Baykal: Ben de bunların avukatıyım
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, katıldığı televizyon programında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e 'Battal' benzetmesinde bulunurken, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınanları savundu. Baykal, Başbakan Erdoğan'a hitaben, "Sen bu davanın savcısıysan, ben de bunların avukatıyım" dedi.
NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Ergenekon soruşturmasında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. CHP lideri, kendisini zanlıların avukatlığına soyunmakla suçlayan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’a NTV canlı yayınında yanıt verdi. Baykal, kaos ve darbe senaryoları için “deli saçması, Aziz Nesin’lik hikaye” yorumunu yaptı, “Bunlar gerizekalıların bile inanmayacağı işler” dedi. Deniz Baykal, “Muhalefet hiç kuşku yok mağdurların mazlumların avuktadır, hakkı yenenlerin, bu benim onurumdur. Davanın savcısı Başbakan ise avukatı da Deniz Baykal olur elbette, ben de konuşurum. Totaliter rejimlerde gördüğümüz, tarihe geçecek bir davadır” diye konuştu. Ortada ciddi bir darbe tehdidi yokken darbe lafı çıkarıldığını söyleyen CHP Genel Başkanı, darbeci ve Ergenekoncu suçlamaları için “Bunlar külüstür laflar” dedi. Baykal kaos ve darbe senaryoları için ise “deli saçması” yorumunu yaptı. Baykal sözlerine şöyle devam etti: “7 Temmuz’da mitingler yapılacak, cinayetler işlenecekmiş. Allah Allah, bu deli saçması Aziz Nesin’lik hikaye. Abuk sabuk işler, masal bunlar. Gerizekalıların bile inanmayacağı işler.” Ergenekon soruşturmasına temel oluşturan ve Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen bombaların imha edilmesini delil karartması olarak niteleyen CHP lideri, Genelkurmay eski başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’ün akil adamlar önerisi ile MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Gül’e yönelik çağrısını da değerlendirdi. Baykal, “Ülkede devreye girecek resmi aktör bırakmadılar. Cumhurbaşkanlığını battal etmişsiniz, çünkü partici birini cumhurbaşkanı yapmışsınız. Güven veren bir Cumhurbaşkanı’na ihtiyaç var. Eski cumhurbaşkanlarına, Genelkurmay başkanlarına bakacağız olur mu öyle şey” diye konuştu. Baykal’ın Murat Akgün’ün sorularına verdiği röportajın tamamıMurat Akgün: Kapatma davası ve Ergenekon soruşturması gündemin en önemli iki maddesi. Dün AKP genel başkan yardımcısı sayın Fırat’ın bir açıklaması oldu. Bu açıklamayla ilgili yorumunuzu alabilir miyim?Deniz Baykal: Yani bu üslup bizim üslubumuz değil. Bu Türkiye’nin öndeki konularını aydınlatmaya o onularla ilgili gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olan bir üslup değil bu polemik üslubu bu demode bir üslup. Yani hakaret etmeye hatta küfretmeye yönelik bir yaklaşım o nedenle herhangi bir şey söylemek istemiyorum. Ben konunun ciddiyetini konuşmaya yanlışlıkların altını çizmeye ve Türkiye’nin bu asorunları doüru algıulamasını sağlamaya çalışıyorum. Hiç kimseye hakaret etmiyorum hiç kimseyi suçlamıyorum gerçekleri ifade ediyorum. Yani polemik konusu bu polemikle yapar yapacağı insanlar vardır benim işim değil. Ben Türkiye’yi bu içine girdiği çok tehlikeli nokta konusunda aydınlatmaya açalışıyorum. Bakınız