JİTEM kurucularından Albay Arif Doğan yakalandı
Adı birçok faili meçhul cinayetler ve köy yakma olaylarında geçen JİTEM kurucularından Albay Arif Doğan, İstanbul’da yakalandı. Gözaltına alınan Doğan’ın kaldığı evde çok sayıda önemli belge ve silahlarla yakalandığı öğrenildi.
Emekli Jandarma Albayı Arif Doğan'a ait olduğu ileri sürülen Beykoz Çavuşbaşı'nda bulunan bir işyerine yapılan baskında 3 adet uzun namlulu silah, 3 adet tabanca, bu silahlara ait çok sayıda mermi, 280 adet el bombası ve çok sayıda doküman ele geçirildi. Baskında ele geçilen silahlar ve el bombaları ile dokümanların incelemesi sürdürülüyor. Olayla ilgili emekli Albay Arif Doğan ve kimlikleri öğrenilemeyen 2 kişi Ankara'da gözaltına alındı. Doğan'ın Ankara'da işlemlerinin ardından İstanbul'a gönderileceği öğrenildi. Daha önce de Ümraniye ve Eskişehir'de düzenlenen benzer operasyonlarda cepanelik evler ortaya çıkarılmıştı. 2007'de Ümraniye'de emekli Astsubay Oktay Yıldırım'a ait olduğu öğrenilen bir gecekonduda 27 adet elbombası bulunmuş ve bunun üzerine Ergenekon soruşturması başlatılmıştı. Soruşturma kapsamında Eskişehir'de emekli binbaşı Fikret Emek'in annesinin evinde çok sayıda silah ve askeri mühimmat ele geçirilmişti. Ayrıca soruşturma kapsamında, eski milletvekili Turan Çömez ile Levent Ersöz hakkında da yakalama kararı çıkartıldı. Arif Doğan kimdir?Arif Doğan 1945 yılında Hatay Kırıkhan'da doğdu. 1971 yılında Trabzon gizli istihbarat amirliğine tayin oldu, 1983 yılında Jandarma Genel Komutanlığı'nda görevliyken Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı'nı kurdu ve 8 yıl başkanlık etti.90'lı yılların başında JİTEM'i Veli Küçük'e devretti, ancak Cem Ersever ile birlikte JİTEM'in yönetici kadrosu içerisinde yer aldı. Arif Doğan, JİTEM'in İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Diyarbakır, Samsun, Erzurum'da örgütlenmesini sağladı. Genel kamuoyunda çok yakından tanınmamış olsa da özellikle Güneydoğu'da çok iyi bilinen bir isim "Albay Arif Doğan". Susurluk Skandalı'nı takip edenler de Doğan'ı yakından tanıyor. Bodrum'da Sun Club'tan haraç alınması olayında baş aktörlerden bir tanesi, tanık anlatımlarına göre Arif Doğan'dı. Yine itirafçılardan İbrahim Babat ve Abdülkadir Aygan'ın hatıralarında ve anlattıklarında Arif Doğan adı sıklıkla geçiyordu. Gazetelere en son haber olduğunda adının birlikte anıldığı isim Sedat Peker'di. İbrahim Babat'ın itiraflarında Arif Doğan'ın JİTEM'i 1967'de, Suriye'nin Kamışlı kazasında doğan İbrahim Babat, 84'te katıldığı PKK'den 1988 yılında kaçarak itirafçı oldu. Binbaşı Ahmet Cem Ersever tarafından PKK'ye karşı mücadelede kullanılmak üzere devletin himayesine alındı. "Deşifre edilmemesi ve herhangi bir çatışmada ölü olarak gösterilmesi" koşullarının Asayiş Komutanı Hulusi Sayın Paşa tarafından kabul edilmesi üzerine JİTEM için çalışmaya başladı. Türk vatandaşlığına geçerek 1993 yılında İstanbul'a yerleşti ve tahsilat işlerine girdi. Ortağı Süleyman Ülger'i öldürmeye teşebbüsten aranırken, ilişkisini hiç kesmediğini söylediği Yalova