ESP: Gayrimüslim katliamları için adalet istiyoruz
Ezilenlerin Sosyalist Platformu, her Cumartesi Saat 11.00'de yaptığı C–11 eylemlerinin beşinci haftasında gayrimüslim ve azınlıklara yönelik saldırıları gündeme taşıdı. 6-7 Eylül 1955 katliamının 53. yıl dönümüne denk gelen açıklamalarda, Halkın İddianamesi karanlıkta bırakılan gerçekleri gün ışığına çıkardı.
İstanbul ESP’liler bugün Galatasaray Meydanı'nda yaptıkları eylemde Halkın İddianamesi'nin beşinci bölümünü açıkladı. Eyleme Sosyalist Demokrasi Partisi üyeleri de, “Bin operasyon açıklansın, sorumlular yargılansın”, “MİT, JİTEM, Özel Ordu ve koruculuk sistemi dağıtılsın” yazılı dövizlerle katılarak, destek verdi. ESP'li Emekçi Memurlar da eylemde kontrgerilla tarafından katledilen emekçilerin resimlerini taşıdı.
ESP'liler eylemde “6-7 Eylül'ü unutmadık. Yaşasın halkların kardeşliği” pankartı açtı. 6-7 Eylül öncesinde azınlıkların kapılarının işaretlendiğini anlatan sembolik figürler, yerlere saçılan kıyafetler ve şapkalarla bir mizansen oluşturuldu. Halkın İddianamesi'nin beşinci bölümünü okuyan ESP Temsilcisi Figen Yüksekdağ, 53. yıl önce gerçekleşen saldırıya dikkat çekti. “Lanetlediğimiz kanlı 6-7 Eylül olayları, gayri müslimlere yönelik saldırıların en vahşi örneklerinden birisidir” dedi. Yüksekdağ, Hrant Dink, Rahip Santora cinayetlerini ve Malatya Zirve Yayınevi katliamını, Nijeryalı göçmen Festus Okey'in Beyoğlu karakolunda öldürülmesini de hatırlattı.
Eylemde bir konuşma yapan SDP İl Başkanı Yaman Yıldız, 6-7 Eylül olaylarının İttihat ve Terakki politikaları ile gerçekleştirildiğini belirtti. Yıldız, “Buradan bir kez daha 6-7 Eylül'ü unutmadığımızı dile getiriyoruz. Bizler mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.
"Devlet Ergenekon'u sahiplenmiştir"
ESP'liler eylemde Ergenekon tutukluları darbeci komutanlar Hirşit Tolan ve Şener Eruygur'un Genelkurmay kararıyla ziyaret edilmesini de protesto etti. ESP Temsilcisi Yüksekdağ ziyarete ilişkin “Emekli paşaların ziyaret edilmesi ve ziyarete hükümet tarafından onay verilmesi, Ergenekon'un açıktan sahiplenilmesi anlamına geliyor” dedi. Ergenekon'un devlet anlamına geldiği gerçeğinin ziyaretle bir kere daha gösterildiğini vurgulayan Yüksekdağ, “Kontrgerillanın sahiplenilmesi, Kürt halkına yönelik savaş politikalarının tırmandırılmasıyla da iç içedir. Açık ki, önümüzdeki dönemde başta Kürt halkı olmak üzere, ezilen halklarımıza yine savaş dayatılacaktır. Bizler, ezilenlerin eylemi ve birliği için yine sokaklarda olacağız” şeklinde konuştu.
"Kontrgerilla dağıtılsın, sorumlular yargılansın"
Adana Ezilenlerin Sosyalist Platformu her Cumartesi Saat 11.00 (C-11) eylemlerinin beşinci haftası dolayısıyla İnönü Parkı'nda basın açıklaması yaptı. “1915 tehciri, 6-7 olayları, Hrant Dink, Festus Okey, Rahip Santora, Zirve Kitapevi. Azınlık ve Gayr-i Müslim katliamlarını gerçekleştiren kontrgerilla dağıtılsın” yazılı pankart açıldı. Eylemde bir açıklamada bulunan ESP'li Seval Gündoğdu, adalet talebini dile getirdi. Gündoğdu, gayrimüslüm ve azınlık katliamlarına ilişkin Halkın İddianamesi'ni okudu.