iki tane önemli dava süreci var. Bu süreçler arasında bir değiş tokuş yapma gayreti bir misilleme çabası fevkalade yanlıştır çok tehlikelidir. Bu Ergenekon diye nitelendirilen bir dava var. Elbette hepimizin hukuka saygısı var. Hukuk en temel konu hiç şüphe yok. Ama hukuki sürecin hukukun temel ilklerine uygun şekilde işlemesi lazım bu konuda bir zafiyet ortaya çıkınca hepimizin görevi gerekli uyarıyı yapmaktır yanlışa dikkati çekmektir. Yani bu açıdan Anayasa Mahkemesi’ndeki davanın ele alınış tarzıyla götürülüş tarzıyla ergenekon davasının ele alınış ve götürülüş tarzı arasında herhangi bir benzerlik kurmak mümkün değildir. Anayasa mahkemesindeki davayla ilgili siyastçiler olarak hiç birimizin en küçük bir değerlendirmesi olmamıştır en küçük bir teması olmamıştır tamamen hukuki bir süreç olarak başlamıştır. İddianameyi hazırlayan insan ortadadır iddianame ortdadır hukuki süreç işlemektedir tamamen yargı anlayışı etrafında yürümektedir. Anayasa mahkemesi üyeelerinin bu konuda bir zafiyeti bir eksiği çıkmamıştır tam tersine onları polemiğe çekmek için yakın izleme yapılmıştır dinleme yapılmıştır tartışmalara çekilmek istenmiştir ama gayet sağlıklı bir şekilde süreç işlemektedir. Başbakan biran önce karar alın diyor onlarda biran önce karar almak için gerekeni yapıyor bir sürtüşme bir siyasi çatışma yok. Herkes görevini yapıyor. Başsavcı görevini yaptı, anayasa mahkemesi üyeleri görevini yapıyor. Değişik siyasi tercihlere sahip insanlar vardır anayasa mahkemesinde de vardır başka yerdede vardır. Ama herkes hukukun orada gözetildiğinden hiç kuşku duymamaktadır. Şimdi gelelim Ergenekon meselesine orada hukukun temel ilkelerinin yargılama sürecinin tartışma götürmez ana doğrularının gözetilmediği çok açıktır. Bakınız 13 ay oluyor 13 aydır niçin suçlandığını resmen öğrenememiş insanlar bugün gözaltınbda olmaya devam ediyorlar. Ortada iddianame yok hala yok. BÖyle bir şey olabilir mi dünyanın hangi hukuk devletinde hangi demokrasisinde bir yılı aşkın bir süre insanları tutup neyle itham edildiğini bile onlara söylemeden durumu sanki mahkum olmuşlar ceza çekmeyi hak etmişler gibi bir muameleye tabi tutmak imkanı var mıdır? Bakın bugün çok acı bir haber bütün gazetelerde yer alıyor. Bir işadamı da gözaltına alınmış 11 aydır tutuklu Kuddusi Okkır. Yok kasası masası demişler Ergenekon uydurma laflar olduğu o kadar açık ki. Eşi diyor ki; gözaltına alınınca İstanbul’da geçinmek imkanım olmadığını gördüm hemen Yalova’da bir şeyimiz vardı Yalova’ya geçtim orada yaşıyorum diyor. Ve büyük bir mali sıkıntı mali kriz içinde şimdi bu aile. Kuddusi Okkır sen bunların mali finansmanını yapıyorsun diye aldıalr 11 ay adam sağlam girid şimdi can çekişiyor. Gazetelerde resimleri vardı bütün doktorlar hayati tehlike akciğer kanseri oldu hastanede oldu ama. Hatırların tıpkı 100.yıl üniversitesinde Van’daki üniversitede üniversiete genel sekreterinin yaşadığı acı olayı yaşadı. Orada da bu olay karşısında bir ahlaki tepki isyan içine giren insna abana bu muameleyi yapamazlar yapıyorlarsa ben yaşayamam artık diye intihar etmişti. Şimdi ceza evinde tutuklu olarak ölmesin diye tahliye ettiler çok açık bir olay. 11 aydır tutuyorsunuz adamı adam can çekişir noktada