kEditor - Haberler / Politika / Meclis tezkereyi kabul etti

http://www.keditor.com/haber_2741.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Haberler / Politika

Meclis tezkereyi kabul etti


Meclis tezkereyi kabul etti TSK'nın sınır ötesi operasyon yetkisinin bir yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi bugün Meclis'te AKP, MHP ve CHP oylarıyla kabul edildi.


Hükümete verilen yetki süresinin, 17 Ekim 2008'den itibaren 1 yıl daha uzatılmasını öngören Başbakanlık Tezkeresi, 18'e karşı 511 oyla TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. Elektronik cihazla yapılan açık oylamaya, 529 milletvekili katıldı.

Tezkere üzerinde ilk sözü CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ aldı.

Elekdağ DTP'ye yüklendi

CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, PKK ile mücadeledeki en büyük sorunlardan birinin, Meclis çatısı altında yer alan bazı kişilerin, silahlı mücadeleyi bir hak olarak göstermeye çalışması olduğunu ileri sürerek, "Bu kürsüden vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumaya namus ve şerefi üzerine and içenleri, namus ve şeref sözlerini yerine getirmeye, ortak bir deklarasyonla Aktütün saldırısını kınamaya davet ediyorum" dedi.

Geçen yıl çıkarılan yetki tezkeresinden bu yana PKK eylemlerinin, ardı arkası kesilmeden devam ettiğini ifade eden Elekdağ, Aktütün olayının, düşündürücü olduğunu, "inceden inceye" araştırılması gerektiğini söyledi.

Elekdağ, önemli stratejik konumu nedeniyle sürekli saldırıya uğrayan bir karakolun, savunulabilir, askeri koruyabilen bir yapı haline getirilmesi gerektiğini belirterek, "Bu neden yapılmamıştır? Karakolun yerinin değiştirilmesi planlanmışsa, bu neden zamanında gerçekleştirilmedi? Karakol bu ileri teknoloji çağında neden saldırıları önceden ihbar eden elektronik alarm sistemleriyle donatılmadı?" diye sordu. Elekdağ, bu eksiklikleri inşaat zorluklarına ve mali olanaklara bağlamanın, "geçerli mazeret olmadığını" vurgulayarak, kamuoyunun, bu konularda Hükümetten ve yetkililerden tatmin edici açıklama beklediğini söyledi.

Esas sorunun, Hükümetin PKK ile mücadelede gösterdiği zafiyetten ileri geldiğini iddia eden Elekdağ, Hükümetin, caydırıcı strateji uygulama yeteneğinin bulunmadığını öne sürdü. Elekdağ, caydırıcı bir strateji uygulamanın ilk şartının, tehdidin saptanması olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Barzani'nin kontrol ettiği topraklarda barınan PKK örgütünün dağ kadrosu, bu coğrafyayı Türkiye'ye karşı bir eylem üssü haline getirmiştir. Barzani, PKK'yı, hayal ettiği bağımsız Kürt devletinin ilanında ve Kerkük konusunda Türkiye'ye karşı bir pazarlık unsuru olarak kullanmak istiyor. Bu nedenle PKK'ya yaşam alanı, eğitim, lojistik destek ve kendini yenileme imkanı sağlıyor. Barzani'nin, Türkiye'nin düşmanı olduğunun ve terörün baş destekçiliğini yaptığının tartışılır bir yönü yoktur.

Türkiye, eğer PKK'nın Kuzey Irak'taki mevcudiyetine son vermek istiyorsa, Barzani'nin, PKK'yı koruma ve destekleme hususundaki iradesini ve azmini kırması lazımdır. Hükümet, Kuzey Irak konusunda caydırıcı bir politika uygulayacaksa, önce 'PKK'ye yataklık yapan ve destek veren Barzani, Türkiye'nin düşmanıdır' diyebilmelidir. Ama, Hükümet bu gerçeği açıklamaktan korkarsa ve Türkiye'nin terör örgütünün Kuzey Irak'ta barınmasını engelleyecek askeri adımları atmaktan çekindiği izlenimini yaratırsa, o zaman Barzani de sergilenen bu acz ve teslimiyetten yararlanır. Bugüne kadar olduğu gibi, Türkiye ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynamasını sürdürür. Milletimiz de teröre kurbanlar vermeye devam eder."

Elekdağ, TSK'nın, Kuzey Irak'taki PKK hedeflerini "BBG evi" gibi görme imkanının kesinlikle olmadığını ifade ederek, "TSK, ABD neyi göstermek isterse sadece onu görür, neyi vurdurtmak isterse onu vuruyor. ABD'nin de gösterip vurdurttuğu, terör ağacının gövdesi ve kökleri değil, sadece dalları" dedi.

Hava operasyonlarıyla PKK'nin sonunun getirilemeyeceğini dile getiren Elekdağ, TSK'nın, bir operasyon yapabilmesi için mutlaka "ABD'nin oluru ve onayının" gerektiğini iddia etti.

Elekdağ, Hükümetin, "Güneydoğu sorunu ile PKK sorununa bulunacak çözümlerin, Washington'un Ortadoğu stratejisi çerçevesinde şekillendirilmesi sürecini" kabul ettiğini öne sürerek, bu durumun, Türkiye'nin üniter yapısı ve ulusal birliği için ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtti.

