AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Politika

Öcalan: Marx'ın eksiklerini tamamlıyorum


Öcalan: Marx'ın eksiklerini tamamlıyorum Avukatları ile yaptığı görüşmede AİHM'deki dava için hazırladığı son savunmasına değinen Abdullah Öcalan, "Bu son savunmalarım önemli tartışmalara yol açar diye düşünüyorum. İmralı sürecinin en önemli kazanımı bu kitaptır. Düşünce dünyasında önemli bir kazanımdır. Sanırım düşünce çevrelerinde de çok tartışılır. Marx'ın eksiklerini tamamlıyorum, hatalarını düzeltiyorum" dedi.


Bir araya geldiği avukatları ile yaptığı görüşmede savunmanın 200 sayfaya ulaştığını kaydeden Öcalan, kendisine verilen hücre cezasına da değindi. Cezanın yarın 20. güne gireceğini belirterek, "Bir gün ara verdikten sonra 10 günlük diğer hücre cezasını uygulamaya başlayacaklar. İnfaz Hâkimliğine bir sayfalık itiraz dilekçesi verdim. Sanırım on güne kadar biter. Esasen verilen ikinci 20 günlük hücre cezası diğerinin tekrarıdır. Yani aynı görüşmedeki konuşmadan dolayı iki kez ceza vermiş oluyorlar" dedi.

"AKP bölünebilir"

Türkiye'deki siyasal gelişmeler hakkında da konuşan Öcalan, "AKP kontrol altına alınmış görünüyor. AKP'nin temelleri 30 yıl önce İngiltere'de atılmıştır. Bu biliniyor. Almanlar da daha önce İslami kesimle, Erbakan'la ilişkilendi. Onlarla politika yürütmeye çalıştı. Milli Görüş Almanya'da halen de çok güçlüdür. Amerika, İngiltere politikaları AKP'nin ortaya çıkmasına ve palazlanmasına neden oldu. Bunu iyi anlamak lazım. AKP ile Kürtleri kontrol altında tutmak istediler. Baykal ile de güçlü bir sol demokrat muhalefetin ortaya çıkmasını engellediler. Kürtler üzerinde zaten ittifak var. AKP ile diğer politikalarını da uygulamaya koydular. Ancak bu son gelişmelerle AKP'ye ihtiyaçları azaldı. AKP misyonunu tamamlamış gibi. Oy oranında bir düşüş var. daha da düşecektir. DTP'nin de oyları yükselmiştir herhalde. Daha demokratik, daha iyi bir siyaset geliştirseler, oyları çok daha fazla artar. AKP kapatmayla birlikte bölünebilir. Kapatılması halinde AKP orta burjuva partisi olarak kalabilir ama iktidar şansı olmaz. Tüccarların bulunduğu bir parti haline dönüşebilir" dedi.

"Apo'nun tasfiye edilemeyeceği anlaşılmıştır"

Öcalan, Kürt sorunu bağlamında şunları belirtti: "Bu son kara harekâtından sonra Apo'nun tasfiye edilemeyeceği de anlaşılmıştır sanırım. Kürt sorununda yeni gelişmeler olabilir, yeni durumlar gelişebilir. Kara harekâtından çıkan sonuçlar olabilir. Uluslar arası güçler, Rusya, Çin, ABD, İngiltere, Fransa, Avrupa Birliği, daha fazla rol almak isteyebilir, el atabilir. Türkiye halen İran ve Suriye ile yapacağı ittifaklardan bir şeyler umuyor. Türkiye'de son yaşananlar darbe niteliğindedir. Olanlar bir darbedir. Ergenekon, derin devlet onlar öyle zannedildiği gibi ABD karşıtı da değillerdir.

