kEditor - Haberler / Politika / DTP savunmasını Anayasa Mahkemesi'ne sundu

http://www.keditor.com/haber_1981.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Politika

DTP savunmasını Anayasa Mahkemesi'ne sundu


DTP savunmasını Anayasa Mahkemesi'ne sundu Demokratik Toplum Partisi (DTP), kapatma davasına ilişkin esas hakkındaki savunmasını Anayasa Mahkemesi'ne sundu.


Saat 11.00 sularında Anayasa Mahkemesi'ne gelen DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Hakkari Bağımsız Milletvekili Hamit Geylani, DTP Eşbaşkan Yardımcısı Nursel Aydoğan ile Avukatlar Bayram Bahri Belen ve Fatma Mebuse Tekay, DTP'nin iki klasörden oluşan ve toplam 173 sayfadan oluşan savunmasını Anayasa Mahkemesi'ne sundu.

DTP savunmasının ana noktaları

DTP, Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu savunmada Başsavcılığın partinin kapatılması talebiyle yaptığı başvuruda sıraladığı 141 eyleme madde madde yanıt verdi. 141 eylemin, partinin kapatılmasını gerektirecek nitelikte olmadığını belirten DTP, eylemlerin 129’unun ifade ve düşünce örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken olaylar olduğunu vurguladı.

DTP, savunmasında DTP’nin PKK için ‘terör örgütü’ dememesinin ve DTP’lilerin Öcalan’a ‘sayın’ demesinin suç olmadığı gibi kapatma nedeni olamayacağını yazdı.

