AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Politika

Abant'ta Kürt sorunu için dua edildi


Abant'ta Kürt sorunu için dua edildi Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bünyesindeki Abant Platformu'nun gerçekleştirdiği 'Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak' toplantısına Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar ve Gazeteci-Yazar Mümtaz'er Türköne damgasını vurdu.


Toplantının dün yapılan ilk bçlümünde, Bolu Valisi Halil İbrahim Akpınar, 19 yıllık valiliğinin büyük bir bölümünü Güneydoğu'da yaptığını belirterek "'Ben ayrı bir Kürt devleti kurmak istiyorum' diyen bir Kürt'e rastlamadım. Türkiye'deki ayrılık 12 Eylül'den sonra yaygınlaştı. Bu dönemde 50 dolayında kişi idam edildi, 500 bin kişi gözaltına alındı ve işkence yapıldı. Anadolu'nun diğer yerlerinde işkenceye uğrayanlar, bana 'polis işkence yaptı, asker işkence yaptı' dedi. Güneydoğu'da ise 'Ben Kürt olduğum için işkenceye uğradım' dedi" şeklinde konuştu.

Akpınar, sorunların çözümünün çok karmaşık olduğunu belirterek "Aslında bürokrasinin direttiği sorunları yaşıyoruz. Ben 45 yaşındayım, demokrasi içinde yaşamak istiyorum. Ne yapayım 70'inden sonra göreceğim demokrasiyi. Ben hukukçunun değil, hukukun üstün olduğu bir toplumda yaşamak istiyorum" diye konuştu.

Tunçay: Yaşananlar konuşulmalı"

Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Prof. Mete Tunçay ise Kürt sorununun askeri çözümlerle çözülmeyeceğine dikkat çekti. Tunçay konuşmasına “Bu zamana kadar çok çözüm önerildi ama bir çözüm yok. Biz Abant olarak herhangi bir çözümü önermiyor ve dayatmıyoruz.” diyerek başladı.  Bu nedenle bu toplantının düzenlendiğini ifade eden Tunçay “farklı çözüm önerilerini dinlemek, birlikte tartışmak amacıyla buradayız.” dedi. Konuşmasına “Ortaya bir Kürt Sorunu var. Bu bir gerçek.” sözleriyle devam eden Tunçay Kürt Sorununa bir tamım getirdi. Tunçay kendi düşüncesine göre sorununu, “Kürtlerin geç kalmış milliyetçilik düşüncelerinden kaynaklandığını düşünüyorum.” cümleleriyle açıkladı.

Kurt: "AKP olarak çözüm için çaba harcadık"

Çözümün daha fazla demokraside aranması gerektiğini anlatan AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt, “Biz AK Parti olarak iktidara geldiğimizden beri çözüm için çaba harcadık. Kimi zaman iki adım ileri, bir adım geri atmak zorunda kaldık” dedi.

Uslu: Çözüm demokrasi

HAK-İŞ Genel Başkanı Salim Uslu konuşmasında demokrasinin çözümde sihirli bir anahtar olduğundan bahsetti. Bundan dolayı da bugün Kürtlerin ve diğer başka milliyetlerden vatandaşların sosyal ve kültürel aktivitelerine şüpheyle bakmamak gerektiğinin altını çizdi.

Bu problemin sadece kültürel boyutunun olmadığına dikkat çeken Uslu, “meseleye bir de ekonomik yönden bakmak lazım” dedi. Gerek kültürel ve gerekse ekonomik alanlarda Kürt Sorunu’nun çözülmesi amacıyla söylenmemiş ne varsa hepsini ortaya çıkarmak, bundan makul çözümlere ulaşmak için faydalanmak gerektiğini belirten Uslu Türkiye’nin potansiyelini kullanıp bölgede gerçek manada söz sahibi olması gerektiğine vurgu yaptı.