Eskiden beri tüm Kürtleri Irak Kürtlerine bağlamak gibi bir plan var. Bu plan üzerinden Kürtleri kontrol ediyorlar. Benim tasfiye edilme gerekçem de budur. Bunun temeli ta 1920'lerde Kahire Konferansı'nda atılmıştır. Bu konferansta çok usta bir şekilde Kürt sorununun Ortadoğu'da sürekli çözümsüz bırakılması konusunda anlaşmaya varılmıştır. Kerkük ve Musul'un Irak'a bağlanması, Kahire Konferansı'nda kararlaştırılmıştı. M. Kemal'in tüm politik çabalarına rağmen, Kürtler üzerinden Kerkük ve Musul Türkiye'den koparıldı. Bu plan halen de devam ediyor. ABD, İngiltere ve İsrail tüm bölge ülkelerini Kürtlerle hizaya getirmeye ve kontrol altına almaya çalışıyorlar. Irak'ta Saddam'ı Kürtler eliyle devirdiler. Şimdi de İran'a karşı Kürtleri kullanma hazırlığındalar. ABD, bir nevi K. Irak'ı üs olarak kullanmaktadır."

"Türkiye'yi yöneten yahudi sermayesidir"

ABD ve İsrail'in tüm Kürtleri Irak üzerinden kontrol etmeye çalıştığını söyleyen Öcalan, bu düşüncesini şöyle açıkladı: "Bunda İsrail sermayesinin rolü çok büyüktür. AKP de onlarla işbirliği yaparak iktidar oldu. Benim iddiam şu; Yahudi sermayesinin izni olmadan bir dükkân bile açamazlar. Aslında Türkiye sermayesi ta 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi ile Yahudi sermayesinin etkisi altına girmiştir. Bu etkiyle Yahudi sermayesinin desteği ve izni olmadan bir dükkân bile açamıyorlardı. Koç Holding'in büyümesi ve palazlanması Yahudi sermayesi sayesindedir. Yahudi sermayesi onları hep kontrol etmiştir. 70'lerde de gözlemlemiştim, araştırmıştım, halen takip ediyorum; 1970'lerde bölgede sadece Doğuş grubunun sermayesi vardı. Bir dünya markası olan Vestel de, araştırdım, Citibank ile ilişkileri var. Citibank da Yahudi sermayesiyle kurulmuştur. Vestel de bu şekilde kontrol altında tutuluyor, Yahudi sermayesinin ürünüdür. Urfa topraklarının büyük bir kısmını Yahudiler satın almıştır. Direkt kendi adlarıyla olmazsa bile çeşitli şirket isimleriyle satın almışlardır. Ne zamandan beri bu çalışmalar, planlamalar yapılıyor?

Bunun 800 yıllık bir geçmişi var. Tarsus kökenli Saint Paul'un yine bu konuda yürüttüğü faaliyetler biliniyor. 1492'den önce ta 1393'ten beri Anadolu'da Yahudi sermayesinin etkinliği var. 1492'de İspanya'dan da Yahudiler geldiler. II. Bayezit onları kabul etti. Hafsa Sultan da Yahudi kökenlidir, yönetimde etkilidir. Mezarı da Manisa'dadır. Vestel'in de merkezi Manisa'dadır. Hafsa Sultan adına Manisa'da mesir macunları etkinliği yapılıyor. Manisa dediğim, İzmir-Manisa hattı boyunca bu etkinlik vardır. Bu hat Yahudilerin en eski ana yurtlarından biridir. . II. Selim'i yani Sarı Selim'i tahta geçirmek için yönetime aday Şehzade Mustafa'yı Babasına boğdurttular. Y. Küçük'ün de bu konularda ciddi araştırmaları var. Varlık Vergisi getirilerek, Anadolu'da Hıristiyanların etkinliği kırılıp, Yahudi etkinliği geliştirilmiştir. M. Kemal biraz direnmiş ancak onlarla baş edememiş. Mustafa Kemal bu konuda sanıldığından daha çok yalnızdır. Mustafa Kemal sadece Cumhuriyeti kurmuştur. Bunu onu küçümsemek amacıyla söylemiyorum. Buna direnmek o kadar kolay bir şey değildir. Eskiden mason olmayan yönetime gelemez diyorlardı. Ben bunu şu şekilde uyarlıyorum; kapital tekel olmadan, bir dükkân bile açılamaz."