Açıklamanın ardından ESP'liler ile ısrarla kamera çekimi yapan polis ekipleri arasında gerginlik yaşandı. Polisin keyfi uygulamasına tepki gösteren ESP’liler, savcılığa suç duyurunda bulunacaklarını belirttiler.
İzmir’de Konak Kemeraltı girişinde yapılan eylemde, “6–7 Eylül'den Hrant Dink'e, Zirve Yayınevi'nden Festus Okey'e katliamcılar Yargılansın” yazılı pankart açıldı. ESP’liler, Hrant Dink ve Rahip Santaro'nun fotoğraflarını taşıdı.
Eylemde Halkın İddianamesi'ni okuyan ESP Temsilcisi Birsen Kaya, Türkiye'de gayrimüslimlere karşı yönelik katliamların çok köklü bir geçmişi olduğunu belirtti. Katliamlardan sorumlu olanların halen görevleri başında olduğunu belirtti. 6-7 Eylül olaylarında yaşanan katliamı hatırlatan Kaya, yapılan insanlık dışı uygulamaları 53. yılında da lanetlediklerini söyledi.
Açıklamanın ardından bir süre oturma eylemi yapan ESP’lilere, SDP ve Köz destek sundu.
Zulme ve sürgüne uğrayan halklardan özür dilenmeli
Ankara'da Yüksel Caddesi'nde yapılan eylemde gayrimüslimlere yönelik saldırılar teşhir edildi. Eylemde ESP Temsilcisi Muharrem Demirkıran, Halkın İddianamesi'sini okudu, katliamların sorumluların açıklanmasını, zulme ve sürgüne uğrayan halklardan özür dilenmesini istedi. Eylemde “Türk, Kürt Ermeni yaşasın halkların kardeşliği”, “Hrant'ın katili kontrgerilla” sloganları atıldı. Eyleme İHD Ankara Şubesi, DTP, SDP, 78'liler Birlik ve Dayanışma Derneği ile BDSP üyeleri destek verdi.
Antakya ESP'liler de C-11 eylemlerinin beşincisi haftasında yine Ulus Meydanı'nda idi. Kontrgerilla cumhuriyetinden hesap sorma çağrısı yapan ESP'liler, açıklama öncesi oturma eylemine katılım çağrısında bulundu. Eylemde bir açıklamada bulunan ESP Sözcüsü Tuncay Yıldız, gayrimüslimlere yönelik zulme dikkat çekti. Irkçı kampanyalara ve linç saldırılarını hatırlattı. Yıldız, katliam saldırılarından kesitler sundu.
Bursa ESP “Kontrgerilla duvarını yıkalım” şiarıyla her hafta yaptığı eylemlere Çiçekçiler Parkı'nda devam etti. “6-7 Eylül, Malatya Zirve Katliamı'ndan Festus Okey, Hrant Dink cinayetine kontrgerilla dağıtılsın” pankartı açılan eylemde Halkın İddianamesi'ni ESP Temsilcisi Serpil Arslan okudu. Arslan, 6-7 Eylül 1955'de İstanbul ve İzmir'de Rumlara yönelik katliamlardan, Malatya Zirve katliamına ve Ermeni gazeteci Hrant Dink'e kadar kontrgerilla katliamlarını deşifre etti. Sorumlulardan hesap sormak için mücadeleyi büyütmeye çağırdı.
Hrant Dink, 6-7 Eylül, Zirve Katliamı resimlerini sergilendiği eylemde sık sık “Bize güç verin onlara diz çöktürelim”, “Hrant'ın katili kontrgerilla devleti” ve “Susma haykır halklar kardeştir” sloganları atıldı.
"Kontrgerilla dağıtılsın darbeciler yargılansın"
Mersin ESP'liler, Cumartesi eylemleri kapsamında Taşbina önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. “Konrgerilla dağıtılsın, sorumlular yargılansın” yazılı pankart açan ESP'lilere, SDP, İHD, Partizan, SEH ve 78'liler Derneği üyeleri destek verdi.
