Gazeteci Boğatekin davasında hukuk skandalı
Savcının Fetullah Gülen "hayranı" olduğunu açıkladığı için tutuklanan gazeteci Hacı Boğatekin davasında skandal bir gelişme yaşandı. Mahkeme, sanığın esasa ilişkin savunmasına gerek duymadan davayı karara bağladı.
Adıyaman'ın Gerger ilçesinde yayımlanan Gerger Fırat Gazetesi'nde Fetullah Gülen ve Abdullah Öcalan'ı kıyaslayan bir yazıdan dolayı "PKK örgüt propagandası yapmak" suçundan yargılanan gazeteci Hacı Boğatekin'in karara bağlanan davasında bir ilk yaşandı. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi Kahta Kapalı Cezaevi’nde bulunan gazeteci Boğatekin'in mazeret bildirerek katılmadığı duruşmada esasa ilişkin savunma yapmasına bile gerek duymadan, Anayasa'nın adil yargılama hakkını düzenleyen 36. maddesi ile CMK’nın sanık lehine düzenlenen maddelerini göz ardı ederek gazeteciyi bir yıl altı ay hapis cezasına çarptırdı. "PKK-KONGRA-GEL örgüt propagandası yapmak" suçlamasıyla görülen davanın ilk duruşmasına katılan Boğatekin, 25 Haziran 2008’de görülen davanın ikinci duruşmasına katılamadı. Mahkemeye, mazeret dilekçesi gönderen Boğatekin, savunmaya ilişkin ek süre verilmesini talep etti. Ancak Boğatekin'in hazır bulunmadığı duruşmada iddia makamı esas hakkında mütalaasını sundu. Boğatekin'in, yazdığı yazıyla güvenlik güçlerinin PKK'ye karşı yaptığı operasyonları eleştirdiğini iddia eden savcı, Boğatekin'in örgüt üyelerini yurtsever olarak göstererek de örgütün propagandasını yaptığını öne sürdü. Sanığın bu suçu basın yoluyla işlediğini iddia eden savcı, Boğatekin'in 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2 ve TCK'nın 53. maddeleri gereğince cezalandırmasını talep etti. Yargılama ilkelerine göre mütalaanın ardından Hakim Eray Gürtekin başkanlığındaki mahkeme heyeti, esasa ilişkin sanığın savunma yapmasını göz ardı ederek, davayı karara bağlayarak, Boğatekin’i yazdığı yazıyla örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle bir yıl, suçun basın yoluyla işlenmesinden dolayı da yarı oranında artırarak toplam bir yıl altı ay hapis cezasına çarptırdı. Uygulamayla Anayasa'nın 36. maddesi ile CMK'nın sanık lehine düzenlenen maddelerini ihlal edilmiş oldu. Anayasa’da adil yargılama hakkı düzenlenirken çok açık şekilde sanığın savunma hakkının bulunduğu belirtiliyor. Yasalara göre mahkeme, herhangi bir suçtan yargılanan sanığın savunma yapması için süre vermek zorunda. Sanığın sözkonusu yargılamayı erteleyerek, davayı zaman aşımına uğratma durumu ya da kaçma ihtimali dışında mahkeme sanık olmadan karar veremiyor. Boğatekin hakkındaki ikinci dava ertelendi Gerger Asliye Ceza Mahkemesinde bugün görülen diğer davada, Boğatekin’i Av. Osman Süzen, Av. Zeynel Fırat, Av. Veysel Ocak ve Av. Osman Yılmaz savundu. Avukatlar, keyfi uygulamalar nedeniyle reddi hakim talebinde bulundu. Avukatların bu talebi mahkeme tarafından reddedildi ve yeniden yargılamaya geçildi. Özgür Boğatekin ve Serdar Özdemir’in de tanık olarak çağrıldığı mahkemede Av. Osman Süzen, savunmasında “Yapılan bu yargılama hukuk açısından bizi üzmektedir. Zira yapılan yargılama sanık Haci Boğatekin’in adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçunun yargılamasından çok Sadullah Ovacıklı’yı aklama yargılamasına dönüşmüştür. Ve bunun başrolünde de iddai makamında oturan savcı bulunmaktadır. Yanlış hesap yapanlar şunu bilmelidir ki, yanlış hesap hukuktan geri döner. Yanlış hesap yapanlar bunun cürmünü çekerler.” dedi. Av. Zeynel Fırat ise savunmasında, “Sanık Anayasaya dayalı dilekçe hakkını kullanmıştır. Ayrıca yargı içerisindeki tarikatlaşmaya dikkat çekmek üzere de görevi gereği bunu haber yapmıştır. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na sunmuş olduğu dilekçede somut dellilerini de belirtmiştir. Dolayısıyla unsurları olmamıştır. Biz katılan Sadullah Ovacıklı’nın huzurda dinlenmesi yönündeki talebimizi yeniliyoruz. Ancak artık mahkeme huzurunda fiili imkansızlıklar sebebiyle dinlenemeyeceğini de biliyoruz. Bir önceki celse tanıklar üzerinde baskı yapacağı gerekçesi ile tutukluluk halinin devamına karar verilmişti. Tanık beyanları alındığından artık böyle bir gerekçe yoktur. Ayrıca sıradan bir gazetecinin katılan üzerinde ne derece baskı yapabileceği de tartışma konusudur.” dedi. Av. Veysel Ocak da diğer avukatların beyanlarını aynen doğruluyarak, tutuklama sebeplerinin ortadan kalktığını ve müvekkilinin kaçma şüphesi olmadığını belirterek Boğatekin'in tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasını talep etti. Av Osman Yılmaz ise savumasında “Bu tip davalar ancak Arabistan'da İran’da görülebilir nitelikte davalardır. Böyle bir davanın Türkiye’de görülebilmesi üzüntü verici bir durumdur. Arabistan'da tek kişinin şahitliği ile bir insan asılabilir, ancak Türkiye’de böyle bir davanın görülmesi üzücüdür. Kırk yıllık gazeteci olan müvekkilimin yazılı olarak fikirlerini beyan etmesinden dolayı tutuklu bulunması hukuk adına çok üzücüdür. Zaten kendisi ısrarcı ve inatçı bir kişiliktir. Bu sebeple yazdığı tüm yazıların arkasında durur. Cumhuriyet Savcısının mütalasını kabul etmiyoruz. Burası kişisel kızgınlıkların veya muhakeme etme dışındaki kaygıların tatmin etme yeri değildir.” dedi. Hakim Ayşegül Şimşek, bir önceki davanın yapıldığı 30 Mayıs tarihindeki "kuvvetli suç şüphesi, sanığın kaçma ve saklanma şüphesi" gerekçesini tekrar gözönüne alarak, Boğatekin'i tahliye etmedi ve davayı 30 Temmuz tarihine erteledi.. Boğatekin haftalardır tutuklu “Feto ile Apo” başlıklı yazısı nedeniyle 13.04.2008 tarihinde tutuklanarak cezaevine konulan Boğatekin ilk savcılık ifadesinde Savcı Sadullah Ovacıklı’nın kendisine “Sen nasıl milyonların saygı duyduğu Fethullah Gülen Hazretleri Hoca Efendiye Feto dersin. Çabuk bir sonraki sayında özür dile yoksa seni yakarım.” dediğini söylemişti. Bunun üzerine gazeteci Boğatekin Savcıyı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na ardından da diğer yargı birimlerine şikayet edip Tarikat ve Cemaat ilişkilerinin bulunduğunu beyan etmişti. Ardından olay ülke kamuoyunda gündem yaratmış ve birçok yayın organlarının manşetlerine taşınmıştı. Bunun üzerine Savcı Sadullah Ovacıklı, Boğatekin’i tutuklatmıştı. Haci Boğatekin'in "Feto ile Apo" yazısıFetullah’ın Tarikatçıları...Abdullah’ın Yurtseverleri... Ve Cumhuriyetin Laik Bekçileri... Fetullah Gülen’in tarikat