kEditor - Haberler / Yaşam / Dönemin tanığı Mahir Çayan'ı anlattı

http://www.keditor.com/haber_1498.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Yaşam

Dönemin tanığı Mahir Çayan'ı anlattı


1972 yılında, Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere'de yaşanan bir çatışmada hayatını kaybeden Türkiye Halk Kurtuluş Partisi- Cephesi'nin kurucusu olan Mahir Çayan ve arkadaşları ölümlerinin yıldönümünde çeşitli etkinliklerle anılıyor. Dönemin tanıklarından olan PKK üyelerinden Metin Aslan, Kızıldere Katliamı ve Mahir Çayan'ı anlattı.

- THKP-C Önderi Mahir Çayan ve arkadaşlarının ölümlerine ilişkin hala tartışmalar sürüyor. Kızıldere köyünde 30 Mart 72'de neler yaşandı?

- 30 Mart 1972 Mahir Çayan ve 10 dava arkadaşının Tokat'ın Niksar ilçesinde Kızıldere köyünde katledildiği tarih! Mahir Çayan ve arkadaşları Kızıldere köyünün muhtarının evinde bu tarihte çembere alındılar, yaşanan çatışma sonrasında, kahramanca çarpışarak şehit düştüler. Mahir Çayan Türkiye Devrimci Demokratik Hareketi içinde çok özel-özgün bir yere sahip bir halk önderi, gençlik önderi. Onu ve onun arkadaşlarının mücadelesini yakından tanımak bilmek yeni kuşağın, yeni jenerasyonun faydasınadır. Kesinlikle herkes Türkiye'de demokrasi tarihinin mücadelesini öğrenmek istiyorsa; Mahir Çayan'ı ve onun geliştirdiği mücadeleyi tanımak zorundadır. Mahir Çayan Türkiye 1968'de gelişen öğrenci gençlik hareketi içerisinde öne çıkan, zekasıyla, pratik becerisiyle, örgütleme gücüyle, örgütçülüğü ile bilimsel sosyalizmin Türkiye'de o dönemki ölçüler içerisinde düşünce üretme gücü gösteren insanlardan bir tanesidir. Kuşkusuz Türkiye'de bilimsel sosyalizm düşüncesinin yayılmasında bu teorinin geliştirilmesin de Dr. Hikmet Kıvılcımlının çok önemli bir etkisi var. Hatta denilebilir ki, Türkiye marksizmin dirilmesi, marksist düşüncenin yayılması onun teorisinin inşa edilmesin de Dr. Hikmet Kıvılcımlı çok etkili olmuştur. Mahir Çayan'ın üzerinde Hikmet Kıvılcımlı'nın çok büyük etkisi olduğu da söylenebilir.

- Dönemin Türkiye'sine damgasını vuran Fikir Kulüpleri Federasyonu'na yönelik düşünceleriniz nelerdir?

- 1968 Devrimci Gençlik hareketinin gelişmesi dönemin de Türkiye'de Fikir Kulüpleri Federasyonu oluşmuştu. Bu federasyon önce Doğu Perinçeklerin elindeydi. Rolünü oynayamıyordu, gençliği motive edemiyordu, gençliği doğru devrimci demokratik perspektifler etrafında birleştirerek aydınlanma hareketini geliştirme kabiliyetini gösteremiyordu. Ciddi bir demokratik muhalefet geliştirme gücünü sergileyemiyordu. O dönemde radikal demokratik çıkışlar gerektiği halde; pasifist bir yaklaşım sergilemekteydi. Daha çok pasifist parlamenter mücadeleyi esas alan, TBMM'ye girmekle Türkiye'de demokrasinin geliştirilebileceği, Demokratik mücadelenin başarıya götürülebileceği düşüncesi radikal muhalefet düşüncenin gelişmesini engelliyor pasifize ediyordu. Fikir Kulüpleri Federasyonu içindeki düşünce ayrılıklarının giderek derinleşmesi sonrasında, Mahir Çayan'ın o güne kadar üretilmiş olan Demokratik Sosyalizm tezlerini teorisini 'Türkiye Devrim' teorisini yeniden gözden geçirerek yeniden bir sistem kurduğunu söylemek gerekir. Mahir Çayan esasın da 68 devrimci gençlik hareketinin içerisinde Devrimci bir teorisyen olarak ortaya çıkmıştır. Gerçekten de strateji kuran bir insandır. Türkiye'de silahlı mücadelenin geliştirilmesi gerektiği tezini ortaya atan, bunun halk savaşı biçimin de geliştirilmesi gerektiğini başlangıçta silahlı propagandayla politikleştirilmiş askeri savaş taktiğiyle geliştirilmesi gerektiği, tezini geliştiren biridir. Türkiye de ki mevcut devlet sisteminin oligarşik sistem olduğu tezini kuran bir beyindir. Yani Türkiye de teori üretme, strateji kurma taktik geliştirme konusunda, düşünce üretme gücü sergileme noktasında Mahir Çayan gerçekten de çok özel ve özgün bir yere sahip liderdir.