Hükümet'in PKK ile mücadeledeki bir diğer zafiyetinin de "terörle mücadele" kavramını, "teröristle mücadele" olarak anlamasından kaynaklandığını ileri süren Elekdağ, sözlerini şöyle tamamladı:

"Teröristle mücadele bir ağacın dallarını budamaya benzer. Dalları kesersiniz, ama onlar sonra daha gür bir şekilde çıkar. Esas amacın, yani terörle mücadelenin, ağacı kökleriyle birlikte yok etmeyi hedeflemesi zorunludur. Terörle mücadele için topyekun bir mücadele anlayışına sahip olmak gerekir. Bu tür bir mücadele, terörün, ekonomik, sosyal, psikolojik ve siyasal boyutlarını kapsadığı takdirde başarıya ulaşır. Hükümet, 6 yıldır terörle mücadelede bu tür kapsamlı bir yaklaşım ortaya koyamamıştır. Ülkemizin bugün terörle mücadelede ulusal bir stratejiye sahip olamamasının önde gelen bir nedeni budur. Bu zafiyet bir an önce telafi edilmelidir.

Terörle mücadelede karşılaştığımız belki de en büyük sorun, terörü hep birlikte tarif edemememizden, onu birlikte kınayamamızdan, hatta bu çatı altında yer alan bazı kişilerin terörle demokrasi arasında ayırımı yapamayarak, terörü bir hak olarak göstermeye ve meşrulaştırmaya çalışmalarından ileri geliyor.

Burada bulunan herkes, bu kürsüden vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumaya namus ve şerefi üzerine and içti. Ben şimdi bu andı içenleri, yani TBMM üyelerini namus ve şeref sözlerini yerine getirmeye ve ortak bir deklarasyonla PKK canilerinin Aktütün saldırısını kınamaya davet ediyorum."

DTP'li Kurtulan: "Kürtlere yaşam hakkı tanınmalı"

DTP Grubu adına söz alan Fatma Kurtulan, Türkiye'nin 25 yıldır sorunu ortadan kaldırmak için askeri operasyonları sürdürdüğünü, ancak gelinen noktada sorunun ortadan kaldırılamadığını söyledi.

Kurtulan, 1984'ten beri 4 Cumhurbaşkanı, 9 Başbakan 7 Genelkurmay Başkanı değiştiğini, bunların hepsinin "sorunu çözeceğiz" demesine rağmen sorunun çözülemediğini ifade ederek, "Sonucu olmayan sınır ötesi operasyonlara yeniden 'evet' denmesi çözüm yolunu kapatmaktadır" dedi.

Toplumsal sorunların demokratik çözümünü TBMM'de tartışarak, Misak-ı Milli esaslarına bağlı, anayasal demokratik ve çoğulcu anlayışla çözülmesinin doğru bir yöntem olacağını söyleyen Kurtulan, topluma kabul ettirilen 1982 Anayasasının, demokrasi ve özgürlükleri ortadan kaldıracak bir anlayışla hazırlandığını ileri sürdü.

1982 Anayasasının "Kürt gerçekliğinin inkarı olduğunu" iddia eden Kurtulan, Anayasanın egemen ideolojisine dokunmadan, siyasal, toplumsal, kültürel çoğulculuk temeline dayanan demokratik yapılanmaya veya demokratik ulusculuğa geçilemeyeceğini iddia etti.

Kürt sorununa 24 yıldır çözüm bulunamadığını, sorununun sınır ötesi operasyonlarla çözülemeyeceğini savunan Kurtulan şöyle devam etti:

"Kürt sorunu içimizdeki bir sorundur; bir haklar sorunudur. Demokratik sistemlerde meclisler bu sorunları çözmek için vardır. Görmezlikten gelmek, topluma çare olarak militarizmi sunmak meclislerin işlevsizliğinin sonucudur. Türkiye'de yapılması gereken tezkere çıkarmak değil, ulus devletin demokratikleştirilmesi için sistemli bir çalışma başlatmaktır. Yeni bir anayasa ile katı merkeziyetçi devlet yapısı yerine, demokratik özerklik gibi idari ve siyasi bir reformla Kürt sorununu çatışmasız çözmek mümkündür.

Birlikte mücadele edilerek kazanılan ülkemizde Kürtlerin de var olduğu gerçekliği kabul edilerek, ortak vatanda, ortak bayrak etrafında özgür yurttaşlar olarak Kürtlere yaşam hakkı tanınmalıdır. Demokratik Cumhuriyete geçişi, süreç içerisinde üniter devlet yapısını ortadan kaldıracak bir tehdit olarak nitelendirmenin haklı görülür yanı yoktur. Aksine birlikteliği güçlendirir, çatışmaları önler. Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlayabilir, bu ülkenin evlatlarını toprağa vermekten kurtarabiliriz."

"Ülkemizde yaşanan savaşın sorumlusu eril sistemdir" diyen Kurtulan, Meclisteki 50'ye yakın kadın milletvekillerine çatışmasız bir ortam sağlamaya çalışması gerektiğini söyledi.