Yahudilerin Kürt işbirlikçileri ile de işbirliği yaptığını kaydeden Öcalan, "Kürt işbirlikçilerinin de bu sermayeyle ilişkileri var. Bunlar neden hep böyleler? Bunların kendi çıkarları için yapamayacakları şey yoktur, eskiden beri böyledirler. Ben bunları iyi tanıyorum. Hep güçlüden ve kendi çıkarlarına uygun olanlarla birliktedirler. Diyarbakır'da ticaret ve meslek odaları, iş çevreleri, bu konuda inisiyatif alıp sorunların çözümüne katkı sunabilirler. Hükümet üzerinde etkili olabilirler, aktif rol alabilirler. Yahudilerin sermaye konusunda 800 yıllık çalışmaları var. Bütün sermaye ve yönetimleri onlar kontrol ediyorlar. Daha önce onlar Hitler'e milliyetçilik düşüncesini aşılayarak Hitler'i hazırlamışlardı. Yine daha önce İspanya Portekiz arasında çekişmenin sebebi de buydu. Ortadoğu'da da milliyetçiliği yaydılar. Ben bunları söylerken benim için anti-semitik diyorlar. Bunlar gerçeği yansıtmıyor. Ben Yahudi halkının ve kültürünün de Ortadoğu'da yerinin olması gerektiğini her zaman dile getiriyorum. Onların politikalarını eleştiriyorum. Türkiye'de de milliyetçiliğin gelişmesini sağladılar. AKP'yi de onlar hazırladılar. Hatta Hürriyet gazetesindeki "Türkiye Türklerindir" ve "Bir Türk dünyaya bedeldir" sözlerinin Türklere ait olmadığı ve Yahudi kaynaklı olduğu kanaatindeyim. Bütün bunlarla Türkiye'yi bir noktaya getirecekler ve Türkiye bir şey yapsa, Türkiye'yi soykırımı kabule mahkûm edecekler. Ve böylece her şeyi Türkiye'ye mal edecekler. Böyle bir tehlike var. Saddam'ı da hazırlamışlardı ve ona soykırım yaptırdılar, Halepçe gibi katliamlar ortada. Sonra da Saddam'ı Kürtler eliyle devirdiler." ifadelerine yer verdi.

"Türkiye soykırım konusunda sıkıştırılacak"

Öcalan sözlerini şöyle sürdürdü: "Ben bunları söylerken K. Irak'ın kazanımlarına karşı değilim ama böyle bir durum var. Aynı şeyi Türkiye'ye de yapacaklar. Türkiye sermayenin izni dışında bir şeyler yapmaya kalkarsa Soykırım iddialarıyla karşı karşıya kalacaktır. Daha önce 1915 Ermeni soykırımının ABD Senatosuna getirilmesi gibi. Bu durumda kabul edilip Türkiye'yi sıkıştırabilirler. İşi ta 1915'lere götürecekler. Ermenilerin de politikası bu yönlüdür. Daha önce de 1800'lerde İngilizler ve Yahudiler, Rumları kullandılar ve bu politikalarıyla 3000 yıllık Rum kültürünün sonunu getirdiler. Ermenileri bu topraklardan sürdüler. Süryaniler üzerine de Bedirxanileri gönderdiler. Bedirxan Beye Süryanileri kırdırttılar. 4000 yıllık Asurî kültürünü yok ettiler. Sonra Osmanlılara da Bedirxan Beyi ezdirttiler. Bunlar Türk halkına mal edilemez, Türk halkının bunlardan haberi bile yok. Esas sorumluları İttihatçı zihniyettir. Bu zihniyet halen de var."

"Yahudiler Kürtlerle Türkleri çatıştıracak"

Öcalan, Yahudi politikalarının Kürtlerle ilişkisini ise şu şekilde analiz etti: "Günümüzde Kürtler de böyle bir tehlikeyle yüzyüzedirler. Çok dikkatli ve birlik olunmalıdır. Çok dikkatli ve birlik olunmazsa Kürtler kaybedebilir. K. Irak'ta da böyle bir tehlike var. ABD çekilirse bir Kürt katliamı gelişir; 24 saat içerisinde Araplar, Kürtleri silerler, ezerler. İran'da da böyle bir tehlike var. Türkiye'de de milliyetçilik tehlikesi var. Ben ABD ve İsrail'in Ortadoğu'daki politikalarına karşı durdum ve durmaya devam edeceğim. Türkiye'de de iki milliyetçilik çarpıştırılmak isteniyor. Çatı partisini önermemin nedeni budur. Demokratik güçler birleşseler, çok çalışsalar, her türlü katliamın önüne geçerler. Milliyetçiliğin önüne geçebilmek için yeni kurulacak çatı partisine önemli görevler düşüyor. Her kesimden kadroları içine katarak bu milliyetçiliği engelleyebilirler. Kürtlere ayrılık dayatılsa bile Kürtler bir arada yaşayacaktır. Kürt birlikteliğine ihtiyaç var. Kürtler bir araya gelip birlikte hareket ettiklerini bu dönemde göstermelidirler."