- Gençliği nasıl etkiliyordu? Faaliyetlerine nasıl başladı?

- Geliştirdiği düşenceler etrafında devrimci gençleri, üniversiteli öğrenci gençliğin önemli bir kısmını etkiledi ve etrafında topladı. Fikir Kulüplerinde gelişen ideolojik mücadele tartışmaları sonucunda Türkiye Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi ve Partisini oluşturdu. Amacını gerçekleştirmek için çeşitli faaliyet, devrimci mücadele eylemlilikleri içerisine girdi ve tutuklandı. Arkadaşları ile beraber Maltepe Askeri Cezaevi'ne konuldu. İstanbul'da çatışarak yaralı ele geçirilmişti. Maltepe Askeri ceza evinden firar etti bir süre sonra firar etti ve yeniden mücadelesine kaldığı yerden devam ettirmeye arkadaşlarını örgütleyerek mücadeleyi yükseltmeye çalıştı. Bunun için kentlerde barınması olanaksız hale geldiği için kırsala çıkma mecburiyetin de kaldı ve dava arkadaşları ile beraber Karadeniz dağlarına ulaşmak için orada bir gerilla savaşı başlatmak için yola çıktı. Maalesef bilindiği üzere 30 Mart 1972 tarihin de Kızıldere'de katledildi.

- Katliam yapıldığında neler hissettiniz ve çevrenizin bu durum karşısında tepkisi ne oldu?

- Bu olay yaşandığı dönemde ben gençtim. Olay bizi çok etkiledi bu gün gibi hatırlıyorum. Bizim mahalle yoksul bir mahalleydi. Emekçi insanlardı, işçi ve küçük- memur esnaf kesiminden oluşan bir mahalleydi.

Gençlere büyük umut bağlanmıştı. O dönemde devrimci gençlik hareketine halkın büyük bir sempatisi vardı. Bizim de büyük sempatimiz vardı. Gazetelerden özelliklede TRT'den, Radyodan henüz televizyon haftalık paket yayınlar yapıyordu. Televizyonu olan insanların sayısı çok sınırlıydı. Bizim televizyonumuz yoktu ama bir Nortmende marka radyomuz vardı ve hatırlıyorum radyosu olmayan aileler de vardı. İnsanlar haber ajans derlerdi, haber de demezlerdi; 'Ajans'ı dinlemek için bizim eve doluşurlardı. Ajanstan dinlerdik; TRT'nin haberlerinden dinlerdik. O zaman 'Terörist' de denmezdi, bu kavram fazla kullanılmazdı. Devletin lügatinde terörist kavramı fazla yoktu. Onlar argüman olarak 'anarşist' derlerdi. 'Anarşist öğrenciler', 'anarşist Mahir Çayan ve arkadaşları' işte haberler genellikle böyle verilirdi. Bu gençleri devletin kolluk kuvvetleri adım, adım izlerdi ve yapılan operasyonlar TRT den aktarılırdı. İyi hatırlıyorum devletin kolluk güçleri başarısız olsun diye dua eden nenemi hatırlıyorum: 'Keşke çocuklar kurtulsa, keşke çocuklar ellerine düşmese' biçimin de dualar ettiğini hatırlıyorum. Yani herkesin yüreği yaşlısından gencine yoksul insanından emekçi kesimlerinin, yoksul halk kesimlerinin hepsinin yüreği onlardan yanaydı. En azından benim çevremde böyleydi.

- Devamında tepkiler nasıl gelişti?