ne kadar acı bir manzara. Yani bunun insan haklarına saygıyla demokrasiyle hukuk devletiyle bağdaşır bir tarafı var mı? Bunu savunabilecek bir tek insan var mı? Şimdi hukuk süreci nasıl işliyor bu hukuk süreci mi? Bakın o paralele bir dikkat çekeyim hiç mukayese edilmez. Birisi saygıdeğer dünyanın her yerinde bütün hukukçuların ciddiye alacağı bir şey katılırsın katılmazsın. Anayasa mahkemesine anayasamızın siyasi partileri kapatma yetkisi vermesi uygundur değildir. Şu şartla olmalı bu şartla olmalı bu ayrı bir tartışma. Orada yetkili bir organ var her birisi görevine yakışan bir anlayış ve ciddiyet içinde işini yapıyor. Murat Akgün: Erdal Sarızeybek’in bazı iddiaları vardı NTV’de yayınlandı. Deniz Baykal: Bu da mesela aynı şiey tutanağa geçirmeme ona baskı yapma girişimi işte seni paşa yapmadılar. Bir savcının görevimi bunlar savcıyı yönlendirecek tuzak kuracak. Bakın dava süreciyle ilgili temel yanlışlara şötyle kısaca dikkatinizi çekeyim. Sinan Aygün göz altına alındı göz altına alınmadan 1 ay önce ofisindeki bürosundaki şofbeni değiştirmeye kalkarken usta kaldırmış silah düşmüş. Ne Sinan beyin haberi var ne başkalarının haberi var. Hemen karakola haber vermiş böyle bir şey var zabıt tutulmuş ve teslim edilmiş kimse de mesul olmamış. Şimdi düşünün onu oraya kim koydu niçin koydu Sinan bey bilmiyor yanında çalışanlar bilmiyor orada öyle bir silah var. Tepkiyi o anda göstermiş hiç bir şey bilmeden üzerine kayıtlı değil parmak izi yok bir şey yok araştırıldı. Şimdi böyle bir silah çıkıyor karakolda tespit ediliyor. Ama bir ay sonra gözaltına alınıyor Sinan bey ofisinin her yerine girilip çıkılıyor aranıyor bulunamıyor. Bulunmuş olsaydı ne olacaktı? Bunu tasavvur edebiliyor musunuz? Murat Akgün: Gözaltındaki bazı paşaların darbe girişiminde bulundukalrı iddiaları var. Buna kanıt olarak günlükler var eski bir Deniz Kuvvetleri Komutanını. Siz CHP olarak bu iddiaları ciddiye alıyor musunuz? Deniz Baykal: Bakın şimdi Sinan beyin oradaki bu tertibi gördük bir izahı yok bunun. Ele alınmamış incelenmemiş basılıyor basıldığı yerde bulunamıyor çünkü düşmüş. Gene bu son iki gün içinde ortaya çıkan Vedat Yenerer’in gözaltına alınmış gazetecinin avukatı dün söylüyordu. 12 Temmuz’da bomba bulunmuş 13 Temmuz’da imha edilmiş. Yasaya aykırı en önemli delil biz bomba bulduk siz terör hazırlığı içindesiniz bomba bulundu ve sizde irtibatlısınız diye Sinan Aygün’e kadar gelecekler Ankara’da bu bilmem kanser olup ölüm döşeğinde olan işadamına kadar gelecekler Balbay’a kadar gelecekler nerede bu bomba. O bombanın üsütünde kimin parmak izleri var o bombanın kayıtlı olduğu yerler neresi ne zaman hangi partiyle geldi ne oldu? Bunu şimdi dava yürütülürken sanıklar bu konuda iddialar söyleyeckeler incelenecek irdelenecek bizim hukuk usulümüzde davanın sonuna kadar bunun muhafaza edilmesi gerektiği söyleniyor. Eğer polis muhafaza edemezse koruyamazsa jandarmaya verir jandarma korur diyor. Ertesi gün imha ediyoruz. Böyle başlayan bir davanın hukuki saygınlığı konusunda kamuoyunun tam bir güven içinde olması beklenebilir mi? Arkasından ne oldu delil imhası delillerin yok edilmesi delili yok ederek başlıyorsun herkesi yakalıyorsun en temel delil ortadan kalkmış. Glock