"Akademiler ve sol ittifak geliştirilmeli"

Öcalan, tehlikelere karşı sol ittifak geliştirilmesi gerektiğini bir kez daha yineleyerek şöyle konuştu: "Ben diyorum ki gelin bunun koşullarını tartışalım, şartlarını yeniden belirleyelim. Ben kendimi Mustafa Kemal ile kıyaslamak amacıyla söylemiyorum ama Mustafa Kemal'in 1900'lerde Cumhuriyette ısrarlı olduğu kadar ben de 2000'lerde Demokraside ısrarlıyım. Bu konuda iddialıyım. Bu çatı partisi her şehirde ortak propaganda, ortak çalışma, ortak toplantı yapabilir. Kent Meclisleri oluşturabilirler. Çatı partisi için diğer Kürt çevrelerle görüşmek gerekir. Geçen 8 yıllık süre iyi değerlendirilseydi, şimdi çok daha iyi bir konuma gelinmiş olurdu. Akademileri de bu amaçla önermiştim. Kadınlar için Demokratik Siyaset ve Kültür Akademisi önermiştim. Gençlik için, diğerleri için de önermiştim. Bütün bunların bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Akademilerde sürekli bir araya gelip tartışmalar yürütülmeli, hiçbir şey olmazsa bile zihinleri açılır. Siyasetçiler buralardan çıkar. Akademi eğitimi normal devlet okullarındaki eğitime benzemez. Açık Toplum denilen olay da budur. DTP'nin akademileri olabilmeli, diğer partilerin de var. DTP de sanırım bundan sonra oylarını artırır, daha iyi çalışır. Siyaset ciddi bir iştir. Bu işi yapabileceklerine inananlar yapsınlar. İnanmayan yapmasın, bu işe girmesin. Bu iş o kadar kolay değil. Çıkıp ben siyasetçiyim diyorlar, bazen anlamakta güçlük çekiyorum. Süreçler çok iyi kavranamıyor, Ortadoğu'da bu sorunlara karşı iyi açılımlar yapılamıyor, bu durum zihin köleliğinden kaynaklanıyor. Kökeni Sümer rahip devletine dayanır."

Öcalan, İran'ın ölüm-kalım savaşında ve bu nedenle çok tehlikeli olduğunu söyleyerek, göç etmek zorunda kalanların güvenli bölgelere yerleştirilmesini ve Birleşmiş Milletlerin duruma müdahale etmesini istedi.

Öcalan görüşmede kendisine verilen hücre cezasına değinerek, "Bir gün ara verdikten sonra 10 günlük diğer hücre cezasını uygulamaya başlayacaklar. İnfaz Hâkimliğine bir sayfalık itiraz dilekçesi verdim. Sanırım on güne kadar biter. Esasen verilen ikinci 20 günlük hücre cezası diğerinin tekrarıdır. Yani aynı görüşmedeki konuşmadan dolayı iki kez ceza vermiş oluyorlar" dedi.

Kaynak: ANF


YazdırYazdır | kEditor | 20.06.2008, 14:21:00

Yorumlar

Marksı anlamak!