Kaya: Kürt sorunu Türkiye'nin iç sorunudur


Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya konuşmasında “Birbirinin elini bile sıkmaya yanaşmayan liderlere bir örnek davranış olması adına bu toplantıyı önemsiyorum.” diyerek başladı. “Bu toplantıyla farklı düşünce sahipleri bir araya getirip ülkede toplumsal mutabakat sağlanabileceğini ümit ediyoruz. Bu toplantıdan böyle bir mutabakat çıkmalı.” diyen Kaya Kürt sorununu Türkiye’nin bir iç sorunu olduğunu belirtti. Bu nedenle bizim kendi iç dinamiklerimizi harekete geçirerek konuya çözüm aramamız gerektiğine vurgu yapan Kaya buradan çıkacak sonuçlarla kanun yapıcılara ve gerekse devlet büyüklerine önemli bir mesaj verilebileceğine vurgu yaptı. Ancak buradan çıkabilecek sonuçlardan sonra devletin de konuya bakışının değişeceğini belirten Kaya önerilen paketlerin toplumun insan hakları bağlamında yaşam kalitesinin artırılmasını hedeflediklerine dikkat çekti. Bundan dolayı da sonuç olarak insan yaşam kalitesinin artırılmasını hedefleyen nitelikte olabileceğini belirtti.

Bulaç: Üç kritik dönem"

İlk oturum olan “Tarihi Arka Plan, Ortak Miras Ve Geleceğin Keşfi”nde konuşan Yazar Ali Bulaç, Kürtler ile Türkler arasındaki üç kritik döneme dikkat çekti: “Birincisi Malazgirt meydan savasında oldu. Alparslan Anadolu'ya geldiğinde Kürtler Müslüman idi. Alparslan'ın bazı komutanlarının Kürt olduğu biliniyor. İkincisi ise Kürtler Şah İsmail'e karşı Yavuz'a destek verdiler. İdrisi Bitlisi destek vermeseydi Osmanlının Afrika'ya ve Ortadoğu'ya hükmetmesi hiç kolay olmazdı. Üçüncü olarak Kürtlerin milli mücadele döneminde halifelik ve Mustafa Kemal yanında omuz omuza mücadele etmeleriydi.” Konuya bir de evlilikler çerçevesinden bakan Bulaç, farklı kültürlerde karma evliliklerde boşanmaların sık yaşanmasına rağmen Türk ve Kürtler arasındaki evliliklerde sık boşanmaların yaşanmadığına dikkat çekti. Çatışmaların bir de etnik yönüne vurgu yapan Bulaç “Türkiye’de Balkan ve diğer bölgelerdeki gibi etnik bir çatışmadan bahsedemiyoruz. Bunda da din faktörü vardır. Türkiye’de Kürt ve Aleviler kendilerini eşit yurttaşlar olarak görüyorlar. Ortada evet bir Kürt sorunu var. Bazı yurttaşlarımız kendilerini rahat hissetmiyorlar.” diyor. Problemin çözümünün ekonomik, güvenlik, sosyolojik, etnik ve uluslar arası boyutu olduğunu vurgulayan Bulaç çözüme acilen ihtiyacımız olduğunu belirterek “Ya yeni hal, ya izmihlal” hatırlatması yaptı.

Subaşı: İslam faktörü çözümde anlamını yitirdi

Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı problemin çözümü için kesinlikle ortak bir dil bulmak gerektiğini vurguladı. Subaşı “Bu sorunun dili ve kamusal alanda nasıl bir renk sunduğunu anlamak konusunda bu toplantı bir imkan sağlayacaktır” dedi. Devletin bakış açısının Kürt sorununu çözecek bir nitelikte olduğunu sanmadığını belirten Subaşı, çatışma ve tartışmaların bir elitist kavga olduğuna dikkat çekerek bunun da sevindirici olduğunu belirtti. Toplumun ta derinliklerine kadar inmeyen bir kavganın aslında soruna çözüm arama niyetinin bir belirtisi olduğunu belirten Subaşı, çözümmüş gibi sunulan İslam faktörünün de anlamını yitirdiğine dikkat çekti. “Alışılmış ümmet birliği gibi söylemler Kürt sorununun aktörleri arasında pek itibar görmemektedir.” diyen Subaşı, İslam’ın sorunu kısa vadede bir çözüme kavuşturacağını ama uzun soluklu olamayacağını belirtti. Konuya ilişkin düşüncesine “İslam Kürt sorununun çok dışında kalmaktadır. Ve sorun tamamen seküler bir nitelik kazanmıştır. İslam sorunun Kürt aktörlerinin gündeminde değil” dedi.

