AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Politika

Ergenekon savcısının söyleyemedikleri


Ergenekon savcısının söyleyemedikleri Aylardır tartışılan Ergenekon iddianamesi en sonunda açıklandı. 2500 sayfalık iddianame birbirini tekrarlayan iddialarla dolu. Satır aralarında ürkek bir şekilde çizilen kontrgerilla örgütünün silüeti bu birbirini tekrarların arasında boğulup kayboluyor.

İddianamede tarif edilen örgüt yapılanmasının ve eylem örneklerinin yalnızca son birkaç yılla sınırlandırılmış olması da dikkat çekiyor. Oysa savcı karşı karşıya oldukları örgütü tarif ederken köklerinin ve kuruluşunun çok daha eskilere dayandığını açıkça ifade ediyor.
Bu iddianamede şöyle ifade edilmekte: ‘Elde edilen delillerden ERGENEKON terör örgütünün uzun yıllardır ülkemizde faaliyet gösterdiği, 1999 yılında örgütün re-organizasyonuna ihtiyaç duyulduğu...’

Yine iddianamenin bir başka yerinde bu gizli yapılanmanın ABD denetiminde NATO ülkelerinde inşa edilen kontrgerilla örgütlenmesinden başka bir şey olmadığı da açıkça belirtilmekte: ‘Çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgilere göre NATO’nun komünizmle mücadele amacıyla birçok ülkede kurduğu bu örgütler, zaman içersinde amaçları dışına çıkmış ve bir kısım kişi ve zümrelerin kendi amaç ve ideolojilerini gerçekleştirmek için kullandıkları birer terör örgütüne dönüşmüştür..’

İddianamede yazılanlardan anlaşıldığına göre savcının NATO ülkelerinde kurulan, amacı komünizmle mücadele etmek olan bu gizli örgütlenmelere bir itirazı yoktur. İtiraz ‘zaman içinde amacı dışına çıkan kişi ve zümrelere’ dir. Bunun böyle olduğu 2500 sayfalık iddianame içersinde suçlanan kişilerin ve yapıldığı söylenen eylemlerin son birkaç yılla ve tutuklu zanlılarla sınırlı boyutta oluşundan da anlaşılmaktadır. Savcının kontrgerilla örgütlenmesine, bunun NATO’yla beraber, yani 1950’lerden beri Türkiye’de varlık göstermesine karşı çıkışı gözükmemektedir. Savcının karşı çıktığı 1999 yılından itibaren girişilen re-organizasyon faaliyetleridir.

Oysa ki iddianamede oldukça önemli iddialar bulunmaktadır. Değinilip geçilen bu iddiaların somutlaştırılması, derinleştirilmesi ve üzerine gidilerek suçluların ortaya çıkarılması gibi bir görev ortada kalmaktadır. Savcının iddianamede belirttiği şu hususların içinin doldurulması gerekmektedir: ‘ERGENEKON terör örgütü en başta ‘derin devlet’ ifadesi ile anılan, ülkemizde birçok kanlı eylemler gerçekleştiren...’

‘ERGENEKON terör örgütü uzun yıllar sürdürdüğü faaliyetlerle... gerçekleştirilen faili meçhul cinayetlerle ülkemizin yetişmiş insanları ve sahip olduğu önemli değerlerden olan aydınlar katledilmiş ve her olaydan sonra ülkemiz kaosa, karanlığa ve güvensizlik ortamına sürüklenmek istenmiştir.’
  •  
  • Kimdir katledilen bu aydınlar?
  • Gerçekleştirilen kanlı eylemler hangileridir?
İddianamedeki eylemler Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bomba atma ile sınırlıdır. Gazi mahallesi katliamına satır aralarında değinilmektedir. İşlenen cinayete örnek yalnızca Hablemitoğlu cinayetidir. O da detaylandırılmadan, somut deliller ortaya konmadan.

Oysa ki örgütün kurulduğu söylenen 1950’li yıllarla savcının esas itirazının olduğu re-organizasyon dönemi olan 1999 arasında yüzlerce, binlerce önemli eylem bulunmaktadır. Sabotaj, suikast, bombalama, faili meçhul cinayet örnekleri saymakla bitirilemez. Bu eylemler NATO’’la birlikte kurulan kontrgerilla örgütünün amaç ve işleyişini anlatan FM 31-15 talimnamelerinde yapılacak işler olarak birer birer sıralanmaktadır.