İl Jandarma Alay Komutanı Arif Doğan'ın odasında yakalandı. Yargılama sonunda 17 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 17 yıllık hapis cezasından sonra İbrahim Babat yaşadıklarını anlatmaya karar verdi. Çünkü Babat kendini aldatılmış hissediyordu. Ona teslim olması karşılığında yedi sene yatıp çıkacağı sözü verilmişti. Bu kırgınlık ve kızgınlıkla Susurluk Skandalı'nın en yoğun tartışıldığı günlerde önce Başbakanlık Teftiş Kurulu müfettişlerine, ardından da İstanbul DGM Başsavcılığı'na itirafalrda bulundu. Türkçe'si iyi olmadığı için Kırklareli Cezaevi'ndeki koğuş arkadaşına dikte ettirdiği 11 sayfalık elyazması itirafından bir bölüm, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş'ın Susurluk Raporu'nun 76. sayfasına girdi. İtirafın tamamı, raporun 10 numaralı eki olarak dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'a teslim edildi. "Ölüm makinesi" Babat'ın itiraflarının çarpıcı bölümleri şöyleydi: "(...) JİTEM birlikleri içinde teröre karşı başarılı çalışmalarımız olmakla birlikte açığa çıkmamış ve gizli kalmış ve bugün de devleti sıkıntıya sokan bazı keyfi, hukuk dışı, pis uygulamalar olmuştur. Teröre karşı mücadelede çok yararlı istihbari bilgiler getiren Hacı Ahmet Zeyrek ve Mehmet Bayar adındaki sivil vatandaşlar -ki bunlar ülkesini, devletini seven insanlardı- mantıklı hiçbir gerekçe öne sürülmeden faili meçhul bir şekilde katledildiler. Hacı Ahmet Zeyrek'i 1988'de Silopili olan Lokman Gündüz'e öldürttüler. Mehmet Bayar ise 1990 yılının başında çok kirli bir yöntemle imha edildi. Bayar'ın eline istihbarat gizli servislerinin kullandığı orijinal bombalı bir çanta verildi. İdil'li bir avukatla (Bu avukatın daha sonra Hasip Kaplan olduğu ortaya çıktı) randevu alındı. Mehmet Bayar'a 'Avukatın yanına bu çantayla gideceksin, görüşme esnasında çantanın kolundaki düğmeye basacaksın, ses kayıtlarını alıp bize getireceksin' dendi. Gerekli izahat yapıldıktan sonra Bayar'ı bir arabayla avukatın bürosunun yakınına bıraktık. Mehmet Bayar, arabadan indikten sonra daha büroya varmadan düğmeye basmış olacak ki, çanta infilak etti. Bunda esas amaç görüşmedeki bilgileri almak değil Mehmet Bayar'ı yem olarak kullanıp kendisiyle birlikte avukatı da imha etmekti (...) "Yine 1989 yılında Kasrik Boğazı'ndan Gija Şanlı'nın yeğeni olan Hurşit, örgüte (PKK) adam kazandıran biriyle randevulaştığını ihbar etti. Beraber gittik, sözü edilen şahıs iki kişiyle birlikte geldi. Üç orta yaşlı vatandaşı aldık, merkeze getirdik, sorguladık. Bu vatandaşların örgütle herhangi bir bağını tespit edemedik. Meğer bize bu vatandaşları ihbar eden Gija Şanlı'nın yeğeniyle bu vatandaşlar arasında kan davası varmış. İhbar bu nedenle olmuş. Bunları serbest bırakmayı düşündük fakat, Şanlı'nın yeğeni JİTEM yetkililerine 'Eğer bunlar serbest bırakılırsa güvenliğimiz tehlikeye girer' dedi. Bunun üzerine Şanlı'ların hatırı için suçsuz yere üç vatandaşı Nusaybin, İdil arasında infaz ederek araziye attık. Bu infazlardan hemen sonra bilgi almak için Asayiş Komutanı, Kurmay Başkanı Albay Kuru'yu Silopi'ye gönderdi. Gereken bilgileri verdik. Bize bu çalışmalar için bir miktar para verdi. Üç vatandaşın ölümüyle ilgili 'Sakın kimse duymasın aramızda kalsın, devam edin' talimatlarını verdikten sonra ayrıldık." "1990 yılında JİTEM'de bazı köklü değişiklikler oldu. Asayiş Bölge Komutanlığı'na Hikmet Köksal Paşa, JİTEM'in başına da Veli Küçük Paşa (o zaman albay) getirilmişti. 