İzmir ve Van'da vicdani retçilere destek
İzmir ve Van'da yapılan eylemlerde, Adana Askeri Cezaevinde bulunan vicdani retçi Mehmet Bal'a yapılan işkenceler protesto edilirken, Bal'ın"serbest bırakılması" çağrısında bulunuldu.İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, Vicdani Redci Mehmet Bal'ın tutulduğu cezaevinde işkence gördüğü yönündeki iddiaların araştırılmasını isteyerek, Bal'a dayanışma kartı gönderdi. Konak Postanesi önünde bir araya gelen İHD üyeleri, "Vicdani Red Hakkı Tanınsın. Mehmet Bal'a Özgürlük" yazan pankart açarak, "Mehmet Bal yalnız değildir", "Mehmet Bal'a özgürlük" şeklinde slogan attı. Basın açıklamasını okuyan İHD İzmir Şube Başkanı Ahmet Alagöz, Mehmet Bal'ın 2002 yılında vicdani red hakkını açıkladığını hatırlatarak, "Bu süreçten sonra çeşitli baskılara maruz kalan Mehmet Bal, halen cezaevinde tutulmaktadır. Mehmet Bal'ın askerliğini yapmak istememesi üzerine çok çeşitli işkenceler gördüğünü biliyoruz. Bu durumun insan haklarına ve onuruna aykırı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor, yetkilileri harekete geçmeye çağırıyoruz" dedi. Kendisine karşı geliştirilen baskılara karşı Mehmet Bal'ın 9 Haziran 2008 tarihinden itibaren açlık grevine başladığını söyleyen Alagöz, "Zora karşı özgürlüklerini ve haklarını savunan Mehmet Bal'ın mücadelesinin takipçisi olacağımızı söylüyor, kamuoyunu yaşananlara sessiz kalmamaya davet ediyoruz" diye konuştu. Açıklamanın ardından Konak Postanesi'ne giren İHD'liler, Mehmet Bal'a dayanışma kartı gönderdi. Eylem “susma haykır vicdani ret haktır”, “insanlık onuru işkenceyi yenecek”, Mehmet Bal yalnız değildir” sloganlarının atılmasıyla son buldu. "Öldürmeyeceğiz, Ölmeyeceğiz" Van Anti-militarist İnisiyatifi Sözcüsü Sami Görendağ, vicdani retçiler üzerinde uygulanan baskıları kınadıklarını belirterek, "Tek övünç kaynağı ordusu olan bir devlet geleneğinin korku imparatorluğuna karşı vicdani reddi desteklemeye devam edeceğiz" dedi. Van Anti-militarist İnisiyatifi, vicdani retçileri desteklemek amacıyla Sanat Sokağı'nda basın açıklaması yaptı. İnisiyatif adına açıklama yapan Sami Görendağ, şiddetin örgütleme kurumu olan modern ordularda devlet tahakkümünün her zaman bireyler üzerinde icra edildiğini belirterek, "Askeri itaat kültürü, iktidarın varlığını birey şahsında sürdürme ve şiddeti toplumsal ahlakta meşrulaştırma kaynağıdır. Türk egemen siyaset kültürü, her bireyin askeri bir cengaver olarak toplumsallaştırılmasını öngörmüştür. Tek övünç kaynağı ordusu olan bir devlet geleneğinin, bir korku imparatorluğu yaratmaktan başka şansıda yoktur" diye konuştu. Vicdani red hakkını kullanmak isteyenler üzerindeki baskıları kınadıklarını söyleyen Görendağ, "Her zaman vicdani retçilerin yanında olacağız. Osman Murat Ülke, Mehmet Tarhan, Halil Savda, Erkan Ersöz vb. 'Asla Mehmetçik olmayacağım' diyen Mehmet Bal üzerinde dehşet verici baskıları kınıyoruz. Bu duruma karşı güçlü bir toplumsal refleks gelişinceye kadar bu tür destek eylemlerine devam edeceğimizi bildiriyoruz" diye konuştu. "Öldürmeyeceğiz, Ölmeyeceğiz, Kimsenin askeri olmayacağız" sloganının atıldığı eyleme İHD ve KESK de destek verdi. Kaynaklar: ANF ve Özgür Radyo Yazdır | kEditor | 21.06.2008, 14:13:00Yorumlar
|
|
Van'da yapılan basın açıklamasının tam metni
DUYARLI KAMUOYUNA VE ÖZGÜR BASINA
İktidarların tarihi, zorun ve şiddetin kurumsallaştırılma tarihidir.
