Ahmet Türk: Halklar karşı karşıya getirilmek isteniyor
stanbul Güngören'de meydana gelen patlamayı, "çok boyutlu ve çok derin bir provokasyona işaret ediyor" şeklinde değerlendiren DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, halkların karşı karşıya getirilmek istendiğini belirterek, "Bu insanlık suçu karşısında, bütün Türkiye olarak demokrasi, barış ve kardeşlik şiarlarımızı daha da yükseltmeliyiz" dedi. Başbakan Erdoğan'ın "terörün halk desteğini, siyasi desteklerini kesmek gerekiyor" şeklindeki değerlendirmesini eleştiren Türk, "Dünyanın hiçbir yerinde terörün toplumsal tabanı yoktur, olamaz. Eğer geniş destekli bir toplumsal muhalefetten söz ediyorsanız, onun adı da terör olamaz. Böyle tanımlamak, halklara ihanettir. Türkiye halklarına ihanettir" dedi.
Partisinin Meclis Toplantısı'nda konuşan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına Pazar akşamı, İstanbul'da meydana gelen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 18 kişiyi anarak başlayan Türk, "Yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu katliamda yitirdiklerimizin ailelerinin, yakınlarının, hepimizin başı sağ olsun diyorum. Yaşanan bu acıları yürekten paylaşıyorum. Hepimizi derin bir üzüntüye boğan ve kahreden bu katliamda, çocuklarımızı, gençlerimizi, hamile kadınları, yaşlı insanlarımızı kaybettik. Gündelik yaşamımıza, yeniden korku, kan, gözyaşı bulaştırıldı. Toplumumuzda büyük bir umutsuzluk yaratılmaya çalışıldı. Hakikaten tüyler ürpertici bir katliam yaşadık. Bu nedenle, bu katliamı bir kez daha nefretle kınıyorum, bunu gerçekleştirenleri, bunu yapan zihniyeti kınıyorum. Bu insanlık suçuna ortak olmuş kim varsa kınıyorum" dedi.
"Oyunlara gelmeyelim"
"Kin, nefret ve düşmanlık yaratmak isteyen çevrelerin oyunlarına gelmemeliyiz" diyen Türk, "Bu insanlık suçu karşısında, bütün Türkiye olarak demokrasi, barış ve kardeşlik şiarlarımızı daha da yükseltmeliyiz diyorum" şeklinde konuştu. Masum insanlara dönük ve büyük bir infial yaratmak üzere tertiplenen bu saldırının çok boyutlu olarak ele almak zorunda olduklarını dile getiren Türk, siyasetçilerin olaya ilişkin değerlendirmelerini eleştirerek, "Bu acıları, bu trajik olayları, neredeyse normal bir sonuç olarak gören sözüm ona siyasetçiler, bürokratlar ve uzmanların demeçlerini izliyoruz dünden beri. Bu tür saldırıları önlemek ve bir daha olmasının önüne geçmek yerine, halkımızın psikolojik olarak bu tür saldırılara adeta hazır olmaları telkin ediliyor. Şunu açıkça söyleyeyim; Türkiye, ne İsrail ne Filistin ne de Irak'tır. Türkiye'nin harcı, halkların ve bütün farklılıkların kardeşliği üzerinedir. Neredeyse 80 yıldır bu harcı bozmaya çalışan ne İttihatçı zihniyet ve onun artıkları, ne de uluslar arası payandaları halkları birbirine düşürecek emellerine ulaşamamışlardır ve demokratik reflekslerimiz sayesinde bundan sonra da ulaşamayacaklardır.
Akil düşüncenin yapması gereken, ülkemizde yeniden sahnelenen ve çok elim bir katliama yol açan İstanbul'daki bu bombalı saldırıyı çok derinlikli olarak değerlendirmek olmalıdır" dedi.
Onlarca insanı öldürmek ve yüzlercesinin yaralanmasına yol açmak suretiyle, yol açtığı durumdan çok daha öte bir katliamı hedefleyen profesyonel bir saldırının yapıldığını kaydeden Ahmet Türk, "Tamamen sivil halka dönük ve resmen büyük bir katliam yapmak üzere örgütlenmiş bu girişimi enine boyuna düşünmek ve tartışmak zorundayız. Öncelikle, bu kadar cüretkâr bir eylemin, böylesi kritik bir dönemde yapılmış olmasının, klasik siyasetimizin alışageldiği terörizm jargonlarıyla açıklanabilecek kadar basit bir olay olduğunu düşünmüyoruz. Klasik ezber bu olayı açıklamaya yetmez. Hiç kimse, yıllardan beri bilinen siyasetçilerin dillerine doladığı bu klasik ezbere inanamaz" diye belirtti.