DTP’nin esasla ilgili savunmasının temel noktaları şunlar:
  • Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) taraftır. Bu yasal durum ise Türk mevzuatının ve bu mevzuatın uygulamasının AİHS standartlarına uygun olmasını gerektirmektedir. Diğer yandan Avrupa Birliği’ne adaylık sürecindeki Türkiye’nin, karşılaşması gereken koşullardan bir diğeri Kopenhag Kriterleri olarak bilinen insan hakları standartlarıdır. Kopenhag Kriterleri ise, Avrupa Birliği ile AİHS’in yapıcısı Avrupa Konseyinin kesişme noktasını oluşturmaktadır. Bu sebeple Avrupa Birliği adaylık sürecinde, Türkiye’nin insan hakları alanındaki konumunu ve durumunu da etkileyecek zorunlulukla AİHS standartlarının gözetileceğine inanmaktayız. Üstelik Anayasa’da yapılan 2001 ve 2004 değişiklikleri sonrası, başta AİHS olmak üzere insan haklarına dair uluslararası sözleşme hükümleri ile ileride ayrıntı ile tartışacağımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM; öncesi Komisyon ve Divan kararları da bu çerçevede değerlendirilecektir.) içtihatlarının ulusal mevzuattan öncelikle hususu Yüksek Mahkeme’ye izahtan vareste bir keyfiyettir. Yani ulusal mevzuatın bir hükmü ile insan haklarına dair uluslararası sözleşme hükümleri veya bu hükümleri yorumlayan mahkeme kararları çatıştığında, sözleşme hükümleri ve ulusal üstü mahkeme kararları esas alınacaktır. Bu da, ulusal mevzuatın AİHS ışığında incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
  • Sayın Başsavcıya göre Anayasa'daki vatandaşlık tanımının değişmesini istemek, bölücülük. Oysa asıl bölücülük yaratan şey, Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkesi Türk saymaktır. Bu, bütünleştirici değil ayrımcı bir bakış açısıdır.
  • Esasen DTP'ye yöneltilen bölücülük iddiası, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere karşı tekrarlanmış bir iddianın yansımasıdır. Kürtlerin tüm demokratik hak talepleri, hemen her zaman bölücülük suçlamasıyla karşılaşmıştır. Kürtler ne zaman siyaset yapmak istese partileri kapatılmıştır.
  • Kapatılan diğer partiler gibi DTP'de Türkiye'nin bölünmesini istediği için değil, Kürt kimliğinin, dilinin ve kültürel hakların tanınmasını istediği, türdeş ulus yaratma politikasına karşı çıktığı için bölücü olmakla suçlanmaktadır.
  • Bir insanı, bir halkı onun kendini tanımladığı gibi değil de farklı tanımlamak, onun kendisini dayatıldığı biçimiyle tanımlamasını istemek, şiddetin ta kendisidir. Tanımlamak yerine tanımak, anlamlandırmak yerine anlamaktır doğru olan.
  • Tek etkili çözüm yöntemi diyalogdur. Kürt sorunu, sadece şiddet sorunu değildir; kültürel, sosyal, siyasi, psikolojik, insani, ekonomik boyutları olan; kimlik, adalet, yoksulluk ve yoksunlukla ilgili bir sorundur.
  • Eve Dönüş Yasası gerçekten kardeşlik yasası olarak tasarlanmalıdır. TCK'nın 221. maddesinin dağdaki gençleri dönmeye ikna edememesinin temel nedeni, onlara onurlu bir dönüş olanağı vermemesidir.
  • Türk kimliği, tarihsel, dinsel, geleneksel ve kültürel tüm farklı kimlikleri dışlıyor. Millet, ırk birliğine bağlandığından, sonradan edinilmesi olanaksız bir aidiyet söz konusu. Ötekiler, ya kendi kimliklerinden vazgeçerek asimile olacak, ya da kendilerini bu milletten saymayacaklar.
  • İmparatorluktaki üst kimlik (devletin yurttaşına verdiği kimlik) "Osmanlı" iken, Türkiye Cumhuriyeti'nde "Türk" olarak belirlenmiştir. Bu üst-kimlik, vatandaşı ırk ve hatta dinle tanımlama eğilimindedir. Örneğin "Yurt dışındaki soydaşlarımız" dendiği zaman Türk etnik kökenden olanlar kastedilmektedir. Diğer yandan "Türk" sayılabilmek için ayrıca "Müslüman" olmak gerektiği, gayrimüslim yurttaşlarımıza "Türk" değil "Vatandaş" denmesinden de bellidir. Bu durum, kendini Türk ırkından saymayan diğer alt-kimlikleri yabancılaştırmış ve sorun yaratmıştır. Eğer bu üst-kimlik "Türkiyeli" olsaydı, bu durum ortaya çıkmazdı.
  • Türk kimliği anlayışı sorgulanmadan Kürt sorunu çözülemez. Devlet, öncelikle farklılıkları reddeden resmi tarih ve ideolojisini, militer yapısını terk etmeli.