Her tarihsel kesitte, kurumlaştırılan şiddet; toplumsal kurbanlarını üretmeye muktedir bir güç olmayı sürdürmüştür. Devlet olgusu elbette yüklemi, şiddetten bağımsız düşünülemez. Şiddetin örgütlenme kurumu olan modern ordular, devlet tahakkümünün toplumsal dinamikler ve bireyler üzerinde icra edilme mevzileri olmuştur her zaman. Kişisel iradenin ve her türlü özgürlüğün yadsındığı katı hiyerarşiler içinde, bireyin kişiliğinin ezildiği ve örselendiği militarist kurumlar, otoriter kültürün yeniden üretildiği, egemen toplumsal normların bireyin bilincine enjekte edildiği ölüm hücreleridir.
Toplumsal bir varlık olmanın rüştü günümüzde askeri itaat kültürünü içselleştirmekten, bir ölüm makinesine dönüşmekten geçmektedir. Gençliğin en verimli yıllarının, hayatın ve hayal gücünün iğdiş edildiği otoriter mekanizmalar içerisinde tüketilmesi, zulmün bekasını sağlamaya yönelik ideolojik bir dayatmadır. Askeri itaat kültürü, iktidarın varlığını birey şahsında sürdürme ve şiddetin toplumsal ahlakta meşrulaştırılma kaynağıdır.
Ordu ve milletin vazgeçilmez izdivacından doğan Türk egemen siyaset kültürü, her bireyin askeri bir cengâver olarak toplumsallaştırılmasını öngörmüştür sürekli. Tek övünç kaynağı ordusu olan bir devlet geleneğinin, bir korku imparatorluğu yaratmaktan başka şansı da yoktur. Türkiye’deki vicdani retçiler, siyasal ve sosyal yaşamı militarizm ve milliyetçilik çerçevesinde şekillenen, askerliğin “her Türk asker doğar” ifadesiyle biyolojik-ırksal bir özellik haline getirildiği “erkeklik” ve “adam olma”nın askerlik üzerinden tanımlandığı bir ülkede çok zor bir mücadelenin içindeler.
Yüz binlerce kişi rapor alma, bakaya kalma, firar gibi yollarla askerlik yapmaktan kurtulma yolunu seçerken vicdani retçiler zorunlu askerliğe cepheden karşı çıkarak, toplumun değer yargılarıyla ters düşmeyi, siyasal ve sosyal yaşamdan kopmayı göze alıp mücadele ediyorlar.
Bu bağlamda, çağdaş ülkeler nezdinde bir anayasal hak olarak kabul edilen vicdani red hakkı, bu topraklarda maalesef telaffuz edildiği an akıl sınırlarını zorlayan yöntem ve uygulamalarla sindirilmeye çalışılıyor. Osman Murat Ülke, Mehmet Tarhan, Halil Savda, Erkan Ersöz, vb. yüzlerce onurlu vicdani retçinin maruz kaldığı insanlık dışı yöntemler bugünlerde ise, asla “Mehmetçik” olmayacağım diyen Mehmet Bal üzerinde dehşet verici bir biçimde uygulanıyor. Bu duruma karşı güçlü bir toplumsal refleks gelişinceye kadar, bu tür destek eylemlerine devam edeceğimizi bildiriyoruz.
ÖLDÜRMEYECEĞİZ, ÖLMEYECEĞİZ KİMSENİN ASKERİ OLMAYACAĞIZ.