- Türkiye bütün halkın gündemi o yıllar da yani 70 -72 yılları arasında gelişen bu hareketlenmeyle, herkesin gözü onların üzerindeydi büyük bir sempati vardı. Onların mücadelesinin başarılı olmasını isteyen insanlardı bunlar. Ama devletten de korkuyorlardı, devletin karakterini biraz biliyorlardı acımasız kıyıcı bir devlet olduğunu da biliyorlardı o kadar çok iyi biliyorlardı. Menderes gibi bir başbakanını asmış bir devletin yani kendi sınıfından kendi içinden birini bile siyasal nedenlerden ideolojik neden dolayı asabilmişti. Devletin doğrudan sistemi değiştirmesi demokratik sosyalist bir sisteme kavuşturmayı Türkiye'yi amaçlayan, halk demokrasisi kurmayı hedefleyen bu devrimci gençlik hareketine karşı çok acımasız olacağını halk çok iyi biliyordu. Bu nedenle de gönlünden geçen onun başarması olsa da onun korkusuyla uzaktan izlemekteydi. Yani doğrudan sokağa çıkma ona destek olma mücadeleye katkı sunma düzeyi fazla yoktu. Daha çok acaba kaç gün yaşayacaklar acaba ne kadar dayanacaklar, başarabilecekler mi, acaba devletin ve onun kolluk güçlerinin ordusun polisinin saldırılarından kendilerini kurtara bilecekler mi kaygısı hâkimdi. Endişe buydu aslında. Halktaki beklenti, başarsalar da bizler de harekete geçebilecek, biraz başarma umudu görseler ayağa kalkmaya hazır an nefes nefese onları izleyen bir toplum gerçeğiydi. Yoksul kesimlerin duruşu Türkiye toplum gerçeği böyleydi. Ama herkeste kuşkuyla bakıyordu şu anlam da başarabilecekler mi kuşkusu başarmaları mümkün olabileceği ihtimalinin zayıf görme anlamında bir kuşkuları vardı.

- Devleti ele alışta açığa çıkan bu duruşu siz nasıl yorumluyorsunuz?

- Devletin büyük olduğunu, devletin yenilmez olduğu düşüncesinin, devletin ordusunun sahip olduğu olanaklarının geliştiği, devrimci gençlerin sınırlı imkânlara sahip olması halkta böyle bir kuşku yaratmıştı. Ama halk ağırlıklı kesimi kesinlikle devletten yana değillerdi. Tavırları düşünceleri, umutları, istekleri devrimci gençlik hareketinin yanındaydı, Mahirlerin yanındaydı. Yürekleri onlardan yana atmaktaydı bundan kesinlikle eminim. Bizde bundan çok etkilendik. Bu devrimci gençlik hareketinin gelişmesinden kişi olarak bende bu durumdan çok etkilendim. Bizim devrimci olmamızı etkileyen en temel unsulardan bir tanesi Mahir Çayanın geliştirdiği bu mücadeledir.

- Deniz Gezmiş'lerde aynı yıllarda yürüttükleri mücadeleleri ile devrim tarihine bir giriş yapmışlardı. Bu vesile ile Mahir Çayanların, onlarla benzeşen ya da farklılık arz eden yanları var mıydı?

- Deniz Gezmiş, o dönem Mahir Çayan'dan çok daha ünlüydü; çünkü o daha çok militan bir kimlikle öne çıkmaktaydı. Daha çok halk, toplum üzerinde etkili olmaktaydı. Ama kuşkusuz Mahir Çayan'ın halk üzerinde etkisi daha az olduğu söylenemez. Mahir Çayan Kızıldere'de kıstırıldığında 'Teslim ol' çağrısına asla olumlu yanıt vermedi yani tavrını direnmekten yana koydu. 'Vuruşarak ölürüz ama sizin gibi demokrasiye, halkların isteklerine, en temel insan haklarına, eşitlik ilkesine karşı olan bir güce teslim olmayız, bizim yerimiz bellidir; halkın yanıdır, halkın çıkarı için ne gerekirse yaparız gerekirse canımızı bile veririz ama bu halkın bu sisteme karşı teslimiyet değil direnmeyi tercih etmesi gerektiğini mutlaka ortaya koymalıyız' dediler.