"Saldırı derin bir provokasyon"
"Bu korkunç katliam neden Türkiye'de, neden İstanbul'da neden bu dönemde yapıldı? Bu saldırının arkasındaki güçler, Türkiye'yi nasıl bir noktaya çekmeye çalışıyor? Daha ortada hiçbir somut delil yokken, siyasiler ve bazı çevrelerin olayın failini PKK olarak ifade etmelerindeki amaç nedir?" diye soran Türk, şunları belirtti: "Toplumumuzda, özgür, eşit ve eleştiren bir vatandaşlık bilinci gelişirken, acaba birileri toplumumuzu yeniden depolitize etmeye mi çalışıyor? Vatandaşlarımızı susturmanın, kendi köşesine itmenin, yalnızlaştırmanın ve umutsuzluğa sokmanın planlarını mı yapıyor? Bütün bu soruların cevabını aramamız gerekiyor. Gerçek bu cevaplarda gizlidir. Dikkatlerinizi Türkiye'de yaşanan değişim sancılarına çekmek istiyorum. Bakınız, tam da ülkemizde, tabandan yükselen 'artık yeter' sesleri demokratik bir güç haline gelmeye başlıyor. Toplumun her kesiminden, din, dil, mezhep, etnik köken fark etmeksizin mevcut statükoya ve militarist düzene karşı demokratik bir refleks geliştirme durumu yaşanıyor. Toplum her an okumayı, tartışmayı, sorgulamayı, eleştirmeyi kendisi için bir var oluş davranışı haline getiriyor. Demokratik refleksleri, hoşgörüyü, adalet, eşitlik, kardeşlik duygularını paylaşıyor. Öyleyse ülkemizde yıllardan sonra böyle bir toplumsal düzey yakalanmışken, bu vahşet eylemini, bu dehşet eylemini 'tipik bir terör saldırısı' olarak ele alabilir miyiz? Bu mümkün müdür? Açık ki saldırı çok boyutludur ve çok derin bir provokasyona işaret ediyor. Gerek ülkemizde ve gerek bütün Ortadoğu ülkelerinde demokrasi, özgürlük ve kardeşlik için giderek büyüyen güçlü bir demokratik kamuoyu var. Bu eleştirel toplumsal yapı otoriter ve statükocu yönetimleri zorluyor, değişim ve dönüşümü zorunlu hale getiriyor. Toplumların demokrasi taleplerine şiddet, dehşet, terör eylemleriyle karşılık veriliyor. İnsanlar yalnızlaştırılmaya, köşelerine çekilmeye, verdikleri demokrasi mücadelesinden caydırılmaya çalışılıyor."
"Oyunun farkında olmamız gerekiyor"
Türkiye'de, Irak'ta ve Ortadoğu'nun tamamında, birçok otoriter ve totaliter gücün içinde bulunduğu bir 'dehşet senaryosu'nun oynandığını ifade eden Türk: "Yüzyıllardır kardeşçe bir arada yaşayan, birbirlerinin farklılıklarından büyük bir kültürel zenginlik yaratan, muazzam bir uygarlık oluşturan kadim Ortadoğu toplulukları, Kürdüyle, Türküyle, Arabıyla, Acemiyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Rumuyla, Yahudisiyle, Müslümanı, Hristiyanı, Êzidisi, Alevisi ile birbirine kırdırılmaya çalışılıyor. Bu oyunun farkında olmamız gerekir" dedi.