Kurtulan, "Lider sultasına dayalı siyasetin arkasından sürüklenmeden demokrasi ve barış için çaba sarf etmeliyiz. Biraz sonra ki oylamada yaşam seçeneğine oy vererek, erkeğin savaşına onay vermemeliyiz. Savaş tercihimiz olmamalıdır" dedi.

Fatma Kurtulan, konuşmasını şöyle tamamladı: "Partimizi hedef olarak gösteren liderlere, 'aklınızı başınıza toplayın' diyenlere diyoruz ki, aklımız başımızda olarak, askeri ve ekonomik önlemlerle sorunun yok olacağını tahayyül etmenin hayal kırıklığı yaşatacağını belirtmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.

Ülkemizi çağdaş dünya ile buluşturacak, demokrasinin yolunu açacak, bizi güçlendirecek ve gencecik insanlarımızın hayatlarını kurtaracak tek yol demokratik birliktelik projeleridir. Biz bunu için tezkereye hayır diyoruz. Sizlerin de ülkemizi kan bataklığına çevirecek olan bu yöntemi onaylamayacağınızı umut ediyorum."

MHP'li Bölükbaşı: "Barzani ve Peşmergeler uyarılmalı"

MHP adına söz alan Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı, "Terör konusunda alınacak önlemlerin Barzani güçlerinin PKK'ya desteğinin sona ermesinde yeterli olmaması halinde, Barzani ve peşmergelerinin askeri müdahale hedefi olacağı konusunda kesin bir dille uyarılması gerektiğini" söyledi.

TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen, Hükümete, Irak'ın kuzeyine sınır ötesi operasyon için yetki veren Başbakanlık Tezkeresi üzerinde MHP grubu adına konuşan Bölükbaşı, 1. Tezkereyi güçlü bir şekilde destekleyen MHP'nin, bu tezkereyi de desteklediğini söyledi.

Terörle mücadelenin partiler üstü anlayışla ele alınmasıve siyasi hesapların üstünde tutulması gereken milli bir sorun olduğunu belirten Bölükbaşı, Türkiye'nin, çok ciddi dış desteğe sahip terör tehdidiyle, iki cephede mücadele etmek durumunda kaldığını kaydetti.

Bölükbaşı, bu mücadelenin siyasi kararlılık ve dirayet gerektiren, milli imkanların topyekün seferber edilmesini zorunlu kılan zor ve meşakkatli bir süreç olduğunu dile getirerek, bunun için öncelikle etkili bir caydırıcılık politikasının benimsenmesinin hayati önem taşıdığını ifade etti.

Bölükbaşı, bu strateji kapsamında, terör unsurlarını koruyan ve faaliyetlerine göz yuman dış desteklerin kesilmesi için, bu mihraklara karşı da etkili tedbirler alınması ve yaptırımlar uygulanmasının mutlak bir zorunluluk olduğuna işaret etti.

MHP'li Bölükbaşı, PKK'nın Irak'ın kuzeyinden gerçek anlamda tasfiyesi için ulaşılması şart olan hedefleri şöyle sıraladı: "Terör örgütünün Irak'taki yapılanmasında 134 olarak belirlenen yönetim kadrolarının enterne edilerek Türkiye'ye iadesi. Örgütün dağıtılması ve Türk vatandaşı olan teröristlerin silahlarıyla birlikte Türkiye'ye getirilerek adalet önüne çıkartılması. Türk uyruklu olmayan PKK militanlarının silahsızlandırılması, bunlardan Irak'ta kalacak olanlara Türkiye için yeniden bir tehdit teşkil edecek faaliyetlerde bulunmalarının önlenmesi. PKK'nın bölgedeki bütün alt yapısının imha edilmesi ve PKK kontrolündeki Mahmur Kampının kapatılarak buradaki Türk vatandaşlarının Türkiye'ye dönmelerinin sağlanması"

MHP'li Deniz Bölükbaşı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin 16 Aralık 2007'de başlayan askeri harekatının, "Terör örgütüne ağır darbeler vurmasına ve çok önemli kayıplar verdirmesine rağmen, nihai amaca ulaşmada tek başına yeterli olduğunun söylenemeyeceğini" bildirdi.

Bölükbaşı, "Terör örgütüne dış desteğin kesilmesi sağlanmadan, bu amaçla ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulanmadan ve terör örgütüne karşı geniş çaplı bir askeri harekat için gerekli siyasi ortam yaratılmadan, PKK'nın sınırlı askeri müdahalelerle çökertilmesi esasen beklenemeyecektir" diye konuştu.

İlk tezkerenin amacına ulaşamamasının temel nedenlerini sıralayan Bölükbaşı, Barzani ve peşmergelerin PKK'ya fiziki, lojistik ve finansman desteğiyle siyasi himaye sağladığını kaydetti.

Deniz Bölükbaşı, PKK'ya Avrupa kaynaklı para akışının Erbil üzerinden yürütüldüğünü, yaralı teröristlerin tedavilerinin Barzani kontrolündeki bölge hastanelerinde yapıldığını ve bu militanların tedavi sonrası terör kamplarına gönderildiğini söyledi.