ve cemaat güçleriyle, Abdullah Öcalan’ın Yurtsever güçleri bu günlerde Yurt ve dünya genelinde karşı karşıya gelmiş çatışıyor. Son günlerde Türkiye’nin Güneydoğusu ve Kuzey Irak’a uzanan Kürt coğrafyasında yoğunlaşan Feto-Apo mücadelesi meydan muharebesine dönüşerek kıran kırana sürüyor. Feto’nun Tarikatçıları ne ister? Demokratik, Laik Cumhuriyet Devletini alaşağı edip yerine Tarikat-Cemaat ve Şeriat düzenini getirmek. Ya Apo’nun Yurtseverleri ne istiyor? Onlarda Cumhuriyetin demokratikleştirilmesini, Anayasal eşit vatandaşlık hakkının Kürtlere tanınmasını istiyor. Feto ile Apo, Türkiye ve Dünya genelinde karşı karşıya mücadele ederken acaba TC'nin laik bekçileri ne yapıyor? Onlar da, dün tüm enerjisini Solcuları bitirmeye, 27 yıldan beride Solcuları bırakıp Hedefine Kürtleri almış. Şehirleri tarikat ve cemaat güçlerine bırakıp yüce dağların doruklarına çıkmış. Apo’nun Yurtseverleri ya da PKK’sını kovalıyor. Çatışıyor. Bazen vuruyor bazen vuruluyor. Laik Cumhuriyet güçleri tarafından Solcu Komünist, Din düşmanlarını saf dışı etmek, ülkeyi bölücü belasından kurtarmak için yanlarına alınarak, Şehirlerin teslim edildiği Tarikat güçleri, işe eğitim ve öğretimden başlamış. Kısa süre içinde Türkiye’de binlerce okul, dershane, yurt, pansiyon, cemaat evi kurarak, Anadolu da gelen yoksul öğrencilerle doldurmuş. Her yıl on binlerce öğrenciyi mezun ederek önce kurdukları ve dershanelerde görevlendirilmiş ardında Milli Eğitim’e yerleştirilmeye başlanmış. Günümüz Türkiye’sinde, Yurt içinde ve dışında kaç tarikat, cemaat okulu, Dershanesi, Yurdu, Pansiyonu, dergâhı ve cemaat evi olduğunu, buralarda okuyan öğrenci mevcudunu bu mevcutta mezun olanlar içinde kaç bin tanesinin Devlete sızdığını tam olarak bilen açıklayan bir devlet yetkilisi var mı? Laik Cumhuriyetin şehirleri teslim ettiği tarikat ve cemaatler içinde en ileri atağı tabi ki Feto yapmıştır. Milli Eğitim bütünüyle, Emniyet, Belediyeler ve birçok devlet kurumları da büyük oranda ele geçirilmiştir. Yüz binlerce Feto’cu Devletin tepesinde oturmuş. Türkiye yi yönetmekte ve yönlendirmektedir. Feto kısa sürede Türkiye Cumhuriyetini yemlik gibi kullanarak büyük başarılar elde etti. Şu anda Türkiye’nin siyasetine, ticaretine Yazılı medya ve görsel basınına, Eğitimine, hatta giyim kuşamının düzenlenmesine, Emniyet istihbaratına yön veren Fetocular. AKP'nin 22 Temmuz seçimlerinde aldığı başarının ardındaki güçte yine Feto tarikatının gücüdür. Bakın Türkiye’nin yüksek tepelerine, orada görev yapan atanmış ve seçilmişlerin çoğuna… Fetullah çarkından geçenlerle dolup taşıyor. Bir bakın Devletin yüksek tepelerine… Türkiye bayrağının yanında türbanda ülke semalarında dalgalanmaya başladı. Dün bayrağı selam duran resmi zevat bu gün Türbana da duracak. İlk 20 yılını solcuları, komünistleri ezmeye, Son 27 yılında Kürtleri ve Apo’nun yurtseverlerini ezmeye veren Laik güçler, yarın veya öbür gün dağdaki işleri bitip ya da bir sulh ile dağdan kışlalarına, şehirlerine döndüğünden gözlerine inanamayacaklar. Bölünmemesi için uğrunda can verdikleri Laik Cumhuriyetin sessiz sedasız ve kansız bir şekilde, Feto’nun tarikatçıları tarafında ele geçirilerek