marka silah kim koydu ne oldu hiç bir açıklama yok. Şimdi şu davanın iç yüzünü herkesin çok iyi anlamasını sağlayalım. Şimdi bu olay başından beri benim iddiam o başbakanın şahsi davası hakline gelmiştir. Başbakan bu konulara herhangi bir başbakanın göstermesi gerekenin çok ötesinde özel bir ilgi göstermiştir. Davaların niteliğiyle ilgili hüküm vermiştir. Yani şeyden önce yaşanmış olan bu Danıştay cinayetinde başbakan çıkmıştır ve demiştir ki bu derin bir komplo var demiştir. Bu o yakalanın işlediği cinayet değil arkasında birileri var. Onlar bizim iktidarımızı tahrip etmek için mbunu yaptırdıalr ben bunu biliyorum bunu ortaya çıkaracağım demiştir. Sen başbakansın bırak bunu dava kendi içinde götürsün. Baktılar sonra ağır ceza mahkemesi karar verdi bu bireysel bir olaydır danıştayın aldığı karar tepki gösteren birisi kendi başına harekete geçmiştir dedi ve ailesi de bunun böyle olduğunu teyit etti bir sorun yok. Ama başbakan hala bunun bir derin komployla ilgili olduğu iddiasında. Derin komployu bulamadı sonra Ümraniye’deki bu imha edilen bombalar yakalandığı zaman bunun o hale dönüşştürülmesi için özel hgayret gösterdi.Bu konuda kendisi açıklamalar yaptı mecliste bunları okudum ben söyledim dışişleri bakanıyken sayın Gül aynı doğrultuda açıklamalar yaptı bu çok büyüyecek dedi. Ne biliyorsun büyüyeceğini sen inceledin mi daha savcı bilmiyor. Sen nereden biliyorsun. İstihbarat savcıya da geliyor emniyete de geliyor istihbarat söylenen sözler bu büyük olay. O zaman hiç davaya gerek yok istihbaratın gereği ilan edilsin idam edilsin istihbarata göre suçu olanlar. Sen Dışişleri Bakanı’sın sana ne sana geliyor bu dava o zaman bu davada gelen istihbaratta bu çok büyüyecek. İstihbarata göre mi büyüteceğiz? İstihbarat ne nerede ne çıktı şimdi gördük istihbaratı. Söylemek istediğim bunların yakın markajıyla götürüldü bu iş. Daha sonra hatırlarsınız AKP’ye yandaş medya isim söylemek istemiyorum ama bunların tam merkezinde yer alan gazeteciler bu konuyu artık falan gün falanın kapısı çalınacak alınacak. İlhan Selçuk ne zaman alınacak onlar yazdılar söylediler alındı. Genişleyecek daha kimler tutuklanacak haydi onlar tutuklandı. Yani anlaşılıyor ki bu pür saf bir hukuk süreci olarak ele alınmıyor. Savcı tek başına çalışmıyor savcının arkasında yanında birileri var bir şeyler paylaşılıyor nereden biliyorum gazeteci yazıyor gazetesine Star’ı okuyun Yeni Şafak’ı okuyun. Sanki onlar bu davayı yönetiyorlar. Nereye gidecek kime yönelecek onlar ilan ettiler. Böyle yürütüldüğünü inkar etme imkanı var mı? Şimdi bu böyle götürüldü dalga dalga ve bu davayla ilgili elde kamuoyunu şimdi inandırmaya çalışıyorlar bunun arkasında ciddi bir olay var vahim bir tehlike geliyor. Büyük bir komplo vardır ortaya koyacağız yakalayacağız falan demeye çalışıyorlar. Bunun için delil arıyorlar. Şimdi bunu kanıtlayacak sağlam bir bilgi olsa hiç kuşku duymuyorum şimdi bütün medyada yayınlanmıştı. Ne çıktı efendim işte Sinan Aygün’ün eşinin şu kadar parası çıktı. Sana ne kardeşim ya zengin bir iş adamı ticaret odasının başkanı yani ne söylemeye kimi çürütmeye çalışıyorsun. Delil olarak ne söylendi bunlar söylendi bomba denildi bomba imha edilmiş ortada yok. En son şimdi