Terör örgütü için önemli olan Mahmur kampının hala kapatılamadığını söyleyen Bölükbaşı, "Bu gerçekler karşısında kimse kimseyi aldatmaya çalışmamalıdır. Irak'ın kuzeyinde otorite boşluğu olduğu söylemlerinin, Barzani'nin PKK'ya desteğine ilişkin bu fiili durumu izah etmeye ve gerçekleri gölgelemeye yetmeyeceğini herkes kabul etmelidir" dedi.

Deniz Bölükbaşı, Barzani'nin PKK'nın siyasi hamiliğini de üstlendiğini bildirdi.

MHP'li Bölükbaşı, ABD'nin, Kuzey Irak'tan kaynaklanan PKK terör tehdidi karşısında 5 yıl boyunca sessiz kaldığını, son dönemde Türkiye ile istihbarat paylaşımı konusunda sınırlı bir işbirliğine girdiğini iddia etti.

Bölükbaşı, şunları kaydetti: "ABD'nin bu yaklaşımı, Irak'ta saplandığı bataklıkta Barzani'yi stratejik müttefik olarak gördüğünü, Irak'ın geleceği açısından bir çıban başı olan peşmergelerin istikrarını, Türkiye'nin güvenliğinden daha önemli saydığını göstermiştir.

Arkasında Meclis'in güçlü iradesi olan terörle mücadelenin ABD Başkanının iznine tabi kılınması ve 'PKK ortak düşmanımızdır' söylemiyle tatmin olunarak bunun için atılacak adımların ABD'nin öncelikleri ve takdiriyle sınırlandırılması, Türk milletini incitmiş, PKK'nın Kuzey Irak'tan tasfiyesi sürecinde de büyük bir zafiyete yol açmıştır.

Terörle mücadele için yapılması gerekenleri sıralayan Bölükbaşı, Barzani'nin PKK'ya desteğinin kesilmesinin, bu mücadelenin sonuca ulaşmasında birinci öncelikli konu olduğunu söyledi.

Bu konuda diplomatik temas ve girişimlerle sonuç alınamayacağının ortada olduğunu ifade eden Bölükbaşı, şöyle konuştu: "Alınacak önlemlerin Barzani güçlerinin PKK'ya desteğinin sona ermesinde yeterli olmaması halinde, Barzani ve peşmergeleri askeri müdahale hedefi olacağı konusunda kesin bir dille uyarılmalıdır. Barzani'ye Türkiye'ye husumetinin çok ağır bir maliyeti olacağı gösterilmeli, buna rağmen bundan vazgeçmezse, bu bedel fiilen ödettirilmelidir.

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimine meşruiyet kazandıracak hareketlerden özenle kaçınılmalı, Barzani ile hiçbir şekilde resmi diyalog sürecine girilmemelidir. Bugün gelinen noktada, PKK'nın bu bölgeden geriye dönüşü olmayacak şekilde sökülüp atılması için terör yuvalarına yönelik kapsamlı bir temizlik ve imha harekatı yapılması kaçınılmaz görülmektedir."

Deniz Bölükbaşı, yapılacak bir kara harekatından sonra, askerlerin Kuzey Irak'ta geçici bir süre için konuşlandırılması ve bir güvenlik bölgesi oluşturulması gerektiğini kaydetti.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin PKK'yı tasfiye edecek güce, yeteneğe, morale ve donanıma sahip olduğuna işaret eden Bölükbaşı, "Bunlar yapılmadığı takdirde, Meclis'in verdiği yetkinin anlamı, etkisi ve sonuçları Türk Milleti tarafından haklı olarak sorgulanacak ve terörle mücadele konusunda devlete olan güven duygusu korkarız ki sarsılacaktır" dedi.

AKP'li Ergün: "Biz istesek de bölünemeyiz"

AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün, sorunların çözüm yolunun silah olamayacağını belirterek, "Tarih içinde bu coğrafyada birlikte yaşadıklarımız ve ilişkilerimiz, bizi istesek de bölünemeyeceğimiz bir şekilde kaynaştırmıştır" dedi.

TBMM Genel Kurulu'nda, sınır ötesi operasyonla ilgili Başbakanlık Tezkeresi üzerinde AK Parti Grubu adına konuşan Ergün, terör örgütünün eylemleri nedeniyle sınır ötesine askeri hareket düzenlemenin, Türkiye'nin ve milletin güvenliği adına meşru müdafaa hakkının kullanılmasını zorunlu kıldığını söyledi.

Ergün, "Şimdiye kadar yaptığımız ve şimdiden sonra yapacağımız tam da budur. Hatta önümüzdeki 1 yıl boyunca bu yetki daha da etkin kullanılmalı, kendi içinde kırılma ve çözülme noktasına gelen terör örgütünün, dağ kadrolarının dağıtılması, silahsızlandırılması, uluslararası ve bölgesel siyasi desteğinin iyice zayıflatılması, finans kaynaklarının kesilmesi, örgüte katılımların önlenmesi sağlanmalıdır" dedi.

Terörle mücadelede ABD'nin, ilk defa PKK terör örgütünü ortak düşman ilan eden, sınır ötesi operasyonlarda istihbarat paylaşımı düzeyinde iş birliğine yönelen bir tutum içinde olduğunu kaydeden Ergün, bu olumlu tutumun gelecek dönemde daha ileri düzeyde olması gerektiğini vurguladı.