Köker: “Devlet tek, ülke tüm, bir tek şefimiz eksik”

2. oturumda "Dünya Pratiği; Karşılaştırmalar Ve Modeller" oturumunda konuşan Prof. Dr. Levent Köker, devlet sistemimizdeki bazı paradoksların problemin çözümü önünde birer engel olarak durduğunu belirtti. Abant Platformu’nun düzenlediği “Kürt Sorunu” konulu toplantıya konuşmacı olarak katılan Köker, ulus devlet yapımızın dayandığı temellerde çelişkilerin var olduğunu vurguladı.

Konuşmasına “bir ulus devletin kendi içindeki bir kimliği tanıması zordur.” diyen Köker, “çok kültürlülük ile devletin kamusal alanda görmek istediği tek kültürlülük birbiriyle uyuşmuyor.” vurgusunu yaptı. Bazı devletlerin bu sıkıntıyı aşabildiklerini ifade eden Köker 1920’lerden itibaren oluşturulmaya çalışılan ulus devlet yapısında bazı paradoksların geliştiğine dikkat çekti.

Halkın Müslüman olmasına rağmen laikliğin hakim kılınmaya çalışmasından, çok kültürlü bir toplumsal yapıya sahip olmamıza rağmen eğitim yoluyla tek dil politikasının uygulanmasını paradokslar olarak ifade eden Prof. Köker, dil politikasını da eleştirdi. Anadilde eğitim hakkında yaşanan sıkıntılara değinen Köker anayasal olarak anadilde eğitim sadece Türk dilinde yapılıyorsa, anadilin ne demek olduğu konusunda yaşanan paradoksu da ortadan kaldırmak gerektiğini vurguladı. Anadilin “çocuğun çevresinde öğrendiği ilk dil”dir tanımlamasına dikkat çeken Köker “ama kimi vatandaşlarımızın anadili Türkçe değil” dedi. Köker bu paradokstan bir an evvel kurtulmak gerektiğini vurgulayarak “sanki devlet tek, ülke tüm, bir tek şefimiz eksik” dedi.

Tan: PKK, DTP'lilerin gelmesini engelledi

İlk günkü toplantılarda sunumların dışında öne çıkan diğer konuşmalar da vardı:

Yazar Altan Tan, DTP'lilerin davet edildiğini ama katılmamayı tercih ettiklerini söyledi. Tan şunları söyledi: “Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Sırrı Sakık, Cabbar Leygara... Bunların tamamı çağrıldı. Bu toplantı Diyarbakır'da yapılacaktı. Ne hikmetse Başkan katılmayın talimatı verdirtti. PKK da müdahale etti. Osman Baydemir bir ay boyunca bize randevu vermedi. Komitenin hiçbir sansürü yoktu. Canip Yıldırım açış konuşması yapacaktı, o da gelmedi.”

Gazeteci-Yazar Cengiz Çandar toplantıda İlker Başbuğ'un yaptığı bir konuşmada, "Kürt konusunun bir grup hakkı olamayacağını, kişisel haklar çerçevesinde ele alınabileceğini" söylediğini hatırlatarak, "Oysa bu lastikli bir konu. Kişisel hakka indirgemek ne kadar bir çözüm sağlar?" diye sordu.

"Bu Ülkeyi Sadece Türkler kurmadı"

Abant Platformu'nun düzenlediği 'Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak' başlıklı 17'inci toplantısının 2'inci gün oturumlarında konuşan Gazeteci-Yazar Mümtaz'er Türköne, Türkiye Cumhuriyeti'ni Türklerin değil, Çerkezlerin ve Makedonyalıların kurduğunu söyledi.

Geçmişin Muhasebesi başlığı ile başlayan ve gazeteci-yazar Mehmet Altan'ın başkanlığını yaptığı toplantının 3'üncü oturumunda, Doçent Doktor Kemal Sayar, 'Biz ve Onlar: Kürt Sorununda Psikolojik Dinamikler'; Mümtaz'er Türköne, 'Kürt Siyasetinin Eleştirisi'; Ümit Fırat, 'Türk Siyasetinin Eleştiri' sunumlarını yaptı.

