İHD, Altnova raporunu açıkladı
İHD, Balıkesir'in Ayvalık İlçesi'ne bağlı Altınova Beldesi'nde iki kişinin ölümüyle sonuçlanan kavganın ardından Kürtlere yönelik başlatılan linç girişimine ilişkin hazırladığı raporu açıkladı.
Raporda, olayın aslının etnik ayrımdan kaynaklanmadığını ancak sonrasında başlatılan bilinçli girişimlerle olayın bir Kürt-Türk çatışmasına dönüştürüldüğüne vurgu yapıldı. Beldede yaşayan Kürtlerin evlerine, işyerlerine, araçlarına ve canlarına yönelik ciddi bir linç girişiminde bulunulduğunun belirtildiği raporda, yerel yöneticilerin olaya müdahil olmadığı, jandarma kuvvetlerinin olayı seyrettiğine vurgu yapıldı. İHD MYK Üyesi Veysi Altay, İHD Marmara Bölge Temsilcisi Haşim Uslu, İHD İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Veysel Bolcal, Balıkesir Şube Yönetim Kurulu Üyesi Turan Cengiz ve İHD Balıkesir Şube Başkanı Kemal Teke'den oluşan heyet, Altınova'ya ilişkin hazırladığı raporu İHD İstanbul Şubesi'nde yapılan basın açıklamasıyla duyurdu. Açıklamayı okuyan Altay, olaya ilişkin Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu, Ayvalık İlçe Kaymakamı Nihat Nalbant, Altınova Belediye Başkanı M.Ali Akçal, Ayvalık İlçe Emniyet Müdürü ve İlçe Jandarma Komutanı'nın da aralarında bulunduğu kamu kuruluşları temsilcileriyle Belediye Başkanlığı binasında görüşme yaptıklarını belirtti. Çıkan kavgada hayatını kaybeden Oğuz Dörtkardeş ve Ezel Kılcal'ın aileleriyle de görüşmek istediklerini belirten Altay, ancak valinin olaylar sürdüğü için görüşmenin doğru olmayacağını belirtmesi üzerine ailelerle görüşemediklerini söyledi. Olaylarda beldedeydik işyerleri tahrip edilen ve mağdur olan vatandaşlarla görüştüklerini dile getiren Altay, MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ile de telefonla görüştüklerini ifade etti. Vali Hatipoğlu: Bazı şeyleri hoş gördük Balıkesir Valisi Hatipoğlu'nun basına yansıyan "Bazı şeyleri hoş gördük" sözlerini hatırlatan Altay, Hatipoğlu'nun aynı sözleri kendilerine de aktardığını belirterek, Hatipoğlu'nun cenazelerin kaldırıldığı gün gerçekleşen olayların önüne geçilemediğini, insanların acılı olduğunu, bazı şeyleri hoş gördüklerini zaten gelen insanların Dikili ve Bergama'dan geldiklerini, dolayısıyla yürüyüşün çok kalabalık olduğunu, kalabalığın İzmir yolunu trafiğe kapattığını ve böyle bir kalabalığı durdurmanın zor olacağını, bunun üzerine belde halkına sağduyu çağrısı yaparak, provokasyonlara alet olmamalarını istediklerini söylediğini aktardı. Altay, Hatipoğlu'nun olaylarda kaba bir zarar tespiti yapıldığını, olay sırasında her hangi bir yağmanın ya da talanın yapılmadığını, 9 araç, 10 iş yeri ve 25 evin camlarının kırıldığını, her hangi bir yakma veya kundaklama olayının yaşanmadığını, 42 kişinin gözaltına alındığını söylediğini ifade etti. MHP'li Duran'dan DTP ve Özgür Gündem'e suçlama Altay, olaya ilişkin görüştükleri MHP Milletvekili Duran'ın ise, "Bu aile zaten tefecilik yapıyor. Burada Türk-Kürt çatışması diye bir şey yok. Biz burada yıllardır kardeşçe yaşıyoruz. Bunu tahrik etmeye çalışan bu tefeci grup, arkasına Doğu ve Güneydoğulu vatandaşları almak için provokasyon yapıyor" dediğini belirterek, DTP ve Özgür Gündem Gazetesi'nin olayı farklı mecraya çalıştığını iddia ettiğini söyledi. Vatandaşlarla yapılan görüşmelere de ayrıntılı yer verilen raporda, şu tespitlere yer verildi: * Heyetimiz olayların başlamasında etkili olan kavganın iki ölüm, altı yaralanma ile sonuçlanan ciddi sonucuna rağmen, kavga ve sonucunda işlenen cinayetin hiçbir etnik temelinin olmadığı, fakat olaydan sonra bazı çevrelerin gerek ekonomik, gerekse de, Kürt'lerin beldede yaşıyor olmasındaki rahatsızlığı sonucu beldede yaşayan