dün yayınlanan şey efendim 7 Temmuz’da mitingler yapılacak bilmem kaç Temmuz’da cinayetler işlenecek yargıdan bilmem nereden insanlar toplum ayağa kalkacak sonrada müdahale olacak. Bu deli saçması bu Aziz Nesin’lik bir hikaye. Türk halkını bunlar geri zekalı mı zannediyorlar. Böyle senaryolarla vay iyi ki bizi kurtardın bunlar basacak kim basacak ya. Sinan Aygün’ü başbakan yapacaklarmış efendim Abdüllatif Şener’i cumhurbaşkanı yapacaklarmış bunlar bu komployu önlemişler. Bu komployu önlemek içinde Sinan Aygün’ü tutmuşlar Mustafa Balbay’ı tutmuşlar bilmem kimleri tutmuşlar abuk sabuk işler bunlar. Masal bunlar. Bunlar totaliter rejimlerde olur. Yani bu insanlar böyle deli saçması hikayelerle çocuk aldatacaklar sanki. Baştan aşağı palavradır. Ortada yanlış yapmış suç işlemiş çeteleşmiş o işe bulaşmış adamlar varsa ki olabilir yakalarsın götürürsün. Sen oradan işi koca Türkiye’yi rejimi ortadan kaldıracak bir büyük suçlama kampanyasına nasıl dönüştürüyorsun. Bunlar totaliter rejimlerde olur. Uydurma dava açılır yangın çıkarırlar arkasından kim çıkardı bu yangını derler falan falan derler toplumda hedef olarak seçtikleri insanları tutuklarlar yargılarlar mahkum ederler. Herkese görev düşüyor bakın kenarından köşesinden seyreden çok saygıdeğer çevreleri görüyorum bilhassa onları uyarmak istiyorum bu tavır doğru değildir. Toplumda ülkenin kadriyle yakından ilgilnemesi gereken sorumlu ilgilenen aklı başında pek çok çevre böyle pısmış korkmuş çekinmiş adalet süereci hukuk süreci filan diye böyle ne adalet süreci böyle adalet süreci olur mu? Başbakan diyor ki iki gün sonra iş bitiyor iddianame geliyor diye ilan ediyor. Sen nereden biliyorsun kardeşim nereden? Biz bunları söeyleyince bana diyorlar ki sen avukatı mısın zanlıların. Bir defa demokrasilerde hiç kuşku yok muhalefet bütün mağdurların insan hakları ihlal edilenlerin avukatıdır. Ve ben hakkı yenen insan hakları ihlal edilen mağdur mazlum ekonomik olarak hukuki olarak mağdur mazlum bütün insanların avukatı olmaktan şeref duyarım. Ama ayrıca başka bir noktaya dikkat çekmek isterim böyle bir dava ki sanki bu davanın savcısı başbakan. Eğer bu davanın savcısı başbakansa avukatı da ana muhalefet partisinin lideri Deniz Baykal olur. Yani hukunu ver kardeşim 13 ay ne hakla tutuyorsun. Hangi demokraside bu olur 13 ay sen insanı nasıl tutuyorsun. Sağlam alıyorsun ölü çıkıyor insanlar. Bu adamları neden tutuyorsunuz demek hukuka saygısızlık mıydı hukukun gereğiydi. Şimdi burada hukuka saygı budur hukuka saygı hukukun temel ilkeleri ihlal edilmesi ki edildi burada kardeşim medyayla birlikte iddianame hazırlanmaz. Bir grup gazete dinci medya belli kim olduğu nasıl finanse edildiği nereden geldiği belli özelleştirme konusundaki bir takım yolsuzlukları nasıl buralara aktarıldı hepimiz çok iyi biliyoruz yeni medya kurmak için nelerin gösterildiğini biliyoruz. 