Türköne, burada yaptığı konuşmada, ele alınan sorunun çözümünde Türk-Kürt ayrımında çelişkiler bulunduğuna değindi. Kürtler ve Türkler ayrımına uymayan şeylerin bulunduğunu kaydeden Türköne, ''İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin kurucu 5 üyesinden 2'si Kürttür. Tanımlama meselesine gelince, Kürtler-Türkler diye ayırdığınızda Cemal Gürsel'i, Abdullah Cevdet'i o Kürtler içine yerleştirmeyeceksiniz. Kürtler ve Türkler diye ayırdığınız zaman, buradaki Kürt ve Türk birbirinin muadili değil. Burada Türk dediğiniz zaman o Türk'ü içinde Cemal Gürsel'de var, Abdullah Cevdet, İsmet Paşa (İsmet İnönü) var, bir önceki cumhurbaşkanı var. Türkler içinde Kürtlerden bahsederken, O Türkler içinde başka şeylerde var'' dedi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile ilgili bir gerçek bulunduğunu kaydeden Türköne, 'Cumhuriyeti kuranlar kimler? Bu kurucu iradesi hala devam ediyor. Cumhuriyeti kuranlar, bir Çerkezler bir de Makedonyalılar. Bunların dışında birileri var mı? İkisi de anavatanlarını kaybetmiş topluluklar bunlar. Biri Kafkaslardan gelmiş, diğeri Balkan Savaşlarında doğup büyüdüğü yerleri kaybetmiş. Atatürk'te bunlardan birisidir. Ve oturuyorlar bir devlet kuruyorlar ve devlet kurarken, bu devlet için bir ulus yaratmaya girişiyorlar. Ondan sonra ilk defa Türkleştirmeye başladıkları Türklerin kendisi. Şunu söylemeye çalışıyorum, Türk-Kürt ayrımı çok doğru değil'' diye konuştu.

İkinci gün 'barış ve huzur duası' yapıldı

Aynı oturumda bir konuşma yapan Bolu Valisi Akpınar, 'barış ve huzur için' duada bulundu.

İlyada adlı Yunan eserinde Likya Kralı'nın Truva Savaşı'nda yaralı arkadaşını kurtarmak için Yunan Tanrısı Zeus'a "Bana güç ver" diyerek seslendiğini hatırlatan Vali Akpınar, "Konuşmalardan sonra bu aklıma geldi. Biz Türkiye'nin her tarafındaki problemi çözmeliyiz ki, Türkiye'nin her tarafı rahat etsin. Ey Tanrım, bize ve arkadaşlara güç ver. Biz bu toplumu barıştıralım, kaynaştıralım. Affettirelim birbirlerini, insanlar bir araya gelsinler. İnsanlar birbirlerini vurmasınlar, kırmasınlar. Yeni analar, babalar ağlamasın. İnsanlar evlatlarının cesetlerini değil, gelinlerini, damatlarını karşılasınlar. Biz buna uğraşalım. Gücümüzü buna verelim. Savaşa, mermilere çok ihtiyacımız yok. Belki kardeşliğe ihtiyacımız var'' diye konuştu.

Yarın sabah saatlerinde ise toplantının sonuç bildirgesinin açıklanması bekleniyor.

Toplantıya katılanlar

Abant'taki toplantıya 150 kadar aydın katıldı. Katılanların bir bölümü şunlar: AKP milletvekileri Abdurrahman Kurt, Zeynep Dağı ve Burhan Kayatürk, MİT eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, eski Hak Par Genel Başkanı Abdulmelik Fırat, Hak Par Genel Başkanı Sertaç Bucak, Haşim Haşimi, Brookings Enstitüsü Öğretim Üyesi Henry Berkey, Ümit Fırat, Altan Tan, Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya, Yılmaz Ensaroğlu, Mehmet Metiner, Cengiz Çandar, Ali Bulaç, Hüseyin Gülerce, Şahin Alpay, Mete Tunçay, Naci Bostancı, Sedat Yurttaş, Enver Sezgin, Mümtazer Türköne.


YazdırYazdır | kEditor | 05.07.2008, 13:34:00

Yorumlar

Kürtsüz sorun ne tartışılır, ne de çözülür


Abant'taki tartışmalarda bir şey çıkacağını beklemek hata olur zaten. Dualarını eksik etmeyen (!) valisiyle, AKP'li milletvekilleriyle, Fethullahçı yazarlarla sorunu tartışmak Kürt sorunun geldiği noktayı görmek açısından bir kazanç elbette ama, çözüm Kürtlerin iradesi tanınmadan bulunamaz.

