Erkek egemen kültürü Meclis raporunda
22.10.2006, 15:15:00 | kEditor | Yazdır
Kadın halkları aktivistlerinin ve kadın platformlarının yıllardır sürdürdüğü mücadelenin önemli bir kazanımı sayılabilecek bir adım gerçekleşti. İlk kez bir resmi belge de "erkek egemen kültürü" ifadesi yer aldı.
Raporda, şiddetin şekli ve tipi ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte genel olarak sosyal, ekonomik, dinsel ya da ait olunan etnik gruptan bağımsız olarak ortaya çıktığı önemli bir tespit olarak konurken, şu ifadeye de yer veriliyor:
"Kadınların toplum içinde yasal, sosyal, politik ve ekonomik eşitliklerini sağlama fırsatlarını sınırlayan, erkeklerin hakimiyetine ve kadına yönelik ayrımcılığa yol açan 'kadına yönelik şiddet' toplumun erkek egemen yapısından kaynaklanmaktadır.
Kadınların karşılaştıkları şiddet biçimlerinin "fiziksel", "cinsel", "psikolojik", "ekonomik" ve "sözel" şiddet şeklinde olduğunun altı çizilen raporda, "Çeşitli biçimlerde uygulanan kontrol içerikli davranışlara maruz kaldıkları" da belirtiliyor. Ancak kadına yönelik bütün şiddet türlerinin dünyada kayıdara tam olarak geçirilmediğinin de vurgulandığı tespider arasında şunlar yer alıyor:
"Kadının ölmesine, sakadanmasına fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığının olumsuz etkilenmesine neden olan kadına yönelik şiddetin yaygınlığı ve yüksek sıklığı Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından öncelikli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilmesine neden olmuştur. Uluslararası hukuk hiçbir devletin, 'aile mahrem alandır, veya gelenek ve göreneklerimiz, dinimiz, kültürümüz, törelerimiz bunu gerektirir' savıyla kadına yönelik şiddete göz yumamayacağını teyit etmektedir."
CEDAW, BM Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi ile 1995 yılında Pe-kin'de yapılan 4. Dünya Kadın Konferansında kabul edilen Pekin Deklarasyo-nu'nunun öngördüğü eylem platformu ile devlete yüklenen sorumlulukların hatırlatıldığı raporda, Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmediğinin de altı çiziliyor.
Son yıllarda kadın-erkek eşitliğini sağlama yönünde bazı önemli adımlar atılmaya çalışılmakla birlikte yasalarda ve diğer yeni düzenlemelerde hem içerik hem uygulama alanında eksikler bulunduğu belirtilerek, belediyelere sığınma evi açma yükümlülüğü getirilmesine rağmen, bunun birçok yönden yetersiz ve hatta yanlış olduğuna da vurgu yapılıyor.
Araştırma Komisyonu Raporu'nda ortaya çıkan bir başka gerçek ise, kadınların şiddeti içselleştirmeleri sorunu. Yıllardır kadın oluşumlarının mücadele ettiği ve "bilinç yükseltme" adını verdiği çalışmanın önemini de ortaya koyan "İdeolojiyi içselliştirme sorunu" raporda da yer aldı.
Kadına karşı şiddetle mücadelede karşılaşılan güçlüklere de değinilen raporda şöyle denildi:
"Şiddet mağduru kadınlarla doğrudan temasta bulunan kolluk kuvvetlerinin, yargı mensuplarının ve sağlık personelinin şiddetin kapsamı ve şiddete müdahale yöntemleri hakkında bilgi ve deneyimlerinin sınırlı olmasıdır. Ülkemizde aile içinde şiddete uğramış kız çocuklarına yönelik hizmetlerin sunulabileceği kurumlar ve acil yardım hatları henüz tam olarak kurumsallaştırılmamış-tır. Kadına yönelik şiddetin yaygınlığı dikkate alındığında bu konuda sunulan destek hizmetlerinin ve etkin politikaların yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir."
Kadına yönelik şiddeti artırdığı düşünülen etkenler arasında savaş, iç çatışma ya da diğer sosyal kargaşa ortamları sayılırken, bu tür ortamlardan yeni çıkılmış olması da etkenler arasında sayılırken, ayrıca bireylerin ateşli silahları kolayca edinebildikleri, kadın erkek ilişkilerinin sağlıklı olmadığı ortamlarda kadının şiddet görme olasılığının arttığı belirtiliyor.
"Planlı, toplumsal dönüşüm"
Kadına yönelik şiddetle ilgili çözümün ise temel nedenlere inilerek planlı bir toplumsal dönüşüm projesi oluşturmaktan geçtiği, belirtilirken, bir dizi önlem arasında, Meclis bünyesinde "Kadın-Erkek Eşitliği Komisyonu" adı ile daimi bir komisyon ile, "Kadına Yönelik Şiddet İzleme Komitesi" kurulması öneriler arasında yer aldı.
