kEditor - Forum - Siyaset - Politika - ideolojiler - Wallerstein: Gerçek ulus-devlet yoktur

http://www.keditor.com/index.php?p=showtopic&toid=94&fid=19&area=1



19.03.2007 22:20

kEditor


Administrator
Aktif Üye

Mesaj sayısı 140
 27.02.2007, 00:08:44
Dünyaca ünlü sosyalbilimci Immanuel Wallerstein milliyetçiliği, ulus-devleti, çokkültürlülüğü, Batı merkezciliğini, sistem karşıtı hareketleri, Kürtler ve demokratik konfederalizm konularını değerlendirdi.

Dünyanın hiçbir yerinde gerçek anlamda bir ulus-devletin oluşmadığına dikkat çeken Wallerstein, “Bütün devletlerde azınlıklar vardır ve her zaman da olacaktır. Asıl sorun bu ‘gerçekle nasıl yüzleşilmeli’ olmalıdır. Ben, her zaman, hakların en geniş biçimde verilmesinden yanayım; çok kültürlülükten yanayım” dedi. Wallerstein, dünyanın birçok yerinde ulusal kurtuluş hareketlerinin oluşmasının nedeninin de bu haklar mücadelesi olduğunu vurguladı.

‘Baskılar mücadeleyi doğurur’

“Eğer bir devlet farklı etnik veya kültürel gruba karşı aynı baskı gücünü kullanıyorsa insanlar kendilerini savunmak için çeşitli yöntemlerle mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Bunu yapamazsınız denilemez, çünkü mücadele etmeleri kadar doğal birşey yok” diyen Wallerstein, Kürtler konusunda da bu durumun söz konusu olduğuna dikkat çekiyor ve önemli olanın bugün Kürtlerin ne istediği olduğunu kaydediyor.

Wallerstein, bu konuların yanı sıra, Batı merkezcilik, sistem karşıtı hareketler ve İslam-Batı konularında görüşlerini açıkladı.

Evet ulus… Şimdiki tüm uluslar ya da günümüzde ulus olduğunu iddia eden bütün gruplar geçmiş dönemlerin bir yerlerinde köklerini bulmaya çalışıyorlar. Bu bir bakımdan gerçek, bir bakımdan da mitolojik bir durumdur. Önemli olan, şu andaki durumdur bence. Yani devletler ulus olmaya çalışıyor, insanlar kendi devletleri içerisinde ulus olmaya çalışıyorlar. Bu modern dünyanın tarihi boyunca böyle oldu, en azından bu son iki yüzyılda. Kurulmuş bir devlet, tabi ki, içerisinden bir grubun başka bir ulus olarak ortaya çıkmasını istemez. Bazen, devlet içerisinde, baskı altında olanlar tam olarak bu devletten ayrılmak isterler, yani tam bağımsızlık amaçlarlar, bazen kültürel, politik haklar elde etmek isterler. Bence hiçbir yerde gerçek bir ulus-devlet yoktur. Bütün devletlerde azınlıklar vardır ve her zaman da olacaktır. Asıl sorun bu “gerçekle nasıl yüzleşilmeli” olmalıdır. Ben, her zaman, hakların en geniş biçimde verilmesinden yanayım; çok kültürlülükten yanayım. Bugün bu sözcük kullanılıyor. Ve bunu dünyanın her yeri için istiyorum. Ancak konu politik bir konu ve her şey kelimeler üzerine dayalı, ben bunun içinde yer almak istemiyorum, çünkü bu yalnızca bir oyun.

‘Halk olmak duygu olayıdır’

Bütün halkların birbirlerini tanıdığı, yatay bir yapılanmanın olduğu ve örgütlenebildikleri bir konfederalizm…Var olan sınırlarda. Yani şu andaki sınırları değiştirmeden devlete karşı bir güç olabilmek ve konfederal bir biçimde halkların birarada yaşayabilmesi...

Aslında birçok anlamda, bu başarıya ulaşmış bir gerçeklik. Yani farklı ülkelerdeki Kürtler değil; aynı zamanda birbirleriyle yakınlaşan başka halklarda da bunu gördük. Örneğin ABD’deki Latin Amerikalılar diğer Latin Amerikalılara yakınlar, Yahudiler ve Çinliler için de bu durum geçerli... Varolan sınırlardan hareketle ve genellikle de siyasi olan bu kültürel yakınlaşmalar iyi bir şeydir. Buna karşı mücadele etmek yerine, halklar için buna dünya çapında büyük bir esneklik olanağı yaratılmalıdır. Halk olmak bir duygu olayıdır ve duyguları ne baskı yoluyla ne de yok sayarak dışarıda bırakamayız.