Dün Kerkük'te yerel seçim yasasını protesto mitingi sırasında yapılan intihar saldırısı ile yüzyıllardır aynı kaderi paylaşan halkların, karşı karşıya getirilmeye çalışıldığına dikkat çeken Türk; "Bu tür saldırılar, birbirinden bağımsız değildir. Birbirinden ayrı olarak ele alınamaz. Bir kez daha altını çizmek istiyorum, milliyetçilik çağın en büyük hastalığıdır. Bir insanlık travmasıdır, paranoyalar-korkular üzerine inşa edilmiştir. Türkiye, demokratik bir cumhuriyete dönüşmenin sancılarını yaşarken, artık bu ülkede milliyetçi-etnik kışkırtmalar dikiş tutmaz, tutmamalıdır. Tam ve eksiksiz demokrasi, halklarımızın en büyük özlemi en büyük hayalidir. Bu hedefe doğru ilerlerken, bu rotayı kimler bozmak isteyebilir? Kimler olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bunlar, birbirimizle sevgiyle kucaklaşmamızı istemeyenlerdir. Birbirimizden nefret etmemizi isteyenlerdir. Bundan rant sağlayanlardır. Ergenekonlar, çeteler, kontrgerilla örgütlenmeleri, içine kapanan, korkularına teslim olmuş bir ülke olmamızı isteyen uluslar arası güçlerdir. Toplumlar arasında kin ve nefret tohumları ekilmeye çalışılıyor. Kürtler ve Türkler birbirine kırdırılmaya, birbirine saldırmaya yönlendiriliyor. Bu büyük tuzağın farkında olalım. Sevgiyle, saygıyla kucaklaşarak birbirimizin farklılıklarını birer zenginlik şeklinde görerek aşabiliriz. Bunun ötesinde başka bir yol yoktur" " şeklinde konuştu.
Ergenekon iddianamesinin, devlet içinde yuvalanan çetelerin gerçekleştirdiği provokasyonları deşifre ettiğini söyleyen Türk, "Naylon terör örgütleri oluşturarak, birçok istihbarat örgütleri üzerinden kullanılan örgütler eliyle, yaratılan tedhiş ortamları ve nümayişler orta yerde duruyor. Ergenekon iddianamesi, bu köklü çetenin, bu Türk gladyosunun suçlarını ancak ucundan-kenarından tutabilmiştir. Fakat, demokratik kamuoyu, hukukçular, aydınlar ve siyasetçiler bu davanın peşini bırakmayacaktır. Bizler bu davanın peşini bırakmayacağız" diye kaydetti.
"Demokratik mücadelemiz sürecek"
"Cin şişeden çıktı bir kere" diyen Türk, şöyle konuştu: "Bu çetelerin, Doğu ve Güneydoğu'da yaptığı katliamlar, cinayetler, yakıp yıktıkları köyler, halkları-toplulukları birbirine kırdırmak için yaptıkları provokasyonlar, suikastlar, bütün bunlar gün yüzüne çıkmadıkça, bunlarla hesaplaşmadıkça, demokratik mücadelemiz devam edecektir. Bu karanlık olaylar, bu organize saldırılar er geç açığa çıkacaktır.Türkiye kamuoyu bu demokrasi mücadelesini, sorgulayarak, eleştirerek, örgütlenerek sürdürmeye devam edecektir. Buna olan inancımız sonsuzdur."
Hükümetin İstanbul'daki patlamaya ilişkin değerlendirmelerini eleştiren Türk, "Başbakanın esef verici değerlendirmeleri ve demokratik siyasete yönelik ithamları, vicdanı, izanı zorlayan boyutlara gelmiştir. Sayın Başbakan, 'terörün halk desteğinden', 'Terörün siyasi desteklerinden' bahsediyor. Bununla ne demek istiyor? Bu faciadan nasıl bir siyasi rant umuyor? Gerçekten insanın kanını donduran değerlendirmeler yapıyor. Sayın Başbakan! bu soruyu açıkça soruyoruz. Yeniden partimize karşı bir linç kampanyası mı başlatılmak isteniyor? Parti binalarımıza, yöneticilerimize, üyelerimize saldırılar yapılmasının zemini mi yaratılmaya çalışılıyor?" dedi.
Başbakan Erdoğan'a seslenen Türk, "Dünyanın hiçbir toplumu terör denen illeti desteklemez, destekleyemez. Hiçbir demokratik siyaset, terörü benimsemez ve temsil edemez. Dünyanın hiçbir yerinde terörün toplumsal tabanı yoktur, olamaz. Eğer geniş destekli bir toplumsal muhalefetten söz ediyorsanız, onu susturmak istiyorsanız, onun adı da terör olamaz. Bu halklara ihanettir. Türkiye halklarına ihanettir. Bu tür ithamlara, demokratik Türkiye kamuoyunun karnı tok! Halkı, milliyetçilikle, klasik hedef göstermelerle artık yönlendiremezsiniz. Bir taraftan birlik beraberlikten söz ederken öte yandan halkın bir kısmını diğer kesimine karşı kışkırtmaya çalışmanız gözlerden kaçmamıştır.