750 milyon dolar devlet parasını resmi kamu bankalarından kredi olarak aldılar. Ne için ATV ile Sabah’ı satın alabilmek için. Türkiye’nin en büyük holdingleri Koç 750 milyon dolar kredi almamıştır. Sabancı 750 milyon dolar kredi almamıştır. Başbakanın damadının genel müdür olduğu şirket bu Sabah’la ATV’yi alarak bunu götürecek. Herkes göreve girmelidir. İş adamları da girmelidir dürüst onurlu görevini bilen medyada artık çekingenliği bırakmalı adını koyarak cesaretini takınmalı. Türkiye’de devreye girecek resmi aktörde bırakmadılar. Yani biz bütün bunları cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında söyledik. Türkiye’nin böyle durumlarda devreye girebilecek bir cumhurbaşkanının seçilmesi gerektiğini seçilmeden önce söyledik. AKP’nin iç çekirdeğindeki 3 kişiden birisinin cumhurbaşkanı olarak seçerseniz bu tartışmaların içinde yer alan birisini seçerseniz sonra cumhurbaşkanı ararsınız. Şimdi geldiğimiz nokta bu Türkiye cumhurbaşkanı arıyor. İşleyemez hale geldi ne için çünkü bir partici anayasayla problemi olan bir siyasi partinin iç çekirdeğindeki üç kişiden birisini cumhurbaşkanı yapmışsınız. Bir an önce toplum kamuoyu ve yargı görevini yapmalıdır. Bu görev yerine getirildikten sonra ortaya çıkacak tablo içinde Türkiye hiç kuşku yok hem demokrasiyi güvence altına alacak hem laikliği tehdit altında olmaktan çıkaracak çözümleri buluruz. Türkiye’de bu süreci büyük kaygıyla hep beraber izledik. İşin buraya geleceğini çok önceden söyledik bunun buraya gelmemesi için önerilerimiz uyarılarımızı yaptık. Şimdi buraya geldikten sonra bu süreci yaşayıp aşmak lazımdır. Türkiye’de bunu aşacak demokrasi içinde aşacak birikim vardır hep beraber bunun çözümünü buluruz. Yani süreç nasıl işleyecek bilemediğim için ayrıntıya giremiyorum. Ama şu güvenimi size ve kamuoyumuza inançla ifade etmek istiyorum. Türkiye bu olayların altında ezilmez tam tersine güçlenerek çıkar. Türkiye laiklikle demokrasi arasında bir çelişki olmadığını görecektir. Bunu görecek olan kadrolar önümüzdeki dönemde Türkiye siyasetinde hakları olan yeri alacaklardır. Onlarlar sağlıklı bir şekidle biz tartışmamızı demokratik işbirliğimizi sürdüreceğiz bir arada bulunacağız çalışacağız hiç kuşku yok ama bu yolun yanlış olduğunu bugün AKP’yi yöneten kadronun anlaması lazım. Kendilerine büyük imkan verişmiştir ve yüzlerine gözlerine bulaştırmışlardır. Türkiye’yi maalesef bu noktaya AKP’nin üst yönetimi getirmiştir. O üst yönetimin zihniyeti anlayışı Türkiye’nin bu noktaya gelmesinin temel sebebidir. Bundan sonra o siyasi hareketleri yönetecek olan kadrolar artık bu çatışmaların dışına çıkmalıdırlar. Bakın bunlar işbaşına geldiği zaman bugünkü kadro geldiği zaman 2002 seçimlerinden 3 gün sonra ben ziyaret ettim AKP genel merkezini. Onlara tamamen bunları söyledim. Sakın Türkiye’nin anayasal temelleriyle oynamayın. Laik demokratik cumhuriyetin birikimine karşı bir tavrın içine girmeyin. Böyle yaparsanız sizde Türkiye’de rahat eder. O taktirde biz sizinle her konuda işbirliği yaparız. Anayasamızı değiştiririz Avrupa Birliği konusunda işbirliğimizi yaparız bilmem işte diğer konularda üzerimize düşeni yaparız filan. Yaparız ederiz dediler olmadı hata odur. Sorulduğu zaman diyor ki ben 5 sene Baykal’ın söylediğini tuttum. Bu daima gözetmemiz gereken bir ilke. Cumhurbaşkanlığı seçimi yanlış olmuştur yani benin sayın Gül’le bir problemim yok sevdiğimde insan bir insan olarak bir kişi olarak hiç bir problemim yok hiç sıkıntım yok onunla ama yanlış. Bülent Arınç’tan cumhurbaşkanı yanlış. Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı yanlış. O yanlışı o zaman söyledik yapıldı. Olmaz işte bak buraya geldi cumhurbaşkanı arıyoruz. Acaba kimleri getirirsek cumhurbaşkanının oynayamadığı rolü oynar hale getirebiliriz diye. Anayasa değişikliği yanlış. Bugün eminim sayın Gül’ün kendisi dahil AKP yönetimindeki insanlar dahil AKP milletvekilleri dahil pek çok insanın sanıyorum içinden yanlış oldu keşke böyle olmasaydı diye bir değerlendirme geçiyordur. İşte muhalefetin görevi bu bunun için söyledik. Anayasa değişikliği velev ki diye başladı bir meydan okuyuşuyla gitti. Çankaya’yı işgal edeceğiz bilmem anayasayı bu mantıklar yanlış bunun getirdiği sonuç bu. Yani bunu aşmamız lazım ne gerekirse hep beraber yapmalıyız. Ama önce bu yanlışların hukuki ve siyasi milletimizin önüne konu gelecek milletimiz de değerlendirecek. Yani şimdi ilk mesela hukuki süreç nasıl işleyecek onu bir görmemiz lazım. Hukuk süreci anayasa mahkemesinde ki konuyu kastediyorum parti kapatma davası kabul edilebilir reddedilebilir. Reddedilirse ona göre bir süreç başlayacaktır kabul edilirse ona göre. Her ikisinde de herkesin ders almış olması lazım herkesin durum değerlendirmesi yapması lazım. Biz CHP olarak o noktadan itibaren herkese yardımcı olma kararındayız. Türkiye’yi bir daha o geçmiş yanlışlara sürüklememe konusunda iyi niyetle sanki sıfırdan yola çıkıyormuşuz gibi herkese kredi açarak samimiyetle bakın bunlar yanlıştı bir daha sakın bu yanlışlara girmeyin diye elimizden gelen iyi niyetle yönlendirmeyi katkıyı yapacağız. Yani anayasa mahkemesine bir hukuk süreci gidiyor bende kendi elimdeki avucumdakini toplar size haddinizi bildiririm bu yanlış buna alet olmak yanlış. Yani bir süre önce dinci gazetelerde AKP’ye yakın gazetelerde şu tartışılıyordu düğmeye bamsın basmayın. Kapatacaklar sizi sakın hata yapmayın elindeki gücü sonuna kadar kullan bunlara haddini bildir elinden fırsat kaçıyor ne olur yap diyen bir düşünce ortamı vardı. Birde daha sakin davranılmasını söyleyenler. Anlaşılıyor ki karar aldılar şimdi savcılık nerede hukuk nerede bu işte belli değil. Bakın bir noktaya dikkatinizi çekeyim. Bu tutuklamalardan önce yaşanan çok anlamlı bir süreç var. Ortada hiç bir şey yokken birden bire darbeye karşı bir yürüyüş organize edildi daha bu tutuklamalar falan yokken. Bir baktık çok değişik düşüncelerden toplumun değişik kesimlerinden insanlar İstanbul’da Beyoğlu’nda toplandılar darbe istemiyoruz. Darbeyi isteyen mi var darbe mi geliyor böyle bir şey söz konusu değil. Hemen arkasından Malatya’da darbeye hayır mitingi. Toplum sanki bir darbe tehdidi tehlikesi varmış gibi bir duyarlılığa çekilmek darbe olasılığı karşısında bir bekleyişe sokulmak buna karşı bir önlem alınsın talebini yükseltmek anlayışı içinde bir siyaset psikolojisine tabi tutuldu. Ki arkasından bu tutuklamalar makul görünsün. Böyle büyük bir planlama yapılabiliyorsa kim yapıyor bunu ve bunu yaparken savcılığı adliyeyi nasıl hangi rolü oynamak üzere yerleştirebiliyor bu güç nereden geliyor. Türkiye bu noktaya planlı getirildi. Gerçekler ortaya çıkacaktır çıkmıştır ortada uydurma bir şeydir bu tarihe geçecek olan davalardandır. Ergenekon totaliter rejimlerde örneğini gördüğünüz türden bir davadır. Murat Akgün: Dün Ankara’da bir sürpriz oldu Amerika Birleşik Devletleri resepsiyonuna katıldınız. Soğuk rüzgarlar yerini sıcak rüzgarlara mı bıraktı? Deniz Baykal: Soğuk rüzgarlar esiyor olması söz konusu değil tam tersine bir süre önce hatırlarsınız 2007 sonlarında Amerikan üst yönetimi PKK ve terörle mücadele konusunda bizi çok mutlu eden bir açıklama yaptı. "PKK bir terör örgütüdür, Türkiye’nin, Amerika’nın, Irak’ın düşmanıdır" dedi. Türkiye’nin terörle mücadelesine katkı vermeye hazır olduklarını söylediler. Hatırlarsanız ben bu sözler çıkar çıkmaz Türkiye’de belki tek başıma inandırıcı bulmadığını oyalama olduğunu falan söylüyordu başkan Bush’un bu sözlerini. Ben o zaman bu çok önemli o düzeyde bu söyleniyorsa bu ciddi bir olaydır değerlendirmemiz lazım takip etmemiz lazım diye iyi niyetli bir şekilde yaklaştım. Ve o zamandan bu yana da Amerika’nın Türkiye’nin terörle mücadelesine destek olması arzusu içinde gelişmeleri izledim ve bu konuda belli bir işbirliğinin ortaya çıktığını görüyoruz. Ülkelerle ilişkilerin kendilerine göre dinamikleri var. Amerika’nın Türkiye’de Amerikan düşmanlığının yükseliyor oluşundan belki kaygılanarak başka bazı değerlendirmelerle terörle mücadelenin Türkiye’de artık kaçınılmaz hale geldiğini görerek ve Türkiye’nin bu konuda gerekeni yapmak zorunda kalacağını anlayarak bir işbirliği içine girdiğini görüyorum bundan çok memnun oldum. Paramız yettiği ölçüde ve mali imkanlarımız ciddi kısıt getiriyor irtibat büroları açacağız yurtdışında Washington’da dahil buna. Bizim dünyayla ilişkilerimizde çok ciddi sorunlar olduğunu ben gördüm Türkiye’nin ve CHP’nin. Barroso geldi ve kafasındaki Türkiye tablosu doğru değil gerçekçi değil. Onu elimden geldiğince anlatmaya çalıştım ben. O bir ölçüde ilgiyle yeni bir tabloyla karşı karşıya kaldığını ifade ederek dinledi ve bizim telkinlerimizi ciddiye aldı parlamentoda kesinlikle yargı süreci aleyhinde tek kelime söylemedi biz bunları söylemiştik. Daha sonra iki konuşma daha yaptık ve baktım o bunları daha geliştirelim ne kadar enteresan havasındaydı. Daha sonra Avustralya cumhurbaşkanı geldi onunla görüştük. Ve aynı ihtiyacı onda da gördüm bizi biraz besleyin bu bilgileri aktarın falan dedi. Sosyalist Enternasyonalde de Avrupa’nın Türkiye’de etnik ayrış maya destek veren bir takım temsilcileri var. Onlar istiyorlar ki ulus devlet olarak Türkiye’ye sahip çıkmak yanlıştır. İşte Cumhuriyet birikimine bizim anlayışımızdan bakmıyorlar laikliğin önemini kavramıyorlar. Türkiye’nin terörle mücadelesi için gerekli önlemleri almasını hele Kuzey Irak’ta askeri harekat yapmasını kesinlikle kabul etmiyorlar. Onlar öyle düşünüyor diye ben bundan vazgeçecek değilim. Maalesef iktidar AKP yabancıların Türkiye üzerindeki baskısından çok mutlu. Hatta onlar şikayet ediyorlar ve bizi de baskı hedefi diye gösteriyorlar. Bu işler CHP’nin başının altından çıkıyor CHP olmazsa biz daha çok taviz vereceğiz biz gerekeni yapacağız havasındalar. Bunu görüyorum sosyalist enternasyonalde de bu var. Eğer bu davranışla giderseniz biz ayrılırız sosyalist enternasyonalden dedik. Bunun üzerine yok yok ne sizi atmayı düşünüyoruz ne bir kınama yapmayı düşünüyoruz. NTVMSNBC Yazdır | kEditor | 04.07.2008, 12:36:00 |
|