Öncelikle yazıyı dikkatli bir şekilde okudum, görünen o ki Öcalan'ın birçoğu olmasa da çözümlemeleri yerindedir (geçmiş dönemlerde de bu böyleydi) ama şu var ki, birçok söylevi partiğini tutmuyor. Önce bunun adını koymak lazımdır. Öcalan PKK'nin içinde "yeni insan"ı kendi tabiriyle yaratmıştır ve bunun da ötesine geçememiştir. Bir liderlik komununa indirgeyecek olursak, bunun güçü Öcalan'da değil, PKK'nin yürüttüğü ve kendisinin de empoze ettiği (ama ilginçtir eleştirdiği) millieyetçilikle Kürt halkı bugün ayaktadır. Salt bu da değil feodalizmin de büyük etkisi vardır bunlarda. Zaten yazım dillide ortadadır. Elinden de zaten fazla birşey gelmez. Kaldı ki, emperyalizm son çeyrek yıldır saldırıyor, saldırırkende bütün argümanları kattı bu işe. Şimdiye ulus devletten tutunda, ideolojisizliğide katarak yoluna devam ediyor. Asıl tehlike de Hristiyanlığın, İslam'ın kendinden bir adım önde olmasıdır. Ve son yıllarda medeniyetlerarası karşıtlıktan, medeniyetlerarası diyalogtan, barışa kadar yürüttüğü siyasettir bu. Din merkezli yapılanmalar hatta Erdoğan'ın da dillendirdiği "ılımlı İslam" bundan bağımsız olarak düşünülmemelidir.

Sola sahip çıkmadan solun kendisine sahip çıkmasını beklemekse büyük bir kurnazlıktır. Öyle ki sol belki de bu yüzden doğasını unuttu ve görevini yerine bile getiremedi. Bunu AKP ve Erdoğan kliği yerine iyi getirdi, tabii ki baş danışmanı ABD'li yetkililer sayesinde. Evet, Öcalan şurada haklıdır: AKP bölünebilir söylevi pratikte kendini gösterecektir. Yargıtay Başkanın açtığı kapatma davası TSK'dan bağımsız değildir, öyle ki yürütülen son irticai faliyetleride buna katarsak belki TSK'nın kaygısını anlayabiliriz ama bu böyle değildir o yüzden TSK'nın AKP'ye demokrasi dışı yönelmesi burada yanlıştır (ki demokrasi modelide TC'nin tartışılmalıdır) bırakın AKP'nin şeriatı ya da dini bir sistem yaratmasını TSK bunu artık anlamalıdır, kendisi bile şeriatı istese bile ordu olarak, buna öncelikle ABD izin vermeyecektir. Kaldı ki, böyle olsa bile ılımlı İslam modelini ABD nereye koyacak? Bu yüzden belki şöyle diyebiliriz? Erdoğan ve yandaşları iktidarın elinden alınacağı kaygısıyla devletin bütün kurumlarını geri adım atmadan vurup gidecektir.

ABD tarafından bunun için belki ulusalcı, liberal, demokrat vb. bir parti iktidar bile edilebilir. Bunların hepsine hazırlıklı olmak lazım. Yeni bir parti girişimine de!

Son söz: ne Türkiye'nin gerçekten demokratik bağımsızlığı ne de Kürt halkının kaderi yalnızlığa terk edilmemelidir.

yeraltındannotlar
20.06.2008, 16:13:09 | Misafir

Marx ve Türkiye


Marx'ın hatalarını düzeltme fikri oldukça iddialı bir konu bence. Aslında içinde bulunduğu dönem itibariyle çok yanlışa sahip olduğunu da düşünmüyorum. Ama günümüze uyarlanması konusunda ciddi bir çalışmaya ihtiyaç var.

Marksizmin o yıllarda ki sunumu ile ne kapitalizm, ne emperyalizm, ne de 20. yüzyılın ikinci yarısında gelişen Globalizm ve liberalizm türevlerine karşı bir başarı sağlanamaz.

Somut koşulları olduğu halde, Türkiye'de bugüne kadar sol ve marksiszm alanlarında ciddi bir gelişme sağlanamamasını da böyle yorumlamak gerekiyor. Geçmişe takılmayı bir kenara bırakıp, solcu olduğunu düşünen, hisseden ya da savunan kimselerin artık bir konuda netleşmesi gerekiyor:

Biz nerede hata yapıyoruz?

