Ahmet Türk: DTP'yi kapatabilirler
Anayasa Mahkemesi'nin, Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) kapatılması istemiyle açılan davada partiye ön savunma için verdiği 1 aylık ek süre yarın doluyor. Yüksek Mahkeme, DTP'nin 3 aylık ek süre talebini 9 Ocak 2008'de karara bağlayarak, 1 ay ek süre tanınmıştı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, DTP'nin "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü aleyhine eylemlerin odağı'' haline geldiği gerekçesiyle "temelli kapatılması'' istemiyle dava açmıştı.
DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, Türkiye'de hukukun resmi ideolojinin etkisinde olduğunu belirterek, ''Hukuki açıdan partimizin kapanması için hiç bir neden yok. Ancak Türkiye'de hukuk, resmi ideolojinin etkisindedir.Yargı da, bunun etkisinde. Kararda, bu doğrultuda çıkabilir'' dedi.
ANF'nin sorularını yanıtlayan Ahmet Türk, Türkiye'de şoven ve milliyetçi dalganın yükseltilmeye çalışıldığını belirterek, halklar arasında çatışma çıkartılmaya çalışıldığını vurguladı. Kürt sorunun çözümüne yönelik bütün girişimleri sonuçsuz kaldığını ve bunun sorumlusunu da AKP olduğunu söyleyen Türk "AKP, Avrupa ve Kürtleri kandırıyor" dedi.
Yerel seçimleri de, değerlendiren Türk, Erdoğan'ın 'Diyarbakır'ı Almalıyız' sözünü hatırlatarak, şunları söyledi: "AKP, bedava makarna, kömür ve elektirik dağıtarak, sorunları çözemez. Bu siyaset ahlaksız bir siyasettir. Yoksul insanları kişilksizleştirme politikasıdır. Toplumu kendine muhtaç etme politikasıdır. Ama Diyarbakır halkı bu oyunu bozacak ve gereken dersi verecektir."
Ahmet Türk ile DTP'ye yönelik açılan kapatma davası, Türkiye'deki Kürt sorunu ve AKP'nin yerel seçim politikalarını konuştuk.
'Aydınlar çekingen davranıyor'
- Türkiye'de uzun bir süredir operasyonlar da devam ediyor. Kürt sorunun çözümü adına ufukta en ufak bir emare görülmiyor. Siz bu son durumları nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Türkiye, son süreçte geliştirilen politikalar ile milliyetçi ve şoven bir yapıya büründü. Tabii geçmişte devlet politikalarıyla sınırlı olan saldırgan siyaset şu anda halkları da, içine katarak, gergin bir hava yaratılıyor. Böyle bir ortamın zemini hazırlandı. Biz bu zihniyetin yıkılması ve gerçekten de, demokrasi barış ve özgürlükçü bir zeminin gelişmesi için yaptığımız çağrıların sanki Türkiye'yi bölen parçalayan bir söylemiş gibi algılanan ve topluma yansıtan dar bir mantık ile karşı karşıyayız. Açıkçası biz bunu siyasi bir linç olarak tanımlıyoruz. Şunu şöyle görmek gerekiyor; Kürtlerin taleplerini dile getiren ve sesi olan kesimin sesini kısmaktır. Biz bu anlayış ile mücadele ediyoruz.
- Geçmiş yıllarda Türkiye'de aydın ve muhalif kesimlerin sesi biraz daha gür çıkıyordu. Ama son dönemlerde sizin de, 'linç' diye tanımladığınız bu dalga, yükselen sesi kısmış görünüyor. Buna katılıyormusunuz?
- Son dönemlerde devlete yakın birçok sivil toplum örgütleri sokağa çıkartılarak, toplumda demokrasi ve barıştan yana kesimlerin sesini kısmaya yönelik bir çaba içine girdiler. Tabii ki aydınlar, bu yaratılan atmosferde etkilendi. Gerçekten bu kesimlerin aydın rolünü oynamaktan çekingen davrandıklarını görüyoruz. Tabii bu bir psikolojik savaştır ve çok çirkin yürütülüyor. Ortaya atılan söylemler ve sloganlar farklı bir hava yaratılarak, gündemi değiştirmeye çalışılıyor. Bu estirilen şoven hava ve yapılan operasyonların sonuç alamadığını görüyoruz. Eğer bir sorun varsa, bunun barış ve diyalogla çözüleceğine inanıyoruz. Biz bunun mücadelesini veriyoruz.
- Peki ortada bir muhatap var mı?
- Cılız da, olsa, 30 yılda denen bu yöntemler, sorunu çözmeyeceğine inanan bir kesim var. Aydınlar var. Hatta devletin belirli kademelerinden görev almış insanlar bile bu yöntemlerin sonuç alamıyacağını söylüyorlar. Bu aslında çok önemli bir sestir. Belki bugün cılız olabilir. Ama kısa sürede daha gür çıkacağı ve gündeme geleceğine inanıyorum.