Terör örgütünün Kuzey Irak'ta tasfiyesinde ABD, Irak merkezi yönetimi ve kuzeydeki bölgesel yönetimin aktif olarak rol  alması zamanının geldiğini kaydeden Ergün, şöyle konuştu: "Sınır ötesi askeri müdahalemiz konusunda bölge ülkelerinin ve AB'nin tutumu da son derece olumlu ve Türkiye'nin haklılığını kabul eder niteliktedir. Bu olumlu yaklaşımların da önümüzdeki 1 yıllık süreçte terörün finans kaynaklarının kurutulması ve özellikle Avrupa'dan örgüte katılımların engellenmesi, AB'deki propaganda gücünün kırılması yönünde güçlü bir iş birliğine dönüşmesi sağlanmalıdır.

Aktif diplomasi ve kararlılık bu dönemde sürdürülerek daha etkili bir iş birliği zemini yakalanmalıdır. Özellikle Kuzey Irak bölgesel yönetimi, önümüzdeki 1 yılı son bir fırsat saymalı ve terör örgütünün etkisizleştirilmesi, kendisi için hayati öneme sahip Türkiye'nin kalıcı dostluğunu kazanmak amacıyla sıkı bir iş birliğine girmelidir."

PKK'nin etnik temelde bölücü amaçlar taşıdığını, 1980 sonrasının yanlış politika ve uygulamalarından, Kürt kökenli vatandaşların yaşadığı bölgelerdeki uzun zaman çözülemeyen sosyal, ekonomik ve kültürel sorunların istismarından beslendiğini belirten Ergün, şunları kaydetti:

"Etnik milliyetçilik ve bölünme fikri milletimizin ve devletimizin en duyarlı olduğu ve irite edici bulduğu bir durumdur. Terör örgütünün, Kürt kökenli vatandaşlarımızın sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlarının çözüme kavuşmasıyla ilgisi var mıdır? Silah ve terör yöntemleri ancak, ülkenin bölünmesi, federasyon veya özerklik gibi amaçlar için kullanılan yöntemlerdir. Diğer sorunların çözüm yolu asla silah olamaz. Üstelik silah ve terör, bu sorunların da çözümünü zorlaştıran; hatta bazen konuşulmasını bile imkansız hale getiren bir metotdur.

Terör örgütünün ve terörün etnik ve coğrafi bir bölünmeyi başarması imkansızdır. Sözde örgüt liderleri de bu imkansızlığın farkındadır. Bu nedenle terörden başka iş bilmediklerinden, Türkiye'yi taciz etmek isteyen güçler adına, terörü kendileri için bir taşeronluk ve servet biriktirme yolu olarak sürdürmektedirler. Tarih içinde bu coğrafyada birlikte yaşadıklarımız ve ilişkilerimiz bizi istesek de bölünemeyeceğimiz bir şekilde kaynaştırmıştır. Önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin sorunu etnik veya başka sebeple bölünerek küçülme değil, küresel ve bölgesel bir güç ve cazibe merkezi olarak yeni eklemlenme talepleriyle karşılaşmaktır."

Ergün, "Türk milleti" kavramının etnik temelde bir kavram değil, tarih, kültür ve inanç süzgecinden geçerek oluştuğuna işaret ederek, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Türkler, Kürtler, Boşnaklar, Arnavutlar, Gürcüler, Çerkezler, Abhazlar, Araplar Büyük Türk Milletini oluşturan vazgeçilemez unsurlardır. Alevisiyle, Sünnisiyle...Büyük çoğunluk içindeki etnik ve dini farklılıkların sorunları, azınlık hukuku ve psikolojisi içinde çözülemez. Terör eylemleri yoluyla ise asla..." dedi.

Ergün, etnik ve dini alt kimliklerin kendisini ifade etmesi, göstermesi, yaşatması ve geliştirmesi ile bu kimliklerin siyasi temsil talebinin birbirine karışmamasını isteyerek, "Bizim millet anlayışımızda etnik ve dini kimliklerin siyasi temsil talebi kabul edilemez. Biz bu Meclis'te etnik olarak Türkleri ve dini olarak olarak Sünnileri temsilen bulunmuyoruz. Hiç kimse de Kürtleri ve Alevileri temsilen bulunamaz. Hepimiz bütün milli ve manevi değerleri ile Türk milletini temsilen bulunuyoruz" dedi.

"Kürt sorununa siyasi çözüm" sözlerine işaret eden Ergün, "Kürt kökenli vatandaşlarımızın bu sorunları ülkenin ve milletin bölünmezliği anlayışıyla siyaset, hukuk ve çağdaş demokrasinin imkanları içinde çözüme kavuşsun anlamına geliyorsa, kimsenin diyeceği olmaz. 'Siyasi çözüm' sözleri, bölünmeyi, federasyonu, özerkliği, etnik yapılara dayalı anayasayı, etnik siyasi temsili, eğitim dilinde ayrılığı ifade etmek için kullanılıyorsa, bilinmelidir ki bunlar millet yararına olmayan, gerçekleşmesi imkansız, bölücü ve sadece terörü sürdürmek için propagandası yapılan konular olarak kalacaktır" görüşünü ifade etti.