Bizden sonraki kuşaklar, bizden sonra gelecek jenerasyon kesinlikle teslimiyeti değil direnmeyi esas alarak mevcut sisteme karşı mücadele etmelidir mesajını verdiler. Burada verilen mesaj çok açıktır. Sisteme teslim olunmaz, sistem karşısında eğer senin üstüne silahla geliyorsa kendini meşru olarak savunacaksın. Kaybetme ihtimali yüzde yüz de olsa teslim olmayacaksın. O seninle uzlaşmaya gelmiyor, o seninle barış yapmaya gelmiyor, o sorunu seninle çözmeye gelmiyor, bu çocuklar, gençler niye silahlandı , niye dağlara çıktı, niye dağlara çıkmak istiyor niye isyan ettiler bunu anlamak çözümlemek varsa bunların talepleri haklı doğru yerinde talepleri karşılamak mümkünse bir demokratik uzlaşı içinde sorunları çözmek için gelmiyor. Tankı ile topu ile gelmişlerdi ve onlar karşısında meşru savunmayı yapmak zorundaydılar. Mahir çayan doğru tavrı koydu kendisiyle uzlaşmaya anlaşmaya değil kendisiyle tartışmaya değil, kendisiyle Türkiye toplumunun yaşadığı derin ekonomik siyasi krizleri çözmek için bir görüşme yapmaya değil, kendisini teslim almaya ve yargılayıp imha etmeye dönük bir operasyon gücüyle gelmiştir. Dolayısıyla orda konulması gereken tavır nefsi müdaafaydı yani meşru müdafaydı. Mahir çayan ve arkadaşları asla teslim olmadılar son mermilerine kadar çarpıştılar. Ertuğrul Kürkçü dışında kendisiyle birlikte 9 arkadaşı şehit düştü. Ve onların bu direnişi bir bakıma toplumda iki açıdan etkili oldu. Bir derin bir acı hüzün yarattı ikincisi büyük bir öfke yarattı. Öfke yarattı çünkü bunu kanıtlayan tarihtir.

- Mahir Çayan ve arkadaşlarının katledilmesinden sonra nasıl gelişmeler oldu, sonrasında oluşan özgürlük hareketleri bunlardan nasıl etkilendi?

- Mahirlerin katledilmesinin ardından iki yıl geçtikten sonra yani 1974 affından sonra yeniden hareket toparlandı, devrimci muhalefet yeniden toparlandı. Ve yeni bir çıkış yaptı. İmha ettik, ezdik, bitirdik, anarşistlerin kökünü kazıdık diyenler yanıldılar. Mahir Çayan ve arkadaşlarını katledenler onları öldürmekler sorunları çözeceklerini sananlar daha büyümüş olarak sorunlarla karşılaşmış oldular. Arkasından gelişen hareket biliniyor. Başkan Abdullah Öcalan da bu dönemin ürünüdür. Devrimci Gençlik hareketinin geliştiği bu dönemde biliniyor Mahir Çayanları hapisten kurtarmak için harekete geçen Deniz Gezmişler ele geçirildi ve idam edilmişlerdi. 72 Mayısın da Başkan Öcalan ve arkadaşları siyasal bilgiler fakültesinde boykot eylemi yaptılar. Hapse dolduruldular bu insanlar devrimci mücadeleye katılmış insanlar onların mücadelesini destekleyen insanlar hapse atılmıştı ve 74 affından sonra çıktıktan sonra bu hareket yeniden gelişmeye başladı. Başkan Öcalan kesinlikle iyi, tutarlı bir THKP-C sempatizanıydı.Mahir Çayan sempatizanıydı. Onun söylediği Kürt sorunu Misak-ı Milli sınırları içerisinde çözülemez, Kürt sorunu daha önemli daha büyük bir sorundur. Kürt Halkının kendi hakkını tayin etme hakkı vardır sözü Başkan Öcalan ı çok etkilemiştir. Başkan Öcalan Mahir Çayanın yarattığı devrimci mirasa her zaman sahiplenmiş ve esas gücü ordan aldığını onların bir öğrencisi olduğunu büyük bir mütevazilikle söylemiştir ve bu şehitlerin amaçlarını geçekleştirmek için bu hareketi geliştirmek zorunda kaldığını defalarca ifade etmiştir. Yani PKK in mayasında THKP-C geleneğinin Mahir Çayanın geliştirdiği bu hareketin ve bizzat Mahir Çayanın kendisinin büyük etkisi vardır.

Bir bakıma PKK hareketini Mahir Çayanın hareketinden ciddi biçimde etkilenmişti. Nitekim Başkan Öcalan'ı derinden etkilemiş bir liderliği devrimci önderliği geliştirdiği mücadele sonucunda onun bıraktığı miras üzerinden PKK hareketini  Abdullah Öcalan geliştirmeye başlamıştır. Bu anlamda Öcalan'la Mahir Çayan arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kimse bu ilişkinin varlığını ret edemez inkar edemez. Başkan onlar olmasaydı biz olmazdık Mahirler olmasaydı biz olmazdık derken son derece dialektik, bilimsel bir tespit yapmıştır.

