AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Yaşam

Yağ fiyatlarını biyoyakıt azdırıyor


Ayçiçeği yağı fiyatının 2.5 yılda yüzde 323 artmasında biyoyakıt üretiminin etkisi olduğu belirtiliyor 

Dünyada petrol fiyatlarının anormal artışı alternatif enerji kaynaklarına ihtiyacı artırırken, küresel ısınmanın etkisiyle yükselen gıda fiyatlarına bir darbede son dönemlerde sıkça rağbet gören biyoyakıttan geldi. Yurt dışında belli ölçüde izin verilen biyoyakıt kullanımının Türkiye’de giderek artması, gıda fiyat artışlarına doping etkisi yaptı.

Aymar Yönetim Kurulu Başkanı Beşir Özyurt, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de trend haline gelen biyoyakıt kullanımının içinde bulunulan yağ krizini daha da kötüye götüreceğine işaret etti. Özyurt, rafine ayçiçeği yağı fiyatının 2.5 yılda yüzde 323 artış kaydettiğini belirtti.

Özyurt, İstanbul İhracatçı Birlikleri’nin yayın organı Infofarm dergisine yaptığı açıklamada, 2007 verilerine göre Türkiye’de tüketilen yağın yüzde 77’sini ayçiçeği, yüzde 14’ünü mısır ve yüzde 9’unu pamuk, soya, kanola gibi yağların oluşturduğunu belirtti. Türkiye’de çoğunlukla tercih edilen Ayçiçeği yağı tüketiminin her geçen sene daha da artış gösterdiğini kaydeden Özyurt, 1 kilo rafine ayçiçeği yağı fiyatının 1 Ocak 2006’da 0.97 YTL, 1 Ocak 2007’de 1.43 YTL, 1 Ocak 2008’de ise 2.15 YTL olarak belirlendiğini anımsattı. Rafine ayçiçeği yağı fiyatının 2007’ye göre yüzde 150 artış gösterdiğini dile getiren Özyurt, 2008 başından 18 Haziran’a kadar olan fiyat artışının yüzde 145 olarak gerçekleştiğini ve söz konusu fiyatın bugün itibariyle 3.12 YTL olduğunu ifade etti. Özyurt, 1 Ocak 2006’dan bugüne kadar 2.5 senedeki fiyat artışının yüzde 323 olduğunu belirtti.

Daha kötü olacak

Söz konusu durumun daha da kötüye gitmesinin beklendiğini ifade eden Özyurt, küresel ısınma ve petrol fiyatlarının anormal artışının dünyada alternatif enerji kaynakları arayışını hızlandırdığını anlattı. Söz konusu arayış sonucunda gelinen en önemli noktanın biyoyakıtlar olduğunu dile getiren Özyurt, sbiyo yakıt kullanımının dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yaygınlaşarak, trend haline geldiğini kaydetti. Özyurt, “Ancak fark edilmeyen gerçek bu trendin içinde bulunduğumuz yağ krizini daha da kötüye götürmesidir. Küresel ısınmanın etkisiyle dünyada ve ülkemizde yağ ve yağlı tohum arzı azalmış, alternatif enerji arayışı sonucunda yağa olan talep artmış. Dolayısıyla bu trend bir zaman sonra büyük bir açığa neden olacak” dedi.

Alternatif yağ önerisi

Ülke olarak söz konusu gidişata “dur” denilerek, yeni arayışlara girilmesi gerektiğini vurgulayan Özyurt, bu durumdan kurtuluş yolunun Türkiye’de rahatlıkla yetişebilen bitkilerden elde edilebilen yağları kullanmaktan geçtiğini ifade etti. Özyurt, “Bu nedenle zeytinyağının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Ve zeytinyağının yanında, Türkiye’de çok rahat yetişebilen ve kendi yağlarımızdan olan kanola ile pamukyağı üretiminin artması, dışa olan bağımlılığımızı azaltacak ve döviz çıkışlarını engelleyecektir. Tüketiciler açısından da daha sağlıklı yağlara yönelmeye zemin hazırlayacak” diye konuştu.