1990 yılında yakalanıp serbest bırakılan bazı itirafçılar, asker kimliğiyle JİTEM Grup Komutanlığı'na alınmıştı. Bütün asker itirafçıların bir araya toplanması düşünülüyordu. JİTEM'den bana bu itirafçıların sevk ve idareleri için görev çağrısı yapıldı. Önce kabul etmedim. Daha sonra Hikmet Köksal Paşa araya girince, bazı kaygılarım olmasına rağmen, Paşa'ya güvenerek Diyarbakır'a gittim. Bu arada JİTEM çatısı altında illegal bir oluşuma gidildi. Diyarbakır ve çevresinde PKK'yla ilişkili olduğundan şüphelendiğimiz hemen herkesi infaz yetkimiz vardı. Bu insanları yakalayıp, suçu varsa tespit edip adalete teslim etmek yerine faili meçhul bir şekilde öldürmeyi bir yöntem olarak benimsemiştik. Bizden istenen buydu, bu tarzda talimat alıyorduk. Bu grup içerisinde eski itirafçılardan Ali Ozansoy, Hüseyin Tilki, Abdülkadir Aygan, Hayrettin Toka, Recep Tiril, Adil Timurtaş ve eski TİKKO'cu Fethi adındaki kişiler vardı. Antalya'da PKK tarafından öldürülen Numan kod isimli Selahattin Görgülü bizim grubumuzun istihbaratçısıydı. Örgütle ilişkilidir tarzında bize gösterdiği ve getirdiği kişilerin hepsini değişik dönem ve zamanlarda infaz ettik. Bismil'de benzinci Talat'ı, Diyarbakır-Bismil yol kavşağında bir vatandaşı aynı gerekçelerle infaz ettik. Batman'da iki kişiyi birini evinden, diğerini evinin önünden alarak Batman, Silvan arasında infaz ettik. Yine Hazro'da bir vatandaş infaz edildi. Bu çalışmalar beş ay sürdü. Yine o dönemde Selahattin Görgülü'nün verdiği istihbarat doğrultusunda bir şahsı Celil kod isimli Aytekin Özel binbaşıyla Abdülkadir Aygan birlikte infaz ettiler. (...) "1991 yılı içinde JİTEM grubu olarak gerçekleştirilen bazı bombalama olaylarını izah etmek istiyorum. Aytekin Özel binbaşının getirdiği istihbarat sonucunda Kızıltepe'de bir vatandaşın Toros binek arabasını bombaladık. Yine Diyarbakır merkezinde, Diyarbakır Baro Başkanı'nın arabasını Aytekin Binbaşı, Abdülkadir'le birlikte bombaladı. Patlamadan sonra polisler bunları yakaladı. Ama daha sonra binbaşı ve itirafçı olduğunu görünce serbest bıraktılar. "Mehmet Kılıç'ın para karşılığında Irak'a teslim edilmesi 2000'e Doğru Dergisi'nde yayınlanıp MİT tarafından soruşturma konusu olunca, görev yerlerimiz değiştirildi. O dönemde JİTEM Grup Komutanı olan Arif Doğan geldi, beni Silopi'den Diyarbakır'a götürdü. Batman JİTEM Komutanı'nı çağırarak beni yeni görev yerim olan Batman'a gönderdi. 1991 yılından Ersever'in öldürüldüğü güne (4 Kasım 1993) kadar Jandarma İstihbarat Grup Başkanlığı'nca kurulan, sadece itirafçıların bulunduğu ekibimiz bir dağılma süreci yaşadı. Bu sürede boşta kalan bazı arkadaşlarımız değişik işler için kullanıldılar." "(...) 