yer yer şeriat. Tarikat cemaat, ümmet kurallarının uygulanmaya başlandığını, Laik cumhuriyetin kutsalları olan Laiklik, Demokrasi yerine Tarikat ve cemaat, Türban ve Çarşaf kutsallarının aldığını görecek ve büyük pişmanlık duyacaktır. Ama ne yazık ki o zaman iş işten geçmiş olacak. Yapacakları bir şey bulunmayacak. Dönüp Türban ve Tarikat önünde selam duracak. Benim bu laik bekçilere tavsiyem. Eşyalar tez elden tükenmeden, hemen yakınlarındaki tesettür mağazasına koşun. Baylar için birer cüppe ve tekke. Bayanlar için birer çarşaf ve Türban satın alın. Yarın, Devlet kurumlarına bu giysileri giymeden giremeyeceğinizi bilin ve ona göre hareket edin. Sevgili okurlar, Bu saatten sonra, 47 yıllık boyunca Devlet yemliklerinde otlatılan Tarikat ve cemaat güçlerine artık Laik Cumhuriyet güçlerinin nüfus edebilmesi mümkün değildir. 10 milyonu aşmış Tarikat gençliği, ABD’ye sırtını dayamış Feto cemaati ile baş edebilmesi mümkün değildir. Feto Tarikatı için bu günlerde en büyük tehlike Dünyanın dört bir yanında ve Türkiye’de karşılarına dikilen Apo’nun yurtsever gücüdür. Bakın Çin’den, Rusya’ya, Avrupa’dan ABD’ye, Afrika’dan Avustralya’ya, oradan Ortadoğu’ya. Nerede Feto orda Apo güçleri var. Fetoyu Sovyet Cumhuriyetleri, Balkan Ülkeleri ve Avrupa, sınır dışı etmeye okul ve yurtlarını bir biri ardına kapatmaya başladı. Feto’ya dünya daralınca, Feto 27 yıldır burnunun dibinde görmediği Doğu ve Güneydoğu'dan Irak, İran, Suriye’ye uzanan Kürt coğrafyasına gözünü dikti. "Burada fakirlik ve cahillik var" diyerek bölgeye AKP'ninde oluruyla girmeye karar verdi. İşte bunu gören Kürt özgürlük hareketi, karşıt duruş göstererek bastırılmak istenen Demokratik Kürt özgürlük hareketinin tarikatlaştırılmamasını istiyor. Son günlerde AKP'nin başı Erdoğan ve Yardımcılarının... Yerel seçimlerde Diyarbakır’ı alma hedefleri boşuna değil. AKP tabelası altında başlatılan bu kapışmanın ardındaki güç, aslında Feto’nun tarikat gücünden başkası değildir. Erdoğan’ın dağdakilerini evlerine gönderme niyeti samimi bir niyetten çok Kürt coğrafyasındaki demokratik Kürt hareketini Tarikat ve ümmet ikilemine kaydırmaktır. Diyarbakır’da, önümüzdeki seçimler kıran kırana geçecektir. Erdoğan bu seçimleri almak için seçim tarihine kadar Laik düzenin bekçisi orduyu dağlarda tutmak. Şehirler de cemaatlerin at oynatmasını rant yapabilmelerini istiyor. Feto’nun tarikat gücü artık Laik Cumhuriyetinde fazla engel tanımıyor. Onun bu günlerde gördüğü engel Apo’nun yurtseverleridir. Onları ordu ile etkisiz veya zayıf düşürürse, Güneydoğuyu yerel seçimlerde almak, Diyarbakır kalesini düşürmek kolay olacaktır. Eğer Laik Cumhuriyetin Bekçileri, Demokrasi ve Laikliğin gerçekten korunması, yaşatılması için mücadele ediyor ise, bu ideallerinde kararlı ve samimiyse, Eğer, Apo’nun Yurtseverleri Cumhuriyetin içini Demokratik değerlerle doldurulup çağdaşlaşması idealinde samimi ve kararlıysa, Yarın çok geç olmadan, Derhal silahlar susmalı, uzlaşıya giden yol seçmeli, laik güçler dağlara verdiği enerjisini şehirlere çekerek, tarikat ve cemaat tehlikesini görmeli. Aksi takdirde yarın ne Laik Cumhuriyet kalır, ne de Demokratik Cumhuriyet ideali