Ergün, "Silahlar sussun" talebine de işaret ederek, şöyle konuştu: "Evet silah susmadıkça biz konuşamıyoruz. Ancak önce susması gereken silah, terör örgütünün silahıdır. PKK silahsızlandırılmalıdır. Devlet, iç güvenlik ve savunma adına elinde silah da bulunan bir organizasyondur. Bu nedenle her zaman uyanıktır ve bir eli tetiktedir. Terör örgütü etnik bölücü amaçlar taşımıyorsa, silaha ne ihtiyaç vardır? Devlet gücünü kullananlar, silahsız adama kurşun sıkarlarsa, o zaman konuşursun. Ülkenin dağlarında eli silahlı adamlar karakol basıyorsa, şehirlerde canlı bombalar, tuzaklar, yollarda mayınlar patlatılıyorsa, devlet, silahlı gücünü harekete geçirecektir."

Ergün, terörle mücadele ve sınırı aşan suçlar konularında akademik çalışmalara da ağırlık verilmesi ve Terörle Mücadele Bilgi Bankası oluşturulmalı gerektiğini söyledi.

Cemil Çiçek: "Para teferruattır"

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, insan hayatı söz konusu olduğunda, paranın teferruat olduğunu ifade ederek, "Aç kalırız, açık kalırız, 100 kilometre yolu, 4 binayı eksik yaparız, TSK'nın, güvenlik güçlerinin ihtiyacı neyse, bunu anında karşılarız ve anında da karşılanmıştır. Terörle mücadelede Hükümet ile TSK arasında ihtilaf varmış gibi göstermek, araya fitne sokmak içindir" dedi.

Hükümete, Irak'ın kuzeyine sınır ötesi operasyon için yetki veren Başbakanlık Tezkeresinin, TBMM Genel Kurulundaki görüşmelerinde, iktidar partisi ve muhalefet partileri sözcülerinin konuşmaların ardından, hükümet adına Çiçek, söz aldı.

Çiçek, Genel Kurulda dile getirilen görüşlerin bir çoğuna katılmasa, gerçeği yansıtmasa, bazılarında istismar koksa da bir başka bakış açışı, bir başka değerlendirme olduğunu söyledi.

Bu konuların konuşulacağı en meşru platformun, Meclis olduğunu ifade eden Çiçek, hem gerçekleri hem de gerçekçi konuşmaları gerektiğini vurguladı. Çiçek, 40 yıldır uğraşmalarına rağmen elde ettiklerinin yanı sıra elde edemedikleri sonuçların da bulunduğunu belirterek, "tedbirde kusur ettiğini düşünmeyenler, takdirde bahane aramamalıdır" sözüne işaret etti.

Çiçek, böylesine karmaşık bir konuda, "Bu işi 5 yıl önce konuştuk, bu önlemleri aldık" diyerek, bunun üzerine yatamayacaklarını vurgulayarak, "Her gün bu konudaki düşüncelerimizi yeni baştan gözden geçirmeye, nerede doğru yapıyoruz, nerede eksik yaptık, nerede bundan sonra daha doğru işler yapmalıyız... Bizim herkesten beklentimiz budur. Milletimiz de bizden bunu bekliyor" diye konuştu.

Terörle mücadelenin iki ön şartını, siyasi kararlılık ve mücadeleye  halkın desteği olarak sıralayan Çiçek, "Madem halkın desteği önemli, halk doğru bilgilere sahip olmalı, değerlendirmeyi bu bilgiler çerçevesinde yapmalı" dedi.

Çiçek, çeşitli şekillerde kamuoyunun bilgisine sunulmasına rağmen, kafa karıştırıcı, muğlak ifadelerle değerlendirmeler yapıldığını belirterek, TSK'nın, 17 Ekim 2007'de, terör ve teröristle mücadelede bir imkan olarak düşündüğü sınır ötesi harekat için Meclis'ten yetki aldığını anımsattı.

Hükümetin, bu yetkiden sonra vakit geçirmeden, tezkerenin gereğini yapacak olan TSK'ya, Genelkurmay Başkanlığına bir yazı yazdığını ifade eden Çiçek, Genelkurmay Başkanlığından, TSK tarafından sınır ötesinde yapılacak harekatın, hudut, şümul, miktar ve zamanın bildirilmesinin istendiğini söyledi.

Çiçek, şöyle devam etti: "Genelkurmay Başkanlığı, daha önce yaptığı hazırlıkları, bir kez daha gözden geçirerek, Hükümet direktifine esas olmak üzere, bizden talepleri oldu. Bu talep bilinecek, yetki verildi, verilmedi tartışmalarını bitirmek adına bunları söylüyorum. TSK'nın, Irak'ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidi ve saldırılarını bertaraf etmek ve sınır ötesi harekat icra etmek üzere, terör örgütünün yuvalandığı Irak'ın kuzey bölgesiyle, mücavir alanlara gönderilmesi ve görevlendirilmesi.

Terör örgütünün bulunduğu ve destek sağladığı bölgeler ile sınırlı tutulacak askeri harekatın, askeri gereklilik ve ihtiyaçlara göre sürdürülmesi. Genelkurmay Başkanlığınca, harekatın başlangıç zamanı ve kullanılacak kuvvet miktarının, askeri harekatın gereklerine göre tayin edilmesi, her bir harekatın icrasından önce zamanlamayla ilgili olarak Başbakanlığa bilgi verilmesi. TSK'nın bizden istediği direktif budur."