Antik referanslar zamanla değişirler. Elbette tarih boyunca Batılılar’ın öncü olarak kabul ettiği hep Yunanlılar değildi mesela bir Mısır dönemi var. Bunun neden değiştiğini analiz etmek gerekir. Bu referansların bir kısmı gerçek, bir kısmı ise mitolojiden oluşuyor. Bu mitlerin bazıları bazı referanslar üzerinde ısrarla dururken ötekileri dışlamak üzerine kurulmuştur. Şimdi herhangi bir halk 5 bin yıl önceki köklerini buldu diyerek dünyanın tarihini yeniden yazabiliriz. Neden olmasın herkes yapabilir bunu. Tekrar ediyorum; önemli olan güncel gerçekliklerdir. Eğer insanların bir bölümü farklı bir dil konuşmak, farklı edebi eserleri kullanmak istiyorsa, bazı kültürel yakınlıklardan bahsetmek istiyorlarsa; ben “iyi ama onlar iki bin yıl önce yoklardı ya da beş bin yıl önce varlardı” diyemem. Bunun hiçbir önemi yok. Önemli olan şu andaki gerçekliktir.

Kuşkusuz bütün insanlar bu soy konusunda ısrar ediyor. Çünkü bu, bir tür siyasi argüman aynı zamanda. İsrail-Filistin örneğini alalım. Acaba Filistinliler diye bir şey var mı? Evet Filistinliler var, çünkü kendilerine Filistinli diyen birileri var. Bunların beş yüz yıl önce veya iki bin yıl önce ya da üç bin yıl önce aynı isimle adlandırılıp adlandırılmamaları gerçekten benim umurumda değil. Gerçekler karşımızdadır ve önemli olan şu andaki gerçeklikle yüzleşip bu insanların da diğer insanlar gibi kültürel ve siyasi gelişimlerini yaşamalarına olanak vermektir.

‘Politika hep bugün içindir!

İyimser olabilir miyiz bilmiyorum ama olunmalı. Peki Chiapas’ta neler yaşanıyor? Bir halk var, bir grup, bazı toplulukların yerlileri, ki en az beş yüz yıldır belki de daha uzun süredir orada yaşıyorlar. Önceleri İspanya tarafından baskılara maruz kaldılar, şimdi de Meksika devleti tarafından büyük baskılar görüyorlar. Kendileri için gerçek bir otonomi istiyorlar, ki bu bana çok da haklı bir istem olarak gözüküyor. Şunu söylüyorlar: Meksika devletini ele geçirmek ya da Meksika devletinde iktidara gelmek için bir devrim yapmayacağız, bunlar bizi ilgilendirmiyor, bizi ilgilendiren, daha yakın bir şey, içimizdeki sıradan insanlar bizleri ilgilendiriyor. Aynı zamanda, politik strateji olarak da “Haklarını isteyen, eşitlik talep eden, dünyadaki birçok hareketin bir parçasıyız; onlara desteğimizi veriyoruz ve onlardan da bizi desteklemelerini istiyoruz” diyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu politikanın onlara olumlu yönde bir dönüşümü oldu. Meksika’da belli bir statü hakkını elde ettiler, başka yerlerde de bazı ilerlemeler görüldü. Bu durum tamamen dikey bir yapıya karşı bir oluşum. Zapatist hareketin Latin Amerika’da ve dünyanın diğer bölgelerinde büyük bir etkisi oldu. Bu da şu anda farklı bir politika yapmanın biçimini gösteriyor. Tekrar aynı noktaya geliyorum; politika hep bugün içindir.

Fikirler temelden, entellektüellerden ve biraz da her yerden gelebilir. Fikirlerin temeli en önemli nokta değildir. Onları nasıl kullandığımız, insanları nasıl biraraya getirdiğimiz ve günümüzde ne gibi istemlerimizin olduğudur önemli olan. Chiapas’ta Zapatistlerin ne talep ettiklerini biliyorum. Bu da bana tamamen meşru görünüyor. Başka ülkelerde benzer grupların farklı istemleri var. Yani Bolivya’da, “İndijenes-yerliler”, bu sözcük kullanılıyor, az çok iktidarı ele geçirdiler.

Yani ilk kez hükümet bu yerli grupların içinden çıkıyor ve birçok kişi tarafından destekleniyor. Bolivya’da bu insanlar nüfusun çoğunluğunu oluşturuyor. Onlar önemli olanın politikanın havasını değiştirmek olduğuna karar verdiler, ‘havasını’; bu sözcük üzerinde ısrarla duruyorum, devletin havasını değiştirdiler.

Meksika’daki reel siyasi gerçeklik farklı, Peru’daki farklı, Pakistan’da daha da farklıdır. Bu açıdan, ABD’de söylediğimiz gibi, yöresel siyasetten bahsedebiliriz. Ama her zaman açık olmalı ve insanların kendilerini ifade etmelerine ve kendi yollarını çizmelerine izin vermeliyiz. Bence önemli olan budur.


 Yukarı çık