Hatasını kabul etmeyen kişi, hareket veya toplumlar ileri gidemez. Geçmişiyle barışık olmayan, ileriyi kazanamaz. Çoğu sosyalistin, PKK ve Türk solunun en temelde yaptığı hatalardan biri milliyetçilik olmuştur. Bunun Kürtler açısından anlaşılabilir yanları olduğunu görmek gerekir; Var olduğu halde yok sayılan, insani olduğu halde yasaklanan haklar bir halkı milliyetçi de yapar, bölücü de.

Kürtlere yapılanlar, Türklere yapılmış olsaydı (dil yasak, kültür yasak, kimlik yasak, eğitim yasak, kendi olmak yasak vb.) neler olurdu acaba?Bulgaristan'da, Yunanistan'da ya da Almanya'da yaşayan Türklerin yaşadığı sıkıntıları, baskıları düşününce insan, bu anlayamamazlığı bir türlü anlayamıyor doğrusu.

Öcalan'ın çözümlemelerini bende birçok noktada doğru görüyorum. Türkiye'de yaşanan, dış güçlerin etkileriyle birlikte, devletin kendi içinde yaşadığı çatışmaların ayyuka çıkmasıdır. Fakirlik, işsizlik, haksızlık, adaletsizlik ve eşitsizlikler diyarı olmuş memleketimizde artık halkı uyutacak bir malzeme kalmamıştır. Sistemin kendi iç hesaplaşması da bu temeldedir.

Ben, Avrupa, İsrail ve ABD'nin Türkiye'de geliştirmeye çalıştığı ılımlı islam modeline sıcak bakmıyorum ve bunun başarı şansı olduğuna da inanmıyorum. Bu İran için olabilecek birşeydir, ama Türkiye'de bu ideoloji tutmaz.

Fikrimce, Türkiye'de yaşayan her türlü solcu (Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve diğerleri) şu dönemde orduya ve gerici bürokrasinin statükosuna karşı AKP'den yana taraf olmalıdır. Bu destek, ABD işbirlikçisi AKP'nin kirli siyasetini benimsemek veya kabullenmek değildir. İslamın reforma ihtiyacı olduğu açık bir konudur ve buna karşı mücadele, dünya genelinde destek bulacak bir olgudur. Ancak, statükocu, rantçı bir bürokrasi ve orduya karşı maalesef destek verecek bir güç yok. Nato'ya ve diğer kapitalist ülkelere karşı savaşmanın da başarı şansı görünmüyor, PKK bu nedenle kazanamamıştır. Ayrıca AKP ve Ordunun destekçilerini ele alacak olursak, sola yakın ve yatkın olabilecek kitle de yine AKP tabanında yer almaktadır.

Sol; enternasyonalist, eşitlikçi, adaletli, dürüst ve ilerici bir düşünce biçimidir.

Bu erdemlere sahip çıkan oluşumlar sevilir, gelişir ve toparlayıcı olur. Milliyeti ister Kürt, ister Türk, isterse de Filistinli olsun; İnancı sünni, alevi ya da yezidi olsun, bu topraklarda aç, susuz, işsiz ve ezilen her kişi, doğru özelliklere sahip her harekete destek verecektir. Marksizm, tüm inançları ve milliyetleri temsil edebilecek doğru karşılığını bulduğu bir oluşumda, Ortadoğunun motoru olacak ve yeni girdiğimiz çağda insanlığın kaybedilmiş ruhunu geri kazanacaktır!

Ayrıntılar belirleyici olsa da, ayrıştırıcı olmamalı. Sol, önce kendi içinde hoşgörü, saygı ve sevgiyi öğrenmeli. Birleşmenin, ittifakın, çatının ve ilericiliğin gereği budur. Bunu yapmayan da ne kadar solcudur, tarih gösterecektir!

Mahir
21.06.2008, 01:36:18 | Misafir

Marksı anlamak 2


Öcalan önceki yazılarında şöyle demiştir: 1) Leninizm bizi hareket olarak geriletmiştir, 2) Ben Nazım gibi aşk şiirleri yazamam demiştir, 3) Benim devrimim üç aşamalıdır, ekolojik, demokratik ve kadının içinde olduğu devrimdir.