Eylemde açıklamayı ESP'li Esat Süner okudu. “Bütün tuğlaları çekelim kontrgerilla duvarını yıkalım” şiarıyla beş naftadır devam eden adalet çığlığına dikkat çene Süner, devlet katliamlarının ve kontrgerillanın suç dosyalarının teker teker deşifre edildiğini belirtti. Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, Güngören katliamları, gözaltında kayıplar, aydın cinayetleri, faili meçhuller, işçi eylemleri ve Kürt halkı ile gayrimüslimlere yönelik katliamlar hakkında açıklanan Halkın İddianamesi'nin gerçekleri ortaya çıkardığını söyledi. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesine dikkat çeken Süner, cuntanın estirdiği terör rüzgarı hakkında bilgi verdi. 27 Nisan 2007'de yayınlanan gece yarısı muhtırasına da sözlerinde yer veren Süner, 12 Eylül karanlığının Şemdinli, linç girişimleri, Güngören katliamı ve Ergenekon ile sürdüğünü belirtti. Kontrgerilla gerçeğine ışık tutan Süner, faşist kontrgerilla rejimine ve sermaye oligarşisine karşı örgütlü mücadele çağrısında bulundu. “Ezenlere ve sömürenlere, faşistlere, darbecilere ve MGK rejimine karşı özgürlük mücadelesini yükseltiyoruz. İtham ediyoruz. Hesap soruyoruz. Yargılanacaklar” dedi.
Eylemde Darbe Karşıtı Platform adına 78'liler Derneği Başkanı Osman Koçak ta bir konuşma yaptı. ESP'nin cumartesi eylemlerinin anlamlı olduğunu belirten Koçak, konuşmasında 13 Eylül günü Metropol miting alanında yapılacak mitinge çağrı yaptı.
Eylemde sık sık “Kahrolsun MGK, MİT, JİTEM, kontrgerilla”, “Darbeciler halka hesap verecek”, “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atıldı.
Halkın iddianamesi-4 / Gayrimüslimlere Yönelik Saldırılar İddianamesi
Ezilenlerin Sosyalist Platformu'nun C-11 eylemlerinin dördüncü haftasında okunan “Suçları Halkın İddianamesi-4 / Gayrimüslimlere Yönelik Saldırılar İddianamesi” başlıklı metnin tamamı şu şekilde;
"Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi, aynı zamanda gayrimüslimlere yönelik zulmün tarihidir. Osmanlı’dan ve İttihat-Terakki’den devraldığı Hıristiyan düşmanlığını sürdüren Cumhuriyet burjuvazisi, önce mübadele, ardından “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyaları, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül katliamı ve 1964 sürgünü ile Rum ve Ermeni azınlıkları bu topraklardan koparıp atmaya yönelmiştir.
1915 Ermeni Soykırımı, İttihat Terakki hükümetinin örgütlü bir katliam hareketidir. Teşkilat-ı Mahsusa adlı ilk kontrgerilla örgütü ile Hamidiye Alayları adlı korucu örgütlenmesi de bu katliamda etkin rol almıştır. Tehcir kararı verilen milyonlarca Ermeni, yollarda devlet çetelerince kırıma uğratılmıştır. 1915 olaylarının emperyalist hukuk bakımından “Soykırım” sayılıp sayılmaması biz sosyalistlerin değerlendirme kıstası değildir. Kuru bir istatistiğe indirgenen sayısal verilerle de ilgili değiliz. Ermeni halkına yönelik bu katliam saldırısı bu topraklarda Ermenileri imha etmek amaçlıdır ve açıkça bir soykırımdır. Cumhuriyet burjuvazisi bu kanlı mirasla hesaplaşmadığı gibi, tersine olduğu gibi benimseyerek sürdürmüştür.
6-7 Eylül katliamı
Bugün 53. yıldönümünde bir kez daha lanetlediğimiz kanlı 6-7 Eylül olayları, gayrimüslimlere yönelik saldırganlığın en vahşi örneklerinden birisidir. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren sıkıca takip edilen, denetlenen, potansiyel hain gözüyle bakılan Hıristiyan vatandaşlara yönelik zulüm, 50’lerde Kıbrıs meselesinin ortaya çıkışıyla katmerlendi.
1955’te Menderes Hükümeti, Kıbrıs’a yönelik işgalci-fetihçi heveslerinin parçası olarak Londra Konferansı’nda emperyalistlerle pazarlık yaparken, içte de gayrimüslimlere yönelik bir kırım örgütlendi. 6/7 Eylül, Rumlar başta gelmek üzere tüm gayrimüslimleri hedefleyen planlı, kasıtlı ve amaçlı bir kontrgerilla katliamıdır.