'Birebir yaptığımız görüşmeler var'
- Ama bu söylemleri daha çok emekli olmuş ya da görevinden ayrılmış kişilerden duyuyoruz. Peki Ankara kulislerden sizin tanık olduğunuz çıkışlar var mı?
- Demokrasiye inananlar ve sorunları demokratik yollarla çözümü essas alan kesimlerle görüşmelerimiz oluyor. Birebir yaptığımız görüşmelerde onlarda, bizim gibi düşünüyor. Bu sürecin çok tehlikeli olduğunu ve halkları karşı karşıya getirilmeye çalışıldığını onlarda söylüyor. Ama bunun toplum karşısında dile getirmenin çok kolay olmadığını biliyoruz. Ciddi bir mahale baskısı var. Benim söylediğim bu kesimler devletin üst düzey kademelerinden sorumluk almış kişiler olarak ta, düşünebiliriz. Bu sadece emekli kişilerin söylediği şeyler değil. Gerçekten söz ve karar sahibi olan kişelerden de, bunları dinlediğimiz oldu. Ama bir canavar yaratıldı. Önüne geçilmiyecek türden bir canavar. Şimdi bazı kesimler onunla uğraşmak zorunda kalıyor.
Büyükanıt gerginleştiriyor
- Yaşar Büyükanıt'ın Genel Kurmay Başkanlığı görevine geldiğinden bu yana Türkiye'de şoven dalga biraz daha yükseldi. Bu konuda siz ne düşünüysunuz?
- Tabii Türkiye'de söz ve karar sahibi olanların söyledikleri dikkate alınıyor. Genel Kurmay Başkanı ve ekibinin toplumsal barıştan uzak olan söylemleri toplumu daha da, gerginleştiriyor.
- Gerek sınırdışı gerek ise sınır içinde yoğun bir askeri operasyon dizisi var. Bu savaş çığırtkanlığı Türkiye'yi nereye götürecek?
- Bu gerginliğin ve sınırdışı operasyonların çözüm olmadığını her zaman söylüyoruz. Bana göre, bin yıldır birlikte yaşayan bu iki toplumun arasına öfke tohumları atmak Türkiye'nin yararına değildir. Türk halkının da yararına değildir. Kürt halkının da, yararına değildir. Birlikte yaşamaya kararlı olan insanların arasında sevgiye dayalı bir siyaset anlayışı ortaya çıkartılmalıdır. Bu herkesin lehinedir. Ancak bu hasasiyetin dikkate alınmadığını görüyoruz.
'Devletin dönüşümünü istiyoruz'
- Son dönemlerde Türkiye'deki bu dalga ile birlikte partiniz bir kıskaç altında. Genel başkanınızın tutuklaması, parti pinalarınızın kurşunlanması ve açılan davalar…
- Biz parti olarak bazı gerçekleri dile getiriyoruz. Olması gereken siyaset üzerinde ısrarlıyız. Cumhuriyetten bu yana sorunlara bakış tarzının değiştirilemsini talep ediyoruz. Böyle bir talebimiz ve ısrarımız devletin dönüşümü ve demokratik bir cumhuriyetin oluşmasını istemeyen bazı güçleri rahatsız ediyor. Bu rahatsızlıklar bizi hedef haline getiriyor. Ama bizim hedefimiz halklar arasında bir sevgi süreci yaratmaktır.
- Bu kadar baskı altındaki partinin başındaki kişi nasıl bu kadar iyimser olabilir?
- Biz demokratik siyasetin içinde olan insanlarız. Bir onurlu barış, bizim temel hedefimizdir. Siyasetin içinde ve parlamentoda olmamızın sebebi de, budur. Eğer buna inanmasak, inançlı olmasak, zaten burada kalmamızın bir nedeni yoktur. Halkımızın bize yüklediği misyonu gereğini yerine getirmeye çalışıyoruz. Ve bu konuda da, moralimizi bozmadan, inanç ve heyecanımızı kaybetmeden mücadelemizi sürdürüyoruz. Biz heyecanımızı kaybettiğimiz zaman varlığımızın hiçbir anlamı kalmaz. Yarın daha sancılı süreçler de, yaşayabiliriz. Bireysel olarak acılar da, çekebiliriz. Bunlar hiç önemli değil. Bize yüklenen bir misyon var: Onurlu bir barış ve demokratik, özgür bir gelecek yaratma konusunda hizmet etmektir.
DTP'Yİ kapatabilirler
- Partinizin kapanmasını bekliyor musunuz?
