ABF: Demokrasi istiyoruz!
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Yönetim Kurulu, Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde gerçekleştirilen 45. Uluslararası Hacı Bektaş-ı Veli'yi anma etkinlikleri ile tekrar gündeme gelen baskılar ve aldatmalar nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada demokrasi talebinde bulundu.
Alevilerin taleplerini görmezden gelen AKP hükümetinin tutumu, son olarak gerçekleştirilen Hacıbektaş etkinliklerinde değişmeyince, etkinlikler yine protestolara sahne oldu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ve eski SHP’li Adalet Bakanı Seyfi Oktay protestolardan nasiplendi. Yazılı bir açıklama yayınlayan Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi toplumunun artık devlet tarafından alay edilmekten bıktığını, artık taleplerini daha etkili şekillerde dile getireceğini ve yerel seçimleri bu açıdan bir fırsat olarak gördüklerini belirtti. Açıklamada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM ) tarafından, 9 Ekim 2007 tarihli "zorunlu din dersi uygulamasının" Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) belirtilen eğitim hakkına aykırı olduğu yönündeki kesinleşmiş kararına rağmen, AKP hükümetinin henüz bir adım atmamasının da eleştiriliyor.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu kararına, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından üç aylık yasal süresi içinde, Büyük Daire nezdinde itiraz edilmediğinden, karar 09.01.2008 tarihinde kesinleşmiştir. Açıklamada, Alevi toplumunun taleplerinin görmezden gelindiği belirtilirken, ülke gündemine ilişkin konulara da yer veriliyor. Açıklamanın tam metni şöyle: "Biz Alevi-Bektaşiler; yıllardır devlet yöneticilerinden; “Sizler bu ülkenin birinci sınıf yurttaşlarısınız, Cumhuriyetin asli kurucularındansınız, laikliğin bekçilerisiniz” gibi okşayıcı sözleri hep duyarız. Duyunca da “Vay be, meğer bizler neymişiz de haberimiz yokmuş!...” duygularına kapılır, biraz gururlanır, biraz öğünür, sonra da düşünürüz. Düşüncelerimiz, bu sözlerin bir latifeden ibaret olduğu gerçeğine götürür bizi. Alay edildiğini anlarız. Alay konusu olmak kadar kötü bir şey olabilir mi?... Evet bizlerle alay ediyorlar; “Bizi tarif etmeyin” diyoruz, tarif ediyorlar, “Biz Aleviyiz” diyoruz, "hayır değilsiniz" diyorlar, “Bizim ibadethanemiz cem ve kültür evidir” diyoruz, "hayır camidir" diyorlar, “Zorunlu Din Dersleri olmaz, laikliğe aykırıdır” diyoruz, AİHM ve Danıştay kararlarını önlerine koyuyoruz, "bizi bağlamaz" diyorlar,“Diyanet İşleri Teşkilatı diye bir kurum laik devlet anlayışına aykırıdır, üstelik şeriat yuvası haline gelmiştir” diyoruz, "hayır o kurum aynı zamanda sizin de kurumunuzdur" diyorlar. “Alevi köylerine, okul, yol, sağlık ocağı, çeşme yapın” diyoruz, "hayır cami yapacağız" diyorlar, “Okulda, yurtta, çarşıda, kışlada, devlet dairesinde, sokakta, mahallede, apartmanda kimin Alevi olup olmadığını neden merak edersiniz” diyoruz, "ilgi alanımızdır" diyorlar, “Muharrem ayında neden TV ve radyolarınız, bu ayda oruç tuttuğumuzu bir türlü anımsamazlar” diyoruz, "Ramazan var ya yetmez mi" diyorlar, “Yurdun dört bir yanında yüzlerce cem ve kültür evimiz var, hepsi gecekondu statüsünde, hiçbiri imarlı değil, düzeltin şunu” diyoruz, "işte cami var ya, neyinize yetmiyor" diyorlar. “Madımak Utanç Müzesi olsun” diyoruz, "ödeneğimiz yok" diyorlar. “Zam-zulüm damarınız yine depreşti, elektrik, doğalgaz fiyatları, enflasyon şu düzeye yükseldi, şu kadar gencimiz yine üniversiteye giremedi, şu kadar üniversite mezunumuz yine işsiz kaldı, kaçak kuran kurslarının kaçak binaları altından çocuklarımızın cesetleri çıkıyor, Güngören de bombalar patlıyor, annesinin karnında bebekler bile ölüyor, YÖK üniversiteleri şeriat yuvalarına çeviriyor, Tuzla da işçiler ölüyor, sendikalar tasfiye ediliyor, memleketi imamlar yönetiyor, nehirler, barajlar kuruyor, ormanlarımız yanıyor, Kürdüyle Türküyle Türkiye Halkları barış bekliyor” diyoruz, "bundan size ne" diyorlar… Bu liste uzayıp gidiyor. Tüm bunlar, alay etmek değil de nedir?... Yeter Artık… Alay unsuru olmayacağız. Derneklerimiz, vakıflarımız, dergahlarımız, dedelerimiz, ozanlarımız, bacılarımız, gençlerimiz, akademisyenlerimiz, yazarlarımız, aydınlarımızla, elimizin dokunabildiği, sesimizin gidebildiği her yere, herkese gideceğiz. Canımızı dişimize takacağız, bitmez tükenmez bir enerjiyle, yol ulularımızın yolundan giderek, yasal, haklı, meşru zeminden sapmadan, devletin çalmadık kapısını bırakmayacağız, gerekirse yataklarımızı o kapıların önüne sereceğiz. Bizi kandırmalarına, alay etmelerine izin vermeyeceğiz. Dünyanın eski dünya, Türkiye’nin eski Türkiye, Alevilerin eski Aleviler olmadığını göstereceğiz onlara. Nedenli, masum taleplerimiz var oysa. İstediğimiz tek şey; demokrasi ve onun ayrılmaz bir parçası olan laiklik. Çok mu zor bir şey bu. Evet zor. Çünkü ne siyasi partilerimiz, ne onların yöneticileri, ne meclis, ne de devlet; demokrat ve laik. İşe oradan başlamak gerekiyor. Önce herkes kendi evinde, ev halkı içinde demokrat olsun ki, giderek partisinde, meclisinde; demokrat ve laik olabilsin. “Seçtiklerim beni seçsin” anlayışından kurtulmadıkça, siyasi partiler yasası ve seçim yasası (%10 barajı) değişmedikçe, işe buradan başlamadıkça, bir arpa boyu yol bile alınamaz. Bunun için öncelikle demokrasi istiyoruz. Türkiye halkı bunu hak ediyor. Ve bekliyor… Hayır beklememeli… Koparıp almalı. Aleviler buna hazır. Önümüzdeki yerel seçimler de bir fırsattır bunun için." Yazdır | kEditor | 18.08.2008, 18:01:00Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok |
|