Yapıtlarında toplumun çürümüş ve aksak yanlarını işlemistir. Alaycı, yergici bir tutumla yansıtmıştır bunları. Rus edebiyatının olduğu kadar, Dünya edebiyatının da büyük güldürülerinden biri olan Müfettiş, bir taşra kasabasının bürokratik yaşamına yöneltilmiş buruk bir taşlamadır. Oyunun kahramanı Hlestakov, parasız, pulsuz kendimce canlı gözlemleri olan bir gençtir. Müfettiş bekleyen bir kasabaya gider, müfettiş olarak tanıtır kendini. Kasabanın yöneticileri, önde gelenlerinin içinde bulunduğu kirli durumlardan yararlanmasını bilerek kısa zamanıda paraya, saygınlığa ve aşka kavuşur. Bu yalın konuyu canlı bir taşlama toplumsal bir yergi durumuna getirmiştir Gogol. Ölü Canlar romanı ise toprak köleliğinin hüküm sürdüğü Çarlık Rusya'sına tutulmuş bir ayına gibidir. Romanında tipleştirdiği, ölü canlar satın alarak kendini zengin göstermeye çalışan Çiçikov'un çevirdiği dolaplar tam bir gerçekçilikle çizilmiştir. Karakterlerin çizimindeki bu gerçekçiliği, onun Mirgorot Hikayeleri'ndeki kahramanların verilişinde de görürüz. Taraş Bulba destan niteliği ağır basan tarihsel romandır.
İvan Aleksandroviç Gonçarov'un (1812-1891) Oblomov adlı romanı Gerçekçilik akımının dev yapıtlarından biridir. Eski Rusya ve Rus insanın bütün yönleriyle canlandırıldığı bir romandır Oblomov. Romanın baÅŸ kiÅŸisi Oblomov, Dünya edebiyatının ölmez tiplerinden biridir. Yıkılmakta olan Rus derebeylik düzeninin çocuÄŸudur. Varsıldır. ÇiftliÄŸi, köleleri vardır. Bunları bir kâhyaya bırakmış, kente göçmüştür. Devlet kapısında memur olmuÅŸtur. Dramı da memuriyete giriÅŸiyle baÅŸlar. BaÅŸkaların hazırladığı ekmekle beslenmeye alışan bu kiÅŸi, kentte ekmeÄŸini kendi emekleriyle kazananların arasına düşünce bocalar. Bocalar, kendi kabuÄŸuna çekilir, sonunda toplum dışı bir insan olur. UyuÅŸukluÄŸun, iÅŸsizliÄŸin batağında tükenir günden güne. Roman, Oblomov'un bu romantik yaÅŸantısı üzerine kurulmuÅŸtur. Romanı dilimize çeviren S. EyüboÄŸlu - E. Güneyl'in dediÄŸi gibi, «Rus edebiyatının hiçbir kahramanı, ne Raskolnikov, ne MiÅŸkin, ne Prens Andrey, eski Rus insanım, hatta bütün DoÄŸuluları Oblomov i açıklıkla, en özlü yanıyla temsil etmez. DoÄŸu, belki de ilk defa olarak Gonçarov'un bu büyük yapıtında kendi kendini tanımaya, Batı'dan farkını lamaya baÅŸlamıştır. Oblomov, klasik kahramanlar gibi genel bir tip, Don Quichotte gibi, Tartuffe gibi insanlığın bir halini göstermekle birlikte zamanına, çevresine sıkı sıkıya baÄŸlı bir insandır.»
İvan Turgenyev'in (1818-1883) Bir Avcının Notları (öyküler), (romanlan) Rudin, Bir Asilzade Yuvası, Babalar ve Çocuklar; (oyunları) Köyde Bir Ay ,TaÅŸralı Kadın... gibi yapıtları da gerçekçi bir yaklaşımın ürünleridir. Günlük sorunlar, toplumsal yapıyı ve yaÅŸayışı sarsan önemli olaylar bu yapıtlarda gerçekçi bir anlatımla iÅŸlenmiÅŸtir. Ancak, Turgenyev'in anlatımı öbür gerçekçi yazarların tersine, ÅŸiirsel özellik taşır. Bir Avcının Notları adlı öyküleriyle, Duman ve Bakir Toprak adlı yapıtlarında bu ÅŸiirsellik en doruk noktasına ulaÅŸmıştır. Günümüzde de yaÅŸarlılığını koruyan Babalar ve Çocuklar'sa özellikle kuÅŸaklar arasındaki çatışmayı göstemesi eski Rus toplumunda oluÅŸmakta olan düşünsel deÄŸiÅŸmeyi yansıtması yö nünden ilginçtir. «Liberal asilzadeleri temsil eden Kirsanov'lar ile devrimci demokratları temsil eden Bazarov karşılaÅŸtırılmıştır.»