- Tabii Türkiye'de süreçleri belirleyen devletin statukocu güçleridir. Bir hukuk davası olmasına rağmen bu böyle ele alınmıyor. Türkiye'de hukuk resmi ideolojinin etkisinde kaldığını çok iyi biliyoruz. Hukuki açıdan baktığımızda partimizin kapanması için hiç bir neden yok. Ama sonuçta bir siyasi partiyiz, siyaset yapıyoruz. Bir misyonuz. Bu misyon bir kesim tarafından hedef haline getiriliyoruz. Yargı onun etkisinde kalabilir. Ve kararda, bu doğrultuda çıkabilir.
- Misyondan kastınız?
- Misyondan kastımız, iktidar olmak için siyaset yapmıyoruz. Veya Türkiye'nin siyasetinde, sisteminde etkili bir güç olmak için değil. Biz varolan sorunların çözümüne katkı sunmak gibi bir görevimiz var. Geçmişte bizim misyonumuz Kürtleri inkar eden bir zihniyete karşı halkımızın varlığını savunmaktı. Bugün ise çözüme yönelik siyaset yapmaktır. Elbette kendi başımıza çöçümü getirecek bir gücümüz yok. Ama katkı yapacak bir durumumuz söz konusu.
'Çareler tükenmez'
- Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'nın' Biz DTP'yi kapattırmıyacağız' söylemi var. Kararı Erdoğan mı veriyor?
- Gündeme geldiğinde Sayın Erdoğan diyor ki: 'Efendim bu bizimle ilgili değil. Yargının verdiği bir karar." Diğer taraftan da, 'kapattırmıyacağız' diyorsa bu yargıya bir müdahaledir. DTP'nin kapatılıp kapatılmaması açısından söylemiyorum. Burada, Avrupa'ya bir mesaj vermek isteniyor. 'Kapattırmıyacağız" 'iyorlar ama diğer taraftan da, her türlü baskı uygulanarak, bir kıskaç altında tutuyorlar. Kürt sorunu çözümü için bir proje ile gelmekten ziyade askeri operasyonlarla sonuç almaya çalışıyorlar. Biz bunların gerçekçi olmadığını ve sorunun çözümü bu yöntemle olmayacağını dillendiriyoruz.
- Partiniz kapanırsa nasıl bir yol izleyeceksiniz?
- Tabii sayın Demirel'in söylediği gibi "çareler tükenmez." Biz örgütlü bir yapıyız. Köklü bir siyaset anlayışından geliyoruz. Halkımız da, bu konuda deneyimli. Geçmişte de, partilerimiz kapandı. Ama halkımızdan hep destek aldık ve yeni süreçleri başlattık. Tabii şu anda böyle bir çalışmamız var anlamında söylemiyorum. Ama partimiz kapanırsa bunu değerlendireceğiz. Bunun dışında önümüzde farklı hedefler de, var. Örneğin Türkiye demokratik çevreleri birleştirecek bir çatı parti gündeme gelebilir. Bu tartışma parti davasında önce yaptığımız görüşmelerde kaçınılmaz olduğu görüşü vardı.
'Çatı partisi çalışması var'
- Şu anda böyle bir çalışma var mı?
- Bu bizim düşüncemiz. Sol demokrat güçlerin hedeflediği birşey. Ama bunu henüz somut bir duruma taşımış değiliz. Bu çalışmanın partinin kapatılıp kapatılmamasıyla ilgisi yok. Daha önce üzerinde durduğumuz ve geliştirmek istediğimiz bir süreç. Ancak tabii ki, şuanda partiyle ilgili açılmış bir dava var. Çatı partisinden, yeniden örgütlemeye kadar veya bundan sonra nasıl devam edeceğimize dair kararı sonra vereceğiz.
- Çatı parti projesinde isim olarak kimler var?
- Şimdi çok erken. Türkiye'de birçok kesimin içinde bulunduğu bir proje. Sivil toplum örgütleri, aydınlar ve yazarlar var. Nasıl bir yol izleyeceğimize dair bir tartışma var. Ama önümüzde de, partinin kapatılmasına ilişkin bir dava da var. İkisini bir biriyle karıştırmamaya çalışacağız.
'Türkiye'de herhangi bir reform uygulanmıyor'
- AKP'nin 'reformları' nasıl uygulanıyor?
- Bu her yerde önümüze çıkan bir soru. Özellikle Avrupa'da bize sıkça sorulan soru. Ben Türkiye'de herhangi bir reformun uygulandığını görmedim. Bu günlerde de, ekonomideki, reformlardan bahsediliyor "acil eylem planı" diye tanımladıkları planlardan söz ediyorlar. Ama bunlar gezilerden ve küçük vaatlerden başka birşey değil. Yoksulu kendine bağlama çalışmalarından öteye geçmeyen bir proje. Sosyal ve toplumsal bir çözümden yoksun bir zihniyet. Özellikle bölgeyle ilgili yapılan çalışmalardan bahsediliyor. Ancak bugün dünden daha yoksullaşan bir halk var. Adeta açlık sınırına gelen bir toplumla karşı karşıyayız. Bugün Diyarbakır'a baktığımızda, işsizlik ordusu oluşmuş. Dengeleri, düzenleri bozulmuş bir gençliği görüyoruz. 22 bin evsiz ve kimsesiz bir çocuk ordusunun oluştuğunu görüyoruz. AKP'nin gerek Türkiye gerek ise bölge açısında refahı sağlayacak, sosyal güvenliği arttıracak hiç bir reformu yok.