Kürtlerin evlerine, işyerlerine, araçlarına ve canlarına yönelik ciddi bir linç girişiminde bulunulmuştur. * Buna da geçmişte Türkiye'nin bir çok yerinde fazlasıyla karşılaştığımız Kürtlere yönelik linç girişimlerinin devlet yetkilileri tarafından fazlasıyla ciddiye alınmaması, hatta bir çoğunun devlet yetkililerinin yaptığı konuşmalar ve attıkları adımlarla desteklemeleri sebep olmuştur. Mersin, Trabzon, Sakarya, Antalya, Ayvalık, Cunda Adası, Bozüyük ve Bursa da yaşan linç girişimlerinin hepsi cezasız kalmıştır. Altınova olayının da bunun bir devamı olduğu heyetimizce düşünülmektedir. * Yerel yöneticiler yeterince olaya müdahil olmamışlardır. Özellikle jandarma kuvvetleri olayı engellemektense seyretmeyi tercih etmiştir, güvenlik güçleri ciddi bir zafiyet içerisine girmiş, buna da insanların gergin ve üzgün olmasını neden göstermiştir. * Jandarmaya giden telefonlar konusunda gerekli hassasiyet gösterilmemiştir. Hassasiyet gösterilmediği gibi, işlerinin yoğunluğunu sebep göstererek şikayetleri geçiştirmeye çalışmışlardır. * Olayların birinci günden nereye varacağı bilinmesine rağmen, önleyici her hangi bir tedbir alınmamıştır. Tahrip edilen ev, işyerleri ve araçlar Vali'nin de beyan ettiği gibi Bursa'dan gelen takviye kuvvetlere rağmen, sadece seyredilip ve kameraya çekilerek karşılanmıştır. * Olayın aslında bir Türk-Kürt çatışması olmadığı, bunun basın tarafından böyle yansıtıldığı Vali tarafından ifade edilmiştir. Bütün saldırıların Kürtlerin ev ve işyerlerine yapıldığı açık bir şekilde ortadayken, olayın ciddiyetinin yöneticiler tarafından kavranamadığına kanaat getirilmiştir. * Beldede yapılan araştırmada 30 civarında işyerinin tahrip edildiği tarafımızdan görülmüştür. Ayrıca gittiğimiz evlerin hepsinin camlarının da kırıldığı görülmüş, 60 civarında hasarlı işyeri ve ev tespit edilmiştir. Ayrıca başvurusunu alabildiğimiz insanların beyanlarına göre 14 otomobil kullanılmaz hale gelmiştir. Tanıkların beyanlarına göre hasarlı ev, otomobil ve işyerleri sayısının daha fazla olduğu kanaati oluşmuştur. * Tahrip edilen bütün iş yerlerinin, evlerin ve otomobillerin Kürtlere ait olduğu da bunun önceden planlandığı izlenimi yaratmıştır. * Evi, işyeri ve otomobilleri tahrip edilen Kürtlere yönelik linç girişimine, yıllardır komşuluk yaptıkları insanların katıldığı, yapılan bütün görüşmelerde mağdurlar tarafından ifade edilmiştir. * Tahrip edilmiş işyerlerinin, tahrip edildiği gibi kaldığı, iş yeri sahiplerinin 'linç ediliriz' korkusuyla iş yerlerine sahip çıkamadıkları tespit edilmiştir. * Altınova'da hemen hemen bütün iş yerlerinde ve evlerde bayrak asılı olduğu tespit edilmiştir. Hatta Kürt olup ta korkudan evine ve işyerine bayrak asmak zorunda olduğunu beyan eden mağdurlara da rastlanmıştır. Bayrak asan vatansever asmayan hain, fetişizminin Altınova'da da yoğun bir şekilde yaşandığı, gerek gösterilerde kullanılan, gerekse de ev ve işyerlerinde asılı duran bayraklarla da ortaya çıkmıştır. * Kürt kökenli insanlar yiyecek, içecek, gıda gibi ihtiyaçlarını karşılayamadıklarını, korkudan çocuklarını bile bakkala, fırına gönderemediklerini ifade etmişlerdir. Bu tarafımızca da tespit edilmiştir. * Heyetimiz ilk beldeye girişi sırasında 2 Ekim günü beldeye girişlerin bütününde jandarmanın kontrol noktaları oluşturduğunu, girişlerde yoğunluklu bir şekilde arama yapıldığını tespit etmiştir. Fakat Vali ile yapılan görüşmede Vali cenazeye katılan insanların çoğunun belde dışından geldiğini ifade etmesine rağmen, oluşturulan kontrol noktalarında bu insanların girişi engellenmemiştir. Aksine Kürt kökenli insanların girişlerinin engellendiğini yaptığımız görüşmede, heyetimiz tespit etmiştir. * Mağdurların