Demokratik siyasetimize karşı bu tutumunuzla nereye vardınız? Türkiye demokrasisine ve kardeşçe bir arada yaşama kültürüne ne katkıda bulundunuz? Hükümetin görevi tahmin yürütüp, fal açarak halkı oyalamak değil, gerçek failleri bir an önce adalete teslim ederek kamu vicdanını rahatlatmaktır. Ama hükümet Güngören'de içine düştüğü aczi örtbas etmek için hamaset nutukları atmak dışında elle tutulur hiçbir şey yapmamayı maharet olarak göstermek istiyor" dedi.
'Baykal kendisini düze çıkartmaya çalışıyor"
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın da "Daha düne kadar, Ergenekon çetesinin avukatlığını yapan Baykal, bu korkunç katliamı fırsat bilerek, mal bulmuş mağribi misali, kendini düze çıkartmaya çalışıyor" sözleriyle eleştiren Türk, "Acaba vatandaşlarımızın acılarını kışkırtarak, milliyetçi gösteriler mi düzenlemeye çalışıyor? Güngören-Güven Mahallesi'ne vatandaşlarımızı teselli etmeye mi gidiyor, yoksa milliyetçiliği kışkırtmaya mı çalışıyor. Sayın Baykal, halkı kime karşı sokağa davet ediyorsun? Kürtlere karşı bir linç kampanyasından mı medet umuyorsun? Eğer senin derdin gerçekten de şiddete karşı demokratik tepki vermekse 1 Haziran İstanbul mitinginde neredeydin o zaman. Partimiz yıllardır şiddete karşı barış yürüyüşleri barış mitingleri yapıyor sen neredeydin. Halkların kardeşliğine niye destek vermedin. Sayın Baykal'a buradan günaydın demek istiyorum" diye belirtti.
Birçok katliamın altından Ergenekon'un çıktığını ifade eden Türk, "Şemdinli olayı, Diyarbakır-Koşuyolu Katliamı, Mersin'deki bayrak yakma provokasyonu, geçen yıl Ankara'da bir otoparkta ele geçirilen bomba yüklü araç, daha birkaç gün önce Bingöl'de bir köyde katledilen insanlarımız, bütün bu olaylar için de önce başka adresler gösterilmesine rağmen arkasından kirli savaş çeteleri çıkmadı mı?" diye sordu.
Bu derin güçlerin, halkları birbirine kırdırma, depolitize etme, kin-nefret-düşmanlık duygularını geliştirme senaryoları-provokasyonlarının deşifre olduğunu kaydeden Türk, "Hiç kimse artık bu senaryolardan medet ummasın! Geçeklerinin ortaya çıkması için çaba sarf edelim. Bu toplumun demokrasi hafızası o kadar güçlüdür ki, deneyimleri o kadar fazladır ki, bu saatten sonra hiçbir karanlık saldırı onları birbirine kırdıracak kadar etkili olamayacaktır. Bu halklar bütün kışkırtmalara karşı birbirini kucaklayacaktır. Buna inanıyoruz" dedi.
Hükümete düşen görevin, toplum içinde korku, panik ve umutsuzluk yaratmak isteyen, toplumun politikadan uzak durmasını arzulayan bu korkunç saldırıyı bir an önce aydınlığa kavuşturmak, faillerini ve arkasındaki karanlık güçleri açığa çıkarmak olduğunu dile getiren Türk, toplumda giderek artan demokrasi taleplerini bastırmak ve geriletmeye çalışmak, daha yeni yeni kendini toparlamaya çalışan Türkiye demokrasisine yapılacak en büyük zarar olacağını söyledi.
Sivil toplum örgütleri, insan hakları aktivistleri, emekçiler, sendikalar, aydınlar, sanatçılar ve demokratik çevrelere çağrıda bulunan Türk, "Türkiye'nin demokratik bir cumhuriyet olma yoluna girdiği bu dönemde, statükoculuğa-seçkinciliğe- militarizme karşı demokratik duruşumuzu geliştirmeye devam edelim. Halklarımızın kardeşliğini ve beraberliğini bütün kışkırtmalara karşı savunalım, provokasyonların önüne geçelim. Kürt sorununun, demokrasi, barış ve diyalog zemininde çözülmesini sürekli tartışalım ve gündemden düşürmeyelim" dedi.
Kaynak: ANF
Yazdır | garip | 30.07.2008, 03:04:00
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|