Farkında olalım ya da olmayalım, bu sorun herkesi etkilemektedir. Zamlardan, enflasyona, kayıplardan baskılara değin her alanda bu "gizli" savaş hepimizi acıtıyor. Bugün hala oluk oluk kanayan bu yara, Türkiye'nin demokratikleşmesi, varolan darbeci ve ayrımcı anayasadan kurtulunması ve Kürtlerin ve diğer halkların toplumsal haklarının (siyasal, sosyal, kültürel vb) tanınması ile bir nebze olsun dinebilir.

Devlet, cumhuriyet tarihinden beri işlediği suçları örtbas etmek için, sorunun adını dahi gerçek anlamda ağzına alamamaktadır. Yasaklar, baskılar, işkenceler, asimilasyonlar, katliamlar elbet bir gün açığa çıkacak, özür bile dilenecektir. Kanada'dan, Avustralya'ya, İspanya'dan Şili'ye kadar örneklerden görmekteyiz ki, gerçekler tarih sahnesinde er yada geç ortaya çıkar.

Bu sorunu daha onlarca, yüzyıllarca devam ettirip, bundan çıkar sağlayanlar bu halkın veya bu toprakların hizmetinde olamazlar. Onlar ABD veya AB çıkarlarını korumak ve geliştirmek işlevine sahip birer kukladırlar. Yazık...

Ortadoğu bin yıllardır acı içerisinde. Dinlerin, uygarlıkların, ilmin toprakları devletin başındaki ve onların etrafındaki bazı işbirlikçileri nedeniyle acınacak halde. Tarihten ders çıkarmak gerekir halbuki...

Bağımsızlığının ikiyüz küsürüncü yılında, dünyaya meydan okuyan ABD'nin gücünün temel nedenlerinden birisi, çatışmalar ve savaşlar sonrasında bünyesindeki değişik milletlerden oluşan "beyazlara" karşı dmokratik ve eşitlikçi yaklaşmış olmasıdır.

Avrupa bugün benzer şekilde uzun yıllar boyu yaşadığı savaşların sonunda "birlik" olmanın gerekliliğine mecburen inanmak zorunda kaldı.

Bizde bugün bu birlik ya da ayrılık noktasındayız. Türk devletinin başındaki hükümet, ordu, bürokrasi, siyasi partiler ve diğer kurum veya oluşumların bu konuda ikna olması gerekmektedir.

Yapılan yanlışlardan dönmenin en doğru yolu, "yeni yalanlar" ve "olayları yaşanmamış sayma" değildir. Kabullenmek erdemdir, mertliktir, dürüstlüktür, haktan yana olmaktır, başarı ve birliktir.

Sorunun diğer yanı olan PKK ve diğer sol güçlerin geliştirilecek "gerçek çözüm arayışlarına" engel olacaklarını sanmıyorum Bu tür yapılar içerisinde de devlet içerisinde olduğu gibi çatışmalardan fayda sağlayan kesimler vardır muhakkak. Fakat yaşanan sorunun nedeni olmadıkları için, çözümünde de engel teşkil etmeleri beklenemez. Zira PKK veya sol'un temel aldığı baz, halktır.

Halkı tatmin edecek özgürlük, demokrasi, eşitlik, adalet, huzur, refah gibi olgularda eksiklerini tamamlayacak bir devletin ne bölünmekten, ne zayıf düşmekten, ne de gelecekten korkması gerekmez. Korkunun olduğu yerde, eksikler de vardır!

Toplumun aydın denen kişileri, birilerinin adamı olmaktan çıkıp, halkın hizmetine girmedikleri sürece aydın olamazlar. Bireysel çıkar peşinde koşanların "genel" tarafından kabul görmesi mümkün değildir. Belki medya faktörü sayesinde kısa bir süre için bu geçerli olur, fakat sonunda yine birer kukla olarak unutulup giderler...

Zaman geçiyor, zaman daralıyor, zaman tükeniyor... Kendimize, kardeşlerimize, komşularımıza, dostlarımıza ve çocuklarımıza daha iyi bir ülke ve dünya bırakmak için, kirli siyaseti ve kukla aydınlığını bir kenara bırakıp, doğru dürüst birşeyler yapmaya çağırıyorum bu sözleri okuyan herkesi...
05.07.2008, 19:36:14 | mahirs


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
  

İlgili haberler

İlgili Yazılar
Şeref ve iftihar - (Makale)

Okuyucu değerlendirmesi