Selanik’te Mustafa Kemal’in evine, Oktay Engin adlı MİT ajanı tarafından dinamit atılmış, bu olay İstanbul Ekspres adlı yerel gazeteden duyurulmuştu. Onbinlerce bastırılan bu gazetenin İstanbul çapında bedava dağıtılması sonucu halk galeyana getirilmiştir. Taksim’de Kıbrıs’ın işgal edilmesini talep eden bir miting düzenlenmiş ve mitingin ardından dağılan kalabalıklar İstiklal Caddesi boyunca Ermeni, Rum ve Yahudilere ait dükkanları ve evleri basmaya, yağmalamaya başlamıştır.
Katliamcı güruhun başını çekenlerin ellerinde gayrimüslim vatandaşların ev ve işyerlerinin adresleri bulunuyordu. Ayrıca birçok ev ve işyeri günler öncesinden çarpı atılarak ya da “Türk değil” yazılarak işaretlenmişti. 6 Eylül gecesi başlayan saldırı, 7 Eylül günü de sürmüş, sadece Taksim ve çevresi değil, Adalar da dahil olmak üzere tüm İstanbul’daki gayrimüslimler hedef alınmıştı.
Saldırılarda toplam 37 kişi katledildi. 200 kadına tecavüz edildi. 1 rahip diri diri yakıldı. Birçok rahip zorla sünnet edildi. Mezarlıklar tahrip edildi. Ölüler mezarlardan çıkarılıp sürüklendi.
Saldırılar sonucunda 4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul olmak üzere toplam 5317 mekan saldırıya uğradı, tahrip edildi.
6-7 Eylül saldırısı başından sonuna kadar Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Özel Harp Dairesi tarafından örgütlenmiştir. Katliamın emri Başbakan Adnan Menderes tarafından verilmiştir. Bu gerçeği emekli general Sabri Yirmibeşoğlu, gazeteci Fatih Güllapoğlu ile röportajında; “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı.” sözleriyle itiraf etmiştir. Kontrgerilla tarafından kurulan Kıbrıs Türktür Cemiyeti katliamın tertiplenmesinde ve kalabalıkların seferber edilmesinde temel rol oynamıştır. Bu Cemiyetin ikinci başkanı Orhan Birgit ve keza aynı cemiyette yer alan Kamil Önal katliam tertipçilerindendir. Katliamın fitilini çakan İstanbul Ekspres Gazetesinin sahibi Mithat Perin, haberi yayımlayan kişi ise yazıişleri müdürü Gökşin Sipahioğlu’dur. İki gazetecinin de MİT’le bağlantılı olduğu bilinmektedir. Katliamın gerçekleştirilmesinde İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay da önemli rol sahibidir.
Selânik'teki eve bomba koyan Oktay Engin Yunanistan'dan kaçırıldı ve ödüllendirildi. Emniyet'te Güvenlik Dairesi Başkanlığı ile Nevşehir Valiliği yaptı.
Bu katliamın ardından sorumlulardan hiçbirisi yargılanmadığı gibi, 6-7 Eylül “komünist kışkırtması”, “servet düşmanı komünistlerin işi” denilerek solcu, ilerici aydınlar tutuklandı, yargılandı.
6-7 Eylül’ün ardından binlerce gayrımüslim ülkemizi terk etmek zorunda kaldı. Pek çok dükkan el değiştirdi. Zaten katliamın amacı da başta Rumlar olmak üzere gayrımüslimleri sürgün etmekti.
Gayrımüslimlere yönelik saldırılar 1964’te İsmet İnönü hükümetinin 12 bin Rum vatandaşı bir gecede sınırdışı etmesi gibi örneklerde sürdü. Sonuç olarak bu ülkede Ermeni, Rum ve Yahudi milliyetlerinden halkımız eritildi.
Hrant Dink cinayeti
Ne var ki, devletin azınlıklara yönelik nefreti ve düşmanlığı son bulmadı. Çıkardığı Agos Gazetesi’yle Ermeni toplumunun demokratik sesi olmayı başaran Hrant Dink, 19 Ocak 2007 tarihinde, Şişli’deki gazete binasının önünde kurşunlanarak öldürüldü. Cinayetin ardından bazı tetikçiler tutuklansa da, siyasi sorumlularına ve tetikçileri koruyup kollayan polis ve jandarma yetkililerine dokunulmadı.