gerçekleşir. Tüm bu değerler, ABD’den Türkiye'ye Hümeynivari şekilde gelmek üzere olan Tarikat hocası Feto’nun gelişiyle tepe takla oluverir. Bir çok Laik Cumhuriyetçi ile birlikte bir çok Kürt Demokrat kendisini ya zindanlarda yada toplu dar ağaçlarında bulur. Böyle bir şeyi düşünmek dahi istemiyorum. Ama kaygılarım çok büyük. Yarın çok geç olmadan, Demokrasiye, Çağdaşlığa, Evrensel Hukuka saygısı olanlar, Artık yol ayrımındayız. Ya Demokratik Cumhuriyet yada Tarikat ve cemaat iktidarı diyeceksiniz. Gerisi ıvır zıvırdır. Laik Cumhuriyetin bu gün ülkeyi bölücüler diye dağda kovaladıkları Yurtsever gençliğin yarınlarda Demokratik cumhuriyet idealiyle layık ve cumhuriyete sahip çıkmayacağını kim söyleyebilir. Çünkü iki seçenek vardır. Ya demokratik laik cumhuriyet yada cemaat Tarikat ve Şeriat hangisini seçersiniz? Takdir sizindir. Yazdır | kEditor | 30.06.2008, 12:39:00Yorumlar
|
|
RSF: Boğatekin serbest bırakılsın
Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 13 Nisan'dan beri Adıyaman'ın Kahta Cezaevi'nde tutuklu bulunan Hacı Boğatekin'in tahliye edilmesini istedi.
RSF, 27 Haziran günü resmi internet sitesinde tutuklu gazetecinin durumunu değerlendiren bir rapor yayınladı.
"İki aydan çok tutuklu bulunan ve hakkında 10.5 yıl hapis istenen Gazeteci Haci Boğa tekin’in gözaltına alınmasına ilişkin araştırma rapordur" başlığıyla yayınlanan rapor, Boğatekin'in tutuklanması ve duruşmalarda yaşanan olayları analiz ederek yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti.
Raporda "Bir gazeteci olarak Hacı Boğatekin'in, kendisine karşı açılmış bir davada savcının tarafsızlığını sorgulaması nedeniyle adaletsizce gözaltına alınmış olmasından dolayı, derin bir rahatsızlık duyuyoruz." denildi.
Örgüt, açıklamasının devamında "Bu olay Türk halkında gerilimlerin yankılarına işaret ediyor. Gazeteci, Kürt hareketine karşı mücadeleye öncelik veren yerel yöneticilerin politik programlarını, ve Fetullah Gülen'e bağlı olarak etkisi artmakta olan güçlü bir islami cemaatin ülke üzerinde oluşturduğu tehlikeli patlamayı eleştirmiştir." diyor.
Raporun devamında ise “Ordudan ve hükümetten farklı olarak Hacı Boğatekin, laiklik taraftarlarının desteğinden mahrum kaldı ve izole edildi. Onun davası Türk Adalet sisteminin bağımsızlığı ile ilgili soru işaretlerinin de artmasına neden oldu.” denildi.
Raporda, 31 Mayıs 2008 günü Örgüt temsilcilerinin Kahta ilçesine giderek cezaevinde bulunan Boğatekin’i ziyaret etmek istediklerini, ancak Cezaevi yönetiminin 'hafta sonu görüşmelerin mümkün olmadığını' gerekçe göstermesi nedeniyle görüşemedikleri bilgisi de yer aldı.
RSF raporunda bir an önce Boğatekin'in mağduriyetinin ortadan kaldırılması gerektiğini de dile getirdi.
Boğatekin’in daha önce yargılandığı davaları da raporuna alan RSF, basın özgürlüğü konusunda dünyada yaşanan hak ihlallerini kamuoyuna sunmakla tanınıyor.
Dünyanın bir çok ülkesinde şubesi ve temsilcisi bulunan Sınır Tanımayanlar Örgütü son olarak Türkiye’de Youtube'a getirilen yasağa dikkat çekmişti.
NOT: Raporun tamamını İngilizce ya da Fransızca olarak http://www.rsf.org/article.php3?id_article=27666 adresinden ulaşabilirsiniz.