1997 yılında yakalanana kadar JİTEM'le bazı dostlarımız dışında sınırlı ilişkim oldu. Eski ekipten Albay Arif Doğan, yüzbaşı Sinan Yaşar gibi arkadaşlarla ilişkilerim son Bodrum olayına kadar (Sun Club'tan 40 bin dolar haraç alınması) devam etti. "(...) Terörle mücadele adı altında oluşturulan JİTEM birlikleri daha sonra kendi amacından saparak hukuk dışı bir yapıya büründü. Bu devletin verdiği yetkiler teröre karşı mücadele yerine bugün bile devleti töhmet altına sokan bazı çeteleşmelere, kirli işlere ve rant kavgasına dönüşerek adeta devletin kontrolünden çıktı. Teröre karşı mücadele rant kavgasına dönüştü. Devletin yetkilileri kişisel çıkarları için, faili meçhul infazlara ve haksız uygulamalara karıştı. Vicdanen rahatlamak için, devleti zan altından kurtarmayı esas alarak, hiçbir baskı altında kalmadan özgür irademle bu açıklamayı yapıyorum." İbrahim Babat'ın 17 yıl 6 ay hapis cezası "Rahşan Affı"yla ortadan kalktı ve tahliye edildi. Yaptığı itiraflar nedeniyle devlet sırrını açıklamaktan, ayrıca daha önce işlediği sahte çek, dolandırıcılık, cinayet ve gasp suçlarından Babat hakkında açılan dava esnasında tutuksuz yargılanmak üzere serbset bırakıldı ve Suriye'ye sınırdışı edildi (bu tür davalarda normal olarak sanığa yurtdışına çıkış yasağı uygulanır). Dava İddianamesinde, sanık Hacı Hasan (İbrahim Babat)'ın Binbaşı Cem Ersever, dönemin Asayiş Bölge Komutanları Hulusi Sayın, İsmail Selen, Hikmet Köksal, Silopi JİTEM Grup Komutanı Binbaşı Arif Doğan, Yüzbaşı İsmail Öztoprak, Üsteğmen Sinan Yaşar, Başçavuş Şaban Bayram'ın bilgisi dahilinde aylık maaş alarak Diyarbakır Kurdoğlu'ndaki Emlakbank lojmanlarında eğittiği tetikçi itirafçılarla birlikte kendilerine bir blokun satın alındığı belirtiliyor. Suriye Kamışlı doğumlu olması nedeniyle sınırdışı edilen, mahkeme dosyasına göre gerçek adı Hacı Hasan olan Babat, itirafçı olduktan sonra JİTEM tarafından İbrahim Babat ismiyle Şırnak Uludere ilçesi Şenoba köyü nüfusuna kaydettirilmişti. Yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıydı. Ama Babat, halen Suriye'de tutuklu. Vedat Aydın'dan Musa Anter'e "Albay Arif Doğan"dan söz eden sadece itirafçı Babat değil. İtiraflarını "Bir JİTEM'ci Anlatıyor" adlı kitapta toplayan Abdülkadir Aygan da sık sık Arif Doğan'dan bahsediyor. Albay Arif Doğan ve Cem Ersever komutasında hareket eden Aygan'ın itirafçı Tiril, Timurtaş, Ozansoy, Binbaşı Aytekin Özel, İbrahim Babat ile karıştığı olaylar şöyle: HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın'ın; Diyarbakır - Bismil nüfusuna kayıtlı Zahid Turan'ın; HEP Muş İl yöneticisi Harbi Arman'ın; Özgür Gündem yazarı Musa Anter'in; Sağlık-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Necati Aydın'ın, Ramazan Keskin ve Mehmet Aydın'ın; Diyarbakırlı Abdülkadir Çelikbilek'in öldürülmeleri... Tayinler, ölüm üçgeni, seçimler... 