Türkiye genelinde kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve özel sektör çalışanlarına yönelik "toplumsal cinsiyet eşitliği" eğitimi verilmesinin zorunlu hale getirilmesi, "2006-2010 Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Eylem Planı" hazırlanması, kadın sığınma/konuk evlerinin kuruluşu ve işletilmesi ile ilgili mevzuatın AB standartları doğrultusunda yeniden hazırlanması, şiddet mağdu-ruyla doğrudan ilişki içinde olan sağlık görevlileri, yargı mensupları, kolluk kuvvetleri, öğretmenler, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, çocuk gelişimi uzmanları, ve diğer meslek gruplarının lisans ve hizmet içi eğitim programlarında kadına yönelik şiddet konusunun yer alması gerektiğine vurgu yapıldı.
Rakamlarla kadına yönelik şiddet
Bölgesel olarak incelendiğinde, 1091 olayda yüzde 19 oran, 212 cinayetle Marmara Bölgesi'nin ilk sırada olduğu bu bölgeyi, yüzde 19 oran ve 209 cinayetle Ege Bölgesi'nin izlediği ortaya çıkıyor. Olaylarda mağdur şahıslar üzerine yapılan araştırma ise, doğum yerlerine göre bölge kapsamında incelendiğinde, yüzde 19 oranla Doğu Anadolu ve İç Anadolu Bölgesi'nin ilk sırada olduğu, bunu yüzde 17 oranla Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin izlediği, buradan da Batı illerimizde meydana gelen olaylarda öldürülen şahısların doğum yerlerinde Doğu bölgelerinin ağırlıkta olduğu, suç oranında ilk sırada yer alan Marmara Bölgesi'nin, mağdur durumuna göre yüzde 9 oranıyla son sırada yer aldığı görüldü.
Namus cinayederinin genelde ülkelerin Müslüman nüfusları içinde daha yoğun olarak işlendiğine dikkat çekilen raporda, ama namus cinayederinin kökeninin esas olarak ataerkil toplumsal yapıya dayandığı de belirtiliyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yapılan araştırma sonuçları ise şu bulguları ortaya koyuyor:
"Bölgede yaşayan 430 kişi ile yapılan çalışmaya göre katılımcıların büyük kısmı namus kavramını karım, bacım annem, dinin emrettiği, kadınların iffeti, kadının cinselliği olarak tanımlamıştır. Namussuzluk ise katılımcılar tarafından kadının zina yapması, kadının bekâretini kaybetmesi dedikoduya sebep olması, kadının açık gezmesi, erkeklerle konuşması, açık olması, ailenin istemediği kişiyle evlenmesi, izinsiz dışarı çıkması, dilinin uzun olması olarak ifade edilmiştir.
Kadının zina yapması durumunda katılımcıların yüzde 37.4'ü kadının öldürülmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca kulak kesme, burun kesme, saçını kazıma, gibi diğer cezalandırma yöntemleri de önerilmiştir. Katılımcıların yüzde 64'ü için bu cezayı verecek kişi kadının kocasıdır. Boşanmayı bir çözüm yolu olarak görenler yüzde 25 düzeyinde kalmıştır. Ancak kadının davranışlarını kısıdama ve cinselliğini kontrol etme gereksinimi kendini çok daha yaygın olan başka biçimlerde de gösterir.
Kadınlar ve kızlar evlere kapatılır, intihara zorlanır, burunları ve kulakları kesilir, tehdit edilir, dayak yer, ve kısacası yaşamlarını bir terör ortamı içinde geçirirler."
Bu verilerin sahip olunan ilk resmi veriler olması itibarı ile son derece önemli olduğunun ancak işlenen cinayetlerin bir kısmının kolluk kuvvetlerine yansımadığının da vurgulandığı raporda , kayıtlara kaza ya da intihar olarak geçen kadın ölümlerinin oldukça büyük bir kısmının da namus/töre cinayeti olduğunun altı çizildi.
Kadına yönelik şiddeti önlemede 3 aşamalı strateji
DEVLET
» Sıfır tolerans
» Ana plan ve programlara cinsiyet eşitliği bakış açısının yerleştirilmesi
» Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin zorunlu hale getirilmesi
TOPLUM VE AİLE
» Kültürel değerlerde pozitif yönde değişikliğin gerçekleştirilmesi
» Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kadının statüsünü yükseltme çalışmalarına daha aktif katılımının sağlanması
» Toplumsal-kültürel diyalog yoluyla çözümün sağlanması
» Medya ve eğitim sistemi ile de destek sağlanması
BİREY
» Kadının güçlendirilmesi
» Cinsiyet ayrımcılığının önlenmesi
» Şiddete uğramış kadına yönelik koruma
» Yoksulluğun önlenmesi
Yazdır | 22.10.2006, 15:15:00
|
|
|