Gerçekçiliğin temel ilkesi olan kişileri doğal ve toplumsal çeverelerinden soyutlamadan verme, ruhsal gerçeklerini çözümleyerek toplum gerçeklerini yansıtma Çehov'un öykülerinde, oyunlarında asal bir yönelimdir.Bunun yanı sıra o, oyunlarında olsun, öykülerinde olsun insanların yaşamlarını zehirleyen boğucu etkenlere de ayna tutar. Güldürü ve acıma öğelerini birbiri içinde eriterek verir. Martı, Vanya Dayı, Üç Kızkardeş, Bahçesi... adlı oyunlarında açıkça görebiliriz. Öte yandan üretmeyen tüketici, işsiz okumuşlara karşı da acı bir yergi yöneltir Çehov. Toprak sahibi soylulara, çıkarlarının tutsağı bencil laf ebelerine, körkütük cahil yaşamın akışından habersiz kişilere acı bir gülümsemeyle bakar.Öykülerinde de böyledir bu. Öte yandan anlatımında ayrıntıların yerli yerinde kullanılışı, süssüz ve bezeksiz anlatısına yazın bir şiirsellik katmıştır, Gerçekçilik akımı içinde Çehov'un yeri de daha çok bu yönünden, şiirsel çekçiliğinden gelir.
GerçekçiliÄŸin ana boyutlarından biri de, insanın iç dünyasına büyük bir dikkatle eÄŸilmesidir. BaÅŸka bir deyiÅŸle, insanın ruhsal gerçeÄŸini doÄŸal ve toplumsal çevresiyle bütünleÅŸtirerek vermesidir. Dünyanın en büyük romancılarından biri sayılan Fiodor Mihayloviç Dostoyevski (1822-1881) gerçekçiliÄŸin bu boyutunu oluÅŸturmuÅŸ yazarlardan biridir. «Ä°nsan zihninin ve ruhunun anatomisini çıkarıp, insan bilincinin en saklı kalmış yerlerine» girmiÅŸtir Dostoyevski. İnsanoÄŸluna duyduÄŸu derin bir acıma ve sevgi duygusuyla, onun saplantılarını, bilinçaltı dünyasını yapıtlarında sergilemiÅŸtir. Suç ve Ceza, Karamazov KardeÅŸler, Budala, Ölü Bir Evden Anılar... gibi ünlü romanlarında insan psikolojisini derinlemesine bir çözümlemeden geçirmiÅŸtir, İnançla inançsızlığı, bayağılıkla güzelliÄŸi insanların deÄŸiÅŸik güdüleri, tutkularıyla yoÄŸurarak vermiÅŸtir. İnsanı çevreden soyutlamadan gerçekleÅŸtirmiÅŸtir bunu. ÖrneÄŸin, Suç ve Ceza'nm unutulmaz kahramanı Raskolnikov bir üstün insan saplantısı içindedir. Ancak, onda bu saplantıyı oluÅŸturan yaÅŸadığı, içinde debelendiÄŸi umutsuz ortamdır. Baba Karamazov'un o tiksinç ruhsal yapısı için de aynı ÅŸeyi söyleyebiliriz. Åžunu da eklemek gerekir, Dostoyevski, insanların ruhsal gerçeklerini inceden inceye didiklerken onların ezilmiÅŸliklerine, içlerine düştükleri karanlık ortama yol açan koÅŸulları da yermiÅŸtir. YüreÄŸini ezilmiÅŸlerden; acı çekenlerden yana koymuÅŸtur.
Gerçekçilik akımı içinde Rus romancısı Lev Nikolayeviç Tolstoy'un (1828 -1910) özgün bir yeri vardır.Denilebilir ki, insanların yaşamı tüm somut ayrıntılarıyla, her türlü yapaylıktan uzak, yalın bir anlatımla Tolstoy'un yapıtlarında işlenmiştir. Dünya edebiyatının anıt romanları arasında yer alan Harp ve Sulh, Anna Karenina, Ölümden Sonra Dirilme,İvan İlyiç'in Ölümü, Hacı Murat... gibi yapıtlarında, halk yığınlarının, özellikle de köylü kesiminin yaşayış ve düşünüş biçimini tam bir gerçekçilikle yansıtmıştır. Yaşamın akışını keskin bir gözlem gücüyle değerlendirmiş; yığınlar arasındaki didişmeleri, kişisel dramları, töresel aldatmacılıkları, köy ve köylü dünyasının küçük ayrıntılarını destansı bir dille anlatmıştır. Halk yığınları toplumsal ve ruhsal değerleriyle algılanmıştır onun romanlarında. Daha doğrusu içten tanımıştır halkı. Onların bilincini yönlendiren etkenleri çok iyi gözlemlemiştir. Başarısı da bu etkenleri romanlarının olay örgüsü içinde ustalıkla eritmesinden doğmuştur. Kişilerin ruhsal çözümlenmesiyle toplumsal çözümleme arasında sağlıklı bir denge kurmuş, yer yer eleştirel bir bakışla sürdürmüştür bu çözümlemelerini. Tolstoy'un, halk kitlelerini çizmede başvurduğu bu gerçekçi yaklaşım, Dünya edebiyatında birçok sanatçıyı etkilemiş. Çağdaş ve Toplumcu gerçekçiliğin doğuşuna olanaklar sağlamıştır. Çünkü, Çağdaş ve Toplumcu gerçekçiliğin