Başbakan Yardımcısı Çiçek, haklı oldukları bir davada, haksız duruma düşmemek, konunun dünyaya yansıması bulunduğu için üzerinde durdukları tek konunun, harekat başlamadan makul bir süre önce Başbakanlığa bilgi verilmesi
olduğunu dile getirdi.

Bu tezkerenin 1 yıldır bu çerçevede kullanıldığına işaret eden Çiçek, bu süre içinde gereğini TSK'nın tayin ettiği 29 hava harekatının yapıldığını bildirdi. Çiçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu tezkereden beklenen muradın hasıl olabilmesi bakımından, esirgenen bir yetki, daraltılan bir alan söz konusu değildir. Bu açıklamadan sonra halen 'eğer, falan filan' tartışması varsa, bu sürece olumlu katkı vermez. Vatandaşın kafasında soru işaretleri bırakır.

Bir soruya verilen genel cevap çerçevesinde, TSK'nın, hükümetten, terörle mücadelede bir kısım imkanları talep ettiği, buna yeterli cevabın, imkanın verilmediği... Bu kesinlikle doğru değildir. İnsan hayatı söz konusu olduğu zaman, para teferruattır, para söz konusu olmaz. Aç kalırız, açık kalırız, 100 kilometre yolu, 4 binayı eksik yaparız, TSK'nın, güvenlik güçlerinin ihtiyacı neyse, bunu anında karşılarız ve anında da karşılanmıştır."

Çiçek, başkanlığını yaptığı, Terörle Mücadele Yüksek Kurulunda Maliye Bakanının, "terör uzmanlığından değil, terörle mücadelede, güvenlik birimlerinin parasal ve ödenek sıkıntısı olması halinde, bunları anında karşılaması" için yer aldığını söyledi.

Çiçek, şunları kaydetti: "Bugüne kadar, bu noktada en ufak sıkıntı olmadığı gibi, hem bu kurumun başkanı, hem bu işin tarih önünde şahidi olarak, her defasında komutanlar, 'Hiçbir ihtiyacımız yoktur, teşekkür ederiz' tarzında, Maliye Bakanı'na teşekkürlerini ifade etmiştir. Bu açıklamadan sonra, 'bu iddialar doğruysa' şeklinde bir konuşma yapılıyorsa, bu da hayra alamet değildir, doğru değildir.

Bir genel cevaptan, hükümet sanki para vermiyormuş tarzındaki yorumlar yapılıyorsa, makaleler varsa, burada iyiniyet yoktur. Terörle mücadele konusunda hükümet ile TSK arasında ihtilaf varmış gibi göstermek, araya fitne sokmak içindir. Artık bunlara son vermemiz lazım. Terörle mücadele, ülkemizin birliği ve bütünlüğü söz konusu olan mesele. Herkesin bir ve beraber olması lazım. Hükümeti tenkit edecekseniz, bir şey diyeceksiniz başka alanlarda deyin, ama insanların yüreğinin yandığı noktada soru işaretleri bırakıyorsanız, o zaman büyük vebal altında olursunuz."

TBMM Genel Kurulunda görüşülen, Hükümete, Irak'ın kuzeyine sınır ötesi operasyon için yetki veren Başbakanlık Tezkeresi üzerinde Hükümet adına konuşan Çiçek, dünyanın ilk defa terör konusunda Türkiye'nin yanında yer aldığını söyledi.

"Terör gibi önemli meselede eğer derdinizi iyi anlatmazsanız, spekülasyonlara, istismara imkan verirseniz, o zaman haklı davanızda haksız duruma düşersiniz" diyen Çiçek, fitneye müsait bir coğrafyada sınır ötesi harekat yapılırken bunun iyi anlatılması gerektiğini kaydetti.

Cemil Çiçek, "Herkes, terörle mücadelede Türkiye'nin haklılığını kabul ettiyse, bu Hükümetin başarısıdır" diyerek, eksiklikler söylenirken, doğru yapılanlar da söylenirse karşılıklı güvenin artacağını kaydetti.

Başbakan Yardımcısı Çiçek, şunları söyledi: "Bir yıl daha süre uzatımı söz konusu olacaksa, bu da ülkemizin yararına en etkili bir şekilde kullanılacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır. Burada yapılan değerlendirmelerin çok önemli bir bölümü teröristle mücadele ile ilgilidir. Ama herkes konuşmalarında 'teröristle mücadele ve terörizmle mücadele var' diyor. Terörizmle mücadele, teröristle mücadeleden daha zor olan bir alandır. Çünkü dağa çıkıştan tutun, başka gelişmelere kadar hepsi bataklığın kurutulmasına bağlı.

18 Kasım 2002'den beri yaptığımız şey, esas itibariyle terörizmle mücadeledir. Öyle olduğu için terör örgütü bizden rahatsız. Bizden en evvel rahatsız olan terör örgütüdür ve onun uzantılarıdır. Çünkü bizim başarımız, siyaseten geldiğimiz nokta, onların ezberini bozdu, tekerine çomak soktu. Onun için hedef, varsa yoksa AK Parti iktidarıdır. Bu konuda geldiğimiz nokta, Türkiye açısından ümit vericidir. Keşke herkes AK Parti kadar bu yönde çabanın içerisinde olsa."