1993 yılında Doğan Güreş'in Genelkurmay Başkanı olması, Tansu Çiller'in Başbakan olmasının ardından JİTEM yeni bir yapılanmaya giderken; Veli Küçük Kocaeli Jandarma Komutanlığı'na, Albay Arif Doğan ise Niğde Alay Komutanlığı'na atandı. Albay Doğan, Niğde'ye beraberinde götürdüğü itirafçılardan biri de Recep Tiril'di. Albay Arif Doğan daha sonra Yalova Jandarma Alay Komutanlığı'na atandı. Ardından da İl Jandarma Alay Komutanı olarak Yalova'ya tayini çıktı. Yalova'nın ardından Arif Doğan'ın son durağı İstanbul-Beşiktaş oldu. Bu defa da İstanbul İl Jandarma Alay Komutanlığı'nın emrindeydi. 1997 yılında dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı'nın deşifre ettiği Sun Club'dan haraç alınması ve bu haraçın paylaşımnda yaşanan tartışmalarda Albay Arif Doğan'ın da ismi geçti. Bu olay hem Başbakanlık Susurluk Raporu'na, hem de Türkiye Meclisi Susurluk Olaylarını İnceleme Komisyonu tutanaklarında yer aldı. Yüzbaşı Sinan Yaşar ve 3 astsubay hakkında İzmir'de yapılan soruşturmada ise takipsizlik kararı verilir. İdil davasında suç örgütünün başı olduğu anlaşıldı ama... Albay Arif Doğan 1998 yılında sürdürülen bir yolsuzluk dosyası nedeniyle de açığa alındı. Soruşturma devam ederken 28 Mart 1999 seçimleri nedeniyle Doğan, ordudan istifa ederek DYP'den (Bazı kaynaklar MHP'dan aday olduğunu belirtmekte) Hatay Milletvekili aday adayı oldu. Listeye giremedi. Doğan orduya dönemediği için emekliye sevkedildi. Bu dönem Doğan'ın İdil'de üç köylünün öldürülmesinin sorumlularından biri olduğu iddiasıyla hakkında soruşturma açıldı. Arif Doğan üç köylünün öldürülmesinde soruşturulamadı, Babat'ın itirafları üzerine idil Cumhuriyet Savcılığı Tahsin Sevim, Hasan Utanç ve Hasan Caner' isimli 3 köylünün öldürülmesi dosyasını yeniden açtı. Arif Doğan, İdil Savcılığı'nın 16 Aralık 1998 tarihli talimatı üzerine 25 Şubat 1999 tarihinde Ankara DGM Cumhuriyet Savcısı Hamza Uçar'a ifadeyi verdi: “Ben emekli Jandarma Albayım. Görev yerim Ankara idi ancak yurt genelinde 11 timden ki bunlar Jandarma İstihbarat timleriydi. Zaman zaman sorumlu olduğum bu timlerin bulunduğu yerlere gidiyor onlarla muhatap oluyordum. Diyarbakır grubunda zaman zaman 3-4 ay kalıyordum. Timlerin topladığı ham istihbarat merkezde değerlendirmeye tabii tutup ve konuyu hemen icra organlarına gönderirdik. Zaman zaman uygulama bu olmasına karşın bazen bu uygulamanın dışına çıkabiliyor, alınan bilgiler anında icra organlarına aktarılıyordu. İbrahim Babat isimli kişi itirafçı olduğu için kendisini tanıdım. Şırnaklı üç şahsın ölümüyle ilgili olarak hiçbir bilgim yok. Oradaki Jandarma ve emniyetin bilgisi olabilir. Biz sadece istihbarat amacıyla o bölgeye gidiyorduk...” "Suç örgütünün Diyarbakır sorumlusu" Babat'ın itiraflarının ardından İdil Cumhuriyet Savcısı İlhan Cihaner, tarafından başlatılan 1989/ 274 Nolu soruşturma dosyası kapsamında itirafçı İbrahim Babat, Adil Timurtaş, Cem Ersever Jandarma Albay Arif Doğan, Jandarma Yüzbaşı Sinan Yaşar, Jandarma Kıdemli Başçavuş Şaban Bayram, Faysal Şanlı ile “açık kimlik ve sayıları tespit edilemeyen itirafçı, korucu ve kamu görevlileri hakkında 8 Ocak 1999 tarihinde görevsizlik kararı verilerek dosya Diyarbakır DGM Savcılığı'na