Cinayeti azmettiren Erhan Tuncel’in, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’e bağlı bir polis muhbiri olduğunun ortaya çıkması, ya da jandarma Albay Ali Öz’ün cinayet planlarına dair bilgi sahibi olduğu halde göz yumması gibi gelişmeler, soruşturma kapsamına alınmadı. Hrant Dink’in hedef haline getirilmesine yol açan TCK 301. madde kaldırılmadı. 2004’te Dink’i Valiliğe çağırarak tehdit ettiren Vali Muammer Güler görevden alınmadı. Dink’in öldürüleceğini bildiği kesinleşen İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah da korundu, kollandı. Veli Küçük ve çetesinin yargılandığı Ergenekon davasında Hrant Dink cinayeti dava kapsamı dışında tutuldu. Hrant Dink’in cenazesine yüzbinlerce insan katılarak “Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant Dink’iz” sloganını yükseltti. Hrant Dink, halkımızın adalet arayışının yeni bir sembolü oldu.
Zirve Katliamı
Trabzon’da Rahip Santoro’nun öldürülmesi, Malatya’da Hıristiyan inancını yayan Zirve Yayınevi’nin basılması, Hıristiyan inancına yönelik yeni saldırılar olarak ortaya çıktı. Ege Ordu Komutanı olduğu dönemde Ergenekoncu kontrgerilla şefi Hurşit Tolon tarafından Hıristiyan inancına yönelik yapılan fişleme çalışmaları bu saldırılarla bağlantılıdır.
Malatya Zirve katliamında biri Alman vatandaşı olmak üzere 5 Hıristiyan katledildi. Katiller yakalandığı halde, olayın arkasındaki bağlantılar gizlendi.
Festus Okey’in katledilmesi
Anadolu’yu “sterilleştirme” saldırılarıyla Hıristiyanların kovulduğu ülkemizde, son yıllarda artan göçle, Afrika ülkelerinden, Ermenistan’dan vb. gelen Hıristiyan nüfus da saldırıların hedefindedir. Nijeryalı göçmen Festus Okey’in Beyoğlu polis karakolunda katledilmesi bunun yeni bir örneği olmuştur. Festus Okey’in öldürülmesi, devletin göçmen düşmanlığının yeni bir işaretidir. Bu davada da öldürme bir kaza gibi sunulmakta, davanın delillerinin kaybolması gibi emareler, katil polisin beraat ettirilmeye çalışıldığını göstermektedir.
Sonuç ve istem:
* 1915 Ermeni Soykırımı gerçekliğiyle yüzleşilmeli, bu katliamda devletin kurumsal sorumluluğu kabul edilmeli, devlet Ermeni halkından özür dilemelidir.
* 6/7 Eylül katliamı dosyası yeniden açılmalı ve gerçek suçlular ortaya çıkarılmalıdır. Hala hayatta olanlar sanık sandalyesine oturtulmalı, kurumsal roller saptanmalı, dava toplumsal yüzleşmeye hizmet etmelidir. Devlet Ermeni, Rum, Yahudi azınlıklardan özür dilemelidir.
* Hrant Dink davasında soruşturmanın kapsamı genişletilmeli, başta Albay Ali Öz, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstanbul Valisi Muammer Güler, dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu gibi sorumlular yargılanmalıdır.
* Gayrımüslim vatandaşları baskı altına alan, toplumsal yaşama katılımlarını sınırlayan, ayrımcılık içeren tüm resmi ve gayrıresmi uygulama ve yasalar kaldırılmalıdır. Hıristiyanları fişlemeye yönelik, TC nüfus cüzdanındaki “Din” hanesi kaldırılmalıdır. Cumhuriyet dönemi boyunca gayrimüslimlere ve vakıflarına ait taşınmazlara el konulmasından doğan mağduriyetler giderilmeli, bu mülkler sahibine iade edilmeli ya da tazminat ödenmelidir.
* Irkçı TCK 301. maddesi ve benzeri yasalar kaldırılmalıdır. Irkçılık “insanlık suçu” ilan edilmelidir.
* Göçmenlere yönelik ırkçı, ayrımcı yasa ve uygulamalar kaldırılmalıdır. Türk ve Müslüman olmayan göçmenlere eşit siyasal ve sosyal haklar sağlanmalıdır."
Kaynak: Atılım
Yazdır | kEditor | 07.09.2008, 01:05:00
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|