Bunların durup dururken olmadığını, kardeşlik projesi yürüttüklerini ifade eden Çiçek, şöyle devam etti:

"Oradaki insanlara götürdüğümüz hizmetleri 'terör önlensin' diye götürmüyoruz. Bu çok yanlış ve sakat bir anlayıştır. Orada yaşayan insanlar da bu ülkenin vatandaşlarıdır. Çanakkale'ye gidin, bu ülkenin 81 vilayetinin çocukları yanyana yatıyor. Ben bu anlayışla hizmet götürdüğüm için, beni bağrına bastı.

Bağrına bastığı için bugün terör örgütü beni hedef alıyor. Bölücü örgüt altından halının kaydığını düşünerek, bir taraftan askerimize saldırıyor, bir taraftan polisimize saldırıyor, bir taraftan masum insanları çoluk çocuk demeden... Sonra onların uzantıları da geliyor, insan hakları, özgürlük... 2 yaşındaki çocuğun özgürlüğü, hakkı yok mu? Öldürdüğünüz, katlettiğinizin hanımların, yaşlı babaların, ninelerin, dedelerin hakkı yok mu? Bunları hunharca katledeceksin, sonra insan hakları ve özgürlük... En temel hak, hayat hakkı. Hayat hakkını ortadan kaldıran adam mı olur, insan mı olur, özgürlükleri hak eder mi? Onun için meseleyi doğru koymamız lazım."

BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu

TBMM Başkanvekili Güldal Mumcu, Irak'ın kuzeyine sınır ötesi harekat için Hükümete verilen yetki süresinin, 17 Ekim 2008'den itibaren 1 yıl daha uzatılmasını öngören tezkerenin görüşmelerinde, BBP Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu, ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ufuk Uras ile DSP Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli'ye yerlerinden kısa açıklamada bulunmaları için söz verdi.

Muhsin Yazıcıoğlu, sınır ötesi harekat için Hükümete verilen yetki süresinin 1 yıl daha uzatılmasını öngören tezkereye olumlu baktıklarını söyledi.

Meselenin, Hükümete yetki vermek ve sınır ötesi operasyon yapmaktan ibaret olmadığını ifade ederek, terörle mücadelede alınması gereken önlemlere işaret eden Yazıcıoğlu, ekonomik, sosyal ve hukuki tedbirler kararlılıkla uygulamaya konulurken; demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğünden taviz vermeden teröristle kararlı mücadele yapılması gerektiğini belirtti.

Okullarda terör dersleri verilmesini isteyen Yazıcıoğlu, terör örgütünün ortak düşman olarak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Yazıcıoğlu, "Başta milletvekilleri olmak üzere herkes, PKK'yı terör örgütü olarak kabul etmeli ve açıkça tavır koymalıdır. Bir taraftan Mecliste Türkiye Cumhuriyeti devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden taviz vermeyeceğine yemin ederken, diğer taraftan ihanet odaklarıyla birlikte olduğu gizlemeyen milletvekillerinin varlığı Türk milletini ciddi şekilde rahatsız etmektedir" diye konuştu.

Yazıcıoğlu, terörle mücadelenin, sabit karakollar ve düzenli ordu yerine, mobil timlerden oluşan özel kuvvetlerle yürütülmesi ile Irak sınırında güvenlik amaçlı "tampon bölge" oluşturulmasını önerdi.

ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, Kürt sorununun, tek başına asayiş sorunu olmadığı gibi yargının ya da askerin çözeceği bir sorun olmadığını söyledi.

"Kürt sorunu, Türkiye toplumunun bir sorunudur. Çözüm biçimi, demokratikleşme ve hoşgörüdür" diyen Uras çözümsüzlük ve kutuplaşmayı artıracak terör eylemlerine ve şiddet adımlarına değil, barış yöntemlerine, sosyal ve ekonomik önlemelere ihtiyaç olduğunu ifade etti.

Diğer partilere seslenen Uras, "Demokratik açılımlardan ürkmeyelim, uzaklaşmayalım. Sabırla demokratik adımların atılması, sorunun çözümü için gerekli zemini yaratacaktır. Hiçbir askeri gerekçe bu konuda gerekli olan açılımları geciktirmeyi mümkün kılmaz. Bu tezkere, Türkiye toplumunu demokratikleştirmeyecektir, barışı sağlamayacaktır" diye konuştu.

22. kez izin verildi

TBMM, bugün kabul edilen tezkereyle, 1950'den bu yana yurtdışına asker göndermek için 22. kez izin vermiş oldu.

Meclis, 88 yıllık tarihinde Türk askerinin yabancı ülkelere gönderilmesi konusundaki istemlere sahne oldu.

TBMM, 1950 yılından sonra ilk kez, Kore'ye Türk askerinin gönderilmesi için dönemin hükümetine izin verdi.

Bu haber, CNNTürk'ten kısaltıldı


YazdırYazdır | kEditor | 08.10.2008, 18:01:00


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
  

İlgili haberler


 Yukarı çık