gönderildi. Verilen görevsizlik kararında, “Açık kimlikleri yukarıda yazılı olan sahışların suç işlemek amacı ile çete oluşturdukları sanık Arif Doğan'ın daha sonra farklı bölgelerde de bir çok suçlar işleyen çetenin Diyarbakır grubunun başında olduğu bu şahısa bağlı Silopi Grubunun başında ise Ahmet Cem Ersever'in olduğu anlaşılmıştır... Maktülleri önce sorgulayıp sonra Cizre-Nusaybin karayolunda öldürdükleri tüm evrak kapsamından anlaşılmıştır” denildi. İdil Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner'in 1999/138 sayı numarası ile Adalet Bakanlığı'na gönderdiği resmi yazıda şunlara dikkat çekildi: “16 Eylül 1989 tarihinde Hasan Utanç, Hasan Caner ve Tahsin Sevim'in öldürülmeleri olayı ile ilgili olarak 15 Haziran 1998 tarihli Radikal gazetesinde çıkan bir haber üzerine daimi aramadaki evrakla ilgili soruşturma genişletilmiş ve söz konusu eylemin bir takım kamu görevlisi, itirafçı ve korucuların biraraya gelerek oluşturdukları yasal olmayan bir çete oluşumu tarafından gerçekleştirildiği yönünde emareler deliller elde edilmiş, söz konusu evrak Diyarbakır DGM Savcılığınca soruşturma yapıldığını bildiren CİGM 20.11.1998 tarih ve 28858 Nolu yazıları uyarınca 1989/274 hazırlık ve 1999/1 karar sayılı görevsizlik kararımız ile Diyarbakır DGM Savcılığı'na gönderildi.” Babat'ın itirafları ve Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporu doğrultusunda soruşturmalar yürüten Diyarbakır DGM Savcılığı, 29 Nisan 1998 ve 13 Nisan 1998 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı'ndan aralarında Albay Doğan, Tuğgeneral Küçük ve Hikmet Köksal'ın da bulunduğu kişilerin 1984 yılından bu yana hangi tarihler arasında nerede görevli olduklarının, görevden herhangi bir nedenle ayrılan varsa mevcut adresinin ve kimlik bilgilerinin DGM Başsavcılığı'na gönderilmesini istedi. Jandarma Genel Komutanlığı, 'karışmayın' dedi. İkinci yazı üzerine bu kez 'bu ısrarın sebebi anlaşılmamıştır' fırçası atıldı. Yürütülen tüm soruşturmalar sonrasında tüm soruşturma dosyaları 1999/187 nolu dosyada birleştirildi. Hacı Hasan, Adil Timurtaş, Mehmet Zahir Karadeniz, Lokman Gündüz, Faysal Şanlı, Recep Tiril Ali Ozansoy, Hüseyin Tilki, Abdülkadir Aygan, Hayrettin Toka, Fethi Çetin hakkında silahlı çete oluşturmak ve adam öldürmek iddiasıyla dava açıldı. Dava DGM'lerin kapatılması ardından Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde 2002 / 60 nolu dosya olarak sürdü. Uyuşturucu, köy yakma ve çok sayıda faili meçhul cinayette yer alan Albay Arif Doğan adı, en son Sedat Peker'e karşı 2003 yılında yapılan "Kelebek Operasyonu"nda duyuldu. Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık Daire Başkanlığı ve İstanbul Organize Suçlar Şube Müdürlüğü'nün eş zamanlı olarak 6 ilde başlattığı operasyonda daha önce Sedat Peker ile birlikte 35 kişi gözaltına alınmasının ardından Peker tutuklanmıştı. Bu soruşturma kapsamında yapılan telefon dinlemelerinde Peker grubunun polis-asker-yargı-bürokrat ilişkileri teker teker tespit edildi. Bu kişilerden biri de Albay Arif Doğan'dı. Albay Arif Doğan görev yaptığı yıllarda Sedat Peker'le ilişkileri de bulunmaktaydı. Arif Doğan'ın Sedat Peker'in parasıyla, Bülent Orakoğlu'nu finanse edişi PKK üzerine iddialarıyla gündeme gelen Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu, 28 Mart 2004 tarihinde Genç Parti'den Eskişehir Belediye Başkanı adayı olmuştu. Bülent Orakoğlu'nun seçim giderlerinin karşılanması için Albay Arif Doğan'ın Sedat Peker'i yönlendirdiği ortaya çıktı. Orakoğlu, 9 Ocak 2005 tarihinde Vatan Gazetesi'nde çıkan söyleşisinde bunu doğruladı: “Paraya ihtiyacım vardı. Albay Arif Doğan'ı da tanıyordum. Erhan Korkmaz diye biri hesap numarama parayı yatırdı. Sedat Peker'i tanıyor değilim ama tanışıklığım var. İki yıldır filan... Albay Arif Doğan tanıştırmıştı beni.” Emekli Jandarma Albay Arif Doğan ise “Parayı ben gönderdim kardeşim. Ona yardım teklifini yapan benim. Bülent tertemiz, namuslu, doğru düzgün bir insandır” dedi. Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Bülent, seçim kampanyasında maddi sıkıntıda olduğunu hatta adaylığı bile bırakmayı düşündüğünü söylemişti. Ben de ona, 'Herkes politika yapıyor. Sen siyaset yaparsın. Senin gibi adamların siyasette olması gerekir' dedim. Bu tamamen dost desteğidir. Bana, 'Aman ağabey para yatıracaklarsa bankaya benim hesabıma yatırsınlar' dedi. Biz de eşimizi dostumuzu devreye soktuk. Ha bana kimdir bu eş dost derseniz. Bunu hatırlamıyorum. Kısa bir zaman önce by-pass ameliyatı geçirdim.” Peker ile Doğan'ın ilişkisi oldukça köklü ve derindi. Doğan, Peker'e "Reisim" diye hitap ediyordu. Bu durum Kelebek Operasyonu sırasında dinlenen telefon konuşması kayıtlarına da yansımıştı. Şimdi iki eski dost aynı davanın çatısı altında. 1990'lı yıllarda Şırnak ve Batman'da istihbarat grup komutanlığı yapan Arif Doğan, Musa Anter'in öldürülmesi ardından Cem Ersever ve Mahmut Yıldırım (Yeşil) arasındaki çekişmede Ankara'da öldürülen Binbaşı Cem Ersever'in yanında yer aldı. Niğde ve Yalova'da Jandarma Alay Komutanlığı görevlerinde bulundu. Arif Doğan görev yaptığı sürede emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün hep sağkolu oldu. Arif Doğan JİTEM ile ilgili kendisine yöneltilen sorulara hep aynı cevabı verdi: "JİTEM diye bir örgüt yok. Jandarmanın istihbarat birimi var. Veli Küçük komutanımla bu birime yeni bir düzen verdik, etkin çalışmasını sağladık. Hepsi bu." Yazdır | kEditor | 14.08.2008, 18:57:00Yorumlar
Arif Doğan'ın adaylığıArif Doğan 1999 yili secimlerinde Doğru Yol Partisinden aday adayı oldu. Ancak seçilemedi. Diyeceksiniz nerden biliyorsun: Hatayliyim..
25.08.2008, 18:57:56 |
Misafir
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok |
|
Arif Doğan'nın MHP ile ilgisi yok
Ergenokon soruşturmasında göz altına alınan Emekli Albay Arif Doğan'nın MHP ile hiç bir ilgisi bulunmamaktadır.
Arif Doğan hiç bir zaman MHP üyesi olmamış, MHP Milletvekili aday adayı ve adayı olmamıştır.
Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için haberin düzeltilmesini rica ederim.
Faruk Bal
MHP Genel Başkan Yardımcısı