Bütün bunların toplamı Öcalan'ın Marksın çok aşağısında yürütmüş olduğu siyaset biçimidir. Hiç bir zaman da Marksı anlamamıştır-aşamamıştır.

Ve diğer bir konu: "Türkiye'de yaşayan her türlü solcu (Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve diğerleri) şu dönemde orduya ve gerici bürokrasinin statükosuna karşı AKP'den yana taraf olmalıdır. Bu destek, ABD işbirlikçisi AKP'nin kirli siyasetini benimsemek veya kabullenmek değildir. " Bence bu revozyonizmin ve uzlaşmacılığın adıdır. Ve liberal demokrasinin özgürlüğüdür. Bu özgürlük biçimi dar bir özgürlükçülüktür. AB'nin, ABD'nin ve emperyalistlerin kulvarında karşı devrimciliğin değirmenine su taşımaktır. AKP'yi desteklemek AKP'den yana taraf olmak uygulanan bütün politikaları meşru göstermekten öte birşey değildir. Öncelikli konu aksine AKP halka nasıl hesap verecek olmalıdır. Devrimcilerin görevi gerici bir sınıfı destekleyip baş taçı yapmak olmamalıdır. Marksitlerin böyle bir tavrı olmamıştır, olamazda.

Burjuva demokrasisi kendi iç çatışmasındadır ve Sol burada kendi program ve tüzüğünü ve de en önemlisi de gerçek alternatifin kendisi olduğunu göstermelidir, bu Komünist Manifesto'da geçen argümandır. Olguda bu olmalıdır. AKP'ye karşı olmak ne postal yalayıcılığı olarak algılanmalı, ne de ordu yanlısı politika olarak ele alınmalıdır.

yeraltındannotlar
22.06.2008, 02:07:30 | Misafir

Türkiye´de Marksizm yok!


"AKP'ye destek" fikri bana sonuçları açısından tehlikeli geliyor. Fakat Türk solunun kendi içinde birlik olmayı dahi başaramadığını düşündüğümde, Ordu ve CHP Bürokrasisine karşı bu "pragmatik" politika yürütülebilir. Bunun nerede başlayıp, nerede bittiğini iyi belirlemek gerekir.

Öcalan'ın geçmiş ve bugünü arasında söylem ya da eylem biçiminde farklılıklar bulunabilir. Bu gayet normaldir de. PKK ve Türkiye'de ki solcuların marksizm konusunda en büyük yanlışları "dogmatizm"dir. Solculuk, yada marksizm hiçbir zaman değişmemesi gereken olgular değildir. Bu "solun" kendisine ters bir durumdur. Solu bitiren ve yerinde saymaya iten bu "değişmez delikanlı devrimci" yaklaşımıdır.

Değişmeyen, gelişmeyen ve yenilenmeyen düşünceler, ne solcu olabilir, ne de devrimci. Türkiye'ye bu biçimiyle kalıpçı solculuğu ve marksizmi kim getirdi?

İdolojiler, hele hele sol ve marksizm; futbol takımı tutar gibi tutulmaz. Ortadoğu'nun idealist yapısı nedeniyle bizde yaşanan solculuk "asla değişmemeli, 10 yıl önce ne dediyse, bugünde aynı şeyi söylemeli" tarzında ele alınıyor. Halbuki, sol, marksizm, sosyalizm, komünizm, anarşizm gibi "sol" kavramlar, değişim için ortaya çıkmışlar.

Türkiye'nin, izafi ve ezbere söylemler sonucu, gelişemeyen, büyüyemeyen solcu bir geleneği var. Kitaplardaki sol ve devrimcilik, tartışmak için iyi olabilir; Ancak halkın sahiplenmediği, anlaşılmaz ve birleşmez bir sorun olur.

Gerçek sol; Halkının yanında olup, basit ama anlaşılır konuşan, toplumun taleplerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilen, dünyadaki olumlu gelişme ve değişimleri ülkesine uyarlayan, ama herşeyden önce toparlayıcı ve örgütlükçü olandır.

Var mı böyle bir hareket Türkiye'de?
22.06.2008, 15:16:00 | Eylül


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
  

İlgili haberler

İlgili Yazılar
İmralı - (Makale)

Okuyucu değerlendirmesi