çıkış noktası olan insanı ve toplumu değiştirme yöneliminin tohumları Tolstoy'un yapıtlarında vardır. Örneğin, Hacı Murat romanında Çar Nikola'nın ruhsal çözümlenmesi, onun karakterindeki değişimin vurgulanması, aldatmacaya sığınışın gösterilmesi gerçekte baskıcılığın (despotizmin) de irdelenip eleştirilmesidir. ivan İlyiç'in Ölümü'nde de İlyiç'in kendi kendisiyle hesaplaşması, iç dünyasının ayrıntılı bir biçimde sergilenişi, bundan da öte İlyiç'in zalim bir toplum düzeninin temsilcisi oluşu topluma, toplumdaki eşitsizliğe yöneltilmiş bir eleştiridir. Kestirmeden söylemek gerekirse Tolstoy, kişilerin ruhsal çözümlemelerini, toplumdaki dengesizlikleri, eşitsizlikleri yansıtmada bir araç olarak kullanmıştır. Bu da onu çağdaşlarından ve öbür gerçekçilerden ayıran bir üstünlük sayılabilir. Nitekim Tolstoy'un bu yönü kendisinden sonra gelen birçok sanatçıyı etkilemiştir. Bilinç akımı diye adlandırılan Proust ve Joyce gibi romancılarca kullanılan iç konuşma tekniğini işlevsel yönden yerli yerinde .kullanmanın ilk örneğini Tolstoy vermiştir.Ayrıca karakterleri çizmede, romandaki kişilerin çizilecek karakter hakkındaki yargı ve görüşlerinden yararlanma yolunu seçmiş, çok yönlü karater çizmenin örneklerini de vermiştir. Bu yönden onun yapıtları toplumun her kesiminden gelen türlü insanların bir. arada bulunduğu büyük kışla gibidir. Yoksul köylülerden eşrafa, liberallerden tutuculara, sosyte güllerinden hizmetçilere değin her türlü insana açıktır Tolstoy'un romanları.
Tolstoy'un izinden giden, ancak günlük gerçeğin ve yaşamın şiirini yakalamaya çalışan bir yazar da Anton Çehov'dur (1860-1904). Öykü ve oyun türlerinde yapıtlar veren Çehov, günlük yaşamda rastlanabilecek her türlü olayı öykülerine konu olarak seçmiş, Dünya öykücülüğünde büyük çığır açmıştır. Ayrıntı seçimine özen göstermiş, öyküde anlatılan durum ya da olayla ilgisi olmayan hiçbir şeye yer vermemiştir öykülerinde oyunlarında. Tolstoycu geleneği sürdürerek halktan kişileri ustalıkla canlandırmıştır yapıtlarında. Kişileri karakterlendirirken bunlara bir araç gözüyle bakmaktan kaçınmış; öykülerini ve oyunlarını bir propaganda ya da ahlaksal öğretinin buyruğuna vermekten kaçınmıştır. Bir konuşmasında şöyle der: "Yazar geveze bir kuş değildir hanımefendi... Eğer yaşıyorsam düşünüyorsam, karşı koyuyor, acı çekiyorsam, bunların hepsi yazdıklarım içinde yansıları olan şeylerdir. Ben size hayatı doğru, yani bir sanatçı olarak tanımlayacağım ve o zaman görmediğiniz şeylere tanık olacaksınız. Hayatın normalden ayrıldığını, çelişmelere düştüğünü bizzat göreceksiniz"
Gerçekçiliğin temel ilkesi olan kişileri doğal ve toplumsal çeverelerinden soyutlamadan verme, ruhsal gerçeklerini çözümleyerek toplum gerçeklerini yansıtma Çehov'un öykülerinde, oyunlarında asal bir yönelimdir.Bunun yanı sıra o, oyunlarında olsun, öykülerinde olsun insanların yaşamlarını zehirleyen boğucu etkenlere de ayna tutar. Güldürü ve acıma öğelerini birbiri içinde eriterek verir. Martı, Vanya Dayı, Üç Kızkardeş, Bahçesi... adlı oyunlarında açıkça görebiliriz. Öte yandan üretmeyen tüketici, işsiz okumuşlara karşı da acı bir yergi yöneltir Çehov. Toprak sahibi soylulara, çıkarlarının tutsağı bencil laf ebelerine, körkütük cahil yaşamın akışından habersiz kişilere acı bir gülümsemeyle bakar.Öykülerinde de böyledir bu. Öte yandan anlatımında ayrıntıların yerli yerinde kullanılışı, süssüz ve bezeksiz anlatısına yazın bir şiirsellik katmıştır, Gerçekçilik akımı içinde Çehov'un yeri de daha çok bu yönünden, şiirsel çekçiliğinden gelir.
Kaynak: Edebiyat Bilgileri Sözlüğü, Emin Özdemir, Remzi Kitabevi
|
Yazıcıya Gönder
|
|
| Forum istatistikleri |
 |
Konular:202, İletiler:250, Kullanıcılar:224
Aramıza en son katılan üyemiz, rahmanbaba1967 |
| Doğum Günü Olanlar |
 |
mert (13) |
|