can ve mal emniyeti ve geleceğe yönelik kaygılarının çok güçlü olduğu bu anlamda tehlikenin potansiyel olarak devam ettiği, bundan dolayı da bir çoğunun beldeyi terk ederek, değişik yerlere akrabalarına ya da memleketlerine gitmek zorunda kaldıkları tespit edilmiştir. * Yaşanan olaylardan sonra hiçbir yerel yönetici, Vali, Karakol Komutanı, Belediye Başkanı ve hükümet temsilcisi mağdurlarla her hangi bir iletişime geçmemiş, her hangi bir geçmiş olsun dileğinde bulunmamış, can güvenliği sorununun olmadığını ifade etmemiş, mağdur insanlara hiçbir güvence verilmediği tespit edilmiştir. Raporda, ayrıca şu sorulara yanıt verilmesi istendi: * Jandarma birlikleri neden yaşanan linç girişimlerine müdahale etmeyip seyretmekle yetinmiştir? * Olayların yoğun yaşandığı İnönü caddesinde, neden elektrikler kesintiye uğramıştır? * Araçların parçalanmasından sonra neden hemen zarar tespiti yapılmamıştır? Ayrıca, neden araç sahiplerinin görüşleri alınmadan araçlar hemen karakola çekilmiştir? * Jandarma yetkililerinin sürekli kamera çekimi yaptıklarını söylemelerine rağmen, gözaltına alınan insanlardan neden sadece sekiz kişi tutuklanmıştır? * 60'ın üzerinde ev ve işyeri, ayrıca 15-20 aracın tahribatını sadece sekiz kişi mi gerçekleştirmiştir? * İlk gün yaşanan saldırılardan sonra, cenazelerin kaldırılacağı gün de aynı olayların olacağı bilindiği halde neden ciddi önlemler alınmamıştır? Ve neden gruplar halinde dışarıdan gelen insanlar engellenmemiştir? Neden sadece Kürtlerin şehre girişi engellenmiştir? * Toplanan kalabalık, işyerlerine, evlere ve araçlara saldırdığında neden her hangi bir uyarı yapılmamıştır? * Hükümet yetkilileri neden toplumsal barışı zedeleyecek linç girişimlerine duyarsız kalmıştır? Raporda, şu talepler yer aldı: * Kalabalığın toplandığı sırada orada olan Balıkesir MHP Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un topluluğu kışkırttığı hakkındaki iddialar aydınlatılmalıdır. * Belediye araçlarıyla taş taşındığı, belediye başkanının Kürtlere karşı ayırımcı politikalar güttüğü ve dışarıdan belediye araçlarının yürüyüşe katılmak için insan taşıdığı iddiaları araştırılmalıdır. * Zararların tazmini için ciddi bir çalışma yapılmalıdır. Mağduriyetler derhal giderilmelidir. * Olayların büyümesinin önüne geçemeyen ve zafiyet içinde olan yöneticiler hakkında derhal kapsamlı soruşturmanın açılması sağlanmalıdır. * Balıkesir Valisi Selahattin Hatipoğlu'nun heyetimize de ifade ettiği; "Bazı taşkınlıkları hoş gördük" şeklindeki ifadelerini kabul edilemez buluyoruz. Vali hakkında derhal kapsamlı soruşturma açılması ve Valinin açığa alınması sağlanmalıdır. * Bu bağlamda Meclis derhal bir inceleme komisyonu oluşturarak bölgede meydana gelen olayları bütün ayrıntılarıyla açığa çıkarıp, olayın bu noktaya gelmesine sebebiyet veren kişi ve kamu görevlileri hakkında inceleme ve soruşturma başlatılmasını sağlamalıdır." 'Linç girişim 6-7 Eylül olaylarını çağrıştırıyor' Raporun sonuç kısmında ise yaşanan olaylar, 6-7 Eylül, Maraş, Çorum ve Sivas olaylarını hatırlattığına dikkat çekilerek, "Halkları birbirine düşman eden, insanların sürekli kaygı ve korkularla yaşamasını sağlayan dil ve adımlardan, başta devlet yetkilileri askerler ve siyasetçiler sonrada bunu kışkırtan sivil toplum örgütleri vazgeçmelidir. Türkiye linç girişimi ve insanların biri birini boğazlayacağı bir duruma doğru hızla gidiyor. Böyle bir tehlike maalesef başta Ege de olmak üzere birçok yerde mevcut. Bunun önüne geçmek hepimizin görevidir. Herkesi bu konuda duyarlı ve sorumluluk sahibi olmaya davet ediyoruz" denildi. Kaynak: DİHA Yazdır | kEditor | 06.10.2008, 16:04:00Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok |
|