Buğday, Petrolden daha önemli

Tüm Üretici Köylüler Sendikası tarafından tarımsal üretimin biyo yakıt üretiminde kullanılmasına yönelik yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Artık tarımsal ürünler yakıt elde etmek için kullanılıyor. Tarımsal ürünlerin biyoyakıt üretiminde kullanılması önce sevindirici gelse de artık tehlikeleri açığa çıkmaya başladı. Biyoyakıt üretiminde insan ve hayvan beslenmesinde önemli yer tutan bitkilerin kullanılmasının açlık ve yoksulluğu artıracağı anlaşıldı. Diğer yandan da çevre sorunlarını büyüteceği görüldü.

Artan petrol ve doğal gaz fiyatları tüm dünyayı büyük bir hızla alternatif enerji kaynaklarına yöneltti. Biyoyakıt sektörü büyük bir patlama yaptı. Biyoyakıtlar içerisinde en hızlı gelişen alan biyodizel (biyomazot) ve biyobenzin (biyoetanol) üretim ve tüketimi oldu. Biyodizel üretiminde kanola, palm, ayçiçeği, pamuk çiğidi, soya, aspir, hint yağı, susam yağı gibi bitkisel kökenli yağların, biyobenzin üretiminde ise özellikle şeker kamışı, mısır ve buğday gibi bitkiler kullanılıyor.

ABD, AB, Brezilya, Çin, Hindistan ve diğer dünya ülkeler enerji politikalarını yeniden düzenledi. Bu ülkelerin bir çoğu gelecek 10-20 yıl içerisinde biyoyakıtın toplam enerji tüketimi içerisindeki payını yüzde 10’a çıkarmayı planlamakta. Bu durum, mısır, buğday gibi bitkilerin biyobenzin üretiminde, kanola, soya, ayçiçeği gibi yağ bitkilerinin de biyodizel üretiminde daha fazla kullanılmasına neden olacak.

Biyobenzin üretiminde mısır, buğday, arpa, biyodizel üretiminde kanola, soya, ayçiçeği, aspir gibi insan ve hayvan beslemede önemli yer tutan bitkilerin kullanılması bir yandan açlık ve yoksulluğu artıracak, diğer yandan da bu ürünlerin daha fazla üretilmesi amacıyla daha fazla gübre kullanımı, daha fazla ilaç kullanımı, daha fazla ve aşırı sulama gibi uygulamalarla çevre sorunlarını büyütecektir.

Geçtiğimiz yılda kuraklık başta olmak üzere çeşitli nedenlerle buğday üretimimiz 21 milyon tondan 17 milyon ton civarına düşmüştür. O halde ülkemiz de kanola, aspir, soya fasulyesi gibi bitkilerin ekim nöbetinde yer alması için gerekli çalışmalar yapılmalı, başta tahıllar olmak üzere pamuk gibi önemli bitkilerimizin üretimi de geliştirilmelidir.

Dünyada gıda fiyatları artıyor. Kıtlık baş gösteriyor. Bu tablonun oluşması birkaç sebebe dayanıyor. 2007 yılında kendini ciddi olarak hissettirmeye başlayan iklim değişikliği dünyadaki tarım ürünlerinde üretim düşüşüne sebep oldu. Diğer sebeplerden biri ve belki de ileriye dönük olarak üzerinde en fazla durulması gereken sebep ABD ve Avrupa’nın fosil yakıtları yerine biyo yakıt kullanımını hızla artırmaları. Bu durum yukarıdaki sıraladığımız daha büyük sorunlara yol açacak Unutulmamalıdır ki, buğday petrolden daha önemlidir.

 Kaynak: Evrensel


YazdırYazdır | garip | 02.08.2008, 06:10:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
  

Okuyucu değerlendirmesi