Savcıya sormak gerekmektedir.
  • Örneğin Uğur Mumcu cinayeti saydığı aydın cinayetlerinden biri midir?
  • 1 Mayıs 1977 katliamı savcının gerçekleştirildiğini söylediği kanlı eylemlerden midir?
  • Ya Maraş katliamı? 6-7 Eylül olayları?
  • Binlerle ifade edilen Güneydoğu’daki faili meçhul cinayetler?
Savcı iddialarını emekli orgeneral Veli Küçük etrafında yoğunlaştırmakta, 1999’dan sonra Ergenekon terör örgütünün yöneticisi olarak kanlı eylemlerin emirlerini verdiğini iddia etmektedir. Ama bütün iş bir kişiye odaklanırken bile Veli Küçük’ün komutanlık yaptığı dönemdeki somut eylemlerden dikkatlice uzak durulmaktadır. JİTEM’i kurduğu ve 2 yıl başkanlığını yaptığı söylenmektedir ama Diyarbakır’da, JİTEM kurucusu olduğu dönemde işlenen binlerce faili meçhul cinayetten bir tek satır bahsedilmemektedir. Sonrasında Kocaeli’de komutanlık yaptığı dönemde İzmit-Sapanca-Adapazarı üçgeninde kaçırılıp öldürülen Kürt işadamlarına değinilmemektedir. Bunlar somut örneklerdir.
  • Emri veren ve cinayetleri işleyenler, elde bu kadar somut delil olmasına rağmen niçin araştırılmamaktadır?
  • Bu eylemler niçin iddianamede yer almamıştır?
  • Veli Küçük’ün Sedat Peker’le irtibatı iddianameye girmiştir de niçin Abdullah Çatlı ile olan ilişkisi iddianamede yoktur?
Susurluk zamanı da sıkça duyduğumuz ‘görünen buzdağının su üstündeki kısmıdır, alttaki kısım halen meçhuldür ve dokunulmazdır’ yaklaşımı, savcının iddianameyi yazarken ana yaklaşımını oluşturduğu izlenimini veren bir iddianame ile karşı karşıyayız. Susurluk tartışmalarında da ‘devlet için iş yapanlarla, yaptığı işe kişisel çıkarını karıştıranların ayıklanması’ dönemini yaşamıştık. Şimdi yapılan benzer bir operasyon mudur? Kişisel çıkarlarını devlet işine karıştıranların yanı sıra arkalarına aldıkları güçlere dayanarak karşılıklı hamle yapanların kapışmasının bir ürünü müdür bu iddianame?

Her iki taraf da bir çok şey söylemektedir. Önümüzdeki günlerde çok daha fazla bilgi ve belgenin ortalığa saçılacağından kimsenin kuşkusu da olmamalıdır. Ama en ileri boyutta söylenenlerde bile özenle sistemin, devletin ana yapısının korunması dikkat çekmektedir. ‘Devlet için işlenen cinayetler, katliamlar, yapılan eylemler’ sır gibi korunmaya devam etmektedir.

Savcı iddianamede ‘Fakat gerçekleştirdiği bunca eyleme rağmen, Ergenekon terör örgütünün hücre yapılanması, eylemleri profesyenelliği ve kamu kurumlarındaki yapılanma ve ilişkileri sayesinde eylemlerin Ergenekon terör örgütü bağlantısının deşifre edilmesi daima engellenmiştir’ demektedir. Bunları yazmaktadır ama bir adım ötesine gidememektedir.
  • Gerçekleştirilen bunca eylem hangileridir?
  • Kamu kurumlarındaki yapılanmalardan bahsedilmektedir. Kamu kurumu Köy Hizmetleri olmadığına göre neresidir?
  • Kastedilen asker, polis ve yargıç mıdır?
Somut bir örneği hatırlatalım. Bir bombayla havaya uçurulan Uğur Mumcu cinayetinde, bombanın patlamasının hemen ardından olayı soruşturmakla görevli DGM savcısı Nusret Demiral çalı süpürgesiyle olay yerini süpürterek delillerin ortadan kaldırılmasını sağlamıştı. Bu kastedilen kamu kurumlarındaki bağlantılar ve destek açısından bir örnek olabilir mi? Ya da yine Uğur Mumcu cinayetinde zamanın İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Uğur Mumcu’nun eşi, şimdiki milletvekili Güldal Mumcu’ya bu cinayeti çözmenin duvardan bir tuğla sökmek olacağını, bu tuğla çekilirse bütün duvarın yıkılacağını ve herkesin altında kalacağını söylemişti. Savcının kastettiği ‘kamu kurumlarındaki yapılanma’ böyle bir şey midir?

Savcı hazırladığı iddianame ile duvarı yıkmak mı istemektedir yoksa çürüyen tuğlaların yerine beton dökerek duvarı sağlamlaştırmak mı?

Kaynak: Evrensel

YazdırYazdır | kEditor | 27.07.2008, 13:20:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
  

İlgili haberler

İlgili Yazılar
Perinçek Balonu - (Makale)

Okuyucu değerlendirmesi