  • Kürtler ne yaşar, ne düşünür, ne ister? Sayın Başsavcı bildiğini iddia edebilir mi? Peki bunu bilmeden DTP'lilerin niçin 'PKK terör örgütüdür' demediğini ya da niçin 'Sayın Öcalan' dediklerini bilebilir mi? Bu dava, suçlamaların, iddiaların net ve hukuka uygun olduğu, sınırları belli, uygulanacak kuralları belli, kuşkuya yer bırakmayan, hukuken ne dendiğinin anlaşıldığı bir dava değildir. Bu tarihsel, toplumsal, politik, kültürel ve elbette psikolojik yanları olan bir iddianame ile açılmış hukuki değil siyasi bir davadır. Öyleyse karar vermek için de bütün bu faktörlerin ışığında düşünmek gerekmektedir. Bu iddianame ile DTP'nin kapatılmasına karar verilmesi, Kürtlere çözümü siyasette aramayın demek anlamına gelir.
  • Ahmet Türk, tabanımız PKK ile aynı deyince kıyamet koptu. Kürtler geniş aile yapısını koruyor. Bugün hemen her Kürt ailesinin dağda bir yakını olmuştur. Tabanının aynı olması olağan. Parti kapatma kararı için önemli olan, tabanının aynı olması ya da 'PKK terörist bir örgüttür' denilip denilmemesi değil, DTP'nin şiddete, silaha yaklaşımıdır. DTP, şiddete karşı olduğunu ısrarla açıklamış bir partidir.
  • Emine Ayna PKK ile DTP'nin çözüm için aynı şeyleri talep ettiğini söyleyince bu da saptırılmak istendi. Oysa Kürt sorununun nedenleri de çözümü de belli, bunu hem DTP'nin hem PKK'nın dillendirmesi, söylenenin yanlış olduğuna, bunun şiddetle, bölücülükle sağlanmak istendiğine kanıt olamaz. Ne söyledikleri, söylediklerinin içeriğinin ne olduğudur önemli olan. Eğer DTP çözüm için doğru, barışçı, şiddeti dışlayan öneriler getiriyor ve fakat bunu PKK'de söylüyorsa bunda tedirgin olacak bir şey yoktur. Tersine bu durum, PKK'nin de siyasi çözüm istediği, beklediği, değişim istediği şeklinde algılanmalıdır. Çözüm için önerilen içerik, ya suç kapsamındadır ya da değildir. Söyleyene göre suç oluşturulamaz. Suç, söyleyenden bağımsız olarak ya vardır ya yoktur.
  • Aslında neden DTP'nin PKK için 'terörist' demesinde ısrar edildiğinin ahlaki, hukuki, vicdani bir açıklaması yoktur. DTP 'onlar terörist' dediğinde 'terör' bitecek midir? Bitmeyecekse bu ısrarın anlamı nedir? Boyun eğdirmek midir amaç? Dağa çıkma nedenini kaldırmadıkça, biri ölür, diğeri çıkar. Kara Kuvvetleri Komutanı da bunu söyledi. Harekâtla, imha ile örgütün çözülmediğini beyan etti, "PKK'ye katılımlar, silahlı mücadelenin sürdüğü 23 yıl boyunca önlenemedi, başarılı olamadık" dedi. İçişleri Bakanlığı döneminde bin köy yaktığını, operasyon yaptığını gururla açıklayan Mehmet Ağar, DYP Genel Başkanı olduğu dönemde "Dağdakilere siyaset yolunu açmak gerekir" dedi. Baykal bile söylemini artık değiştirdi. DTP'de bunu söylüyor, "PKK bir sonuçtur, nedenlerini konuşalım" diyor.
  • DTP, çocukları dağda olan ailelerin oylarını almıştır kuşkusuz. Peki bu neyi gösterir? Sayın Başsavcının iddia ettiği gibi PKK ile özdeşliği mi, yoksa o ailelerin çocuklarının dağdan indirilmesi için siyasi çözümü bulun diye DTP'ye umut bağladıklarını, oy verdiklerini mi gösterir? Hiç kuşkunuz olmasın ki ikinci neden doğrudur. Peki böyle bir durumda DTP, kendisine siyasi çözüm için oy veren milyonlarca insanın çocukları, yakınları dağda iken 'PKK terör örgütüdür' nasıl der, niçin desin?

DTP, 173 sayfalık ek savunmasının sonunda, “Hukuk niçin vardır sorusunun bir yanıtı olmalı. Bu yanıt, vicdanımızı sızlatmamalı. Aydınların Cumhurbaşkanı’na yazdıkları mektuptaki dileği tekrarlıyoruz: Anayasa Mahkemesi, kapatma kararı vermeyerek, bütün olumsuzluklara rağmen, bu dönemi sonlandırmanın, yüzlerce yıldır birlikte yaşayan halkların kardeşliğini tekrar hatırlamanın ve onarmanın mümkün olduğunu gösterecektir inancındayız. Hukuka ve adalete aykırı, artık bu ülkenin taşıyamayacağı kadar ağır yükler getirecek istemleri içiren davanın reddine karar verilmesini vekil ve müdafiler olarak dileriz” dedi.

ANF

YazdırYazdır | kEditor | 12.06.2008, 12:05:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
  

İlgili haberler

İlgili Yazılar


 Yukarı çık