Bu bakımdan Mahir Çayan hareketini sıradan ele almak doğru olmaz. Mahir Çayanın yarattığı gelenek onun bıraktığı miras üzerinden devrimci yol hareketi gelişmiştir. Dev-Genç hareketi gelişmiştir. Ve bu hareket bundan sonra bir çok parçaya bölündüyse işte Dev-sol, Dev-yol, MLSPP, ACİL ve ismini sayamayacağımız bir çok örgüt Mahir Çayan hareketinin geliştirdiği THKP-C hareketinin içinden çıkmış hareketlerdir ve kuşkusuz hepsi Devrimci Demokratik muhalefet hareketleridir.Devlet sistemi karşısında Demokratik muhalefet güçleridir bunlar. O dönemde yaşamış doğmuş çok gerici bir ortamda büyümemiş herkes Mahir Çayandan etkilenmiştir. O dönemde yaşamış sıradan duyarlı olan hiçbir insan daha sonra gelişen devrimci muhalefet hareket içerisinde şu ya bu kadar yer almamazlık etmemiştir.

Mesela niye 1975-80 arası Türkiye de korkunç bir gençlik hareketi gelişti. Halk hareketi, halk muhalefeti düzeyine çıktı. Türkiye işte 12 eylül kendi gerekçesini nasıl ortaya koymuştur. Diyor ki Türkiye iç savaşa sürüklenmiştir, iç savaş içine girmiştir.biz bu iç savaşı durdurmak için Askeri mudahale yapmak zorunda kaldık diye 12 eylül ün darbeci generalleri izahta bulundu.Gerekçe 12 eylülden önce gelişen Devrimci muhalefetin çok yükseklere çıkmasını gösterdiler. Demek ki Mahir Çayan hareketi kuşkusuz Deniz Gezmişleri de içine almak gerekir, onların yarattığı miras üzerinden Türkiye halkı, toplumu, gençliği çok ciddi bir kalkışma içine girmiştir, Kürt halkı çok ciddi bir kalkışma içine girmiştir.Kürt gençliği çok ciddi bir kalkışma içine girmiştir.ve Türkiye de gerçekten de devrimci muhalefet 12 eylüle kadar korkunç düzeylerde yükselmiştir. Bütün fabrikalar direniş alanı haline gelmiştir. Bütün üniversiteler devrimci demokratik muhalefetinin kalesi haline gelmiştir.

Mahir Çayanların ektiği tohum son derece verimli sonuçlar vermiştir ya da tohumlar çok güçlü ürünler vermiştir. Ürünler olarak toluma yeniden yeşermiştir onları katletmekle Türkiye'nin demokratikleşme sorununu en temel çelişkilerinin çözümü mümkün olmamıştır. Devlet bunu şiddetle muhalefeti ortadan kaldırmakla ortadan kaldırarak çöze bileceğini düşünmüştür ama yanılmıştır. 70'ler sonrası gelişen gençlik hareketi Türkiye'yi iç savaş olarak tarif edilen noktada çatışmalı duruma getirmiştir.12 Eylül ile bu budanmıştır ama kuşkusuz. PKK hareketi bu Demokratik muhalefeti devam ettirmiştir ve halen de Türkiye bu sorunları çözmüş değildir, halen Türkiye kendi tarihiyle yüzleşmiş değildir halen Türkiye kendi tarihinde yaptığı hatalarla yüzleşerek özeleştiri yapma durumuna gelmiş değildir. Mahir Çayan'ı öldürmekle, Deniz Gezmişleri asmakla bu sorunu çözemeyeceğini anlamış değildir. Eğer halen bu gün Türkiye bu sorunu şiddetle çözmek PKK hareketini onun geliştirdiği ulusal demokratik muhalefeti şiddetle ezmeyi esas alıyorsa demek ki tarihten hiçbir ders almış değildir. Hiçbir toplumsal siyasal hareketin şiddetle ortadan kaldırılamayacağı geçeğini halen kabul edebilmiş değildir. Bu bakımdan biz Mahir Çayan hareketinin hala onların Türkiye de ortaya çıkarmış olduğu çelişkileri çözmenin Mahir Çayan olmaktan onlar gibi ısrardan sonuna kadar ısrardan geçtiğini görmemiz gerekir. Onlar direnmeseydi teslim olsaydı bu hareket sönerdi biterdi. Arkada bir miras bırakmazdı. Teslim olmuş, yenilgiyi kabul etmiş karşısındaki hasmı neyi dayatmışsa kabul etmişlerin toplumda ya da her hangi bir yerde itibar görmesi mümkün müdür? Kuşkusuz değildir. Mahir Çayanın geliştirdiği direnişini bu anlamda bizim geliştirdiğimiz direnişin ruhu olarak kuvveti görmek gerekir.

Kaynak: ANF

YazdırYazdır | gulbahar | 12.03.2008, 11:28:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
  

İlgili haberler

İlgili Yazılar


 Yukarı çık