- Peki AB'nin AKP'ye bu kadar destek vermesi ve DTP'yi hiçe sayma tavrını neye bağlıyorsunuz?
- AKP, bugüne kadar alışa gelmiş siyaset anlayışı dışında bir parti olma görüntüsü vermeye çalıştı. Çağdaş, demokratik dünya görüşü olan bir parti görüntüsü verdi. Bir taraftan da, Kürtlere "devletin statükocu güçlerini aşarsam bazı adımları atarım" mesajları verdi. Bu bir oyundu. Seçimlerde de, bunu gördük. Kürtler bir kere daha aldatıldı. Oyunun bir tarafı da, Avrupa'ya "70 yıllık zihniyeti aşabilmem için güçlenmem gerekiyor" lobisi yaptı. Avrupa kamuoyu bu konuda tatmin oldu. Ama biz pratikte bunu yaşayan insanlar olarak Türkiye'de birşeyin değişmediğini biliyoruz. AB'nin yanılgısı burada.
'Makarna dağıtarak bu işler çözülmez'
- AKP'nin Kürt meselesi konusunda bir çözümü var mı?
AKP hükümeti, bazı söylemlerinde başarılı oldu. Her gitiği yerde, 'benim ülkemde şiddet ve terör var. Bunun sona ermesi için çaba gösteriyorum. Bu şiddet herkes için çok tehlikelidir' söylemleri dillendirdi. Ve bu propoganda ile Kürt sorunu gözlerden uzak tutmaya çalışıyor. Ya da sanki Kürt sorunun çözümünün önündeki engel Kürtler'i göstermeye çalışıyor. Sorunu terörize ederek, gündeme getirmeye çalışıyor. Oysa gerçek bu değil.
- Peki gerçek nedir?
- Nedenlerini iyi araştırmak gerek, sonuçlarla değil, nedenler üzerinde bir çalışma yaparak, bu sorunu sonlandırabileceğimize inanıyorum. Gerçekten ben şunu istiyorum: Kürt sorununda çözümü, barışı kim istemiyor. Devletin statukocu güçleri mi, yoksa Kürtler mi? Bunun görülmesi lazım. Meşru ve makul talepler gündemdeyken buna kimler karşı çıkıyor, öğrenmek istiyoruz. Ben şahsen bunu bilmek istiyorum. Işte o zaman çözümü istemeyenin maskesi düşücek.
- Sizce?
- Bana göre farklılıkları, toplumsal realiteyi görmezlikten gelen ve Kürtlerin inkarı üzerinde siyaset yapanlardır. AKP, 22 Temmuz genel seçimlerinde, Kürt illerinde kömür ve makarna dağıtarak, oy toplamaya çalıştı. Şimdi de, yerel seçimlerde bunu yapmaya çalışıyor. Özellikle Erdoğan'ın ısrarla' 'istiyorum' dediği Diyarbakır'da bedeva elektirik verme planını yapıyor…
Burada yoksulların kişiliksizleştirildiği ve istismar edildiği kesin. AKP böyle bir politika yürütüyor. O insanları kutarma yerine, onlara sosyal güvence sağlama yönelik bir proje yapmak yerine yoksulları kendine bağlama ve kendine muhtaç etme politikasını izleniyor. Biz bunu ahlaksız bir politika olarak değerlendiriyoruz. Geçmişte bunun biraz sonuç aldığını görünce şimdi de, geliştirmeye çalışıyor. Bunu yaparken de, devletin imkanlarını kullanarak yapıyor. Diyarbakır'ı seçmesi de tesadüfü değildir. Ancak Diyarbakır halkı her oyunun değerini ne olduğunu bilen ve oyunu verdiği zaman ne anlam taşıdığı bir bilince sahiptir. Bu oyuna karşı set oluşturacağına ve bozacağını dair inancımız da, tamdır.
- Diyarbakır'ı kaybetme kaygısını taşımıyormusunuz?
- Siyaset her zaman risktir. Ama ben bu konuda kaygı taşımıyorum. Açıkçası bir kaygım yok. Halkımız geçmişte olduğu gibi yine rolünü oynayacaktır. Bu zihniyete karşı gereken cevabı verecektir. O konuda hiç bir endişem yok.
Kaynak: ANF
Yazdır | gulbahar | 11.02.2008, 02:53:00
|
|
|